Günlerdir içimde henüz yollayamadığım yazının sıkıntısını taşıyordum. Muaz Beye karşı bir mahcubiyet vardı içimde, yazılarımı düzenli yollayacaktım fakat bu sefer arayı biraz uzatmıştım. Aslında Azizler filmiyle ilgili bir yazı kaleme almıştım ama yazıyı bitirdiğim gün Gara’dan acı haber gelmiş, 13 askerimizin şehit edildiğini öğrenmiştim. Bu kadar büyük bir acı varken bir film analizi yazısı hiç içime sinmeyecekti, en iyisi yollamamak dedim. Sonra şehitlerimizle ve bir türlü bitmeyen terör belasıyla ilgili bir yazıyı kaleme almayı düşündüm ama hepimizin yüreği öylesine sızlıyordu ki ne yazsam anlamsız kalacakmış gibi geldi.

Bugün öğleden önce instagrama girdim, Doğan Cüceloğlu’nun canlı yayın paylaşımını gördüm, akşam 9’da canlı yayını vardı, pandemi sürecinde sosyal medyayı çok aktif kullanmış, bilgilerini pek çok kişiyle paylaşmıştı, ben de denk geldikçe canlı yayınlarını izlemiştim.
Ama bu akşam olmaz diye düşündüm, bugün Masumlar Apartmanı var, onu izleyeceğim, artık kısmet bir başka canlı yayınaydı, ne de olsa sıkça canlı yayın yapıyordu, biri olmasa bir diğerini izlerdim.
Derken öğleden sonra Twitter’da Doğan Cüceloğlu’nun tt olduğunu gördüm, muhtemelen yine şahane bir tespitte bulunmuştur diye girdim. Ama ne yazık ki öyle olmamıştı. Doğan Cüceloğlu hakkın rahmetine kavuşmuştu.
Çok iyi tanıdığım birini kaybetmişim gibi üzüldüm. Ardından birkaç tane arkadaşım aradı beni, duydun mu kötü haberi diye, umarım gerçek değildir diye… üzülen, yakınını kaybetmiş gibi hisseden tek kişi ben değildim. Garip bir şekilde herkes aynı hissediyordu. İlk defa listemdeki neredeyse herkes Doğan Cüceloğlu’nun kaybıyla ilgili bir şeyler paylaşıyordu. Herkes üzüntüsünü dile getiriyor, en etkilendikleri sözlerinden alıntı yapıyorlardı.

Hemen tekrar Twitter’a girdim. Orada da durum farklı değildi, sağcısı- solcusu, genci- yaşlısı ,ünlüsü- ünsüzü, İslamcısı- ateisti herkes adeta tek yürek olmuş Türkiye’nin bu değerinin kaybına dair duydukları üzüntüyü dile getiriyorlardı. En son böyle bir birliği ne zaman görmüştüm hatırlamıyorum bile.
Peki neydi onu herkesin gözünde böylesine özel kılan? Bence insanlara insan olarak verdiği değerdi. Bir röportajında Mümtaz Turhan’ın onun psikolog olması için çok çabaladığından bahsediyordu, o dönemler halktan insanlar pek de psikoloji okumuyordu çünkü diyordu. Evet Doğan Cüceloğlu bizden biriydi, hem psikologdu hem de bizden biriydi. O bir ütopyanın içerisinde yaşamıyordu.
Hayatın pek çok zorluklarını görerek gelmişti bu günlere. Annelerin, babaların da yorulmaya hakları olduklarını biliyor, daha çok temel değerler üzerinde duruyordu. İlkbaharda Gzt youtube kanalında söyleşisi yayınlanmıştı, önce eşimle izledik söyleşiyi sonra mutlaka çocuklarımıza izlettirmemiz gerektiğini düşündük, mücadele ve inanç dolu bir yaşamdı onunki. Anadolu’da yaşanan acıların, sıkıntıların ve mutlulukların barındığı bir ömür.
Çocuklarımız da büyük bir ilgiyle izledi o videoyu. Ne çok ders vardı içerisinde; öğretmenliğe dair, insan olmaya dair, ebeveyn olmaya dair, öğrenci olmaya dair, inançlı olmaya dair…

Ama en çok çocuk olmaya dair söylediği sözler yankı uyandırdı; 80 yaşındaki bir adamın küçücük bir çocukken kaybettiği annesinden bahsederken boğazına düğümlenerek kullandığı birkaç kelime şüphesiz hepimizin ciğerine işledi; “annen yok, kimsen yok”.
Bugün de pek çok kişi burayı alıntılayıp yayınlamış. İnşallah artık annesine kavuşmuştur. Onun bu dünyadaki imtihanı bitti, ilimle dolu bir ömürle göçüp gitti bu dünyadan. Pek çok ünlünün ardından söylenen nefret cümlelerini onun ölümüyle hiç görmedik, demek tüm Türkiye’yi incitmeden sadece şifa olmaya çalışarak göçüp gitmişti bu diyarlardan.
Herkesin böylesine sevip tek yürek olarak dua ettiği bir insanın hayatı şüphesiz boşa geçmiş sayılmaz, arkasından hepimizin hayıflanışı bizlerin kaybından kaynaklı, bizler onun gibi bir değeri kaybettiğimiz için üzgünüz. Aslında böyle bir ölümün ardından üzülmemeli, durup düşünmeli, örnek almalı… Dünyadaki Doğan Cüceloğullarının sayısını arttırmaya çalışmalı…
Şahika Can AKIN

Son Yorumlar