I
Kişi sevmeye annesinden başlar. Annesine yönelen her sevgi kendinedir, bebek kendini anneden ayrı bir parça görmez. Annesi kaybolduğundaki ağlamanın şiddeti bir uzvu koptuğundaki kadardır. Bebek anneye muhtaçtır, onun parçasıdır, mecburdur. Sevgi bir mecburiyeti meşrulaştırma, makulleştirme amacı görür o andan itibaren.
Nefret, sevgiye karşılık bulunmadığında ortaya çıkar. Sevmeye çalıştığınız bir kişi, hayvan size zarar verdiğinde nefret edersiniz, bir daha yanına gitmezsiniz.
Mecburiyet, mahkumiyet ile doğan ve yürüyen sevgidense kişiyi bağımsızlaştıran özgürleştiren nefret daha erdemli, bağımsız, güçlü bir tepkidir.
Kişi kendinden üstünlere sevgi, hayranlık beslerken eşitlerine karşı nefret duyar. Eşitlik beklentisi insani iken, kast ve sınıf ayrımı hayvancıldır. Evcil hayvanlar sürüsüz yaşayamaz, sürüsüz yaşayamayanlar da evcilleştirilemez. Çitayı, leoparı evcil görenimiz yok. İnekler, koyunlar, atlar evcilleştirildi.
Muhtaçlık köleliği doğurur. İnsanoğlu sosyalliğinin getirdiği muhtaçlığın bedelini kölelikle ödemiş bugüne dek. Köleliği ortadan kaldıran bir güç çıkmamış. Ne zaman ki köle sahipleri bunlar bize çok masraflı artık, salalım gitsin kararını vermişler o zaman köleler haklarından mahrum bırakılıp serbestleşmişler.
Zamanında bir kölenin bütün ihtiyaçları sahibince karşılanırken, bugün artık sadece maaşı, sigortası işverene ait. İşverenler de kendilerini yöneten devletin kölesi. Vergiler, kesintiler, cezalar, harçlar derken onlar da hallerinden şikayetçi. Ama mecburlar. Nefret etseler bile söyleyemiyor çoğu. İtirazlarının bedelini devlet ihalelerinden, kurum harcamalarından mahrumiyetle ödeyeceklerinin farkında.
Nefret edebilmek için dahi güce ihtiyaç var. Elimdeki gücü çalıyorsunuz diyemediği için bunu sevgiye, hayranlığa, münafıklığa çevirenler azımsanmayacak düzeyde. Bal gibi biliyor, kötü ama kalbine dahi bunu söyleyemiyor çoğu. Buğz edecek kadar dahi imandan mahrum olan var.
Buğz etmeyi imandan bir parça sayan peygamber ümmeti nefret etmekten neden bu kadar korkuyor. Kötüden nefret edilir, normali ve ideali budur. Zulüm o denli siyasallaşmış, kökleşmiş ki bir zamanlar, insanlar duygularını ifade edecek cesareti kulübesine kilitleyip etrafını ses geçirmez camla çevrelemişler. Aman sevmediğimizi kimse bilmesin, nefret ediyormuş demesin kimse.
Zalime nefret hakkın gereğidir. Onu sever gibi görünmek münafıklığın zirvesidir. Dürüstlük her şeyden önce içindekini usul ve üslubunca muhataba iletebilme cesareti, kudretidir.
II
Sevmek için eğitime ihtiyaç duymayız, nefret için de… Ördeğin doğuştan kazandığı yüzmenin, yılanın sürünmesinin benzeri bizim hayatta kalmamızın en önemli aracı sevgi. Annemize sevgimizi gösteren gülümseme, ona uykusuz geçirttiğimiz gecelerin çilesini unutturdu. Sevgi bizim kanadımız, perdeli ayağımız, pençemiz, tüylerimiz. Onun sayesinde aileyiz, biriz, birliğiz.
Devleti ayakta tutan güç dahi bir kutsala, ideolojiye bağlılıktır. Kişi ancak sevdiğine bağlanır. Akıl parçalar, sevgi bağlar. Parçalanmıyorsak sevebilmemiz sayesinde. Dünün bilimi ile bugünkü arasında daha çok parçalanmışlık var, yarın daha da parçalanacak.
Düşünme erdemdir doğru fakat onu her bünye taşıyamaz. Sevginin kanatları insanları da toplumları da uçurabilir. Sevmek için kendinizi salmanız yeterlidir. Seviyorum deyin, deneyin ve biraz önce sizi delirten şeyin nasıl bir anda sevimli afacana dönüştüğünü görün.
Mutluluk bizim gayemiz değil miydi, düşünme bize bunu vermedi, veremez de. Düşündükçe battık, karardık, sevdikçe açıldık.
Hazzımızdan engellendiğinde ortaya çıkan nefretin aksine, sevgi bize acı verene dahi yönelebilir. Bizi uyutmayan çocuğumuzu sevmek hayvancıl değil, insancıldır.
Hayvanların yavruları vaktinde yatar, kalkar. Gecenin üçünde ağlamaz. Bizimkiler ağlar. Akrepler sakat çocuklarını yer, biz yemeyiz. Bizim sevgimizin içinde akıl, ülkü, gelecek, ideal var.
Kurtların yavruları yemeğini yer, kaşığı itmez, bizimkiler iter. Kurt annesi yemeğini koyar gider, ardına bakmaz, bizim annelerimiz bakar.
Bizim sevgimiz bizi üstün kılan kuvvet. Hayvan gibi değil insan gibi seviyoruz. Sevdiğimiz kendine zarar vereceğini sezersek, celalleniyoruz, öfkeleniyoruz, vuruyoruz bazen istemeden. O an canı biraz yansın, sonradan daha fazla yanmasın diyor içimizdeki. Bunu severek, sevdiğinden yapıyor.
Sevmek, varlığın dilidir. Sevmenin sonu varlıktır. Kişi sevdiğinden ürer, üretir. Yazmayı sever, yazar. Eşini sever, onunla çocuk yapar. Kadın, hangi kadın sevmese ikinci çocuğu doğurur. İlkinde cahildi, merak etti, razı oldu, bir hataydı oldu, bitti. Neden ikinci defa aynı acıyı çeker. Acıya katlanmak erdem ise, bundan daha erdemli bir davranış olabilir mi? İdeali uğruna acı çeken bir kadın, bunu yalnız sevdiği için yapabilir. Yalnız sevgi bunu yaptırabilir.
Nefret kaçındırır, kaçırtır. Bir şey yapmanın değil yapmamanın öncülüdür. Nefret doğal iken sevgi tercihtir. Haz beklentisinin karşılanmaması nefreti doğurur iken, sevgi bütün engelle(me)lere rağmen büyür. Kayalıkta biten ağaca hayranlıkla bakar insan, toprağından nefret eden tohumların çöllerden kaçar.
Ahmet BAYRAKTAR

Son Yorumlar