Adı Cura olan bağlama ailesinin en küçük üyesi bir saz var. Genellikle iki, üç tellidir. O küçük sazdan öyle acayip öyle insanı darmadağın eden bir ses çıkar ki şaşırıp kalıverirsiniz. Cura Anadolu âşık ve ozanlarının kullandığı bir Yörük çalgısı olarak nitelendiriliyor. Ozanlar bu sazı heybelerinde taşıyorlar ve gittikleri her yere kolayca götürebiliyorlar. Bağlamaya göre ince bir sesi var. Sanki ince bir çığlık gibi… Tiz bir ses… Tezene ve parmak ile çalınır. Parmakla çalındığında tadına doyum olmaz. Bu çalış tekniğine şelpe adı da verilir. Makbule Oral ve Erol Deran‘a kulak verelim. “Ülkemizde ikitelli cura geçmişten günümüze daha çok Teke yöresi (Burdur, Muğla) ile İç – Doğu – Güneydoğu – Akdeniz Bölgelerinde (Kayseri -Sarız, Malatya – Arguvan, Kahramanmaraş – Elbistan) kendine özgü çalım biçimleriyle icra edilerek yaşatılmış ve aktarılmıştır. Söz konusu yörelerde ikitelli cura ustaları yetişmiş ve çalgı, bu ustaların özel çabaları ile gelişmiş, var olmuş ve tanınmıştır. Batı’da üç tellinin yanı sıra iki telli de icra eden (Ekici, 1993: 12) Ramazan Güngör, Doğu’da Nesimi Çimen ön plana çıkan önemli ikitelli cura icracıları arasındadır. Burada asıl olan kültürel öğe ve bunun kültürel mensubiyeti olan kişilerle birlikte taşınması olunca tam anlamıyla bir coğrafi sınır çizilememektedir. Çeşitli nedenlerle yerleşim yerlerinden göç eden kişi ve/veya grup kültürünü de beraberinde götürür ve yaşamaya, yaşatmaya devam eder. Bu durumda kültürel dokunun coğrafi sınırları da genişlemiş olur. Öyle ki Alevilerin icra ettiği ikitelli cura, İç Anadolu’nun doğusundan Doğu Anadolu’nun batısına, Güney, Doğu Anadolu’nun batısından Akdeniz’in doğusuna Alevilerin yoğun olarak yaşadığı farklı komşu yörelerde ve geniş bir coğrafyada icra edilmektedir.”*
İkitelli Cura deyince aklıma hemen Nesimi Çimen geliyor. Âşık Nesimi Çimen… Aynı toprakların insanı olmamız Ona yakınlığımı biraz daha arttırıyor. Çimen 1931 yılında Adana’nın Tufanbeyli İlçesi’nin Fatmakuyu Köyü’nde doğuyor. Çoğu yerde doğum yeri olarak Saimbeyli Fatmakuyu Köyü geçiyor ama Fatmakuyu Tufanbeyli’nin köylerinden. Hatta 1945 doğumlu babamın nufüs kaydı Saimbeyli’de. Doğum yeri Saimbeyli olarak görünüyor. Fatmakuyu Köyü Sivas, Erzincan ve Tunceli yörelerinden gelen, Şadili aşiretine bağlı insanların yaşadığı yerdir. Köyün internet sitesinde yer alan bilgilere göre Şadi aşireti oldukça kadim ve kalabalık bir alevi topluluğu. Şadiler Horasan kökenliler ve Safevi devletini kuran büyük aşiretlerden. Göçe yazgılı bir kader ağı vardır Nesimi’nin. Kendi söylediğine göre onüç ondört yaşlarında Cura çalmaya başlar. Asıl mesleğinin kalaycılık olduğu söylenmektedir. Hatta Nesimi’nin oğlu Mazlum Çimen babasıyla annesinin sevdalarını anlatırken: “Çok büyük aşk. Dersim’in önde gelen aşiretlerinden Karabalı aşiretinin kızı Dilber. Dersim’den Kayseri’ye gelip İncemağara Köyü’ne yerleşiyorlar. Babamlar da Adana Fatmakuyu’dan oraya geliyorlar. Babam kalaycılık yapıyor. Kalaycı Nesimi ile ağa kızı Dilber birbirlerine aşık oluyor kaçıyorlar.” der. Kalaycılık çok kadim mesleklerden. Ustalık gerektirir. Bakırın yoğun olarak kullanıldığı her yerde kalaycılık da gelişmiştir. Çocukluğumda anamın kalay kap kacağı, tabağı, tenceresi, kazanı olurdu. Bunlar belli zamanlarda Tufanbeyli’ye gelen kalaycılar tarafından kalaylanır, tertemiz gıpgıcır bir hale gelirdi. Çok ilgimizi çekerdi. Ortada yanan bir ateş ve sabırla, dikkatle kalay yapan ustalar… Alüminyumun, çinkonun, plastiğin egemenliği ne yazık ki bakır kapların sonunu getirdi.
Nesimi’nin eşi Dilber Ana’nın yeğeni ve Nesimi’yle aynı köyde doğmuş olan Ali Haydar Nergis de anlatıyor: “Köyden, daha ben doğmadan önce ayrılmış, sonraki yıllarda, zaman zaman, babası Bavık’la birlikte kap kalaylamaya gelmişti. Ozanlıktan önceki mesleği kalaycılıktı. Curasıyla köy köy dolaşır, derlediği türküleri çalıp söylerdi. Kalaycılık hünerini babası Bavık’tan almıştı. Bavık da bu mesleği Hacınlı (Saimbeyli) Ermeni Kirkör’den öğrenmiş… Aşık Nesimi ile ilk karşılaşmam, Ankara’da ortaokulda okuduğum 1968’lerde olmuştu. O yıllarda, Halk Oyuncuları Tiyatrosu sahnesinde, Erol Toy’un yazdığı Pir Sultan Abdal oyunu sergileniyordu. Nesimi baba, oyunun belirli yerlerinde curası eşliğinde Pir Sultan’a ait deyişleri seslendiriyordu. O günlerde, Dilber teyzem de İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş, ağabeyimin evinde kalıyordu. Oyunu gece yarılarına dek defalarca izledikten sonra, Nesimi amca ile birlikte eve dönüyorduk. Ankara’daki gösterinin tamamlanmasından sonra İstanbul’a giderken beni de birlikte götürdüler… Kavacık’ta, genişçe bahçesi olan bir gecekonduda oturuyorlardı. 1965 seçimlerinden sonra Türkiye İşçi Partisi’nin Meclis’e 15 milletvekili ile girdiği günlerdi. Âşık Nesimi’nin evi üniversiteli gençlerin, ilerici, sosyalist aydınların uğrak yeri haline gelmişti. Mehmet Ali Aybar, İlhan Selçuk, Çetin Altan, Can Yücel ve Yaşar Kemal evin sürekli konukları arasındaydılar.
Kavacık’taki evle ilgili esas anılarım ise, Güneş ve Milliyet gazetelerinde çalıştığım 1980 sonrasına ait… Değişen siyasi koşullara bağlı olarak eve gelen öğrenciler, sosyalist yazarlar yerlerini halk ozanı ve sanatçılara bırakmıştı. Gece sabahlara dek süren sazlı/sözlü muhabbetlerin en önemli konukları Arif Sağ, Yavuz Top, Belkıs Akkale, Edip Akbayram, İzzet Altınmeşe ve Binali Selman’dı. O gecelerin en ilgimi çeken konuğu ise Kavacık Camii’nde ara sıra imamlık da yapan, koyu dindar bir Karadenizli olan Kasap İdris’ti. Kasap İdris, teyzemlerin kapı komşusuydu. Âşık Nesimi ile birbirlerine en olmadık şakalar yaparlar, ancak yedikleri, içtikleri ayrı gitmezdi. Teyzem, Kasap İdris’in çocuklarını kendi öz çocukları gibi sever, Mazlum’dan ayrı tutmazdı. Sivas katliamında, Kasap İdris gibi gerçekten inanmış Müslümanların bir sorumluluklarının olmadığına inanıyorum…
Hiçbir ekonomik geliri olmayan Âşık Nesimi, 12 Eylül’den sonra, curasıyla da ekmek parası kazanamaz hale geldi. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle Kavacık’taki ev satıldı. Çengelköy sırtlarındaki bir eve kiracı olarak taşındılar. İstanbul’da görev yaptığım bekarlık yıllarımda, çoğu zaman Çengelköy’deki bu evde, yanlarında kalırdım.. Teyzeme fazla yük olmamak için, zaman zaman diğer akrabalarıma da giderdim. Ancak, araya daha bir, iki gün girmeden teyzem beni gittiğim yerden telefonla arar, bulur, sitem ederdi: “Kaç gündür neden gelmedin, nerelerdesin sen oğlum? Teyze anne yarısıdır, senden başka kimsemin olmadığını bilmiyor musun? Akşama eve bekliyorum!. Bir dakika dur, Nesimi de seninle konuşacak” derdi. Nesimi Baba, o anda çalıp söylediği parçanın melodisini mırıldanarak telefonu alır, “İmanım, nerelerdesin? Akşama balık ziyafeti var. Rakı da aldım. Gelirken Çengelköy’den marul, roka ve limon al! Gül Ali, Şıh Hasan, Ali Hadi’ler de gelecekler. Akşama bir yerde kalma, eve erken gel!..”**
Âşık Nesimi doğu coğrafyasının yüreğinde derin izler bırakan Nesimilerin üçüncüsü: Büyük şair, düşünceleri uğruna derisi yüzülen, “bende sığar iki cihân ben bu cihâna sığmazam/cevher-i lâmekân benim kevn ü mekâna sığmazam” diyen Seyyid İmameddin Nesimi, “bir acayip derde düştüm herkes gider kârına/bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına/zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına/rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem” diyen Kul Nesimi ve “didelerim nemli kan ağlar gözüm ruhum yara aldı, sızlıyor özüm/bu halımdan vakıf tek cura sazım/bedenimde değil, ruhumda sızı” diyen Nesimi Çimen. Çimen daha sonra Fatmakuyu’dan Kayseri’nin Sarız İlçesi İncemağara köyüne göç eder. Burada ağanın yanında marabalık yapar. Ağanın kızı Dilber’le bu köyden Elbistan’ın Sevdilli köyüne kaçarlar. Nesimi’nin oğlu Mazlum Çimen burada doğar. sonraki durakları Kadirli’dir. Yaşar Kemal’in memleketi… Mazlum Çimen’e tekrar kulak verelim: “Yaşar Kemal babamın Kadirli’den arkadaşı. Bizi İstanbul’a getiren de Yaşar Kemal. Önce babam geliyor, Yaşar Kemal bir fabrikaya işçi olarak işe sokuyor Nesimi’yi. Fabrikada başlayan greve babam da katılıyor ve işten atılıyor. O zaman Almanya’ya gitmeye çalışıyor ama bronşit olduğu için gidemiyor. Parası yok, kalacak yeri yok; Yaşar Kemal’i bulmaya Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) gidiyor. Yaşar Kemal orada değil ama, o zamanlar genç bir avukat olan Ali Yaşar’la tanışıyor. Ali Abi o zaman TİP’in Gençlik Kolları Başkanı, babama “Burada kalabilirsin” diyor. Babam böylece TİP binasında kalmaya başlıyor. Sonra bir gecekondu tutup bizi de getiriyor İstanbul’a. Önce Gaziosmanpaşa, sonra Kavacık’ta oturuyoruz.
– Gecekonduda nasıl bir hayat var?
TİP bağlantısı nedeniyle babam müthiş bir çevre yapıyor. Nasıl olduğunu biz de çözemedik ama bir anda evimizin misafirleri, babamın dostları Harun Karadeniz’ler, Behice Boran’lar, Mehmet Ali Aybar’lar, Sadun Aren’ler, İdris Küçükömer’ler oluyor…
– Türkiye solunun en önemli isimleri…
Evet; babam sonra entelektüel yazar-çizer grupla tanışınca daha farklı bir gelişim yaşanıyor. Kalaycı Nesimi Çimen’in Yaşar Kemal dışındaki arkadaşları Fakir Baykurt’lar, Abidin Dino’lar, İlhan Selçuk’lar, Yılmaz Güney’ler oluyor. Hatta çoğu evimizde kalıyor. 68 kuşağının önde gelen bütün isimleri benim amcam, ağabeyimdi. Nesimi Çimen de o dönemin simge isimlerinden oluyor.”***
Anadolu’nun önemli söz üstatlarından Nesimi Çimen bu coğrafyanın bütün zorluklarını, imkânsızlıklarını iliklerine kadar yaşamış biri. Hayatı sürekli göç etmek… Kalaycılık, marabalık, fabrika işçiliği, Paris’te beş parasız kaldırıma oturup cura çalarak üç beş kuruş kazanma mücadelesi, İsveç’te üç yıl yaşam, İstanbul Zeytinburnu’nda bir gecekondu. Maddi anlamda zor bir yaşamı olan Nesimi’nin çok zengin bir kültür dünyası var.
Nesimi’nin yazdığı, okuduğu, derlediği, kaynak kişisi olduğu hazineden bazıları: “Nesimiyem vay başıma/Kanlar karıştı yaşıma/Yağın gerekmez aşıma/Yeter zehirin katmasın”, “Daha senden gayrı âşık mı yoktur/Nedir bu telâşın vay deli gönül/Hele düşün devri âdem’den beri/Neler gelmiş geçmiş say”, “Nesimi der ki, ey füze yapanlar/Acımasız zalim cana kıyanlar/Bırak ey yaşasın bütün insanlar/Barış güvercini uçsun dünyada”, “Pazarlık mı olur Adil dükkanda/Meyl-i muhabbetim de kaldı yar sende/Bu divan olmazsa ulu divanda/Benim sualim verir mi/Bahçede açılmış yar gonca güller/Gülün figanından sefil bülbüller/Aşıktan Maşuğa da sarılan kollar/Bin yıl yerde yatsa çürür mü”, “Ben cismimi yaktım nara/Gönlüm uğradı efkara ya dost ya dost/Ah tecellim yok bahtım kara bahtım kara/Şen değil gönlüm şen değil ya dost ya dost”, “Bu nasıl bir derttir dermanı yoktur/Bedenimde değil ruhumda sızı/Görünmez bir yara acısı çoktur/Bedenimde değil ruhumda sızı.”, “Gel dilber ağlatma beni Şah-ı Merdan aşkına/Dü cihanın ranimasi Şiir-i Yezdan aşkına/Şahım Hasan Pir Hüseyin Kerbela meydan için/Lütfedip bağışla cürmüm Ali Süphan aşkına”
Deyişleri, nefesleri ve türküleriyle her dem bu coğrafyanın hafızasında yerini alan Nesimi ne yazık ki 2 Temmuz 1993’te Sivas’taki o menfur olayda yanarak ölen 35 Can’ın arasındaydı. Bir ozan, bir hafıza, bir değer ne yazık ki yozluğa, yobazlığa, lanet olası bir şekilde kurban edildi. Mezarı İstanbul Karacaahmet’tedir.
Ruhu şadolsun!
Muaz ERGÜ
Kaynaklar
* Makbule Oral, Erol Deran, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 2018, Cilt: 11, Sayı: 21, 53-68.
** Aşık Nesimi ve eşinin bilinmeyen öyküsü
*** https://canlarparesi.tumblr.com/post/130474621602/seral-cumal%C4%B1n%C4%B1n-mazlum-%C3%A7imen-r%C3%B6portaj%C4%B1-nesimi

Kardesim yuregine emegine kalemine saglik.Ne guzel ettin yeni nesile ve bizlere buyuk ozan NESIMI yi birkez daha hatirlatman ve yad etmen.Yazinda Tufanbeylili hemsehrim demende bu topraklarin bagrinda yetisen degerlerimizi bilmemize vesile oldun
Aşık Nesimi Çimen Tufanbeyli Fatmakuyu köyünde doğmuş. Doğum tarihini siz belirtmişsiniz
Daracık tek odalı bir evde doğmuş. Deyim yerinde ise oda samanlıkmış. Büyüklerimizden dinlemiştim. Tufanbeyli Fatmakuyu köyündeyim. Kimliğimde ilçe Saimbeyli yazılı..
Saygıyla anıyorum büyük ustayı
Madımak otelinde olanlar aydınlatılamadı, bir komploya benziyor.