Yarasalar ve İnsanlar

Zaman ateşte pişen kil. Sır tutma umudu su yolundadır! Lâkin kimler kurutmuş pınarların ayağını? Özlenen su sel yatağında neden kudurmuş?.. Ve toprak!.. Niçin dağılmış, niçin cıvımış, niçin kendini sellere kaptırmış?..

Can pazarında canlar satan cellâda gönlünü kaptırmış dosta acırım. Boğazına uzanan neşterin ışıltısını hümanizmin sevdalı gözleri sanıp göğüs geçiriyor. Şekilsizliğini, cıvıklığını ve ruhsuzluğunu taklit ettiği çamur parçasını bir cenin gibi şekillendiriyor döl yatağında. Kil, zamanı eriten ateş kesiliyor. Ve insancık, Elenizmin hendesesiyle yarattığı heykel önünde diz çöküyor:

“Ey sanat tanrıçası!.. Vurgunum sana…”

Vahyi bir kenara iten aptal, kendi aklına âşık.  Kendini puta tapan atalarından üstün görüyor, akıl denen putun kölesi kesilmiş divâne!.. Amentü Billahi diyebilmeye nasiplenememiş gönül âmâsı, bir akıl hârikasının gözlerinde pervane olmuş dönüyor. Dudaklarında cıvık bir çiklet: “Gene gel!.. Gene gel!.. Gene gel!..”

Mevlâna denizinden aydınlık aparmaya kalkışan züppe, Mevlâna Hazretlerinin ışık değil nur deryası olduğundan bihaber. Dönüyor!.. Tangoların ritmiyle, balerinin topuğuyla, kahbelerin kahkahasıyla dönüyor!.. Bir Nil gibi içmek istiyor onu; Firavunların aç gözlü nefislerini ödünç almış çağdaş kâfir!..

Lâkin birileri, Ehad’e el açmaz ise, beynini Ebu Cehl‘den kurtarmazsa Mevlâna kapısının ona idam sehpası oacağı söylenince Afrodit‘in topuğundan düşme insancık çılgına dönüyor. Ve yangın yerinden kaçan köstebek, soluğunu Yunus‘un divançesinde alıyor!..

“Bana seni gerek seni…”

Yunus Emre‘nin dünyasına da çamurlara buladığı kelimelerin çarpıtılmışlığıyla sokulmaya çalışan şu sahtekâra da bakın!.. Belendiği köpekçe duygularını çiğlikten kurtuluş sayan, Yunus adına fetvalar çıkaran Horotius yetiştirmesi Akropolis züppesi dur hele!.. Akılda bile haya vardır; sen nesin?..  İşin ne Yunus’un eteği dibinde a sel yatağında yeşermiş cenin parçası?.. Islak Grekiyan şirretliğiyle kendini Eflatun mağarasından fırlamış sanan gölge, Auguste Comt‘un köşe kırıntısı, Yunus’un divânına Marx‘ın merdiveniyle tırmanmaya çabalayan eli çıralı Neroncuk in aşağı!..

Senin olsun eti Yunus’un, senin olsun kemiği Mevlâna’nın… Kan pıhtısı önünde saygı duruşu!..  İnsan bir ceninse eğer tiksiniyorum. Mânânın resmi çizilebilir mi ey dost, dökülebilir mi imân tunçtan ve balçıktan?.. Bir nebze kan pıhtısını herşey sanan zavallı!.. Ahpes bir sinir yumağının önünde nedir bu titreyişin?.. Madem ki o da senin gibi bir katre cenindir. O halde telâşın niye?… Kerpiç üzre dökülmüş bir tutam güneş ışığına benzeyen gözlerindeki şavk mıdır onu seyyid-üs sâdât sayışın? Eğer o biraz kan, biraz kemik ve biraz et idi ise, farkı neydi besili bir domuzdan? Niçin yemesindi onu Afrikalı insancıl, etçil ya da balıkçıl?.. Yok eğer birileri sana büyüklük yakıştırmış idiydi de bütün çalımın bundan ötürüyse…. Güldürme beni!… O sel yataklarında yeşermiş cenin nesli kimlere vermedi ki büyüklük payesini?.. Nice kil insan suretine döküldü onların elinde! Lâkin zamanın ateşinde bir avuç küldür Büyük Sari, Büyük Şarlken, Büyük Şarlman!… Ne diye nâre atarsın kendini ey başını bir omuzu üzerine devirmiş Büyük iskender tavırlısı dost! ölümden korkuşun mudur varlığına delil? Ama yaşadığını bilmiyorsun ki. Bu ne biçim varlık?.. Ama kulluğunu bilmiyorsun ki.. Bu ne biçim yaratıcılık?..

Ve bütün İyonya‘nın, Helenia‘nın. Babilya‘nın heykeltraşlarına hendese öğreten ve bilgilerini taştan heykellere dökmeyi belleten Zeus‘un. tık nefesli ortanca oğlu dün- yanın en güzel kadınına kendisi, yalnız kendisi sahip olmak istedi. Eline nalçasını alıp işe girişti. Neşter ile bir güzel kıvrım kıvrım yaptı saçlarını… Sonra sana gösterdi hare- mine soktuğu taş parçasını. Sen ise o ıslak bakışlı Elen dilberini Hümanizmanın sevda pınarı sanıp içmeye koyuldun, a ensesi köküne neşter uzanmakta olan alık!.. Dön de geriye bak!.. Yunus asası için dolaşmadı köy köy; Mevlâna bu denize kendi için dalmadı!..

Hey, can pazarında canlar satan cellâda gönlünü kaptırmış dost! “De ki: Suyunuz tamamıyle batıp çekiliverse artık kimdir bir akar su pınarı peydahlayacak?..”

Hasan KAYIHAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir