Bir Repressiya Mazlumu: Mağcan Cumabağ

Giriş

SSCB’de Stalin zamanında II. Dünya Savaşı’ndan hemen öncesinde uygulanan, literatürde de Repressiya olarak da adlandırılan dönemde “halk düşmanı” suçlamasıyla milyonlarca insan gözaltına alınmış, yüz binlercesi ise ya kurşuna dizilmiş ya da çalışma kamplarına gönderilmiştir. Rejim tarafından yaratılan korkunun etkisi onlarca yıl sürmüş, insanlar sürekli tutuklanmak ya da kurşuna dizilmek korkusu içinde yaşamışlardır.

Makale kapsamında bir Kazakistan kökenli bir Türk aydını olan Mağcan Cumabay’ın öz ve esebî yaşamı hakkında bilgi sunulacak, sonrasında öne çıkan şiirlerinden “Uzaktaki Kardeşime” ve Türkistan” başlıklı şiirleri paylaşılacaktır.  

Mağcan Cumabay’ın Öz ve Edebî Yaşamı

Kazak diyarının hamiyetli evladı ve güçlü kalemi Mağcan Cumabay 1893 yılında Kuzey Kazakistan vilâyetinde Sasıkköl’de doğmuştur. Eğitimli bir aileye mensuptur. İlköğrenimi 1905-1910 döneminde tamamlamış, burada Doğu ve Batı edebi-yatlarının örneklerini tanımış, henüz genç bir öğrenciyken Abay’ın şiirlerini okumuş, bu heyecanla yazdığı, “Ünlü Ozan, Sözü Altın Hakîm [1] Abay’a” adlı şiiriyle edebiyat dünyasına ilk adımını atmıştır.

Öğrenimine 1910-1913 yıllarında Rusya Müslümanlarının önemli merkezlerinden Ufa’daki Galiye Medresesi’nde devam etmiş, burada kısa sürede hocası Alimcan İbrahimov’un dikkatini çekmiş, ilk kitabı olan Şolpan onun yardımıyla 1912 yılında Kazan’da basılmıştır.

1913-1916’da hem edebiyat çalışmalarını sürdürmüş, hem de Omsk Öğretmen Okulu’na devam etmiş, ayrıca Kazak halkının özellikle eğitim sorunlarına çözüm bulmak üzere oluşturulan “Birlik” hareketinde etkin rol almış, Kazak halkını daha çağdaş, daha müreffeh ve huzurlu bir hayata kavuşturmayı amaçlayan Alaş Hareketi’ne katılmış, çevresinde toplandıkları Ahmed Baytursunov’un [2] Kazak gazetesinde (1913-1918) şiirlerinin yayımlanmasıyla başlayan ilişkileri giderek güçlenmiş, Ekim 1917 Devrimi sırasında özerk bir Kazak hükûmetinin kurulması çalışmalarına ve Akmola ili kurultayını düzenleme kurulunda yer almış, Rusya Kurucu Meclisi’nde Kazaklar’ı temsil etmiş, Alaş Partisi Akmola il komitesi üyesi olmuş, daha sonra II. Genel Kazak Kurultayı’nda eğitim komisyonuna başkanlık etmiş, Alaş Hareketi’nin başarısızlığa uğramasının ardından 1919-1923 döneminde yayın faaliyetlerine ağırlık vermiş, “Bostandıq Tuwı” (Hürriyet Bayrağı) adlı gazetenin redaktörlüğüne tayin edilmiş, 1922 yılına kadar bu görevde kalmış ve şiirleri yanında eğitim – öğretim alanlarında da yazılar yazmaya devam etmiş, 1923-1927 arasında Moskova Edebiyat ve Sanat Enstitüsü’nde okurken Rus dili ve edebiyatını yakından tanıma imkânını bulmuş, 1924 yılında Moskova’da okuyan Kazak gençlerinin bir toplantısında şiirleri, Marksist açıdan bir değerlendirmeye tabi tutulmuş, bu değerlendirme sonucu onun şiirleri, “Eski tarihi övdüğü, milliyetçiliği terennüm ettiği ve ferdiyetçiliği yücelttiği, Türkçü olduğu” gerekçesiyle suçlu ilan edilmiş, Sovyet yönetimi aleyhinde herhangi bir şey söylememiş olsa da rejimi destekleyen yazılar yazmadığı gerekçesiyle 1925 yılında te Enbekşi Kazak  gazetesinde, yeni Sovyet yönetimince eserlerinin komünizme ters düştüğü iddiasıyla hakkında büyük bir kampanya başlatılmış, 1927-1929 yıllarında öğretmenlik yapmış, Alka adlı Sovyet karşıtı gizli bir örgüt kurduğu iddiasıyla 1929 yılında tutuklanarak Moskova’daki Butırka Hapishânesine gönderilerek on yıl hapse mahkûm edilmiş, bu mahkumiyetin infazı devam ederken 4 Nisan 1930 tarihinde on üç Kazak aydını ile birlikte “Sovyet Hükûmeti karşısında mücâdele etmek” iddiasıyla idam cezasına çarptırılmıştır. 1935 yılında tanınmış Rus yazarı Maksim Gorki’nin yardımıyla Mağcan’ın hapis cezası sürgüne çevrilmiş, böylece hapisten kurtularak Kızıljar’a geri dönmüş, burada Rus Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapmış, ancak il eğitim müdürünün şikâyeti üzerine siyasî sebeplerle işine son verilince 1937 yılında Almatı’ya gelerek çeviri işleriyle geçimini sağlamaya çalışmış, aynı yıl 30 Aralık’ta Almatı’da tekrar tutuklanmış, “Sovyet karşıtı propaganda yapmak, Kazak gençlerini silahlı saldırı yapmaya yönlendiren şiirler ve yazılar yazmak, onları gizli örgütlere katılmak, PanTürkizm’e hizmet etmek ve Japon casusu olmak” iddiasıyla davası görülse de Mağcan hakkında verilmiş bir hüküm yer almamış, Kazak edebiyatının nazımda zirve ismi olan ve semboller üzerinden  hürriyet ateşini canlı tutmaya çalışan kendisinden Kazak edebiyatının nesirde zirve ismi olan Kazaklar ve bütün Türkler için eşsiz bir kültür hazinesi niteliğinde olan ve yazımı 23-24 yıl süren “Abay Yolu” romanını yazmakta olan “Muhtar Avezov’un tutuklanmasını sağlayacak bir beyan” vermesi talep edilmiş ise de bunu kesinlikle reddetmiş, iddianameden yapılan mesnetsiz ve göstermelik kimi alıntılarla Stalin’in “Büyük Terör” politikası kapsamındaki ikinci aydın katliamında, 19 Mart 1938 tarihinde büyük Türkistan aydını Mağcan Cumabayev kurşuna dizilerek yaşamına son verilmiştir.

SSCB Komünist Partisi tarafından Mağcan’ın eserlerinin okunması, bulundurulması, yayınlanması, hatta adının kitaplar ve yazılarda geçmesi 1929 yılından itibaren yasaklanmış, 1960 yılında aklanmış ise de bahse konu yasaklar ancak SSCB’deki Glastnost politikaları sonucu kalkmış ve 1989 yılında eserleri tekrar yayımlanabilmiş, aynı yıl Kazakistan’ın bağımsızlığına kavuşmasının ardından diğer Alaş aydınları gibi o da ilgi görmeye başlamış, hayatına dair birçok çalışma yapılmış, memleketi olan Kuzey Kazakistan vilâyetinde bir ilçeye adı verilmiştir.

Mağcan şiirleri ile Kazak halkının “Sovyetleşme”sine [3] karşı çıkmış, halkına da atayurduna, bağımsızlığına ve en önemli birleştirici güç olan dillerine sahip çıkmalarını öğütlemiştir. Mağcan, şiirlerinin sesi olduğunu şu dörtlükte ifade etmiştir;

Karanlık bassa da dinse hevesim
Zalim dert elinden kesilse sesim
Can gelir gövdeme gönlüm açılır
Şiir benim tan yıldızım güneşim.

Bu dörtlüğün açar mısra özelliğini taşıyan “Şiir benim tan yıldızım, güneşim.” Ifadesi aslında Mağcan’ın, ana dile verdiği önem için de geçerlidir. Kazak Türkçesine, öz Türkçeye verdiği önem itibari ile dili de şiirde olduğu gibi onun tan yıldızı ve güneşidir. Mağcan milletinin ve Türk Dünyasının ana diline sahip çıkıp yolunu onunla aydınlatmalarını dilemiştir. Tıpkı bir güneş gibi tıpkı bir yıldız gibi apaydınlık birleştirici bir yol. İsmail Gaspıralı’nın Tercüman Gazetesini çıkartmakla hedeflediği o büyük şiardaki gibi “Dilde, Fikirde, İşte birlik” yolu. Bu görüşler Mağcan’ın “Kazak Tili” (Kazak Dili) şiiri ile daha açıklayıcı bir ifadeye kavuşacaktır. Böylelikle millî birlik ve beraberlik söz konusu olduğu zaman bunu sağlayacak başat unsur dil olacaktır. 

Mağcan bir başka mısrasında da mücâdele ile geçen ömrünün hissiyatını aktarmıştır; “Ömür bu… Bazen bulutlu ve fırtınalı, bazen de ateşli olur. Hâlsiz düşer, ağlarsın. Fakat bulutlar açıldığında kaygılarının da hepsi dağılır.” Yani mısranın sırrı, sıkıntılar olsa da mücâdelede her daim hazır ve nâzır olmak gerekir. Sözün özü; bileği yeten kuvvetiyle, aklı yeten de kalemiyle savaşır, olacaktır. Mağcan da kalemiyle ve ana diliyle mücâdelesini vermiş bir Türkistan aydınıdır. Kullandığı dil ile de halkına hitap etmiş, halkın diline yaklaşmış ve onların mücâdele yoluna ışık tutmuştur.

Modern Kazak edebiyatının kurucusu sayılan Abay Kunanbayev’in (ö. 1904) en önemli takipçisi olmuş, Kazak edebiyatına içerik ve üslûp bakımından pek çok yenilik getirmiş, birçok şairin takip ettiği güçlü bir sanatkâr olarak kabul edilmiştir. Cumabayev’in birçok şiirinde Türk sözcüğünü özellikle vurgulayarak Türk tarihi ve kültürüne yer vermesi onu Türk milliyetçiliğinin temsilcileri arasına katmış, Anadolu’daki Millî Mücâdele esnasında yazdığı “Uzaktaki Kardeşime” adlı şiiri onun Türkiye’de tanınmasını sağlamış, şiirlerinde Türklüğe, Türk tarihi ve kültürüne önem vermiş,  Kazak tarihiyle ilgili konuları destan türü eserlerinde büyük bir yetkinlikle ele almış, eserleri de Kazakistan’ın bağımsızlığının ardından bir çok kez yayımlanmıştır.

UZAKTAKİ KARDEŞİME

Uzakta ağır azap çeken kardeşim
Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim
Etrafını sarmış düşman ortasında
Göl gibi gözyaşı döken kardeşim
Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim
Ömrünce yâddan cefâ görmüş kardeşim
Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman
Diri diri derini soymuş kardeşim
Ey Pirim! Değil miydi Altın Altay
Anamız bizim? Bizlerse birer tay
Bağrında yürümedik mi özgürce
Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?
Alaca altın âşık atışmadık mı?
Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
Anamız olan Altay’ın ak sütünden
Beraber emip, beraber tadışmadık mı?
Akmadı mı bizim için dupduru bulak
Şarıldayıp, gürül-gürül dağdan inerek
Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi
Dilesek bir bir atlar, tıpkı Burak
Altay’ın altın günü nazlanarak
Gelende sen pars gibi bir er olarak
Akdeniz, Karadeniz ötelerine
Kardeşim, gittin beni bırakarak
Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam
Uçsam diye davransam bir türlü uçamam
Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı
Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan
Kurşunlar genç yüreğime saplandı
Günahsız temiz kanım su gibi aktı
Kansız kalıp kuruyup bayıldım
Karanlık hapse sıkıca kapattı
Görmüyorum gece gezdiğimiz ovayı
Gündüz güneşi, gece gümüş nurlu ayı
Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp
Bizi büyüten altın anam Altay’ı
Ey Pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?
Dağılıp yılmayan yağan oklardan
Türk’ün pars gibi yüreği varken
Korka kul mu olduk düşmandan sinen
Kudrete hamle eden Türk’ün canı
Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?
Ateşi söndü mü yürekteki, kurudu mu
Kaynayan damarındaki atalar kanı
Kardeşim sen o yanda, ben bu yanda
Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza
Lâyık mı kul olup durmak? Gel gidelim
Altay’a, ata mirası altın tahta.

Mağcan’ın sanat çizgisinin üçüncü ve son evresi 1919’den başlayarak ömrünün sonuna (1938) dek sürer. Ustalık çağı da denilebilecek bu dönemde artık kabiliyeti ve hedefi berraklık kazanmış biri vardır karşımızda. Özellikle Alaş Hareketine katılması sonrasında yaşadıkları, Alaş’ın yasaklanması, ilk eşini ve ardından oğlunu yitirişi onu oldukça sarsar. Bu tarihten sonra Mağcan ümit ve endişe arasında gidip gelen bir seyir izleyen şiirleriyle direnişe geçer. 

Anadolu’da yapılan Milî Mücâdele’yi de yakından yakından takip eden Mağcan, 1 Nisan 1921 tarihinde kazanılan II. İnönü Zaferi sonrasında “Türkistan” şiirini yazar. Nitekim Şeriyazdan Elevkenov da Mağcan’ın bu şiiri 1921 yılının Nisan ayında Türkiye’deki zaferden esinlenerek yazdığını belirtir. Şâirin bu şiiri Kazak kültürü ile yakından ilgili bir şiir olup, anlaşılması da bu kültüre bir ölçüde müktesabâtı gerektirir. Şiir içinde geçen bazı isim ve kelimeler Kazak tarihinden gelen isim ve kelimeler olup bunlara kavramsal düzeyde hâkim olunduğu takdirde şiir bütünsel olarak ancak anlaşılabilir. Şiirin anlaşılır kılınması maksadıyla şiirde yer yer geçen Kazak kültürüne ait isim ve kavramlar dipnotla açıklanmıştır.

Ekim Devrimi’nin (1917) ardından Türkistan coğrafyasının Bolşevik idare altına girdiği dönemde bu coğrafyadaki şartlar tüm Türk halkları için ağırlaşarak devam eder. Millî aydın ve kişiler üzerindeki baskılar daha bir artar, millî unsur ve temâlarda Sovyet unsur ve temaları ile değiştirilir. 1924 yılında gerçekleşen Millî Sınırların Belirlenmesi Politikası ile Türkistan’da tüm sınırlar Sovyetler eli ile yeniden çizilir. Çarlık Rusyası boyunca ve Bolşevik iktidarının ilk yıllarında tüm idarî ve resmî yazışmalarda kullanılan bahse konu coğrafyanı bir millete aidiyetini ifade eden “Türkistan” terimi yürürlükten kaldırılır ve bunun yerine coğrafî bir mekâna işaret eden ve Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan Sovyet Soyalist cumhuriyetleri coğrafyasından oluşan “Orta Asya” terimi kullanılmaya başlanılır.

Mağcan’ın öne çıkan bir diğer şiiri de Türkistan’dır.

TÜRKİSTAN

Türkistan iki dünya eşiğidir;

Türkistan Türklerin ilk beşiğidir.
Ulu Türkistan gibi yerde doğan
Türkoğlu’na Tanrı’nın ışığıdır.

Bir adı Türkistan bir adı Turan
Bu topraktır Türkoğlu’nu doğuran.
Turan’ın tarihi hep dalgalı.
Yarısı tufandır, yarısı bayram.

Turan’ın tarihi ateşli rüzgâr gibidir.
Gökyüzüne yükselen alev ateşi gibidir.
Turan’ın yeri gibi suyu da başkadır.
Deniz kadar derin, ağır düşünceleri akla getirir.

Turan’ın toprağı uçsuz bucaksız.                                     
Derin gölleri var denizden farksız.                                         
Amuderya, [4] Sirderya [5] kardeştir.
Ceyhun – Seyhun, biri ana, biri kız.

Turan’ın göğe yükselen dağları vardır.
Yüksek başını bembeyaz saçlar örter.                        
Bağrında nazlı pınar çoşup oynuyor.                               
Dağın serin damlalarıyla dolup çoşuyor.

Rüzgâr esmeyen sapsarı kumlu çölleri var.                     
Mezar gibi, hiçbir ses yok, ıssız.                                    
Uçsuz bucaksız çölde canlı mı olur?                                
Geniş kumda cinlerle periler oyun oynarlar.

Turan’ın deniz denecek gölleri vardır.
Aral, dalgalanan uçsuz bucaksız bir deniz.                
Bir uçtaki kutlu Isık Göl’ün [6] bağrından
Gök yeleli ecdadımız Türk doğmuş.

Geçmişte Oks [7] -Yaksart, [8] Ceyhun’la Seyhun’muş.
Türkler bu sulara ezelden meftun. [9]
Bu iki kutlu suyun bir yakasında
Ulu atamızın türbesi medfun. [10]

Türkistan’da bir Tiyanşan [11] dağı var.                           
Bu Tiyanşan kendine denk dağ arar.
Gökleri aşan Han Tanrı’ya bakarak                        
Çâresiz esir yiğit Türkleri düşünürsün.

Balkaş’ı [12] bağrına basan Tarbagatay, [13]            
Dünyanın merkezidir Pamir  [14] ve Altay [15]
Kutlu Kazıkurt Dağı [16] olmasa eğer
Liman bulamazdı Nuh kolay kolay.

Turan’ın ülkesi de, halkı da başka.                                  
Onun fırtınalı kaderi de başka.                       
Tarihte Turan’ı kuran kahraman,
Alper Tunga [17] derler, önderi başka.

Turan sıradan bir ülke değildir.                              
Anlarsın ne imiş, tarihe baksan. 
Geçmişte kutlu Turan’a heveslenenler                             
Keyhüsrev [18] ile Zülkarneyn’dir. [19]

Yeryüzünde Turan’a denk bir yer var mı?                            
Türkoğlu’na karşı koyan yiğit var mı?                                 
Üstün zekâ, ateşli gayret, keskin hayal.                  
Turan’ın yiğitlerine denk olan yiğit var mı?

Doğmadı dünyada Cengiz [20] gibi yiğit.
Dehâ sahibi, derin düşünceli, çelik yürekli.                        
Cengiz gibi bir arslanın bir tek adı bile                      
Ölü yüreklere cesaret verir.

Çağatay, [21] Ögeday, [22] Cuci, [23] Töle. [24]
Babalarına çekmişler, hepsi kurt.
Cengiz’in orduyu idare eden iki gözü
Pars Subıtay [25] ile gök [26] yeleli Cebe’dir.

Turan beylerinden biri Toragay. [27]
Bu beyin oğludur Ulu Timur [28] Bey.                            
Sığmadı dünyaya, bir alevdi O.                                 
Böyle yiğit doğar mı hiç kolay kolay?

Turan’ı boşu boşuna övmüyorum.
Turan’ı, bunlarsız da birçok yabancı bilir.
Evde oturup gökyüzüyle sırdaş olmuş
Bilgili Uluğ Bey [29] gibi âlim azdır.

Şerefli Türk’ün kanı, asil kandır,                             
İbn-i Sinâ âlimlerin sultanı.                                     
Onun irfanını sihir sandılar.
Namı yayıldı İran’a ve Turan’a.

Kimmiş küçümseyen musikimizi?
Farabî dokuz telli dombırasını
Doksan dokuz çeşit çaldığı zaman                                         

Kim dinleyip de duygulanıp ağlamamış?
Turan da Türk ateş olup oynamış,                              
Türk’ten başkası ateşten doğmamış.                           
Türk boyları ata mirasını paylaştığında
Kadim baba evi Kazak’a kalmış.

Turan, kahraman bir millete yurt olmuş,
Turan’da Kazaklar hanlık kurmuş.                              
Turan’ın birçok yerini idare etmiş                          
Kazak’ın kanunları kolay Kasım Han’ı. [30]

Nazar Han [31] kadar âdil han az bulunur,
Alaş [32] için Esim Han’ın [33] kanunları öz olur.
Tevke Han [34] gibi âdil bir hanın
Kurultayı Köl Töbe’de kurulur.

Turan geçmişten beri Alaş yurdudur.
Turan’da yaşamazsa Alaş’ın gitmez kederi.            
Alaş’ın arslanı Abılay Han’ın [35]                                      
Alaş toprağında aziz mezarı.                   

Sarı Arka’yı Turan’dan ayrı sanma.
Altı Alaş ayrı dense inanma.
Kene Sarı [36] gibi gök yeleli kahraman                    
Turan’ın toprağını kucaklayıp yatar

Hasret kalınca kim özlemez vatanını?                  
Tulpar [37] da doğduğu yeri özlemiyor mu?            
Arkan’ın [38] en saygılısı kalabalık Alaş,                 
Turan anayurdun unutma bunu.                   

Basiretli Altay, Tiyanşan ve Pamir
Yolunu bekliyor çoktan beridir.
Kene ile Abılay’ın yolu yolumuz.
Yabanda yayılmanın anlamı nedir?

Geçmişteki Oks – Yaksart, Ceyhun ile Seyhun.
Türkler bu sulara ezelden meftun.
Kutlu suların bir yakasında,                                          
Ulu atamızın türbesi medfun.

Sonuç

Sovyet yönetimi, sistemin bekası için “Tek Tip Sovyet” insanı modelini oluşturmayı amaçlamış olup, bu modelin öngördüğü insanın dilinin “Rusça”, dininin de “Ateizm/Hristiyanlık”, milliyetinin ise “Sovyet” olması devletin resmî politikası olarak ilan edilmiştir. Böylece SSCB tarafından Birliği oluşturan halkların her birinin kendi ulusal kimliğini bir kenara bırakarak Sovyet üst kimliği altında birleşerek Sovyet halkının oluşturması nihaî hedef olarak belirlemiştir. Fakat diğer hamiyetli Türkistan aydınları gibi Mağcan da bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmemiş ve halkını bu uğurda, şiirleri ile uyanmaya davet etmiştir. Şiirlerde ana dili kullanmış ve ortak dil çağrısı yapmışlar, dil ile başlatılmaya çalışılan parçalama yöntemine karşı da kalemleri ile mücadele etmiştir. Büyük Türkistan aydını Mağcan için bunun bedeli ise diğer yerli ve millî nice Türk aydını gibi Repressiya kapsamında kurşuna dizilmek olmuştur (19.03.1938).

Vefatının yıldönümü münasebetiyle kaleme alınan bu makale vesilesiyle de kendisini saygı ve rahmetle yâd ederim.

İrfan PAKSOY

© 2022. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

Notlar:

[1] Hakîm: Hikmet sahibi.

[2] Ahmet Baytursunov (1873-1937). Eğitimci, dilbilimci, yazar, şair, siyasetçi. 20. yüzyılın başında Kazak düşünce hayatında önemli bir yere sahip bir kişiliktir. Çalışmalarını eğitim alanında yoğunlaştıran Baytursun, Kazak eğitim sistemini yeniden yapılandırılması için önemli kararların alınmasında etkili olmuştur. 

[3] Sovyetleşme: Çarlık monarşisinin yıkılmasından sonra daha önce Rusya egemenliğinde yaşayan kimi Türk illeri bağımsızklıklarını ilan etmiş ise de Rusya’da iç savaştan galibiyetle çıkan Bolşevikler tekrar bu bapımzı devletleri egemenlikleri altına almışlar, bu cumnhuriyetlerde işbaşına getirdikleri Moskova’ya sadık sosyalist yönetimler kanalıyla bu coğrafyalarda kalıcı olmak istenişlerdir. Bu ülkelerdeki sosyalist yönetimler döneminde de Sovyet insanı tipini inşâ etmek üzere dil de dahil olmak üzere kültürün değişik alanlarında çeşitli değişikliklere gidilir.  Bu yönetimler tarafından da aydınlara, ürettikleri ve üretecekleri kültür ürünleri yoluyla ülkeyi / toplumu Sovyetleştirme görevi verilir, bu göreve direnen aydınlar da tasfiye edilir. 

[4] Amuderya: Ceyhun nehrinin Özbekçe adı.

[5] Sir: Seyhun nehrinin Özbekçe adı.

[6] Isık (yahut Issık) Göl, Kırgızistan’ın kuzey doğusunda, Kazakistan sınırına yakın bir bölgede bulunan bir göl.

[7] Oks, Ceyhun nehrinin eski ismidir.

[8] Yart, Seyhun nehrinin eski ismidir.

[9] Meftun: âşık, vurulmuş.

[10] Medfun: Defnedilmiş.

[11] Tiyanşan: Tanrı Dağı

[12] Balkaş gölü Orta Asya’da bir göldür. Aral gölünden sonra Orta Asya’nın en büyük ikinci gölü olup Kazakistan sınırları içerisindedir.

[13] Tarbağatay: Çin egemenliğindeki Uygur Özerk Bölgesinin kuzeyinde İli Kazak Özerk İli toprakları içinde yer alan bir ildir.

[14] Pamir: Pamir Dağları, Orta Asya’da Tacikistan-Çin, Çin’e bağlı Uygur Özerk Bölgesi sınırında bulunan, lalenin anavatanı olan ve Himalaya Dağları’nın kuzey silsilelerini teşkil eden sıradağlardır.

[15] Altay Dağları, Orta Asya‘da konumu Kazakistan sınır bölgesi, Sibirya,  Moğolistan ve Çin‘e kadar varan sıra dağlardır. Toplam uzunluğu 2.120 km’dir.

[16] Kazıkurt Dağı: Kazakistan’da bir dağ.

[17] Alper Tunga: İskit (Saka) Türklerinin efsânevî kahramanı.

[18] Keykâvus: Keyânîler, İran‘ı M.Ö. 900-775 döneminde idare eden Zerdüşt hânedan. Keyânî hükümdarları Zerdüştlük‘ün kutsal kitabı Avesta‘da ve İran’ın ulusal destanı olan Şehnâme‘de dinî ve millî kahramanlardandır. Bu hânedanın ilk hükümdarı olan Keykubad, Pers mitolojisinin ve Şehnâme‘nin mitolojik bir karakteri olup adâletiyle ün salmıştır. Kendisinden sonra tahta geçen oğlu Keykâvus da İran‘ın mitolojik şahı ve Şehnâme‘nin meşhur bir karakteridir.

[19] Zülkarneyn: Kur’an’da geçmişte kendisine büyük güç ve imkân verildiği bildirilen kişi.

[20] Cengiz: Cengiz Han.

[21] Çağatay: Cengiz Han’ın oğullarından biri.

[22] Ogeday, Cengiz Han’ın oğullarından biri:

[23] Cuci, Cengiz Han’ın oğullarından biri

[24] Töle: Cengiz Han’ın oğullarından Tuluy.

[25] Pars Sabıtay (1175-1248): Cengiz Han’ın en büyük generalidir. Hem Cengiz Han’a, hem de onun vârisi Ögeday Han’a hizmet etmiştir. Sabutay / Subutay Bahadır olarak da bilinir. Asya’da ve Avrupa’da pek çok zafer kazanmıştır. Savaş tarihinin gördüğü en büyük komutanlardan biridir. 

[26] Gök: mavi  

[27] Toragay: Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur’un babası.

[28] Temir: Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur.

[29] Uluğ Bey (1394-1499), Timur’un oğlu Şahruh’un büyük oğlu, Timur Devletinin 4. Sultanı, Türk matematikçi ve astronomi bilgini.

[30] Kasım Han: Altınordu devletinin parçalanmasıyla (1430’a doğru) yerine Kırım Hanlığı, Kazan Hanlığı, Astrahan ve Özbek Hanlığı kurulur. Kazakları meydana getiren Türk kabileleri önceleri bu hanlıklardan Özbek Hanlığı’nın idaresinde bulunuyor ve “Özbek” adını taşıyorlardı. Özbek Hanlığı, Ural dağlarının doğusunda Yayık nehri ile İrtiş nehirleri arasındaki topraklarda kurulmuştu. 1428-1462 yılları arasında bu hanlığın başında Ebulhayr Han bulunuyordu. Ebulhayr Han, Aral Gölü’nün kuzeyinden güneye doğru bir genişleme harekâtı başlatarak Seyhun boyundaki yerleri Timur’un oğullarından alır. Seyhun kuzeyindeki tüm toprakları ele geçirir ama 1456 yılında da Oyrat (Kalmuk/Kalmak) adı verilen Doğu Moğollarına yenilir. Bu durum Ebulhayr Han’ın kendisine bağlı kabileler üzerindeki otoritesini büyük ölçüde sarsar. Onun idaresinde bulunan ve yine onun gibi Cuci soyundan gelen iki prens Canıbek ve Kerey, bu durumu fırsat bilerek kendilerine bağlı boylarla beraber onun idaresinden ayrılır ve Doğu Çağatay Devleti Hanı 2. Esen Buga’nın himâyesine girdiler. 2. Esen Buga onlara Balkaş gölünün güneybatısındaki Çu ırmağı çevresinde yer verir. Onlar da bu bölgede yaşamaya başlar. Bu iki prens ve onlara bağlı olan kabilelere “hür ve serbest yaşamayı seven, mâcerâperest, âsi anlamlarına gelen “Kazak” adı verilir. Böylece Kazak adıyla anılan bir Türk boyu meydana gelmiş olur. Canıbek ve Kerey isimli prensler “han” unvanını alıp 1465’ten itibaren Kazak Hanlığı’nı kurarlar. Kazak Hanlığı kurulunca Özbek Hanı Ebulhayr Han idaresinde yaşayan başka bazı Türk onu terk edip Kazaklara katıldılar. Kerey ve Canıbek Hanlar 1480’e kadar topraklarını genişleterek hüküm sürdürdüler. Akabinde 1480-1511 döneminde Burunduk Han hüküm sürmüştür. Onun zamanında da Kazak Hanlığının genişlemesi sürmüş, 1511 -1523 döneminde Kazan Hanı olan Kasım Han Kazak Hanlarının en kudretlilerinden olup, bugünkü Kazakistan topraklarının tamamına yakını onun zamanında Kazak Hanlığı idaresine girmiştir.

[31] Nazar (Ak Nazar) Han (1538-1580). Kasım Han’ın ölmesinden sonra yerine oğlu Mamaş, han olmuş ancak ancak hanlık sülâsinin diğer üyeleri onun hanlığını kabul etmeyince hanlık için şehzâdeler arasında mücâdele başlamış, bu mücâdele sırasında Mamaş Han ölmüş, onun yerine Tahir Han geçmiş ve 1523-1533 döneminde hüküm sürmüştür Liyâkatsiz bir hükümdar olan Tahir Han döneminde Kazak Hanlığı iyice zayıflayarak üç parçaya bölünmüş, 1538’de Ka-sım Han’ın oğlu Ak Nazar han olmuş, 1580 yılına dek hüküm süren siyasî ve askerî kabiliyet sahibi kudretli bir şahsiyet olan Ak Nazar Han döneminde daha önce parçalanmış olan Kazaklar tekrar bir idare altında toplanmıştır. Bu dönemde Batıda Rus Çarlığı’nın 1552’de Kazan Hanlığı’nı, 1556’da da Astrahan Hanlığı’nı yıkarak topraklarını kendi idaresine katması sonucu Kazaklar batıda Rus Çarlığı ile komşu olmuşlardır.

[32] Kazak mitolojisine göre Kazaklar, Alaş adındaki bir atadan türemişlerdir. Kazak adı 9.-10. asırlardan itibaren kullanılmaya başlanmış olup, öncesinde bu halk için Alaş ismi kullanılmıştır.

[33] Esim Han, 1598-1645 dönemindeki Kazak hükümdardır.

[34] Tevke Han, Kazak Hanı Ak Nazar Han’ın torunudur. 1582-1598 döneminde Kazak Hanlığının başında bulunmuştur.  

[35] Abılay Han (1735-1781). 1730’da bütün Kazakların hanı seçilen Ebül-menbet Han, 1735’te hanlık görevini kendi steği ile Oyratlarla yapılan savaşlarda büyük kahramanlıklar gösteren ve han soyundan olan Sabalak Batır’a bıraktı. Sabalak Batır, “Abılay” adını alarak han oldu. Hanlığı müddetince Kazakları tekrar bir idare altında toplamak ve Kazakların ellerinden çıkan toprakları geri almak için uğraştı. Bu konuda büyük ölçüde başarılı da oldu. 18. Yüzyılın ikinci yarısında büyük bir güç hâline gelen Çinlilerin, Türkistan’da etkili olmaya başlaması üzerine Rusya’ya yakınlaşma siyasetinden sonuç alamayınca Rusların Kazak topraklarına yönelik emellerini dengelemek için Çin’in himâyesine girmiştir. Onun hanlığı döneminde Kazaklar nisbî bir barış devresi yaşadılar. Bu dönemde Kazakların durumu bir hayli düzeldi. Yurtlarını terk eden Kazaklar tekrar eski yurtlarına döndü. O bakımdan Abılay Han, bütün Kazaklar tarafından sevilen bir han oldu, ölümünden sonra da hakkında destanlar söylendi. Kezâ bütün Kazaklar tarafından han kabul edilen son Kazak hanı oldu. 1781’de de öldü.

[36] Kene Sarı Sultan, son büyük Kazak hanı Abılay Han’ın torunudur. Önce kendisine tâbi olan boylara dayanarak güçlü bir ordu kurdu. Gayesi Kazak Hanlığı’nı tekrar kurmak idi. Bunun için önce Rusya’ya müracaat ederek dedesi Abılay Han zamanında olduğu gibi dış siyasette Rusya himâyesinde olan bir Kazak Hanlığı kurulmasını talep etti. Ancak Rusya onun bu isteğini reddetti. Bunun üzerine (1836) Kene Sarı Han Rusya’ya karşı isyan edip silâhlı istiklâl mücâdelesini başlattı. 1838 yılında üzerine gönderilen Rus kuvvetlerini yendi. Rusların kontrolüne daha önce girmiş olan Torgay ve Irgız bölgelerini geri aldı. Onun bu başarısı bütün Kazaklar arasında büyük bir heyecan ve sevinç yarattı, kendisine olan destek arttı. Kendisine tâbi olan Kazak topraklarında yeniden devlet teşkilâtı kurdu. Güneydeki Hive Hanlığı ve Buhâra Emirliği de onun hanlığını tanıdı. Bu gelişmeler sonucunda Ruslar, Kazak bozkırlarındaki hakimiyetlerini büyük ölçüde kaybettiler. Ancak 1840 yılı kışında büyük bir hayvan kırgını oldu. Hayvanlarının ölümü Kene Sarı Han’ın kuvvetlerini zayıflattı. Bunun üzerine kuvvetleriyle güneye, Seyhun boyuna çekildi. Burada iken Ruslar kendisine elçiler gönderip Orenburg civarında şahsına verilecek geniş mâlikâneler ve çiftlikler karşılığında onu istiklâl dâvâsından (Kazak Hanlığı’nı tekrar kurmaktan) vazgeçirmeye çalıştılar. Kene Sarı Han bu teklifleri şiddetle reddetti. Hive Hanlığı’ndan aldığı destekle tekrar Rus kuvvetleri ve kalelerine saldırdı. Yine bazı başarılar elde ettiyse de Rusların getirdikleri topçu takviyeli yeni kuvvetlere yenilerek tekrar güneye, Seyhun havzasına çekildi. Rus kuvvetlerinin takibi karşısında burada da duramayarak 1846 yılında Doğu Kazakistan’a Çu ırmağı havzasına gitti. Gayesi burada tekrar kuvvet toplayıp Ruslarla mücâdeleye devam etmekti. Nitekim Doğu Kazakistan’daki Ulu Cüz boyları da kendisine tâbi olup onu han kabul ettiler. Kene Sarı, burada bir taraftan da Çin’le temas kurdu. Bundaki gayesi, Rusya’ya karşı olan mücâdelesinde Çin’den destek almaktı. Bu arada Kene Sarı Han, Çu havzasına komşu olan Kırgız boylarını da kendisi ile birlikte Ruslara karşı mücâdeleye davet etti. Fakat bu Kırgız boyları, bir taraftan Rusların bir taraftan da Hokant Hanlığı’nın teşvikiyle Kene Sarı Han’a karşı çıktı. Kene Sarı Han ve kardeşi Navrızbay, Kırgızlardan saldırı beklemedikleri bir sırada (1847 yazı) iki Kırgız boyunun beyi tarafından pusuya düşürülerek öldürüldü. Kene Sarı Han ve Navrızbay’ın ölümüyle onlara bağlı olan kuvvetler de dağıldı ve Kazak Hanlığı’nı tekrar kurma mücâdelesi sona ermiş oldu. Kene Sarı Han İsyanı’nın sona ermesinden sonra Rus Çarı I. Nikola 1854 yılında bir ferman yayımlayarak bütün Kazak topraklarının Rusya hâkimiyetine girdiğini ve Kazakların artık Rusya kanunlarına tâbi olduğunu ilân etti.

[37] Tulpar, Türk mitolojisinde önemli bir yeri olan “kanatlı at” anlamındadır. Tulpar motifine Kuzey-Batı Türk lehçelerinin hemen hemen hepsinde ve Uygur’da rastlamak mümkündür. Tulpar Ural, Başkurt ve Kazan Tatarları arasında, Orta Asya’da Kazaklar, Kırgızlar, Altaylar ve Karakalpaklar arasında olduğu kadar Kafkaslarda Karaçay-Malkarlılar ve Kumuklar arasında da yaşayan en canlı destan unsurudur. Türk Mitolojisinde evren üç dünyadan oluşur: Üst Dünya (Gök), Orta Dünya (Yer) ve Alt Dünya (Yer Altı). Bu üç dünyanın varlıkları birbirinden farklıdır. Yer altında (Alt Dünya) sürüngenler, yani karanlık ve kötülük; yeryüzünde (Orta Dünya) dört ve iki ayaklı hayvanlar, insanlar ve bitkiler; gökyüzü ve ötesinde (Üst Dünya) ise kanatlılar ve kutsal varlıklar bulunur. Bu nedenledir ki genellikle efsânelerde üst dünyadakiler orta dünyaya kuş kılığında, alt dünyadakiler ise yılan kılığında gelirler. Bazen farklı dünyalara ait varlıkların, bazen de farklı dünyalara ait fiziksel özelliklerin bir bedende birleştiği görülmektedir. Türk Mitolojisinde önemli bir yeri olan kanatlı at “Tulpar” da bunlardan biri olup bunun Yunan Mitolojisindeki karşılığı “Pegasus”tur. Kanatlarının olması, gökyüzünden gelmesi, insanlara yardım ederek onları kurtarması gibi özelliklerinden dolayı Tulpar’ın üst dünyaya ait olduğu ileri sürülür. Bununla birlikte aslında üç dünyada da rastlanan bir varlıktır at. Üst dünyada kanatlı Tulpar, orta dünyada bildiğimiz bozkır atı, alt dünyada ise yarı yılan vücutlu olarak karşımıza çıkar.

[38] Arkan; Kazak mitolojisinde dört malı (koyun, deve, at, sığır) hırsızlardan ve eşkıyalardan koruduğuna inanılan yıldızlardan (Jetikar-akşı, Akbozat, Kökbozat ve Arkan) biridir.

Kaynaklar:

—; “Türk Mitolojisinde Kanatlı At “Tulpar”, http://www. kazakkultur.org/2015/05/ turk-mitolojisinde-kanatli-at-tulpar.html, Erişim Tarihi: 15.01.2020.

—; Türkistan, https://tr.wikisource.org/wiki/T%C3%BCrkistan, Erişim Tarihi: 01.01. 2021.

Budak, Feyzullah; “Altay’daki Yüreğim: Mağcan Cumabay” başlıklı söyleşi, http://sahipkiran. org/2020/03/ 13/magcan -cumabay, Erişim Tarihi: 10. 01.2020.

Cumabay, Mağcan; Uzaktaki Kardeşime, (Çev. Ali Akbaş), Bengü yayınları, Ankara 2018.

Daşçılar, Ahmet; “Mağcan Cumabay’ın “Türkistan” ve Yavuz Bülent Bakiler’in “Büyük Destan” Adlı Şiirleri Üzerine Bir Karşılaştırma”, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, C. 21, S. 3, İzmir 2019.

Dilek, İbrahim; “Türk Dünyası Edebiyatında Repressiya”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 48, Güz 2019, Ankara.

Giray, Cezmi; “Mağcan Cuma-bayoğlu ve “Alıstağı Bavrıma” Şiiri”, https://turanotagi.com/mag can-cumabayoglu-ve-alistagi-bavrima-siiri/, Erişim Tarihi: 28.02.2019.

Hizmetli, Sabri; “Kazak Ulusu ve Kazak Tarihi Üzerine: Dünü ve Bugünü”, İstem, S. 7, 2011.

İbrayev, Şakir; “Kazak Mitleri ve Mitik Efsâneleri Hakkında”, (Aktaran: Metin Arıkan), Bilig, S. 37, Bahar 2006.

Kapağan, Enver; “Kazak Şiirinde Tematik Değişimler (Mağcan Cumabaev’in Şiir-leri Örneğinde)”, Türklük Bilimi Araştırmaları, S. 37, 2015 Bahar.

Kalkan, İbrahim; “Mağcan Cumabayev”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. EK-1. İSAM, İstanbul 2016.

 Korkmaz, Ümmügülsüm; “Gaspıralı Yolunda Bir Kazak Şairin Dilde Birlik Şiarı: Mağcan Cumabayev, Kazak Tili”, Kardeş Kalemler Aylık Avrasya Edebiyat Dergisi, Ağustos 2019, https://www.academia. edu/41979374/GASPIRALI_YOLUNDA_Magcan_Cumabayev_ Kazak _Tili, Erişim Tarihi: 10. 01.2020.

Maksudov, Ferhad; Somuncuoğlu, Tumen ve Kavuncu, A. Çolpan; “Taşkent”, Türk Dünyası Başkentleri, (Ed. Murat Yılmaz ve A. Çolpan Kavuncu), Ahmet Yesevî Üniversitesi yayını, Ankara 2014.

Tamir, Ferhat; “Kazak Hanlığı”,  https:// www.tarih.com/, Erişim Tarihi: 16.01.2020.

Tamir, Ferhat; “Mağcan Cumabayoğlu”, Mağcan Cumabay, Uzaktaki Kardeşime, (Çev. Ali Akbaş), Bengü Yayınları, Ankara 2018.

Tavkul, Ufuk; “Kafkas Nart Destanlarında At Motifi”, S. 199, Modern Türklük Araşırmaları Dergisi, C. 4, S. 3, Ankara Üniversitesi, DTCF, Ankara 2007.

Toleubayeva, Aynur; “Kazakistan’ın Alaş Hareketinin Unutulmaz İsmi: Mağcan Cumabay”, https://www. turktoyu.com/magcan -cumabayuli-kimdir, Erişim Tarihi: 10.01.2020.

Yiğit, Süreyya; Şair Cumabay ve Kazakistan’ın Siyasi Kurbanları https://orsam.org.tr/tr/sair-cumabay-ve-kazakistan-in-siyasi-kurbanlari/, Erişim Tarihi: 15.01.2010.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir