Adalet Terazisi Tartılıyor…

Nasıl olur, bir kantarcının tartısına adalet terazisi muhtaç kalır? Nasıl olur bir kantarcının doğru sözü karşısında vicdanlar tümüyle kararır?..

Olay, yakıt alınıp boşaltılan bir yerde yaşanıyor. Tartıya başka kantar fişi getirtiliyor ve doğru oymuşcasına tonlarca yakıt farkı bedeli zimmete geçirilmek isteniyor. Kantar görevlisi “mal eksik” diyor, durumu kabullenemiyor ve olayı amirlerine bildiriyor. Fakat o da ne? Bu kantarcı, sırf bu yüzden çoğunlukta olan sanıklarca ‘Ne bedele mal olursa olsun, bunun altında kalmayacağız’ tehdidine maruz kalıyor. Kantarcı görevini yaparak malın eksik olduğunu ve başka bir makineden çıkmış sahte kantar fişleri ibraz edildiğini belgeliyor. Alınan rapor da kantarcıyı haklı çıkarıyor ve kantar fişinin sahte olduğu doğrulanıyor. O halde herkesin dileği, adaletin güçlü tokmağının bu haksızlığı yapanların üzerine inmesi değil mi?

Ne yazık ki Ağır Ceza Mahkemesi yargılamasında Cumhuriyet savcısı ‘beraat kararı’ talep ediyor, mahkeme ‘yeterli delil yok’ diye beraat hükmü veriyor ama kantarcı çıkan bu karara da itiraz ediyor. Temyiz makamı Yargıtay, yaptığı ön incelemede, esas zarar  görenin Hazine olduğunu, davaya dahil edilmediğini görüyor ve Hazineye davayı ihbar ettiriyor. Hazine vekilinin de temyizi sonrasında, dosya tevzi ediliyor fakat Yargıtay savcısı beraat hükmünün yerinde olduğunu beyanla, ‘onama’ talep ediyor…

Ey kantarcı! Sende ne yürek varmış. Senin kantarın, adalet terazisini tartarmış. Gerçi bir zaman sonra sen de “yeter olsun, pes ettim” demişsin ve tehditle sonradan şikayetinden vazgeçirilmişsin… Zira Ağır Ceza Başkanı ve yanında adalet şaşmasın diye bulunan iki üye hakim, kantarcının iddia ve beyanını doğrulayacak tanıkları dinlemiyor, sahtelik raporunu görmüyor, sanıkların savunmasıyla yetiniyor, duruşma savcısı ‘somut delil yok’ diyor… Sana başta söylenen tehdit bir şekilde gerçekleşiyor… Bozuk adalet düzeninin gücü nerelere kadar uzanıyor… Kamunun hakların korumakla vazifeli Cumhuriyet savcıları seni ve Hazineyi koruyamıyor…

Sen Kantarcı, doğruluğuna rağmen kaybettirilen, vazgeçirilen, iftiraya uğrayan olmuşsun! Sanıklar ‘Bizden kantar görevlisi rüşvet istedi, vermedik ve boş yere biz mahkemede yargılanmaktayız’ demişler. Mahkeme bu kibar sözlerden etkilemiş olmalı ki dosyada bulunan tanıklardan sadece ikisini dinlemiş ve onlar da dut yemiş bülbül kesilerek ‘bilmiyoruz, görmedik, duymadık’ demişler. Kantar görevlisini doğrulayan tutanakta imzası bulunan müdür yardımcısını ise ‘yargılamayı uzatmamak’ için mahkeme dinlemeye gerek görmemiş! Mahkeme ‘tam bir vicdani kanaatle beraat hükmü’ vermiş öyle mi(?)

Ey Kantarcı! Yüreğime düşen kor oldun… Kalbim sana yapılan haksızlığa ve Hazinenin zarara uğratılmasına için için ağladı… Ama doğruluğa giden yolda umudum da oldun… Sen de görmüşsün ki adalet tartısı, bazen doğruyu tartmıyor… Adaleti koruyacak bazı Hakim ve savcılar, senin kadar dürüst bir kantar görevlisi bile olamıyor!..

İçimizdeki bozuk karakterli Hâkim ve savcılara sözüm olsun: ‘Yargı işini yapıyor, kimse karışmasın’ diyerek bu usulsüz işlerden sıyrılamazsınız. Size karışılmasa, acaba daha ne çok şeyi karıştıracaksınız? Sizin adaletiniz bu mu? O kantar görevlisinin aklıyla alay edecek şekilde karar verirken, esas akıl ve hukuk dersini sizlerin alması gerekmiyor mu? Hangi karanlık odalarda bu unvanlar size verildi? Mesleğe atanırken doğruluk ve dürüstlük ve samimiyet testinden geçtiniz mi? Yoksa sizler güçlüye dayanarak ve onu koruyarak mı bir yerlere geldiniz? Eğer sizler dürüst ve namuslu iseniz, neden önünüzdeki adli evrakları daha iyi muhakeme edip devlet hakkını özenle korumadınız? Dillerden düşürülmeyen adalet ilkesinin, bu dosyada hükmedeceğiniz karara bağlı olduğunu niçin anlamadınız? Sizin vicdanınız nerede? Size göre hukuk ve adalet ne? Güçlüden yana olup, menfaat, yüksek maaş ve unvan uğruna zayıfı ezmek mi(!)

Bilin ki bu ülkede sizin gibi hukuk mezunları istemiyoruz… Mesleğin onurunu koruyacak,  hakkın hatırını yüksek tutacak, cesaretli insanlar istiyoruz. Kürsüde kibir satmayan, adalet için eğilen, adalet dağıtıcı olarak haklının yanında yer olan şahsiyetli kişiler olmanızı bekliyoruz. Kimlikçiliği değil, insan onuruna yakışır hakların ve özgürlüğün teminatçısı olmanızı; savunduğu şeyi kendine kalkan yapan samimiyetsizliği değil, savunduğu kutsalı yücelten şahsiyetlerden -unvanını kaybetse bile- olmanızı arzuluyoruz.

Ve sen kantarcı! Bilinmesi gereken doğru adaleti, hayatın içinden bize öğretiyorsun: Cemil Meriç’in eleştirdiği gibi “Kanun, eski Yunan’dan beri büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı” olmamalı diyorsun! Seni kutluyorum. Bu yazıyı da senin gösterdiğin cesaret yolunda ilerlemeleri için hâkim ve savcılara bir ikaz olarak yazıyorum.

Metin KAZAN

Not: Bu yazı, Yargıtay 15. Ceza Dairesi Tetkik Hâkimi iken, incelediğim bir ceza dosyasından esinlenerek, gerçek hukukçuların çoğalması dileğiyle, adalet çağrısı olarak 2015 yılı Mayıs ayında yazılmış ve sosyal medya hesabımdan o zaman paylaşılmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir