Turan Engin TRT’de bir müzik programında, “kendi yöremdem, Erzican’dan bir türkümüz var. Bunu rahmetli annemden derledim. Vardım Hindeline kumaş getirdim/Açtım bedestanı sattım oturdum/Sen benim başıma neler getirdin/Ben senin kahrını çekemem gönül” diyerek bir türkü söylemeye başlıyor: “Vardım Hindeline kumaş getirdim.” türküsü.
Bir türkü söylemiyor aslında rahmetli Engin. Gözlerdeki yaşa, gözyaşına eşlik eden bir yağmuru çağırıyor. Bir hüzün yağmuru, ığıl ığıl… Boğazda düğümlenen, boğaza yumruk gibi oturan bir acıyı sesliyor. Bir acıya sesleniyor; hem yara hem de merhem bir acıya…
Bir özlemi çağırıyor; sonsuz, dipsiz, bitimsiz bir özlemi… Öznesi, nesnesi, önü, arkası olmayan bir özlemi… Sadece özlem, özlemek… Geldiğimiz, kopup dünya denen yere düştüğümüz zamanı ve mekânı sesliyor. Orayı çağırıyor, oraya çağırıyor.
“Kara bulut gibi göğe ağarsın/Sulu yağmur gibi yere yağarsın/O yar senin değil ne çok bakarsın/Ben senin kahrını çekemem gönül” diye devam ediyor türkü. İçine, içine sesleniyor.
1938’de Erzincan kökenli bir ailenin mensubu olarak İstanbul’da doğuyor Turan Engin. Aile İstanbul’da yaşamasına rağmen köklerinden kopmamış, otantikliğini korumuş. Sazın, sözün yaşatıldığı bir geleneğin içine doğuyor. Çok şanslı aslında. Annesi Erzincan yöresi müzik kültürüne hem bilgi hem de söyleme tarzı anlamında çok hâkim. Bağlamayı öğrendiği isimler de eşsiz. Ali Ekber Çiçek ve Davut Sulari ustanın yeğeni Murat Koç. Kaynak çok berrrak. Kaynak çok kavi…
Davudî ya da bas bariton sesiyle Sivas, Erzincan uzun havalarını, deyişlerini, türkülerini, semahlarını en güzel, en özel icra eden; dinlemekten yorulmayacağınız, her dem gönül hanenizde sesi çınlayacak Turan Engin eğitimine devam edemez ve 17 yaşında çalışmaya başlar. Yaşadığı muhite yakın Divriğililer Hanı’nda Davut Sulari ve Âşık Daimi gibi müziğimizin, kültürümüzün taşıyıcılarıyla tanışır. Kendini geliştirir.
“1957 yılında Sâdi Yâver Ataman ile tanışan sanatçı, Sâdi Yâver Ataman ile birlikte Halk Müziği ile ilgili çalışmalarını “Bağlamada Tezene Farklılıkları” konusu ile devam ettirdi. Sâdi Yâver Ataman’ın teşviki ile ilk önce “İstanbul Belediyesi Folklor Tatbikat Topluluğu” çalışmalarına katıldı. Bu çalışma kapsamı içerisinde “İstanbul Radyosu”‘nda yayınlanan “Memleket Havaları Ses ve Saz Birliği” programlarına katılmıştır.
1959 yılında radyoda gerçekleştirilen sınavı geçerek “Yöre Sanatçısı” unvanı ile çalıp okuma, 1961 yılında ise Muzaffer Sarısözen’in başkanlık ettiği bir sınavı kazanarak “Yurttan Sesler” kadrosu içerisinde çalışma hakkı kazanmıştır. Sanatçı yine hocalarının teşvik ve desteği ile 1967 yılından itibaren “Yurttan Sesler” topluluğunda kadrolu sanatçı olarak çalışmalarına devam etmiştir.
Turan Engin sahip olduğu bas-bariton sesi, uzun havalar, deyişler ve semahları söylerken sergilemiş olduğu usta icrasıyla dikkatleri çekmiştir. 45 yılı aşkın sanat yaşamı içerisinde gerek solist olarak katıldığı çalışmalar gerekse yapmış olduğu derlemeler ile Türk Halk Müziğine önemli katkılarda bulunmuştur. Sanat yaşamı boyunca 4 adet 45’lik plak ve 3 adet kaset çalışması gerçekleştirmiştir. https://tr.wikipedia.org
2002’de İstanbul Radyosu’ndan emekli olan Engin radyo ve televizyonlardaki programlara katılarak her zaman kulaklarımızın pasını almıştır. Malum olduğu üzere ortalık düzeysiz, kalitesiz gürültüden geçilmiyor. Varlığa dokunmayan, içinize değmeyen, gönül hanemizde çınlamayan, herhangi bir iz bırakmayan tekno-müzik bizi esir alıyor. Dinlemek istemesek bile gittiğimiz herhangi bir alış veriş mekânında, iş merkezlerinde, bindiğimiz toplu taşıma araçlarında mekanik seslere maruz kalıyoruz.
Yine bir televizyon programında bir uzun havayı şöyle anons ediyor Engin: “Efendim bir uzun havamız var: Maraş Elbistan… Parça âşık Şahturna’ya ait. Deli gönül bizim ele gidersen.” Bu uzun havanın derlenmesi Turan Engin’in anlatımına göre: “Kendisi 1974 yılında (Kıbrıs Barış Harekatı’nın başladığı yıl olarak belirtiyor) türkü derlemek için yanına aldığı kayıt cihazı ile Erzincan’da köyleri gezerken, Erzincan’da spor salonunda bir etkinlik olduğunu duyarak oraya gidiyor. Kahramanmaraş’ın Elbistan İlçesi’nden olduğunu sorup-öğrendiği “Şah Turna” isimli, oldukça yaşlı ve iki gözü de görmeyen ve de iki kişinin kollarına girerek sahneye getirdiği, kendi bölgesinde ozanlık yapan yaşlı bir köylü kadından “DELİ GÖNÜL BİZİM ELE GİDERSEN” adlı uzun havayı çalıp-söylerken dinliyor ve de kaydediyor. Bu esere 8 yıl kadar kendi kendine çalıştıktan sonra İstanbul Radyosu’nda banta okuyor ve THM Repertuarı’na girmesi için de Repertuar Kurulu’na veriyor. Türkü 893 numaralı uzun hava olarak THM Repertuarı’na kabul ediliyor.” https://www.repertukul.com
Uzun havanın devamı: “Deli gönül bizim ele gidersen/Selâm söyle eller bana küsmesin/Yol ırak viran bağa varırsan/Gülü solmuş dallar bana küsmesin/Duman almış yüce dağın başını/Çok avladım ördeğini kuşunu/Damla damla dökene göz yaşını/Gitti diye eller bana küsmesin.” Bu uzun hava her dinlediğimde beni bir başka etkiliyor. Ana tarafımın kökeni Elbistan. Belki de bu türkü benim o toprakla bağımı berkitiyor. Ata topraklarının kokusunu yayıyor. Oralara çağırıyor.
“Bahar gelip hep çiçekler açanda/Lale sümbül güller bana küsmesin” diyor Ala Deli. İçinde bulunduğum zaman ve mekândan soyutlanıp zihin dünyamda başka âlemlere kanatlanıyorum. Bir nevi uçuş diyebiliriz. Mesafeler bir anda yok oluyor ve gâh çocukluğumun geçtiği, şimdiyse viraneye dönmüş bir bahçedeyim gâh karı erimeye başlamış, sümbülleri boy vermiş bir karlı dağda… Hep düşünürüm belki doğru belki yanlış. Hayatımız hep bir gurbet. Gurbetin sınırları somut değil. Belki de kopup geldiğimiz yere özlem. Bitimsiz, sonsuz… Buralı değilim, buralardan değilim… Zaman geçtikçe gurbetlik hissi daha baskın… Yalnızlığım, yabancılığım daha da artıyor… Buralar çok yabancı, buralara çok yabancıyım…
Ağ bir devenin ağır aksak yürüyüşüne katılıyorum sonra. “Ağ deveyi gatarlamış gidiyor/Türkmen kızı bir yaylanın içinde/Ağ deve üstünde çocuk güdüyor/Türkmen kızı bir yaylanın içinde.” Gidiyorum, gidiyorum, gidiyoruz… Hep bir zamana ve mekâna çakılmış, çivilenmiş gibiymişiz meğer. Gidemiyormuşuz bir yerlere. Bütün yollar birer birer kapanmış. Bir menzile varmamış yollar. Yollar bir kayboluşun trajedisi…
Türküleri, uzun havaları, semahları, deyişleri, duvazdeh imamları aslına uygun, bozmadan, otantik icra eden Engin defalarca dinlense yine de bıktırmaz insanı. Söylediği bu eserlerin yanında “Bana bu ilmi irfanı veren”, “Bugün ben bir güzel gördüm”, “Kadir Mevlam senden bir dileğim var”, “Menzil almak ister isen”, “Şu sinemde yârelerim sızılar”, “Vardım kırklar kapısına” gibi türküleri de derleyen üstat 23 Temmuz 2006’da Hakka yürür.
Ruhu Şad olsun!
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar