Her gün televizyonlar aracılığıyla evlerimizin içine giren savaş, çocukların korku dolu gözleri, diktatörlerin nükleer bomba tehditleri dünyayı yeniden bir bilinmezliğe ve karanlığa doğru sürüklemektedir.
1960’lı yıllarda yine Amerika ve Sovyetler Birliği arasında başlayan Küba krizi, nükleer bomba tehditleri Bob Dylan gibi şarkıcıları da harekete geçirmişti. 1963 baharında artık dillerde gezen “Savaşın Ustaları” (Masters Of War) isimli şarkı Brandies Halk Festivali’nde binlerce dinleyici önünde söylenince bütün dünyada savaş karşıtı gösterilerin şarkısı olmaya başladı.
“Gelin savaşın efendileri
Büyük silahları yapan siz!
Ölüm uçaklarını yapan siz!
Tüm bombaları yapan siz!
Duvarların arkalarında saklanan siz!”
Bugünlerde Bob Dylan gibi protestocu ve yüksek sesle “barış” diye haykıran sanatçılara ihtiyacımız var. Onun insancıl ruhu ve cesaretinde şüphesiz bizim toprakların da mayası vardır. Bob Dylan’nın 2008 yılında Almancaya da çevrilen Kronikler (Chronicles) kitabında uzun uzun atalarının nereden geldiklerini anlatır. Onun dedesi Zigman Zimmerman ve ninesi Anna Zimmerman Kağızman’dan önce Odessa’ya ordan da Amerika’ya göçmüşler. Kağızman dedikleri yer bizim Iğdır’a 40 kilometredir. Kronikler kitabında dedesi ve ninesi hakkında şunları yazmış:
“Büyükannemin tek bir ayağı vardı ve terziydi. İngilizceyi çok kötü bir aksentle konuşurdu. Yüzünde hep bir umutsuzluk vardı. Büyükannemin çok zor bir hayatı olmuş. Güney Rusya’da bir liman kenti olan Odessa’ya, ordan da Amerika’ya göç etmişler. Büyükannemin ailesi aslen Ermenistan sınırındaki küçük bir kasaba olan Kağızman’danmış. Soyadları “Kırgızmış”. Büyükbabanın ailesi de aynı bölgeden geliyor. Deri ve kundura işiyle uğraşıyorlarmış. Büyükannemin ataları, İstanbul’dan bu yöreye gelmişler.”[1]
Gençliğinde, şarkıcı Ritchie Vales’in, gökyüzündeki uzak yıldızları ve sır dolu Türkleri anlatan “Bir Türk kasabasında” şarkısını sürekli söylediğini yazan Bob Dylan, annesinin de bir Türk arkadaşı olduğunu ve sürekli evlerine gelip gittiğini anlatır.
Evet, Bob Dylan’ın kökü bizim topraklardandır. Bu artık iddia değil onun kendi sözleridir. Onun sözleri bir başka gerçeği de bizlere hatırlatması açısından çok önemlidir. Kağızman, Kars, Iğdır bu yüzyılın başında Türk, Ermeni, Kürt, Alman, Yahudi, hatta Rum gibi çeşit çeşit halkların, kültürlerin bir arada barış içinde yaşadıkları, ürettikleri ve dostluğun şarkılarını söylediği bir yerdi. Çarlık Rusya’sının o doymaz iştahı ve fitneciliği ile bu bu birlik bozuldu, o dostluk türküleri acı ve bedduaya dönüştü. Halklar yerlerinden edildiler, aralarına kan, düşmanlık girdi ve her biri dünyanın çeşitli bölgelerine dağıldılar. Ama çoğunun dillerinde aynen Bob Dylan’nın dilinde olduğu gibi hep sır dolu Türk kardeşlerini anlatan türküler ve hasret kaldı.
Bob Dylan 2016 yılında Nobel edebiyat Ödülü’nü alınca çoğu edebiyatçı şaşırdı, hatta karşı çıkanlar, dudak bükenler oldu. Ama onun, “On dakikada New York’da bir kahvede yazdım,” dediği “Blowin in the Wind” (Rüzgarda Uçuyor) şarkısı ve sözleri aslında insanı, tabiatı ve onların bilinmezliğini anlatan en güzel edebiyat örneği değil miydi? 1960’lı yıllara damgasını vuran ve bütün isyancıların dillerinde gezen bu şarkının sözlerini yazabilmek için hangi acıların içinden geçmek, hangi sırların kollarına atılmak gerekiyor?
The Rolling Stone Grubu’nun “Tüm Zamanların En İyi 500 Şarkısı” derlemesinde bu şarkı için şunları yazmıştı:
“Her şeyin değişmesi gerektiği ve değişeceğini öne süren, her amaca uygun yenilikçi bir marştır.”
Gerçekten de dillerde bir başkaldırı marşı haline gelen “Blowin in the Wind” şarkısı Martin Luther King’in, Lincoln anıtı önünde düzenlediği mitingde ve ırkçılığı, zalimliği yerlere vuran, kardeşliğe kucak açan “Bir Hayalim Var,” sözlerinden önce seslendirildi ve orda bulunan binlerce insan tarafından bir marş gibi söylendi. Şarkının sözlerinde geçen “Toplar,” “Kuğular,” gibi kelimeler Vietnam savaşı karşıtı mitinglerde de slogan gibi dillerdeydi.
Onun her söylediği şarkı, her yazdığı şiir önce çoğu insanın tepkisini çekiyor, sonra da dillere düşüyordu. O aslında bu dünyada bir yabancıydı ve yabancı olduğu yeri tanımaya çalışıyordu. Onun şarkılarını da söyleyen şarkıcı Peter Yarrov, Bob Dylan’ın şarkıları için şunları söyler:
“Onun şarkılarında bir özlem, bir umut, bir olasılık, bir hüzün ve bazen de muzaffer bir kararlılık bildirisi duyabilirsiniz. Yani aslında bir yorum meselesi, açıkçası Bobby kesin ve belirli yorum belirtmemekte haklıydı.”
Kağızman’lı Bob Dylan Nobel Ödülü’nü almaya bile gitmedi. Çünkü onun protestocu ve başkaldıran şarkıları Nobel’e de başkaldıracak güçtedir. Onun şarkıları ve sözleri bu gök kubbenin altında barış güvercinleri uçurmaya devam edecektir.
“Bir adamın katetmesi gereken ne kadar yol var?
Ona erkek demeniz için…
Evet, ve kaç deniz aşmalı beyaz bir güvercin?
Kumlarda uyumadan önce…
Evet, ve top gülleleri kaç kez atılmalı?
Sonsuza dek yasaklanmalarından önce…
Cevap, dostum, rüzgarla esiyor.
Cevap rüzgarda uçuyor.
Bir adam kaç kez yukarı bakmalı,
Gökyüzünü görebilmesi için,
Evet, ve bir adamın kaç kulağı olmalı?
İnsanların ağladığını duyabilmesi için…
Evet, ve kaç ölüm olmalı onun bilmesi için?
Ne kadar çok insanın öldüğünü?
Cevap, dostum, rüzgarda esiyor…
Cevap rüzgarda uçuyor …
Kaç yıl geçmeli bir dağın varolabilmesi için?
Suyla yıkılmaması için…
Evet ve kaç yıl geçmeli bazı insanların yaşayabilmesi için?
Özgür olmaları için izin verilmeden önce…
Evet ve bir adam kaç kere çevirebilir başını?
Sadece görmemek için.
Cevap, dostum, rüzgarda esiyor…
Cevap rüzgârda uçuyor …”
Bob Dylan
Orhan ARAS
Dipnot
[1] Bob Dylan, Chronicles 2008 Köln, Kiepenhauer&Witsch, s. 102

Son Yorumlar