“Yorgun Yabancı”yı Sevdik

Mesut Özünlü‘nün “Yorgun Yabancı”  kitabının ilk öyküsünün ilk cümlesi, hikâye edinilen öykülerin bir kodu, kitabın fihristi, kitaptaki öyküler sanki bu sözü şerh eden şöyle bir cümleyle başlıyor: “Yaşamak gül gibi hoş, ancak gül dalındaki dikenler kadar acımasızdı.” Evet “yaşamak gül gibi hoş” lakin bazen gözyaşı, bazen kan, bazen firak, bazen ölüm düşer, yaşamak denilen gülün yaprağına. Hile,  kıskançlık, riya, fesat düşer ve hayat gülün dalındaki dikenler gibi acımasızlaşır. Biz yine de yaşamak güzel diyelim. Uzun ince hayat yolculuğumuz yaşam gülümüzün yaprağında silinmez izler bıraksa da. “Yorgun Yabancı” yaşam yolculuğumuzun izlerinden husule getirilmiş…

Öyküler, yaşanmışların ve yaşanabilecek olanların kağıda dökülmesi olduğunu göz önüne alırsak yaşanmışlığa dair serdedilenlerin her zaman ve zeminde  mesajları, öğütleri olmalı… Yazarın da takdim kısmında belirttiği üzere “öykü alnında yazılanlar aynen gerçek hayatta yaşananlar gibi sahici, akıcı ve inandırıcı olmalıdır.” Hatasıyla, eksiğiyle her insanın hayatı bir roman veya öyküdür zaten.

Fakat modern zamanlar her şeyin kusursuz olanını, herşeyin şeffaf oranını önceliyor. Çağdaş düşünürlerin tartışmaya açtığı olumsuzluk, pozitiflik, ivme toplumu dijital zamanların en büyük alameti. İnsan ruhuna dayatılan bu hegamonik ahval, durup tefekkür etmeyi elimizden aldığından en acıklı en hazin görüntüler/hikâyeler bile insanın kalbinin derinliklerinde bir etki bırakmıyor. Toplum üzerine kafa yoran aydınların deyimi ile sadece ve sadece  “İnstagramlaştırılmak” veya “instagramlaşmak” nihayetinde kusursuzlaşarak tanrının rolünü kapma pervasızlığımız, ibretlik yaşamların vicdan kulağımıza çarpıp geri dönmesine sebebiyet veriyor. Ders çıkarma adına kulağımıza küpe yapacağımız hayat tecrübelerinden hızla uzaklaşıyoruz. Halbuki kusursuz, pürüzsüz bir zaman dilimini veya hatasız bir insan  beklemek beyhudedir. Pir’ü pak bir insan daha yeryüzüne gelmedi. (Nebiler hariç). Öyleyse bu durum zamanımızın en büyük saçmalığı ve hurafesidir.

Özünlü’nün öyküleri, pürüzsüz olana heveslenmeye bir isyan muhasebesinde olan öykülerdir. Zira insan hatalarıyla, kusurlarıyla nân-u nimete dalışıyla varlık aleminde boy gösterir. “Yorgun Yabancı”daki öyküler acısıyla, tatlısıyla Anadolumuzun insanını konu alıyor… Tozu, toprağı, sanayide çalışan işçileri, hatta çocuk işçileri… Bizden olanları kaleme alıyor. Faziletlerimiz, meziyetlerimiz, bazı bazı reziletlerimiz de bahis konusu.

Zaten Ömer Seyfettin‘in “Kaşağı” öyküsünde çocukluğumuzun tatlı kardeş kavgalarını bulduğumuz için, Nurettin Topçu’nun “Karayazı” aşk hikâyesinde Anadolumuzun nasırlı elleri, güneş yanığı yüzleri ve  ateşten beter bekleyişleri bulduğumuz için sevmiştik. Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna”sında hazin ayrılıklara üzülüp hepsi sanki gerçekmiş gibi, ve keşke sonu böyle bitmeseydi. “Olmasaydı sonumuz böyle” deyip yakınmıştık. Bu yazarların, yazdıkları olaylar bizim talihimize dokunuyor olmalarından dolayı sevmiştik… “Yorgun Yabancı”da bizim olandan husule geldiğine göre sevdiklerimiz arasında artık Mesut Özünlü’nün bu kitabını da katabiliriz.

Kitabın ismini aldığı “Yorgun Yabancı” öyküsü genç yaşta cepheden cepheye savaşan bir askerin hikâyesi anlatılıyor. Yıllarca köyüne gelememiştir, döndüğünde saçları ağarmış yorgun düşmüştür. Başlarda kimse tanımaz onu, tâ ki eşi Hatice başını kaldırıp bakıncaya kadar. Yazar kimsenin tanımadığı bu yorgun yabancının finalini “işte o yabancı dedemdi” diye bitirir.

Anadolumuz, can kulağımızla dinlediğimiz bu tür söylenceler ile dopdoludur. Büyüklerimiz, dedelerimizin askerden döndüğünde beş yaşındaki oğlu on yaşlarında, on yaşındaki kızı gelin olmuştur. Bu topraklarda nice zülüf gölgeli yiğitler, ay yüzlü delikanlılar bizler için yardan serden geçip gitmişlerdir.

Yine “Hayat Dağı” öyküsünde babasının düşünceleri ile uyuşmayan bir çocuğun öyküsü yer alır. İlerleyen yaşlarında babasından öğütlerini en sonunda anlamış, ve hayat dağını tırmanmaya devam etmiştir…

Birkaç cümle ile anlatmaya çalıştığımız öykülerin benzeri tam on beş öykü var kitapta.

Ve yaşayabilmek veya bir şekilde yaşamak. “Yaşamak gül gibi hoş, ancak gül dalındaki dikenler kadar acımasızdır.”

Abdulvahap SERT

3 Comments

  1. Mesut ÖZÜNLÜ Reply

    Çok teşekkürler Abdulvahap dostum. Bir kitabımın tarafınızca özgün değerlendirmeler ışığında tanımlanıp tanıtılması ne güzel. Bunu bir mazhariyet vesilesi sayıyor, irfanınız sağ olsun dilek ve dualarımla selamlıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir