Ve Nietzsche Ağladı!

Ey sevgili şehir!

Yeryüzünün en yaşanabilir şehri ilan edilirsen eğer, o karar beni şaşırtmaz asla. Güzel ve eski, cömertçe dekore edilmiş binalar, rüya gibi meydanlar ve nostaljik kahvelerinle senin kısmen büyüleyici ve biraz da düşmanca tavrın her ziyaretimde kanıma dokunur. Bu yaklaşımını doğana bağlar, sürekli bağışlarım seni…

Bestekar Gustav Mahler, “Dünya batacak olursa, kesin Viyana‘ya yerleşeceğim, çünkü burası her şeyin elli yıl sonra gerçekleştiği yer” dermiş. Viyana sokaklarını ilk defa keşfettiğimde, zamanın daha yavaş aktığını, gölgelerin daha uzun seyrettiğini düşünmüşümdür. Avusturya‘ya yerleşmiş Türkler bile Almanyalı Türklerin 50 yıl gerisinden koşuyorlardı! Başka hiçbir yerde görmediğim yapılar, çarşılar, sokaklar ve kahvelerin ile geç tanıştığım için üzgünüm. Ama her yeni gelişme hiç yaşamamış olmaktan iyidir! Geç ama hoş oldu, diyerek kendimi avutabilirim çünkü.

Avusturya‘ya son gidişimde yine benzer duygular yaşadım. Leopoldstadt‘ın özel manzaraları ile bugüne dek görmediğim bir başka ‘şehri’ tanıdım adeta. Leopoldstadt, kısaca belirtmek gerekirse, Prater Bölgesi ile ünlü Stephan Meydanı arasında yer almaktadır. Geçmişte, Prater Caddesi‘nin iki yakasını dolduran eski püskü bir mahalle imiş buralar. Bugün hayat dolu, renkgarenk ve yaratıcılık bahşeden imkanlarıyla eşsiz bir muhit. 30 Yıl Savaşları (1645) sırasında İsveç Ordusu ve 1683 Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı Ordusu  Leopoldstadt’ı işgal eder. O günlerin izleri sokak ve mahalle isimlerinde yaşıyor şimdi.

Yahudi Mahallesi olarak tarihe geçen Leopoldstadt‘ın zengin geçmişi, bakımlı caddelerini arşınlarken hemen göze çarpıyor. Bir yahudi fırınında damak zevkimize uygun tatlılar satılırken, başında ‘kippa‘sı bulunan bir adam İbranice tabela asılı bir emlak bürosuna giriyor. Bir zamanlar 65 bin musevinin yaşadığı Leopoldstadt‘da günümüze bir avuç yahudi kalmış. 1938 yılında Avusturya‘nın Hitler tarafından Almanya‘ya iltihakından sonra ya kaçmışlar ya da öldürülmüşler!

Sokaklar hoş bir huzur yayarken, gençler cıvıl cıvıl kaynayan meydanlarda, şirin kafe ve restoranlarda hayatın tadını çıkarıyorlar. Gözümün önünden ‘Yahudi Devleti‘ kavramını icat etmek için Viyana‘yı mekân tutan  Budapeşte yahudisi Theodor Herzl, Avusturya’da ilk işçi hareketini örgütleyen Prag yahudisi Viktor Adler ile ‘Musa Dağı‘ romanının yazarı Franz Werfel, ‘Açık Toplum ve Düşmanları‘ eserinin yazarı  Macaristan yahudisi Karl Popper, Bulgaristan yahudisi ‘Kitle ve İktidar‘ kitabının yazarı Elias Canetti geçiyor. Morava yahudisi Sigmund Freud ise Viyana’yı psikanalizin doğduğu yer haline getirdi . Musevileri Viyana tarihinden çıkarın, bakalım geriye ne kalır?

İsveç Meydanı, İmparatorluk devrini hatırlatan kısım ile Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan bölge arasındaki arayüzü oluşturuyor. Viyana ile Leopoldstadt‘ı birleştiren Marien Köprüsü’nün manzarası, Tuna’nın kıyısındaki grafiti alanlarında ölümsüzleşen genç sanatçılara açılan bir sahne gibi gözüküyor. Akşamları genç yaşlı herkes, su manzarasına sahip kent havasının keyfini çıkarmak için burada buluşuyor, konforlu şezlonglara ya da ahşap kanepelere oturup saatlerce sohbet ediyorlar.

Unutmadan söyleyeyim. Uzun süre buralar ‘kırmızı noktalı mahalle‘ olarak kötü bir muhit olarak kabul edilmiş. O anlamda gece hayatı neredeyse kalmamış ancak polisiye vakalar büsbütün kesilmiş değil. Gençler’in ‘Grätzel‘ ismini taktıkları bu semt artık çağdaş bir yerleşim merkezi. Harika kahveler, cezbedici  mağazalar ve albenili çarşılar açılmış. Bu arada, sürdürülebilirlik olayının çok önemli bir sorun olduğunu anlıyorsunuz. Bu gerçeği hayatın içerisinde birebir görüyorsunuz.

Karmeliter Pazarı

Berlin, Paris veya Viyana pazarlarını özellikle severim! Çoğunlukla yerel işletmelerden gelen türlü ürünler, bana her zaman ilham verir. Sadece gözler için değil, ihtimamla sunulan meyve ve sebzelere dokunmak ayrı bir zevktir! İşte Karmeliter Pazarı yaklaşık 350 yıldır bu alanda kuruluyor. Merkeze sadece 10 dakikalık yürüme mesafesindedir ve her zaman farklı insanların buluşma noktası olmuştur. Sabahın erken saatlerinde açılan meyve, sebze veya peynir tezgahlarını ya da etrafına konuşlanmış bistroları gezebilir ve Avusturya mutfağını deneyebilirsiniz. Kaas Şarküteri’de köy ürünleri ya da bitişikteki lokantada organik besinler tadabilirsiniz. Bu alan insanların koşuşturmasını izlemek için de mükemmel bir yer! Karmetiter Pazarı, Pazar günü hariç hergün açık..

Muhteşem Bir Cafe: Balthasar

Şom ağızlılar Balthasar‘a yeni yetmelerin uğrak yeri diyebilir, ama kesinlikle aldanmayın. Vücutlarına gelişigüzel dövme yaptırmış çılgın gençler eksik olmasa da, konuklar ekseriyetle düzgün kimseler. Burada herkes bir hususta hemfikir: Balthasar‘ı Viyana‘daki en iyi kahvehaneler sıralamasında üst sıralara taşıyan iyi kavrulmuş, iyi çekilmiş, iyi pişirilmiş kahve tutkusu.

Endüstriyel kahveye karşı toplumsal hareketin Viyana‘ya ulaştığı biliniyor. Kahveseverler, fasulyenin kökeni hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak ister ve Balthasar sahibinin üreticilerle doğrudan temas halinde olması bu açıdan önemli bulunur. Kahve, doğal asitliğini korumaya odaklanılarak kavrulur. Bu gerçeği rahmetli ninemden biliyorum. Ve söylemeliyim ki, Balthasar‘da içilen kahvenin gerçekten harika bir tadı var!

Balthasar3

Duyular İçin Bir Mağaza: Supersense

Vay canına! Bu mağaza, içerisine dalınca beni mahvetti. Süslü sıvalar, özenle bezenmiş tavanlar, nostaljik lambalar ve duyularınızı okşayan bir ürünler yelpazesi! Seç, beğen, al! Herbiri birbirinden şık ve güzel. Supersense‘nin hemen girişinde, lezzetli yiyecek ve içeceklerin sunulduğu bir kahvehane de mevcut. Hemen ilerisinde koku laboratuvarı bulunuyor ki aralarından seçim yapabileceğiniz bir Smell Memory Kit”  için 26 ayrı kokudan birini tercih edebilirsiniz. Bu ampulü her açtığınızda belirli bir koku etrafa yayılıyor ve o koku eskiye ait hatıraları ve duyguları birbiriyle ilintilendiriyor! Gençlere yönelik ilginç bir fikir değil mi?

Bir mektubu şişenin içerisine koyarak göndermek ya da 1950’lerden kalma nostaljik bir asansör içerisinde ses kaydı yapmak pek çok delikanlıyı heyecanlandırabilir belki. Aynı mekânda çeşitli sanatçılar  konserler vermiş. Kimileri Avusturya’da oldukça ünlü. Mağazada bu canlı konserlerin kayıtlarını plak veya kaset olarak satın almak mümkün.

Bir Sayfiye Yeri: Prater

Prater, dünyanın dört bir yanından gelen turistler tarafından mutlaka görülmesi gereken yeşil alan  olarak kabul edilir ve aynı zamanda yerliler tarafından bir tatil havasında tekrar tekrar ziyaret edilir: İster fuar alanı, ister çocukluk hayallerinin eğlence yeri, ister yeşil bir vaha, ister alelade bir ziyaret mekanı olarak tam 250 yıldır her zaman kıymeti bilinmiş. Keza her Viyanalı ömründe en az bir kez dönme dolaba binmiştir. Ayrıca yılboyu açık. Giriş 9.50 avro tutuyor, ama boşa harcanmış sayılmaz.

Bitişikteki ana cadde üzerinde, ardı ardına sıralanmış kestane ağaçlarının arasında uzanan 5 kilometrelik düz yolda yürürken temiz hava solumak bedeninizi diri tutacaktır. Çok sayıda fayton ve ağaçlar arasında yanıp sönen dönme dolap her sevgilinin kalbini fethetmeye yeter. Yarış pistinin yakınında, Prater Bulvarı‘nın güney ucunda bulunan Lusthaus, alışık olmadığımız mutfak lezzetleri vaat ediyor ancak sakin bir ortamda kahve içmek isteyenler için uygun bir mekan…

Sigmund Freud, Alfred Adler, Johann Strauss, Arthur Schnitzler, Karl Popper, Elias Canetti… Hepsi bir zamanlar burayı evleri olarak tanımladılar ve günlerini Kral Leopold‘un 1670 yılında kurduğu Leopoldstadt‘ta geçirdiler. Bu ikâmet onların ruh dünyalarında derin kökler saldı. İçlerinde olan şey dışarıya yansıdı. Elbette bizler de çevremize, yaşadığımız evlere ve içinden geçtiğimiz sokaklara göre şekilleniyoruz. Yaşadığımız şehirlerin görüntülerini sürekli değiştiriyoruz ama o görüntüler aynı zamanda bizi de değiştiriyor. Şehirler, farklı zaman katmanlarının üst üste yığıldığı, iç içe geçtiği puf böreği gibidir. Ancak tarihi dokusunu korurken geleceğe yürüyen şehirler asıl memleketimiz sayılır bizim. Bu konuda ‘melankolik’ olabilirim ama geçmişin izlerini taşımayan muhitler beni artık açmıyor. Nasıl çağdaş edebiyat geçmişi soluyarak yapılıyorsa, yeni binalar da geçmişten kalan eserleri emerek hayat buluyorlar. Mazi mayası katmadan yoğrulan hamur ekşi olur. İnşa edilecek uydu kentler ya da dikilen gökdelenler zaman aktıkça hızla yaşlanır.

Tüm bu anlatılanın Nietzsche ile ne ilgisi var demeyin! Avrupa’yı karış karış gezen bu adam nedendir bilinmez Viyana‘ya hiç gitmemiştir. Bir defasında ”Dünyayı etkileyecek kişiyi etkiledim” der ki o büyük olasılıkla Sigmund Freud‘dan başkası değildir. Bu seyahatim sırasında Viyana Belediyesi büyük bir işe imza attı: Rus yazar Irvin Yalom’un beyaz perdeye de aktarılan ‘Ve Nietzsche Ağladı!‘ romanından yüz bin adet satın alarak tüm cafe ve otellere ücretsiz dağıttı. Amaç toplumsal belleği diri tutmak. Romandaki olaylar Viyana‘da geçiyor çünkü… Kitapta yazar psikoanalizin doğduğu döneme geri gider ve kurgusal biçimde Dr. Breuer, Freud ve Nietzsche‘yi yüzleştirir. Modern zamanların en büyük düşünürü ile psikoanalizin ilk büyük ustası birbrlerinin yüzüne ayna tutarlar, zira bunu en çok Nietzsche‘yi sancılarından kurtarmak isteyen kız arkadaşı Lou Salome istemektedir. Bir yosma ile filozof arasındaki bu ümitsiz aşkı anlatan roman Türkçeye de çevrildi. Yılsonu gecesi ben o kitabı okuyacağım…

Alaattin DİKER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir