Bu Dünya Cehennemin Bir Provasıdır

Modern insan, kendisini ifade edememenin sancısı içinde kıvranırken bir anda kendisini fiziksel bir yalnızlığın içinde buldu. Kendisine bir dünya yaratamayan çağımızın insanı; önüne atılan hazır yaşamların, kalıplaşmış fikirlerin ve siyasi düşüncelerin, yalnızlığını bir türlü gideremeyen eşyaların ve içi boş oyunların içerisinde debelenip duruyordu. Bir anda oyuncağı haline geldiği çağın nimetlerinden uzaklaşınca kendisini kendisiyle doyuramadığını fark etti. Bu yüzden kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğa basit bir yorum getirdi; sıkılmak. İlk defa kendisiyle bu kadar baş başa kalan insan, katlanılamayan bir varlık olduğunu şaşırarak fark etti. (Kendi benliğine tahammül etmeyi, sıkılmak gibi içi boş, bilinçsiz ve uyuşuk bir eylemsizlikle açıklıyordu.) Elbette bunu fark edenler yine azınlıkta kaldı. Bu durumu geçici olarak görmek, pek de yanılgı sayılmayacaktır.

Elbette bu sıkılmanın, yozlaşmanın derin sebepleri var. İnsan, kendisiyle yaşıt değildir. İnsanın geçmişinin birikimi, doğruları ve yanlışlarıyla; geleceğin kaygıları ve beklentileriyle yaşıttır. Bu yüzden insanı salt kendisiyle ele almak yetersiz bir bakıştır. İnsan, atalarına Tanrı tarafından verilmiş bir ödevdir.

İnsanoğlu yeryüzüne ayak bastığından beri topyekûn ya da bölgesel olarak birçok defa kendisini tehdit altında hissetti, ancak kalabalıklar bunu yalnızca kendi dönemleriyle sınırlı buldular. İnsan, nankörlük derecesinde unutkandır çünkü. Tarih bilincinden, geçmişi okuma yeteneğinden yoksundur. Yaptığı her hatanın yalnızca kendi zamanıyla sınırlı kalacağını düşünürken aynı yanılgı içerisinde gelecek zamandan da sorumlu olmadığını iddia etti. Küresel sorunların ve insanın içerisinde bulunduğu çıkmazların temel nedeni de budur. İnsan, benzeyemediği için taptığı Tanrılarına özenmeye kalkışınca hayatın ve tarihin doğal seyrine müdahale etmeye kalkışan yaramaz ve kötü bir çocuk oldu. (Tanrı ve Tanrısızlık adına işlenen her suç insan kaynaklı olduğundan, Tanrısızlığın boşluğuna özenenler için de geçerlidir bu durum.) Aç bırakmak, bölgesel yoksulluklar, vatandan ve yurttan etmek, kitlesel katliamlar, doğa katliamları gibi yaramazlıklar yaparak açık seçik bir şekilde kötü ruhunu bu gezegene hissettirmiştir. Kaldı ki yeryüzü, sessiz lisanıyla bana şunu fısıldamaktadır; ben, bilinçsiz bir anımda hangi kötülüğü işledim de insan denen yaratık ban musallat oldu? İşte bu sancıların ve insanın yok etmek üzere attığı her adımın kaçınılmaz bir sonucu olacaktır. İnsan, tatminsizliğinin bedelini bir gün ödeyecektir. Bozduğu dengenin altında kalacaktır. Bunu bedelini de; dünyanın nüfusu hızla gelişmesine, iletişim ve ulaşım şartları şaşırtıcı boyutlarda gelişmesine, eşyadaki gelişim çılgın boyutlara ulaşmasına, bilgi parmak uçlarına kadar gelmesine rağmen tarifsiz bir yalnızlık ve kutsiyetsizlik içerisine girerek ödemiştir.

İnsan, her şeye rağmen evrende yalnızdır. Onu bu yalnızlıktan kurtardığını iddia eden her din, her öğreti; iyi bir birey olması karşılığında yalnızlığını giderebileceklerini kulağına fısıldadılar insana. Ama bu fısıldama teknolojik ilerlemelerin gürültüsü içinde duyulmaz oldu. İşte modern çağda kendisine sığınak arayan insan, bu yalnızlığını teknolojinin şehvetli gücüyle giderince korkularından ve yalnızlığından kurtuldu. Bu arsız cesaret, insanın eylemlerinin temel belirleyicisi oldu. Kum üzerine şekiller çizer gibi dünyanın yazgısını çizmeye başladı laboratuvarlarda. Bu yüzden modern insan laboratuar çocuğudur. Bir ruhu, bilinci, kaygısı, hissi yoktur. Ama modern insan yine de ölümlüdür. Ölüm, insanın kendisine gelebilmesi için; Tanrının mutlak garantisidir. İnsanın yaşlanması, hastalanması ve nihayetinde ölmesi, Tanrının kaçınılmaz zaferidir.

İşte bu yalnız insan; ölümsüzlüğün peşine düşmeye başladığı bu zamanda ulaşamadığı gizli güçler karşısında birlik olma fikrine yanaşmadı hiçbir zaman. Özellikle dünya nüfusunun hızla ilerlemesi ve kaynakların hızla tükenmesi, birilerinin bu gezegene fazla geldiği fikrini ortaya çıkarmıştır. Zayıf olan gider! Ya da yaşamın olduğu yeni bir gezegen bulalım, siz burada kalın. Nasıl olsa başka bir gezegene gidebilecek yeterli donanımınız yok. Şimdi tükettiğimiz kaynakların yaralı izleriyle dolan bu gezegende oturup sanat yapın! Zaten sanatı siz yapıyordunuz, biz izliyorduk. Bize duyduğunuz öfkeydi sanat.

Evet, insan kendisini fark ettiğinde mutsuzlaşır. Atalarının tarihi ve kendisinin gerçeği, kirli ve karanlıktır. Kötülüğün kaynağı, anavatanı; iyiliğin kaynağı ve ana vatanı! Ama iyilik, güçten ziyade zarafetin göstergesi olduğu için insanı cezp etmez. Çünkü insan, incelikten ziyade kabalığa meyillidir.

İnsanın oturup kendisini, yaşamsal amacını, evrenle ilişkisini aklın keskinliği ve kalbin zarafetiyle yeniden ortaya koyması gerekiyor. Çünkü bir uçurumun kenarında bile değildir, bizzat uçurumdan yuvarlanmaktadır. Bu saatten sonra Tanrının gelip kendisiyle anlaşmasını bekleyemez. İnsan, yaşanmaz hale getirdiği bu gezegeni, yeniden yaşanılır bir hale getirmelidir. Aksi takdirde dünyayı yeniden tanımlamak durumunda kalacağım ve bu tanım pek de insaflı olmayacaktır:

Bu dünya, cehennemin bir provasıdır. Her şeyiyle gerçek bir prova! Senaryosu olmayan bu oyun; insanın, yetersiz aklıyla doğaçlama oynadığı acımasız bir sahnedir.

Zafer ÇARBOĞA

2 Comments

  1. Özlem sevim Reply

    Bu çağın, dünyanın içler acısı durumu ancak bu kadar güzel anlatılır. Bu dunya cehennemin bir provasıdır. Zafer çarboğa teşekkürler

  2. Hakan gündoğan Reply

    Kalemine sağlık. Umarım hak ettiği değeri görür. Modern zaman’nın en güçlü kaleminden biri.
    Yolu açık olsun..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir