Duru Bir Ozan: Hasan Hüseyin Korkmazgil

Bir anda birden fazla duygusal iklimi yaşayan ve yaşatan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bir anda ılık yağmurlarla ıslanır içimizin çölleri. Gönül dağımızda namütenahi rüzgârlar eser bir anda. Güneş vurur bir zaman ruhumuzun kuytularına… Ruhumuzun koyaklarından keklikler geçer seke seke. Kanat vurur turnalar… Turnalar dost ellerine…

Geçen zamana inat, modern çağlara inat mıhlanmış gibidir gönül zembereğimiz Anadolu topraklarına. Bu toprakların aşkıyla vurur yüreğimiz, acısıyla… Nerede olursak olalım bir şiirin, bir bozlağın, bir ağıtın, bir hoyratın terkisine atlar gideriz en tenhalara. En tenhalara damlarken ayın ışığı. Ayın şavkı vururken bitimsiz dertlerimizin, tarihimizin ve talihimizin üzerine. Bir mızrap vururken gönül sazımızın tellerine. Şiirden ve sözden ve destandan merhemler süreriz yaralarımıza. Yitiklerimize ağlarız ozanların içimizi delip geçen sözleriyle….    

Konuşmanın en çok ta susmak olduğu bir coğrafyanın suskun çocuklarıyız. Söylenenlerin söylenmek istenenleri gizlediği, örttüğü bir coğrafya… Arzuhali rüzgâra yazılmış çocuklar… Hüznü şaha kaldıran, hüznün şaha kalktığı yürekler… Evet, sevincin serin rüzgârıyla göğümüzde uçarken güvercinler, birden vurulurlar acının kurşunlarıyla. Vurulurlar kanatlarından… Kanadı kırık kuşlar havalanır umudun ve aşkın rüzgârında.

Yalnızlığın en kesif kalabalığa kestiği, kalabalıklar da yalnızlığın kulakları sağır eden sesinin çınladığı bir coğrafyanın çocuklarıyız. Kalabalıklaştıkça yalnızlaşan, yalnızlaştıkça kalabalıklaşan… Evet, bazen yalnızlığın kapkara sularında yüzüp durur gemimiz. Gamdan deryalarda… Mumdan gemilerle yüzer durur insanlığın kadim gemisi. Bazen bir cemreyle söner korlar. İnsanlığın gönül toprağına düşen cemreyle… Sonra havaya sonra toprağa… Bazen de filizkıran fırtınalarıyla kırılır en taze fidanlar…

Ne demişti koca ozan Korkmazgil: “Öyle Bir Yerdeyim ki”, “Yaprak döker bir yanımız/Bir yanımız bahar bahçe.” Öyle bir yerdeyiz ki mevsimsiz bir bahçede sonbahara yaprak döküyor ağaçlarımız. Yaprak döküyor sonbahara. Biteviye, durmadan… Öyle bir yerdeyiz ki kandan kına yakar olduk düğünlerde, derneklerde. Öyle bir yer ki gökyüzünde en donuk mavi, yeryüzünde sular bulanık. Kızılırmak kupkuru. Susuz Kızılırmak. Susamış…

“Öyle bir gariplik ki/öyle bir tedirginlik/yaz başında güz sonrası” Bu toprakların değişmeyen kaderiymiş yazdığın bu satırlar Hasan öğretmen. Değişmeyen kaderimiz… Öyle garibiz, öyle tedirginiz öylesine mevsimsiz… Güneşin bağları, bahçeleri emzirdiği asude saatler yok şimdi. Çocukken çimdiğimiz dereler… Köprüler, kuşlar, turnalar, kırlangıçlar, gökte bulutlar, yerde karlar… Gittiler ve yittiler.

Kaşlarını eğiyor zaman Hasan Hoca, kaşlarını… Her şey çatıkkaşlı… Dünya çok gergin Korkmazgil, Dünya gergin… Senin şiirine palazını seren keklikler yok şimdi. Tenha kayalıklar yok… Bir bir yitip gidiyor sevdiğimiz ne varsa… Kuşlar da gidiyor…

&&&&&

Sivas’ın Hasan Hüseyin’i… Anadolu’nun garip gönüllü, ezilmiş, elleri nasırlı, işçi, çiftçi insanlarının arzuhalcisi. Aşklarımızın, acılarımızın, kavgalarımızın, yitiklerimizin, umutlarımızın ve dahi horlananların, horlanmışların şairi. Kavel’in, Temmuz Bildirisi’nin, Kızılırmak’ın, Kandan Kına Yakılmaz’ın, Acılara Tutunmak’ın, Acıyı Bal Eyledik’in, Haziran’da Ölmek Zor’un ve daha birçok şiirin ozanı… “Gül dalının isyankâr inceliği”… Buram buram, burcu burcu türkü, Pir Sultan misali isyan…

Hasan Hüseyin’i tanımak isterken Asım Bezirci‘ye kulak vermek gerekir: “Hasan Hüseyin gerektikçe değişik kültür verilerinden -masallardan, türkülerden, ağıtlardan, deyişlerden…- ve edebiyat ürünlerinden -halk şiiri’nden, divan şiiri’nden, Nâzım Hikmet şiirinden, hatta ikinci yeni şiirden…- yararlanır. Bunlar da yetmezse, kendi mizahçı zekâsını kullanır. Özellikle toplumsal karşıtlıklar deşilirken mizah ve yergi yararlı olur… Şairin derin duyarlığı, gür sesi, geniş soluğu, renkli hayali, işlek Türkçesi ile diyalektik bir görüş ve insancıl bir bakışa yaslanan hayat ve edebiyat sevgisi, barış ve özgürlük tutkusu, devrim ve bağımsızlık özlemi birbiriyle kaynaşarak etkili bir bileşim meydana getirirler.”

Azime-Hasan Hüseyin Korkmazgil

Hasan Hüseyin’in eşi Azime Korkmazgil şunları söyler: “Her bir şiirin gün ışığına çıkarılışı, koskoca bir kavgaydı, sancıydı, coşkuydu, ölümdü. Kendinle boğuşmanın her bitiminde, bir başka yaratışın arayışlarına yönelir, yeni bir özgürlüğe doğru koşardın. Acıların yükünü kendine göre taşırdın… Tepeden tırnağa arı bir ozandın sen; o dağlarda da bu yerlerde de.”

“Bu seslenişte, asla bezginlik yoktur, bunalmışlık yoktur; herhangi bir inancın yitirilişi ve davaya boşvermişlik yoktur. Umut, bir noktada öfkeye yenilirse, öte yandan çıkar gün ışığına. Ozan kendini, yaşamın orta yerinde bir görev yüklenmiş olarak bulmuştur; bundan caymak, buna sırt çevirmek, ölümle yenilgiyle yok oluşla eşanlamlıdır.”

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir