Bir Kere Yükselen Bayrak Bir Daha İnmez

Giriş

Birinci Cihan Harbi’nin ilk iki yılında Kafkas Cephesindeki Türk kuvvetleri üstün Rus kuvvetleri karşısında hayli gerilemiş, 1916 yılı sonu itibarıyla da Fırat nehrinin doğusuna (Mamahatun (Tercan)-Erzincan) kadar çekilmişti. 1917 yılında 13 Mart’ta Çarlık Monarşisini sona erdiren Menşevik[1] Devrimi ve bundan yedi ay sonra da 7 Kasım’da meydana gelen Ekim Devrimi 1917 yılında Kafkas Cephesinde âdeta çatışmasızlık hâline sebebiyet verdiği gibi, Ekim Devrimi‘nin ardından Kafkas Rus Ordusunun çözülmesine, Kafkasya’ya çekilmesine ve dağılmasına neden olmuş, bu durum da Kafkas Cephesinde Rus işgâli altında olan Osmanlı topraklarınının kurtarılması için elverişli bir ortam oluşturduğu gibi, büyük bir çalkantı yaşayan Kafkasya coğrafyasında da bir jeopolitik boşluk da meydana getirmiştir.

Kafkasya Jepolitiğinde Oluşan Boşluk

Çarlık Monarşisi döneminde Kafkasya Özel Valiliği adlı idarî birim tarafından yönetilen Kafkasya’da Menşevik Devrimi sonrasında Petrograd’da işbaşına gelen geçici hükûmet tarafından Kafkasya’nın idaresi için bahse konu idarî birim yerine 22 Mart 1917 tarihinde Kafkasya’nın, özellikle de Transkafkasya’nın (Güney Kafkasya/Maverâ-yı Kafkasya)’nın yönetimi için kısa ve Rusça adıyla OZAKOM (Özel Maverâ-yı Kafkasya Komitesi) adında geçici bir idarî organ oluşturulmuştur. Ancak OZAKOMEkim Devrimi’ne kadar geçen süre zarfında pek bir varlık gösteremediği ve bölgenin sorunlarını da yeterince çözüm getiremediği için halk nezdinde de beklediği desteği bulamamıştı. Ekim Devrimi ile birlikte Bolşevikler Rusya’da merkezi yönetimi ele geçirmiş olmakla birlikte Menşevik unsurların ağırlıkta olduğu Tiflis’te Gürcü, Ermeni ve Azerbaycanlı delegeler tarafından 24-27 Kasım 1917 tarihlerinde yapılan toplantı sonucu Bolşevik hâkimiyetini tanımayan ve Rusya Kurucu Meclisi toplanana kadar da geçici bir hükûmetin kurulması kararı alınır, Rusya’da Kurucu Meclis oluşturuluncaya kadar, OZAKOM’un yerini alacak olan (bölgenin geçici hükûmeti olarak) Tiflis’te bir tür federasyon olan ZAKAVKOM (Maverâ-yı Kafkas Komiserliği/Hükûmeti) teşkil edilerek, hükûmet üyeleri belirlenmiştir.

Bakü Sovyeti/Komünü

Tiflis’te bu gelişmeler yaşanırken Bakü Guberniyasının (idari yönetim biriminin) arazisinde 2 Kasım’da Ermeni asıllı Bolşevik Stepan Şaumyan liderliğinde üyelerinin çoğunluğu Bolşevik olan Bakü Sovyeti Hükûmeti (2.7.1917-26.7.1918) kurulmuştu. Şaumyan Mart 1918 ayında Bolşevik lider Lenin tarafından Kafkaslarda Bolşevik iktidarın etkin hâle getirilmesiyle görevlendirilmiştir. 30 Mart- 3 Nisan 1918 döneminde yaşanan ve Mart Olayları olarak bilinen hâdiselerde Bakü şehri ve civarında Bakü Sovyeti ve Ermeni Devrimci Federasyonu kuvvetlerinin Müsâvât Partisi ve Kafkas Süvari Tümeni arasında meydana gelen çatışmalar sırasında Azerî sivillere yönelik katliam yaşanmış olup, Azerbaycan Türkü ve diğer Müslümanlardan 3.000-12.000 arasında insan öldürülmüştür. 1918 Mart Olayları sonucunda Bakü’de iktidar tamamen Bolşeviklerin eline geçtikten sonra, Bakü’deki mevcut yönetimin 13 Nisan’dan sona erdiği 31 Temmuz’a kadar “Bakü Komünü” olarak tanınmıştır.

Rusların Bakü’yü İşgali

Gerek Mart 1918 olayları esnasında Bakü’nün Türk ve Ermeni sakinleri arasında çıkan çatışmalarda, gerekse de Bakü Komünü olarak adlandırılan dönemde Azerbaycan Türkleri sayısız sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştır.

Elviye-i Selâse’nin Kurtarılması

3 Mart 1918 tarihinde Rusya ile Merkezî Devletler arasında imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması gereği 1877-1878 Osmanlı–Rus Harbi sonucu imzalanan Berlin Antlaşması gereği Ruslara bırakılan Elviye-i Selâse’nin (her ne kadar ne şekilde olacağı belli olmamakla birlikte) Osmanlı Devleti’ne verileceği kararlaştırılmış olmasına rağmen gerek bu konuda Rusya’nın ayak sürümesi, gerekse de işgâl altındaki yerleşim merkezlerinde Rusya himâyesindeki Ermeni milislerin Müslüman Türk ahaliye zulüm ve katliamda bulunması üzerine ve bu konuda yapılan resmî girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine 3. Osmanlı Ordusu tarafından 12 Şubat 1918 tarihiinde başlatılan ileri harekât sonucu 23 Mart itibâriyle 1914 yılındaki savaş öncesi Osmanlı-Rus sınırına ulaşılmış, Nisan 1918 ayı sonunda tüm cephede, Elviye-i Selâse tamamen işgâlden kurtarılmış, 1877-1878 Savaşı’ndan önceki Türk-Rus sınırına ulaşılmış, Brest-Litovsk’ta diplomatik olarak elde edilen bir hak askerî harekâtla da fiilen elde edilmiş oldu. Ancak bahse konu tarihten sonra da askerî harekât 4 Haziran 1918 tarihinde Batum Antlaşmaları imzalanana dek devam etmiştir.

Bir Kere Yükselen Bayrak Bir Daha İnmez

22 Nisan 1918 tarihinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan Cumhuriyetlerinin katılımıyla kurulan Maverâ-yı Kafkas (Transkafkas) Federal Cumhuriyetinin başkenti olan Tiflis’te 26 Mayıs 1918 tarihinde çok önemli gelişmeler olur.  Kafkas Cephesinde Mayıs ayının sonuna dek devam eden 3. Ordu’nun ileri harekâtı sırasında gerek Trabzon Konferansı (14.03-14.04.1918) ve gerekse de Batum Konferansı’nda  (11.05-04.06.1918) istediği sonucu elde edemeyen Maverâ-yı Kafkas Federal Cumhuriyeti dağılma sürecine girmişti. Konfederasyonu oluşturan tarafların millî çıkarları birbirleriyle örtüşmediğinden bu konferanslarda sonuç alınabilmesi için Konfederasyonu oluşturan milletlerin birer bağımsız hükûmet hâline gelmeleri şarttı. Bu görüş Osmanlı Devleti tarafından ileri sürülmüş ve ancak ayrı ayrı hükûmetler olarak barış yapılabileceği, Batum Konferansı’nda Kafkas Delegeler Heyeti’ne bildirilmişti. İç ve dış politikaya ilişkin konularda önemli fikir ayrılıklarına sahip Maverâ-yı Kafkas Hükûmetindeki Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan temsilcilerinin uzlaşma zemininden uzaklaşmaları üzerine Maverâ-yı Kafkas Seymi (Yasama Meclisi) 26 Mayıs 1918 tarihinde Tiflis’te yaptığı son toplantıda kendi kendini feshettiğini ve Maverâ-yı Kafkas Hükûmeti’nin de sona erdiğini bildirir. Aynı gün Gürcüler ile Ermeniler bağımsızlığını ilan etmiş, 28 Mayıs’ta da Azerbaycan Millî Şûrâsı (Meclisi) Gence’de kurucu lider Mehmet Emin Resûlzâde’nin[2] önderliğinde “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” nidâlarıyla bağımsızlığını ilan etmiştir.

Batum Anlaşmaları

30 Mayıs’ta Maverâ-yı Kafkas Federal Cumhuriyeti’nin dağılmasından sonra Batum görüşmeleri ayrı ayrı heyetler hâlinde yapılmıştır. Osmanlı heyeti ile Azerbaycan, Kuzey Kafkas, Gürcü ve Ermeni heyetleri arasındaki görüşmeler 8 Haziran’a kadar devam etmiş, 4 ve 8 Haziran’da da Osmanlı Devleti ile adı geçen Kafkas devletleri arasında toplam 20 adet antlaşma imzalanmıştır. Osmanlı Devleti bu antlaşmalar sayesinde, Kafkasya’nın tamamında kendi nüfuz ve otoritesini sağlam temeller üzerine oturtmuş, Rusya ve kendi müttefiki Almanya’ya karşı da bölgede çok avantajlı bir duruma geçmiş oldu. Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti 1918 yazında Batum Antlaşmalarına dayanarak Azerbaycan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yardım talebi nedeniyle Kafkasya’ya yönelik bir askerî harekât düzenleyecek, bölgeyi ve özellikle Bakü ve Dağıstan’ı Rus ve Ermeni işgâlinden temizleyecektir. Ancak tüm bu kazanımlar, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütârekesi ile hebâ olacaktır..

26 Mayıs’ta Maverâ-yı Kafkas Cumhuriyeti’nin dağılmasından iki gün sonra kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nde Müsâvatçılar[3] Osmanlı Devleti’nin, Gürcistan Cumhuriyeti’ndeki Menşevikler Almanya’nın, Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Taşnaklar da İngiliz himâyesini beklemeye koyulacaklardır. Böylece Batum Konferansı 4 Haziran’da adı geçen üç cumhuriyet ile Osmanlı Hükûmeti arasında imzalanan üç ayrı barış antlaşmasıyla sona erecek, Osmanlı toprakları doğuda Ahıska ve Ahılkelek’in katılmasıyla 1828 sınırına varacak, Gümrü-Culfa demiryolu da Osmanlı Devleti denetimine geçecektir. Ayrıca Azerbaycan’la imzalanan antlaşmanın 4. maddesine göre “Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından istenildiğinde Osmanlı Hükûmeti iç düzen ve güvenliği sağlamak ve geri getirmek için gerekli gördükçe silah gücü ile yardımda bulunacaktır.”

31 Temmuz 1918 tarihinde Bakü Bolşevik yönetiminin iktidardan düşmesi üzerine Bakü’de Menşevik, Taşnak ve SR (Sosyalist Devrimci Parti) ittifakı yönetime hâkim olmuş, Şaumyan da dâhil iktidardan düşen Bakü halk komiserlerinin Bakü’den kaçma girişimleri başarılı olmamamış ve yeni yönetim tarafından hapse atılmışlardır. 15 Eylül 1918 tarihinde Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye girmesinden sonra, İngilizler ve Bolşevik karşıtları tarafından Hazar Gölü’nün karşı kıyısındaki (bugünkü ismi Türkmenbaşı olan) Krasnodovsk’a götürülüp orada 26 komiser ile birlikte kurşuna dizilmiştir.

Bakü Harekâtı ve Bakü’nün Zaptı

Hükûmet merkezi Gence‘de bulunan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti, Azerbaycan topraklarının tamamına hâkim değildi. Bunun sebebi ise Bakü ve civarının 2 Kasım 1917 tarihinden beri (Bolşevik Şaumyan liderliğindeki) Bakü Sovyeti Hükûmetinin kontrolünde olmasıydı.

Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya ise Filistin Cephesi’nde hayatî önemi haiz çarpışmaların yapıldığını öne sürerek Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’ya askerî yardım yapmasına karşı çıkıyordu. Enver Paşa, Almanya’nın itirazı nedeniyle ortaya çıkan sıkıntının aşılabilmesi, Azerbaycan türklerine ve Kuzey Kafkasyalılara -Dağıstanlılara- yardım edebilmek için Şark Ordular Grubuna bağlı bir askerî unsur olarak Kafkas İslam Ordusunun kurulmasını sağlar.

Nisan ayında Karargâhı ile birlikte Musul’a gelen (Enver Paşa’nın küçük kardeşi ve fahrî mirlivâ / tümgeneral) Nuri Paşa, 13 Nisan’da Musul’dan ayrılır ve 4 Mayıs’ta da Tebriz’e ulaşır. Nuri Paşa 25 Mayıs’ta da Gence’ye gelerek Kafkas İslam Ordusunu teşkil etmeye başlar.

Osmanlı Devleti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında 4 Haziran’da Barış ve Dostluk Antlaşması imzalanması üzerine Ermenistan’a yönelik harekât da sonlandırılmıştı. Bu antlaşma sonucu, Türk kuvvetlerini, Ermenistan toprakları üzerinden Gence’ye göndermek imkânı da elde edilmişti. Nuri Paşa’nın 25 Mayıs’ta 149 subay ve 488 askerle birlikte Gence’ye gelmesinin ardından Türk birlikleri Ermenistan toprakları üzerinden geçerek 10 Haziran’da Gence’ye ulaştı ve Kafkas İslam Ordusu bünyesine katıldı. Gence halkı Türk askerinin kendilerine yardıma gelişini kurbanlar keserek karşıladı. Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk Devlet Başkanı Mehmet Emin Resulzâde (1884-1957), Nuri Paşa ve Türk askerinin Gence’ye gelişine ilişkin duygularını “O zaman müthiş bir anarşiye mâruz, diğer taraftan da Bolşevik tecavüzü ile tehdit olunan Gence, Nuri Paşa’yı ve askerlerini gökten inmiş halaskâr (kurtarıcı) bir melek gibi telakkî etmiştir.” şeklinde dile getirir. 1937 yılında Stalin tarafından kurşuna dizilerek idam ettirilen “Azerbaycan Millî Marşı”nın sözlerini de yazmış olan Azerbaycan’ın ünlü şairi Ahmed Cevad (1892-1937), Gencelilerin, kurtarıcısı olarak gördüğü Osmanlı/Türk askerine teveccühünü ve Gence’de Azerbaycan bayraklarının yanında Osmanlı bayraklarının asıldığını görünce (Türkiye’de “Çırpınırdı Karadeniz” diye bilinen) “Selam Türk’ün bayrağına” şiirini Kafkas İslam Ordusuna armağan eder. Ahmed Cevad bu şiirinde “Vefalı Türk geldi gene, selam Türk’ün bayrağına” demektedir. Ahmed Cevad, Kafkas İslam Ordusunun harekâtı için duygularını şu dizelerle lirik bir şekilde dile getirmiştir: “Şu karşıki duman çıkan bacadan/Sen gelmeden iniltiler çıkardı/Gecikseydin mazlumların feryadı/yeri, göğü, kâinatı yıkardı.”

Kâğıt üstünde “Ordu” olarak adlandırılmakla birlikte Kafkas İslam Ordusu, Ruslarla yapılan yoğun çatışmalarla eriyen Kafkas Ordular Gurubu, 9. Ordu ile Şark Ordular Grubuna bağlı bir kolordu olarak yapılandırılmıştır. 1., 2., 3. (Dağıstan’lı Müslüman gönüllülerden oluşan) 4. ve (Albay Mürsel (Bakü) Bey[4] komutasındaki Azerbaycanlı Müslüman gönüllülerden oluşan) 5. Kafkas Piyade Tümeninden oluşan ve komutanlığına da Enver Paşa’nın küçük kardeşi Nuri Paşa’nın (fahrî ferik/korgeneral rütbesiyle) komutanlığına atandığı Kafkas İslam Ordusunun amacı; kargaşa içinde bulunan Azerbaycan ve Dağıstan’ı Bolşevik Rus işgâli tehlikesinden kurtararak bağımsızlıklarını ilan etmelerine yardımcı olmaktı. Ayrıca Kafkasya’da yardım talep eden devletlerde kurulacak nizamî ordunun esasını oluşturacak, Kafkasyalı askerlere eğitim verecek ve Kafkasya’da İslam’ın yüksek menfaatlerini temin edecek, Hilâfetin kutsal hukukunu koruyacak, bölgenin Osmanlı ile siyasî ve askerî irtibatını tesis edecek olan Kafkas İslam Ordusu, Ekim Devrimi’nden sonra tedricen iç savaşlara sahne olan Sovyet Rusya dâhilindeki Müslüman halklarla da imkânlar ölçüsünde yardım edecekti.

28 Mayıs’tan beri Tiflis’te faaliyetlerini sürdüren Azerbaycan Millî Şûrâsı (Millî Azerbaycan Hükûmeti) 16 Haziran’da (sâkinleri Ermeniler ve Azerbaycan Türklerinden oluşan) Gence’ye gelerek faaliyetlerini burada sürdürmeye başladı. Azerbaycan coğrafyasının her tarafında mevcut olan Türkler ile Ermeniler arasındaki gerginlik Gence’de de mevcut olup, yaşanan gelişmelere paralel olarak şehrin iki yakası arasındaki irtibat da kesilmişti. 25 Mayıs’ta Gence’ye gelen Nuri Paşa, kentteki Ermenileri itaat altına almak için onların silahlarını toplatmaya kalkışması üzerine Ermeniler silahlarını vermeye yanaşmayınca 11 Haziran’da Nuri Paşa’ya bağlı Gence Müfrezesi tarafından başlatılan kentin Ermeni mahâllelerine yönelik askerî operasyon 13-14 Haziran gecesi başarıyla tamamlanır.

Bakü’ye hareket etmeden önce düzeni tesis etmek için bir süre Gence’de kalan Nuri Paşa, burada duruma hâkim olduktan sonra, 28 Mayıs’ta Gence’de kurulmuş olan ve ordusu olmayan Azerbaycan Halk Cephesi’ni düzenleme ve güçlendirme faaliyetlerinde bulundu. Önce Azerbaycan Millî Kolordusunu kurdu, ardından da Azerbaycan Halk Cephesi Hükûmetindeki Bolşevik Rusya yanlılarını tasfiye etti. Sıra Bakü’nün kurtarılmasına gelmişti. Bakü’deki soydaşlar da -Azerbaycan Türkçesine ait bir ifadeyle dile getirmek gerekirse- Kafkas İslam Ordusunun uzatacağı bir gardaş kömeğini (kardeş yardımını) ümit ve heyecanla bekliyordu.

Bakü ve etrafındaki Bolşevik kuvvetlerin büyük kısmı Ermeni, bir kısmı da Yahudi ve 3.000’i de Müslüman olmak üzere 20.000 kişi tahmin ediliyordu. Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa bu durumda emrindeki kuvvetler ile Bakü’nün zapt edilemeyeceği kanaatindeydi.

Kafkas İslam Ordusunun kurulması esnasında çoğunluğu Ermenilerden meydana gelen 20.000 kişilik bir kuvvet, Bakü’den batıya doğru yerleşim merkezlerini yakıp yıkarak ve Müslüman Türk sakinlerini de katlederek Gence’ye yakın bir bir mesafede bulunan Gökçay kasabasına gelmiş bulunuyordu. Gence’de toparlanan ve hazırlıklarını tamamlayan Kafkas İslam Ordusu, 18 Haziran 1918 tarihinde Gence, Gökçay ve Şamahı güzergâhından Bakü’ye doğru ileri harekâta başladı.

Kafkas İslam Ordusunun Bakü istikâmetindeki ileri harekâtı esnasında 27 Haziran-2 Temmuz 1918 tarihlerinde Bolşeviklere karşı icra edilen muhârebeler olan Gökçay Muhârebesi ve Salyan Muhârebesi başarıyla sonuçlandırılmıştır. 3 Temmuz’da Aksu ve Kurdemir mihverinde sürdürülen ileri harekât sonucu 15 Temmuz’da her iki yerleşim merkezi de işgâlden kurtarılmış,  28 Temmuz’da da Bakü’nün batısındaki Şamahı zapt edilmiştir. 30 Temmuz’da Bakü’ye ulaşan ve kuşatmayı tamamlayan Kafkas İslam Ordusu 31 Temmuz’da kentte taarruza başlar.

25 Temmuz’da yapılan genişletilmiş Bakü Sovyeti’nin toplantısında gerek Stalin’in emrine rağmen, gerekse de Şaumyan’ın da dâhil olduğu Bolşevik üyelerin muhalefetine rağmen kentin savunması için oy çokluğuyla İngiliz kuvvetlerinin çağrılmasına ve bir koalisyon hükûmetinin kurulmasına karar verilir. 30 Temmuz’da Bakü’deki Ermeni Millî Şûrâsı’nın liderleri Bolşeviklerden iktidarı bırakmasını ister. Bunun üzerine Şaumyan 31 Temmuz’da iktidarı bırakmak zorunda kalır.[5] Bakü Sovyeti’nin iktidarı kaybetmesi sonrasında Taşnakların ağırlıkta olduğu Taşnak (Ermeni), Menşevik ve SR ittifakı ile kurulan “Centro-Caspi” (Merkezî Hazar) adlı koalisyon hükûmetinin ilk icraatlarından biri Enzeli’de bulunan General Dunsterville komutasındaki 39. İngiliz Tugayı ile irtibata geçerek onlardan yardım istemek olur. Bu gelişmeler ile eşzamanlı olarak yeni kurulan Merkezî Hazar Hükûmeti, Bakü’den kaçmaya çalışan Bakü halk komiserlerini de yakalamış ve hapse atmıştı.

Bakü ve etrafındaki Bolşevik kuvvetlerin yaklaşık 20.000 kişi olan mevcuduna karşı Kafkas İslam Ordusunun asker mevcudu ve lojistik imkânları oldukça yetersiz durumdaydı. Mevcut kuvvet ve imkânlarla Bakü’nün zapt edilemesi mümkün görülmediğinden Nuri Paşa’nın talebine istinaden Kafkas İslam Ordusu dört alay ile takviye edilir. 31 Ağustos’tan itibaren Kafkas İslam Ordusu Bakü batısındaki ileri mevzilere taarruz ve tazyik etmeye, 1 Eylül’den itibaren de Bakü’ye taarruz etmeye başladı. Bakü’ye taarruz hazırlıkları yapılırken Şark Orduları Grubu Komutanı Halil (Kut) Paşa ile Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa da cepheye geldi. 14 Eylül’de Bakü çevresindeki muhârebelerin 46. günü yaşanıyordu. Kafkas İslam Ordusu 14 Eylül’ü 15 Eylül’e bağlayan gece kritik bir taarruza geçti. Taarruza dayanamayan İngiliz General Dunsterville komutasındaki 9. İngiliz Tugayı da eşzamanlı olarak gemilere binerek Bakü’yü terk etti.[5] 15 Eylül’de ise artık Bakü tamamen işgâlden kurtarılmıştı. Birliklerin genel komutası Nuri Paşa’da olmakla birlikte, son askerî operasyonlar doğrudan Mürsel Paşa komutasında gerçekleştirilmişti. Mürsel Paşa bu kahramanlığı nedeniyle “Bakü” soyadını almış ve tarihe “Mürsel Bakü” olarak geçmiştir.

15 Eylül’de Kurban Bayramı sabahı Kafkas İslam Ordusu Bakü’ye girer ve şehrin yönetimini devralır. Muhârebenin bitimini Enver Paşa: “Allah’ın yardımı ile Bakü şehri 30 saatlik şiddetli muhârebeden sonra, 15 Eylül 1334’te (1918) saat dokuz sularında zabt edilmiştir.” sözleri ile ifade etmiştir.

Bakü’nün, Kafkas İslam Ordusu tarafından zaptedilmesi üzerine Petrograd’daki Bolşevik Hükûmet, Osmanlı Devleti ile ilişkilerini kesme kararını Alman hükûmetine bildirmiş, Bâb-ı Âlî’ye göndereceği notayı da Fransızca yayımlamış, notanın metnini de Osmanlı makamlarına da ulaştırmıştı. Ancak Osmanlı Hükûmeti bunları dikkate almamıştır.

Sonuç

Bakü’nün Rus, Ermeni ve İngilizlerden kurtarılmasının ardından yeni Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Fethali Han Hoyski’nin (1875-1920) reisi olduğu Gence’deki millî hükûmeti de Bakü’ye taşınır. Böylece Azerbaycan Millî Hükûmeti öz başkentine kavuşmuş oldu. Bu durum, Azerbaycan Millî Hükûmeti tarafından da 20 Eylül’de halka ilanla bildirildi.

Bakü’nün zaptında Kafkas İslam Ordusunun zayiâtı 800-1.000 şehit-yaralı olup şehit olan Türk askerleri bugün Bakü’deki Şehitler Hıyâbanı’nda bulunan Türk şehitliğinde Azerbaycanlı soydaşları ile yan yana yatmaktadır.

Kardeş Azerbaycan Cumhuriyetinin başkenti Bakü’nün âzadlığa ermesinin 101. yıldönümü kutlu, Bakü Fatihi Nuri Paşa‘nın da ruhu şâd olsun.

KAYNAKLAR 1. Basılı Eserler:

—; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekâtı, C. II, Gnkur.Bsmv., Ankara 1983.

Arı, Kemâl; I. Dünya Savaş Kronolojisi, Gnkur.Bsmv., Ankara 1997.

Beiningsen, Alexandre A.& Wimbush, S. Enders; Müslim National Communism in the Soviet Union, The University of Chicago Press, Chicago-USA 1997.

Belen, Fahri; Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi 1918 Yılı Hareketleri, C. 5, Gnkur.Bsmv., Ankara 1967.

Görgülü, İsmet; On Yıllık Harbin Kadrosu (1912-1922), TTK Bsmv., Ankara 1993.

Gürün, Kâmuran; Ermeni Dosyası, 4. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1988.

Hovannisian, Paul C.; The Republic of Armenia: The first year, 1918-1919, V. I: 1918-1919, University of California Press, London – England 1971.

Kurat, Akdes Nimet; Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1970.

Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.

Phillips, Steve; Lenin and the Russian Revolution, 1’st edition, Heinemann, Oxford-UK 2000.

Şahin, Enis; Diplomasi ve Sınır, 1. Baskı, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2005.

Şahin, Enis; Türkiye ve Maverâ-yı Kafkasya İlişkileri İçerisinde Trabzon ve Batum Konferansları ve Antlaşmaları (1917-1918), TTK Bsmv., Ankara 2002.

Uras, Esat; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, 2. Baskı, Belge Yay., İstanbul 1967.

Yerasimos, Stefanos; Kurtuluş Savaşı’nda Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923, İkinci baskı, Boyut Kitapları, İstanbul 2000.

2. Makaleler:

Gökay, Bülent; “The Illicit Adventures of Rawlinson British İntelligence in the Final Phase of the Ottoman Empire”, http://dergiler.ankara. edu.tr/ dergiler/ 44/683/8690.pdf, Erişim Tarihi: 1 Ocak 2014.

Gökdemir, Ahmet Ender; “Millî Mücadele’de Elviye-i Selase”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C.7, S.19, Kasım 1990, http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-19/milli-mucadelede-elviye-i-selase,Erişim Tarihi: 29.05.2015.

Sadıgov, Ramin; “Rus İhtilallerinin Azerbaycan’a Etkileri: Bağımsızlığa Giden Yol”, Gazi Türkiye, Bahar 2015/16, Ankara.

Yüceer, Nâsır; ”I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan ve Dağıstan’a Askerî ve Siyasî Yardımı”,(Ed. Hasan Celal Güzel, Kemâl Çiçek, Sâlim Koca), C. 13, Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002.

3. Bildiriler:

Çağlayan, K. Tuncer; İngiliz Belgelerine Göre Transkafkasya’da Osmanlı-Alman Rekabeti, XIII. Türk Tarih Kongresi, 4-8 Ekim 1999, Kongreye Sunulan Bildiriler, C. 3, Kısım 1, TTK Bsmv., Ankara 2002.

Öztoprak, İzzet; “Maverayı Kafkas Hükûmeti”, Sekizinci Askerî Tarih Semineri Bildirileri, XIX. ve XX. Yüzyıllarda Türkiye ve Kafkaslar, C.I, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yay., Gnkur.Bsmv., Ankara 2003, Erişim Tarihi: 12. 02.2015.

4. İnternet Dosyaları:

—; “Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşına Girişi ve Çarpıştığı Cepheler”, www.ttk,gov.tr,/ indeksphp.? Page=Sayfa&No=225, Erişim Tarihi: 15.07.2015.

—“Sol SR” http://tr.wikipedia.org/wiki/ Sol_SR, Erişim Tarihi: 25.05.2015.

—, “Sosyalist Devrimci Parti”, http://tr.wikipedia.org/ wiki/Sosyalist_ Devrimci_Parti, Erişim Tarihi: 25.05. 2015.


[1] Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDİP)nin 1903 Kongresinde partinin üyelik tanımı üzerinde yaşanan ihtilaf sonucu meydana gelen ayrışma kapsamında parti bünyesindeki iki farklı hizipten Julius Martov’un liderlik ettiği grup (“azınlıkta kalanlar” anlamında kullanılan) Menşevikler, Lenin’in liderlik ettiği grup da (“çoğunlukta kalanlar” anlamında kullanılan) Bolşevikler olmuştur. RSDİP’in bu iki hizbi de Marksist idi. Ekim Devrimi ile birlikte Bolşevikler, Mart 1917 ayından beri geçici hükûmet olan Menşevikleri devirerek Rusya’nın merkezî yönetimini ele geçirmişlerdir.

[2] Mehmed Emin Resulzâde (1884-1955). 27.05-07.12.1918 döneminde Demokratik Azerbaycan Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır. Mondros Mütarekesi sonrasında Osmanlı kuvvetlerinin Kafkasya’yı boşaltması sonucu Kafkasya’daki Türk halkları da kendilerini koruyacak kuvvetli bir hâmiden mahrum kalırlar. Toparlanan Sovyet Rusya’nın Kızıl Ordu’su 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan’a girerek, ülkeyi 1991 yılına kadar sürecek olan SSCB idaresi altına alır. İşgal olayı sonrası tutuklanarak (17.08.1920) hapse atılır. Cezası, 1922 yılında Stalin’in isteğiyle idam cezasından sürgüne çevrilir. 1922 yılında ülke dışına kaçar. Sürgün hayatını; Türkiye’nin, Polonya’nın ve Almanya’nın bazı şehirlerinde geçirir ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı için çalışmalarına devam eder. 1947 yılında Türkiye’ye yerleşir. 6 Mart 1955 tarihinde de Ankara’da vefat eder.

[3] Müsâvatçılar ile kasdedilen Azerbaycan Müsâvat Partisi mensupları ve yanlılarıdır. Azerbaycan’ın en eski siyasî partisi olan Müsâvat Partisi, 1911 yılında kurulmuş olup, günümüzde de Azerbaycan’ın ana muhalefet partilerinden biridir. Müsavat’ın tarihi üç dönemden ibarettir: Eski Müsâvat, Sürgündeki Müsâvat ve Yeni Müsâvat. Müsavat Partisi 1911 yılında, İstanbul’da sürgünde yaşayan Mehmed Emin Resulzâde’nin girişimi sonucunda, kuzeni Mehmed Ali Resulzâde, Abbasgulu Kâzımzâde ve Tağı Nağıoğlu tarafından Bakü’de kurulmuştur. Partinin ilk adı Müsavat Müslüman Demokrat Fırkası olmuştur ve sonra Azerbaycan SSC’nin ilk Komünist lideri olan Neriman Nerimanov, Müsâvatın ilk üyelerinden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Müsâvat, gizli şekilde Müslüman ve Türk Dünyasının birliği ve refahı için çalışmıştır. Müsâvat fikriyatında Türkçülük unsuru, Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet ideallerinde temellenmiştir. Azerbaycan aydınlarından olan Ali Bey Hüseyinzâde ve Ahmet Ağaoğlu Türkçülüğü bir düşünce tarzı gibi Rusya İmparatorluğunda yaşayan milletlerin uyanışı için yazılarında kullanmıştır.

[4] Miralay Mürsel (Bakü) Bey’in bu harekâttaki rütbesi fahrî mirlivâ (tümgeneral) idi.

[5] Bakü’nün zaptında Kafkas İslam Ordusu tarafından 17 Ermeni, 9 Rus, 10 Gürcü Subayı ile 1.151 Ermeni, 393 Rus, 4 İngiliz ve çeşitli milletlerden 113 asker esir edilmiş, ayrıca, pek çok harp silah, aracı ve mühimmatı ele geçirilmiştir.

İrfan PAKSOY

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir