“Amik’in Karac’oğlan’ı” Asım Kuzuluk

“Kırıkhan Barağı” adlı bir barak havası var. “Gaftan gafa hükmederdi bir zaman/Davutoğlu Sultan Süleyman öldü” diye başlar. Ve coşkun bir ırmak gibi, bulanık bir sel gibi, yatağına sığmayan deli deli akan bir su gibi içinize akmaya başlar, içinizde… Önüne çıkan, önünde olan bütün bentleri yıkarak kederi coşturur, hüznü… Bu barağı Asım Kuzuluk‘tan dinlemek gerekir. “Omuzuyla gaf dağını kaldıran/Hamza ile Kahraman Pehlevan öldü/Medet Allah medet beyim onlar da öldü/Hani ya bu dünya benim diyenler/Milyonunan altınları sayanlar/Hiç görülmez adam eti yiyenler/Goca devler öldü şahmeran öldü/Medet Allah medet beyim onlar da öldü/ Galsa bu dünya Muhammed’e kalırdı/Can satın alsa da Nemrut alırdı/Çıkmayan canlara da derman bulurdu/Hekimler hekimi Lokman da öldü/Medet Allah medet beyim onlar da öldü” diye devam eder. Barak havası devam eder ama siz eski siz olarak devam eder misiniz orası bilinmez. Yoksa sözlü kültürün kanatlarını takıp sonsuzluğa doğru uçar mısınız orası da… Kanatlanır mısınız Sidretü’l-müntehâ’ya?..

Yüreğinize girmiş bir bıçağı kanırtır gibi, yaraya tuz basar gibi, kanayan yerinize bir çaput yakıp külünü bastırır gibi, acıdan bir sağanağa yakalanıp toprak damların duldasına sığınır gibi… Baraklar, barak havaları insanı böyle bir moda sokar. Bir barak ağıtı dinlerken nice oklar saplanır en tenhalarınıza. Bir sızı keleplenir yârin gözlerine… Gözlerinde ipince bir hüzün karanlığı.

Barakları dinlerken Anadolu coğrafyasının tarifsiz gamı dile gelir; davul, zurna ve bağlamanın içe işleyen, içi işleyen tınılarıyla dibe vurmuş kederler şaha kalkar. Tokmakla dövülen davulun inleyişi, zurnanın yürek dağlayan tiz sesiyle küllenmiş hüzünler kor olur tekrar. Bir yakarış, bir ağıt, yaşıyor olmanın yoğunluğu… Bahar geldiğinde salkım söğütlerin dallarını eğmeleri derelere… Dörtnal koşması alnı akıtmalı atların… Samur kürklü beylerin haykırması… Binlerce atlının kısacık anda upuzun toplanması… 

Baraklar, Barak Türklerinin yaşadığı bölgelerde yoğun olarak icra edilir ve bir uzun hava türü olarak değerlendirilir. Baraklar 12. yüzyılda Anadolu’ya gelerek Yozgat’ı mesken tutarlar. Merkezi otorite ile araları bozulunca Gaziantep’e sürülürler. Burada da devletle başları hoş olmaz. Tekrar bir sürgün… Rakka’ya… Baraklar Yozgat, Gaziantep ve Gaziantep’in İslahiye, Nizip, Karkamış, Oğuzeli ilçeleri, Urfa Birecik, Çorum, Nevşehir, Adana, Maraş, Hatay ve Suriye’de yaşamaktadırlar. Barak Türklerinin Kurulu düzenle araları iyi olmadığından sözlü kültür ve müzikleri göç, iskân, sevda, yiğitlik, ölüm, aşiretlerin dağılması, doğa gibi unsurları barındırır. Özellikle devletle mücadeleyi, vuruşmayı, yiğitliği… Sevdanın, aşkın, ayrılığın, sevip de alamamanın, kavuşamamanın da destanı gibidir barak havaları. Hep toprak kokar, toprak gibi… “Yolundu yolmalar hele destelendi/Gapat düğmelerini de hele sıcak vurmasın/Hele seninle gavuşmamız mahşere mi galacak”   

“Amik’in Karac’oğlan’ı”, barak türkülerinin son temsilcilerinden Asım Kuzuluk’u anlatma gayretindeyiz. Kuzuluk, 1954 yılında Antakya Kisecik’te dünyaya gelir. Öğretmendir… Öğretmenlik yaparken Hatay Kültür Müdürlüğü ve Antakya Halk Eğitimi Merkezi Korolarını kurar. 1992’de sınavı kazanarak Şanlıurfa Devlet Türk Halk Müziği korosunda göreve başlar. Sonrasında İstanbul Devlet Halk Müziği Korosunda türkülerini söyler. Kuzuluk birçok festivalde, panelde, televizyon programında, konserde barak havalarını büyük bir yetkinlikle havalandırdı. Unutulan bir kültüre dikkat çekti. Zaten kendisi bir konuşmasında şunları söyler: “Elbette ki Ege’de, Karadeniz’de de çok güzel kültürler var. Fakat ben bu bölgede yetiştiğim için bölgenin eserlerini duyurma gerekliliğini hissettim. Barak havalarında, insanlara güzel, kaliteli örnekler sunarsanız daha çok haz alınır. Şimdilerde ise bütün Anadolu 3-5 tane barak havasına maruz bırakıldı. Hâlbuki çok sayıda barak havası eseri var. Ben sizin gibi müzik eğitimi almadım, sadece icra ediyorum. Bunları gün ışığına çıkaracak olan sizlersiniz. Çünkü sizler işin kaynağındasınız. Ne olursa olsun yetiştiğiniz bölgeyi ihmal ve inkâr etmeyin.

Barak havaları bugüne kadar çok az sayıda örnekle duyurulmuş. Benim amacım bu sayıyı arttırmak. Şu ana kadar 19 tane barak havasını icra ettim. Hedefim bunu 25’e çıkartmak. Tabi bu da yeterli değil. Benim bıraktığım yerden sizler devam edeceksiniz.

“Barak’ta, dil çok önemlidir. Eser içerisinde ana ile anneyi yerinde kullanmak gerekir. Tane tane, anlamlı bir şekilde yerel dilin kullanılması gerektiğine inanıyorum. Halk edebiyatındaki üslup hiç bir zaman bozulmamalıdır”

Kuzuluk’un kendini parçalarcasına çalışıp gündemimize sokmaya çalıştığı barak havaları konargöçer Türkler’in serencamını dillendirir. Bu türküleri dinlemeden Barak Türklerini anlamak beyhude bir çaba olur. Yine Asım Kuzuluk’a kulak verelim:

‘Barak’ sözcüğü, nereden geliyor?

Barak; sözcük anlamı itibariyle kıllı köpek, kıllı adam, barlı, yani Anadolu’da kirli olarak bilinen -hani bar tutmuş, kir tutmuş- şekliyle geçiyor. Yörede de “bayrak”, “bağarak, “varak” gibi sözcüklerin zamanla barak’a dönüştüğü kabul ediliyor. Sözcüğün kaynağı kısaca bu… Coğrafi olarak bakıldığında Gaziantep’in güneydoğusu, Karkamış ve Nizip civarındaki küçük 20-30 köyden oluşan ve Fırat’a çok yakın olan Türkmen boylarının bölgesidir.

Barakları nasıl tanımlamak gerekir?

Baraklar; icra olarak Halk müziği içinde özel bir tavır, bir üslûptur. İcra konusunda az önce bahsettiğimiz bölgenin dışına çıkmak durumundayız. Nizip, İslâhiye, Hatay’dan Yayladağı Bayırbucak, Fırat boyundan Suriye sınırını takip edip Lazkiye’ye kadar uzanan bölgede 120’ye yakın Türkmen köyünde, Amik ovasında, Toroslar’ın iç bölgesinde, Maraş’ta Pazarcık, Narlı civarında icra edilen bir halk müziği tavrımızdır.

Barakların içinde sürekli geçen bir aşiret sözü var. Onun özü şu; su kenarları, mümbit topraklar, ılıman iklimler tarih boyunca insanlığın cazibe merkezi halindedir. Bir de biz İslamiyet’i kabul ettikten sonra yerleşik düzene geçmiş bir medeniyetiz. Göçebe bir milletiz aslında. Dolayısıyla bu bölgeler de stratejik açıdan farklı dinden, farklı menşeden gelen insanların yaşadığı bölge olarak, aynı zamanda su boyuna yani Fırat’a yakın ve ulaşımının kolay olması sebebiyle sürekli bir insan hareketine sebep olmuş. Gelen güçlü aşiret yerleşik aşireti bertaraf edip kendi yerleşmiş. Fevzi Bey, Elbeyli, Karakeçililer gibi bir yığın aşiret gelmiş geçmiş buralardan. İşin çıkış noktası burasıdır. Kültürün sürekli değişmesinden dolayı değişik bir müzikal yapı oluşmuş. Hepsinin icrası zor, dik seslerle ifade edilen, kendine has makamsal dizilerden oluşan bir repertuar önümüze çıkmıştır.

Baraklarda “Eli kırbaçlı kırmızı çizmeli beyler nicoldu?” Gibi çok ilginç sorular ve imajlar var. Neden acaba?

Yörenin icrasını dilinden ayırt edemezsiniz. İcrayı güçlendiren ses nüansları (ince ayrım) kadar dil de önemli bir faktör… “Yevmiyesice, töremeyesice, soyka, kadanı alayım” gibi sözler kullanılır. Özür dilerim, “itin kızı” deriz mesela… Buradaki itin kızı, onun babası it’tir anlamında değil. Orada muhteşem bir sevda, korkunç bir sitem ve bir estetik var. Onu öyle algılamak lazım. Oradaki hakaret ya da küfür değildir, hâşâ! Gâvurun kızı deriz mesela… Bu hayranlığını, övgüsünü açıktan ifade edemeyen, onun yerine bu tip sözlere havale ederek amacına ulaşmaya çalışan insanların güçlü sesidir. Asla hakaret, küfür, yerme, alçaltma anlamı taşımaz. Barak icrasında duyarsanız, ola ki böyle algılamayınız. Aslı büyük bir sevgi ve büyük bir sitemin ifadesidir. Büyük bir saygı ve ulaşamamanın verdiği bir karamsarlığın, bir çaresizliğin ifadesi aynı zamanda…” https://www.yazarportal.com/baraklar-ve-asim-kuzuluk/142833/

Asım Kuzuluk’un söylediği bir barak var: “Halep’te Bir Güzel Gördüm”. Bunu rahmetli Gavur Hacı’nın kemanı eşliğinde söyler. Hele türkünün açılışındaki keman sesinde eriyip gidersiniz. Eriyip gidersiniz Halep’e doğru. “Aman Halep’te bir gözel gördüm/Dayı aslı Ermeni Ermeni/Ah gözel görmek ister isen/Dayı gel gör Meyrem’i/Meyrem’i beyler/Aman seyirdim ardından gettim/Dayı eğildim yüzünden öptüm/Ah elli gün behrizin duttum/Dayı bugün bayramı bayramı/Aman handan, paşam handan/Dayı gamzeleri doldu kandan/Ah kırk ayaklı merdivandan/Dayı Meyrem ener sallanı sallanı” Her şey ne kadar da sahici ne kadar yerli yerinde… Ne bir eksik ne bir fazla… Gerçi sevdaların dakikalara indirgendiği bir zamanda bir öpmenin elli gün perhizinin tutulması nasıl anlaşılabilir ki? 

Benim Yârim, Beymayıl, Çıksam Şu Dağlara, Ala Gözlü Benli Dilber, Elbeylioğlu, Sarı Çizmeli Beyler, Kırmızı Gül (Şeftali Barağı), Şavo Garibi, Urum Garibi, Veled Bey, Kırıkhan Barağı, Maraş’tan Öteye Ahır Dağları, Amik Karac’oğlan’ı gibi bu topraklarının sözlü kültür hazinelerini söyleyerek bizi çok uzak zamanlara götürür Kuzuluk. Modern zamanların topraktan kopuk, insansız, doğasız, acımasız, acımasız dünyasına karşı bir isyandır Onun barakları. Uzak beldelerden yüzümüzü okşayan bir rüzgardır Onun getirdiği. Öğüt te var öç alma da… 

Barak kültür ve müziğini günümüze taşıyan Asım Kuzuluk’a selam olsun!

Muaz ERGÜ

3 Comments

  1. Durdu Güneş Reply

    Barak havaları hakkında oldukça aydınlatıcı bir yazı olmuş. Halk müziğinde sevdiğim bir tür.

  2. davut Reply

    Baraktan söz etmişsiniz fakat Aziz Tok’a hiç değinmemişsiniz. Aziz tok Barak kültürünün önde gelenlerindendir ve barağı düğünlerde söylenir, Barak kültürü ve öğretileri düğünler ve odalar sayesinde nesilden nesile aktarılmıştır.

    1. Muaz ERGÜ Post author Reply

      Aziz Tok tabiki önemli. yazı Asım Kuzuluk olunca Tok’dan bahsetmedik. Onu da yazarız inşallah.selamlar…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir