Asrımızın Resulzâde’si

Mehmet Emin Resulzade, 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında Azerbaycan’nın yetiştirdiği en önemli insanlardan biridir. O, bir politikacı ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olmasının yanında, yazdıklarıyla da Doğu’nun en önemli mütefekkirlerinden biridir.                                                 

Öğrencilik dönemlerimizde her üç ayda bir elimize geçen Azerbaycan Dergisi’nde onun eskiden yazdığı yazıları okuya okuya büyümüştük ve 1920’lere kadar olan Azerbaycan’ı, onun kaleminden öğrenmiştik.

Resulzade, 1920 yılının o uğursuz Nisan ayında ülkesi işgale uğrayınca, Azerbaycan’nın Lahıç kasabasına sığınır. Ülkesi işgal altında, insanları kan ve gözyaşı içindedirler. O, Lahıç’ın sisli dağlarına, Kirdman Çayı’nın soğuk sularına bakarak ülkesini ve Firdevsi’nin Şehname isimli eserindeki talihsiz Siyavuş’u düşünür. O gam ve kederler içinde “Asrımızın Siyavuşu” eserini kaleme alır.

“Bir bilge dedi ki tarih dil bilmez
 Kötü talih ile mertlik edilmez!“

Evet, Firdevsi’nin kaleminden dökülen şiirlerle tarihini, talihini, mertliğini düşünen Resulzade, kendisinin de ülkesinin mert ve yiğit  Siyavuş’u olduğunu hatırlar ve dertlerini dile getirir. İki yıllık bağımsızlık, iki yıllık şerefli yaşamak, iki yıllık dünya emperyalizmine başkaldırmak kolay olmamıştır. O daha 17 yaşında bu şeref, bu bağımsızlık, bu başkaldırı için mücadeleye atılmış bir insandı. Babası Hacı Molla Elekber duâlarıyla ona yurt yolunda çalışmayı öğretmişti. Anası Zalkızı  Ziynet  tertemiz sütüyle onu halkı için beslemişti. O öyle biridir ki, daha 1903 yılında, yani 19 yaşındayken, ülkesindeki yabancılaşmaya karşı isyan bayrağı kaldırmıştır. Bakü’de, Mehmet Ağa Şahtahtlı’nın çıkarduğı “Şark-ı Rus” gazetesine bir mektup yazarak, Azerbaycan’da gittikçe Ruslaşan ve bozuk Rusçalarıyla konuşan gençleri yerden yere vurur.

O, halkına, diline o kadar vurgundur ki, Rus Çarı’nın korkunç baskılarından ve sürgünlerinden çekinmeden o dönemlerde çıkan “Hayat”, “Tekamül”, “Füyuzat”, “İrşad”, “Yoldaş” ve “Terakki” gibi gazetelerde, dergilerde halkının hakkını, hukukunu savunur.

1917 yılında Moskova’da toplanmış “Rusya Müslümanları Kurultayı”ında Rusça konuşan Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen delegelerini protesto ederek kürsüye çıkar ve onları şu sözlerle uyarır:

“Biz Türküz ve bu kürsüde Türkçeden başka bir dille asla konuşmayacağım!”

Mehmet Emin Resulzade, Çar Rusyası’nın baskıları sonucu ülkesini terkederek İran’a geçer. 1911 yılına kadar orda “Yeni İran” gazetesini çıkarır. İran’daki faaliyeti sadece gazetecilik değildir. Settar Han’ın devrimci hareketini de takip ederek, destekler.

1911 yılında İstanbul’a geçer ve o dönem  Türk aydınlarının müdavimi oldukları Türk Ocağı’ındaki çalışmalara katılır.

1913 yılına kadar İstanbul’da çeşitli gazetelerde yazılar yazar. Rusya’da karışıklık artınca ülkesine döner.

Rusya’daki 1917 Bolşevik Devrimi ve kargaşadan sonra 1918 yılına doğru Azerbaycan ilk defa aydınlarıyla, basını ve sivil toplum kuruluşlarıyla bağımsızlık kıvamına  gelmiştir. Resulzade ve arkadaşları bu durumu hemen değerlendirir ve arkadaşlarıyla birlikte 28 Mayıs 1918 yılında Tiflis’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan ederler. Bu bağımsız devlet İslam dünyasının ilk bağımsız ve demokratik cumhuriyetidir.

Azerbaycan bağımsızlığını ilan eder ama Bakü hala işgal altındadır. Ermeni ve Bolşeviklerin işgal ettikleri şehir Resulzade’nin ifadesiyle Azerbaycan’ın adeta kafası gibidir ve Bakü olmadan Azerbaycan’ın yaşaması mümkün değildir.

Haziran 1918 yılında Resulzade Batum’da Osmanlı İmparatorluğu ile askeri bir antlaşma imzalar ve çok geçmeden bu anlaşmaya dayanarak Nuri Paşa komutasındaki Türk ordusu Azerbaycan’a girer ve şiddetli çarpışmalardan sonra 15 Eylül 1918 yılında Bakü ele geçirilir. Ardından Bakü Azerbaycan’ın başşehri ilan edilir.

Mehmet Emin Resulzade ve arkadaşları iki yıla yakın bir bağımsızlık sürecinde yaptıkları hizmetlerle Azerbaycan halkının hafızasında derin izler bırakmışlardır. Üniversite açılmış, yüzlerce öğrenci yurtdışına gönderilmiş, okullar islah edilmiş, anadil Azerbaycan Anayasası’na Türkçe olarak kaydedilmiş, yeni ordu kurulmuş, kültürel sahalarda adeta devrim yapılmıştır. Opera, tiyatro, basın tüm İslam dünyasındaki durumdan çok çok ileriye taşınmıştır.

27 Nisan 1920 yılında Rus Kızıl Ordusu Azerbaycan’ı işgal eder. Resulzade bir kaç arkadaşıyla birlikte Bakü’den ayrılır ve bir süre Lahıç kasabasında saklanır. Çok geçmeden bir hainin ihbarı ile NKD tarafından Lahıç’da yakalanarak Bakü’ye götürülür. Çar döneminde Stalin’le birlikte Çar’a karşı ortak faaliyetleri ve Bakü’de bir defa Çar polisinin elinden Stalin’i (Kobe) kurtarması onun hayatta kalmasına yardımcı olur. Stalin onu trenle Moskova’ya götürür ve yolda onunla Rusya, islam dünyası ve Bolşevik devrimi ilgili sohbetler yapar.

Eşi Ümmülbanu hanım, kızları Latife ve Halide, oğulları Resul’le Azer Azerbaycan’da çeşitli cezalara çarptırılmış ve sürgün edilmişlerdir. Büyük oğlu Resul 1938 yılında 24 yaşında kurşuna dizilmiştir. Önemli bir ressam olan en küçük oğlu Azer ise 1993 yılında Kazakistan’da sürgünde vefat etmiştir.

Resulzade, Azerbaycan’dan çıkarıldıktan sonra bir süre Moskova’da yaşamak zorunda kalır. Moskova Doğu Dilleri Enstitüsünde Türkçe ve Farsça dersleri verir. 1922 yılında Moskova’daki Tatar dostlarının yardımıyla önce Finlandiya’ya, ordan Fransa’ya ve ardından da Türkiye’ye geçer. Türkiye’de “Azerbaycan Cumhuriyeti” isimli kitabını yayınlar. Sürgündeki arkadaşlarıyla “Yeni Kaffkasya Dergisi”ni çıkarmaya başlar. Dergide Bolşevik Rusya ve İran’daki Türkler hakkında yazdığı makaleler nedeniyle iki ülkenin Türkiye üzerindeki baskısı nedeniyle 1928 yılında Türkiye’den ayrılarak Polonya’ya gider.

Ardından Paris’de çeşitli göçmen halk temsilcileri tarafından ortak çıkarılan Prometo ve Kafkas dergilerine yazılar kaleme alır. 1934 yılında Brüksel’de sürgündeki Gürcistan politikacılarıyla Kafkasya Konfederasyonu’nu ilan ederler. Polonya’nın bir kısmının Ruslar tarafından işgalinden sonra Berlin’e yerleşir. 1942 yılına kadar Berlin’deki Sovyetler Birliği ordusundan esir edilmiş Türk kökenli askerlerle ilgilenir. Hitler ve Almanya’nın gerçek amacını anladıktan sonra 1942 yılında Almanya’dan ayrılır. Bir süre Bükreş’de yaşayan Resulzade, Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver’in de çabalarıyla 1947 yılında Türkiye’ye döner ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayım Müdürlüğü’nde çalışır.

6 Mart 1955 yılında Ankara’da hayata gözlerini yumar. Ama  onun hep dillerde olan “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözü sürekli Azerbaycan’ın semalarında bir bayrak gibi dalgalanır ve aradan 37 yıl geçtikten sonra Azerbaycan bağımsızlığına kavuşur.

Ondan halkına kalan en önemli miras bağımsızlık ruhudur. Bunun yanısıra Azerbaycan tarihi, edebiyatı ve geleceği için yazdığı için önemli eserleri de vardır.

Eserleri:

  1. Azerbaycan Cumhuriyeti
  2. Asrımızın Siyavuşu
  3. İhtilalci Sosyalizmin İflası ve Demokrasinin Geleceği
  4. Milliyet ve Bolşevizim
  5. Rusya’da Siyasi vaziyet
  6. İstiklal Mefkuresi ve Gençlik
  7. Panturanizim ve Kafkasya Problemi
  8. Çağdaş Azerbaycan Edebiyatı
  9. Azerbaycan Şairi Genceli Nizami
  10. Azerbaycan Kültür Gelenekleri
  11. Çağdaş Azerbaycan Tarihi
  12. Milli Tesanüt
  13. Siyasi ve İlmi Makaleler
  14. İran Türkleri
  15. Bolşeviklerin Doğu Siyaseti
  16. Milli Birlik
  17. Azerbaycan Misak-i Millisi
  18. Stalin’le İhtilal Hatıraları

Orhan ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir