Tarihsel-Evrensel: I-II-III

I

Ortada sürüp giden bir tartışma varsa mutlaka iki taraf da eksiktir. Haklı kendi hakkına güvenip susmuyordur, haksız da kendini bir türlü üste çıkartamıyordur.

Kuran’a tarihsel mi evrensel mi yaklaşalım meselesi bin üç yüz yıl önce “Kuran mahluk mudur” sorusu ile tartışılıyordu. Mahluk olsa ne olmasa ne? Öyle değil işte. Mahluk ise senin benim sözüm gibi yorumlanır, değişir; değilse ne dediyse hep öyledir başkası asla mümkün değil. Bu yüzden devlet yıkılmış kurulmuş o denli. Mutezile öne geçmiş, Hanbeli arkaya düşmüş, onu atmışlar, bunu yemişler…

Bugün bizim yine bunları tartışmamızın nedeni tarihi travmalarımızdan birini ağır şekilde yaşıyor olmamız. Sanayi devrimi bizi devirerek doğdu. Hammadde bizim devletlerimizdeydi ama bizde onu işleyecek ne adam ne akıl vardı. Olması muhtemelleri de gavur diye kovduk. O zaman Mehmet Âkif ve benzeri dertli adam çıkıp siz yine İslam diye atalar dinine sarılıp tembelliği meslek edindiniz dedi ama anlayanı çıkmadı. Molla yine mollaydı.

Bugün ikinci devrim gelip geçiyor, dijital devrim. Bu devrimin öncüsü şirketlerin hiçbiri bizden değil. Olması muhtemel var mı ben bilmiyorum. En son bir oyun şirketini Zinga satın almıştı.

Dijital devrim neden buralara uğramadı ve biz neden tıpkı eski devrimdeki role sarıldık. Tüketme yarışına girdik, üretimde sözümüz yok.

Çünkü üreten kişi dehasının, yeteneğinin takdir, tahlil edilmesini ister. Emeğinin karşılığını görmek ister. Bizim gibi doğu devletlerinde böyle şeyler ayıptır. Ben denmez bir kere, o bile ayıp. Kaldı ki ben ürettim diyeceksin, bre edepsiz.

Birileri atlarına binip Üsküdar sapağını geçmeye dursun, bizim herbirşeybilenlerden X efendi bugünkü vaazına resmin haramlığıyla başladı, “neden benim yutup kanalıma abone olmuyorsunuz” azarıyla bitirdi.

Bu rezilliğin üzerinin her zamanki gibi din ile örtülmeye çalışılması elbette bazılarımızın ağırına gitti ve “yeni bir din” lazım diyemediğimiz için “yeni bir anlayış” lazım bunun için eskiyi yerinde bırakıp bugünün şartlarını göze alalım ona göre iş tutup, söz üretelim çabası lanetlendi. Çünkü yeni bir anlayış yeni kurumlar icat eder, eskilerini ifsat, ilga eder. Yüzlerce yıllık geleneğimizin güzide temsilcileri boş karavanaya kaşık sallar.

Meselenin özü paradır yani anlayacağınız. Bugünkü her türlü sefaletin ardında birilerinin sefahati yatıyor. Kim nereden zenginleşmiş takip edersek, kimin neye, niye dil uzattığını çok rahat görürüz de işimize gelmiyor.

II

Tarihselciler bu tartışmada nerede kaybediyor? Aslında kendilerini evrenselcilerin karşısına konumlandırarak. Ya da evrenselciler onları oraya koyarak kaybettiriyor.

Kuran evrenseldir, boş bir iddia değil. Fakat bunu savunanların temellendirecek kadar birikimi yok. Ellerindeki kaynaklar bugüne hitap etmiyor, o güne hitap edeni bugüne yorumlayacak kadar güçlü bir entelektüel birikimleri de kapasiteleri de yok. Ellerindeki en önemli referans hadisler. Onları da ne zaman ortaya çıkarsalar başları belaya giriyor. Muhafazakâr kanat genelde savunmada kalır, geleni savuşturur ama bizimkiler saldırmak zorunda kalıyor.

Tarihselcilerin elinde evrenselcilere göre daha fazla anlatım tekniği var ve zamanın ruhu onlardan yana. Gel gelelim savundukları mesele ve savaşılan zemin akıldan çok taklit ve nakilin hükümranlığında serpildiği için geçmişten kendilerine bulabilecekleri referanslar çok kıt. Bu durumda Müslüman mahallesindeki salyangozcu  gibi algılanıyorlar. Bu da düşmanlarının işine geliyor. Gelenekçiler sadece ateşe üflüyor. Dumanda kim boğulursa nasip kısmet.

Tarihselcilik bağlama vurgu yaparken en önemli bağlamı yani insanı unutuyor. Kur’an metnini indiği zeminde anlamak tamam, amenna. Ama ötesine sözü geçmiyor demek ya da daha kötüsü demeye getirip demiyormuş rollerine bürünmek şark kurnazlığı oluyor ki bu konuda düşmanları daha tecrübeli ve mahir olduğundan bu oyuna gelmiyor. “Bu zındıkların art niyeti var”, sloganı işlevselleşiyor.

Tarihselcilik Kuran’ı tarihe gömerek değil; tarihi, insanı ve  Kuran’ı aynı kaynağın değişen ve değişmeyen görünümleri olarak sunmayı başarmadıktan sonra tekfir edilmekten kurtulamayacaktır.

Kuran indiği tarihe konuşur cümlesini millet bugüne konuşmaz diye anlar. Bunu def edecek usul, üslup, içerik ve teknik yoksa anlatımda ölü doğmuş bir bebek olarak kalacaktır teori.

Tarihselcilik ve evrenselcilik şu ortak noktada buluşabilir. Kuran o gün için nasıl peygamber ile var olduysa bugün de aynı metni gündeme alarak kendi içtihatlarını ortaya koyan insanların varlığı kaçınılmazdır. Bırakın her alim kendi fikrini özgürce savunsun. Zaman yanlışı miras almaz, bırakmaz.

III

Şu anda akıl ve mantık tarihselcilikten yanayken neden evrenselciler açık ara önde? Bunun cevabı da dinler tarihinde saklı.

Nuh peygamber bin küsur sene tebliğ yaptığı halde ona inananların sayısı çok azdı. Neden, çünkü o kavim aşırı dindardı ve dinleri bir efendiye tabi olup onun şefaatiyle azaptan kurtulmak üzerineydi. Bu yüzden Nuh o toplumun inkarcısı olarak görülüyordu. Toplum inanıyordu. Niye ya da neye inandığını sorgulamadığı gibi sorgulayanları da dışlıyordu. Nuh “Allah’tan başkalarını efendi belleyip saygı göstermeyin” dedikçe karşı taraf “Sakın efendilerinizi bırakmayın, o sizi saptırma istiyor” diyor ve halkı muhafazakarlaşmaya davet ediyordu. Kitle de her zamanki gibi değişim isteyeni hain, çalıp çırpsalar da eski haini dost belliyordu.

Bugün gelenekçi ya da evrenselci diye kendini adlandıran kesimin önde gidişinin nedeni eski olması. Bu eskilik kitleyi memnun ediyor, yeninin meçhul kârındansa eskinin öldürmeyen zararı hoş görünüyor.

Eski olması elbette geleneğin tek artısı değil. Tarihi süreç içerisinde ehl-i hadis denen kesimin düşünen herkesi yaftalayıp dışlaması, bunlar ehl-i reydir, itibar edilmez, koman, vurun diyerek Ebu Hanife’yi dahi işkencelere maruz bırakan kafa her zaman vardı ve çoğunluktu.

Çoğunluğun şöyle bir avantajı vardır. O hep sistemi sömürür. Muhalifleri kusurları söylediğinde konumu düzenleyip sömürmeye devam eder. Evrenselciler de yakın dönemde bütün ilerlemeleri olup bittikten sonra bir Kuran ayetine dayandırarak ayetlerin elini gözünü parçalamada son derece mahirdirler. Tarihselcileri lanetledikleri tavrın fazlasını kendilerinin Kuran’a yaptıklarının farkına dahi varmazlar. Birileri elektriğin ayetten ilhamla bulunduğunu söylemeye dahi vardırmıştı.

Netice itibariyle dikkat edersek tarihselci ve evrenselci akım bir yandan savaşırken diğer taraftan birbirlerinin taktiklerini araklamaktan geri durmuyor. O ayet bana lazım, hayır beni destekliyor savaşının galibi çıkacağını ben zannetmiyorum. Bu kadar din-iman konuşup bu kadar ahlaksız oluşun ardındaki sebep zannımca burada. Dini konuşarak boşaltıyoruz, ahlaksızlığı yaşayarak, ona susarak meşrulaştırıyoruz.

Ahmet BAYRAKTAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir