Ebuzerler Diyarının Kitabı

Adıyaman Üniversitesi’nin katkılarıyla hazırlanan “Tarihte Adıyaman” kitabını okurken Ebuzer  Gıffari geldi aklıma. Neden Ebuzer? Çünkü Adıyaman‘da her on kişiden beşinin ismi Ebuzer’dir de o yüzden. Ebuzer ismi Adıyaman ile bütünleşmiştir adeta. Bu açıdan Adıyaman “Ebuzerler  Diyarı”dır. Bu kitaba “Ebuzerler Diyarı’nın” kitabı da diyebiliriz. Ebuzer öğretileri ile yoğrulmuş kadim bir şehirdir Adıyaman.

Gerçi ruhumuzu kapital/emperyal dünyaların hülyalarına kaptırdığımız günden bu yana ne Ebuzer ismi kaldı ne Ebuzer’in misyon ve vizyonundan bir şey. Şehirlerimiz… Sloganlarda yaşatılan umudun, her türlü dinci saltanatın, vesayetin, bağnazlığın kol gezdiği coğrafyamızın şehirleri… Şehirlerimiz soğuk ve ürkütücü yüzüyle üzerimize çöken bir kabusa dönüştü.  İnsanlık adına söyleyecek bir şey kalmadı… Sözü olanlar da tarih sahnesinden sürgün edildi…

Alinasyon ve asimilasyon kurbanı olduğumuz günden bu yana Ebuzer sürgünde… İslam’ın mistik, folklorik, geleneksel, mezhepsel tezahürleri ile ilgilendiğimizden beri yalın ayaklıların, baldırı çıplakların Ebuzer’vari feryat figanını duymuyoruz. Ebuzer, özellikle Sünni geleneğin anlattığı züht hayatını seçip kabuğuna çekilen bir sufi değil yine bazılarının anladığı gibi mal ve kurulu düzenin düşmanı da değil. O, kenz (mal biriktirme) düşmanıydı. Yalın ayaklıların, baldırı çıplakların, bacası tütmeyen ocakların gürleyen sesiydi. Kapitalist iktidarlar karşısında mazlum, mağdur ve dahi madunların cesur kükreyişidir.

Bunun içindir ki büyük öğretmen Şeriati onun için “Çölün cesur çocuğu… Elinin darlığı ve sıkıntısına rağmen her zaman ar sahibi olmuş, gökyüzünün bile üzerine merhamet gözyaşları döktüğü bir çöl çocuğu… Denizlerin kıyısına oturmuş, yüzyıllardır güneşin ateşi altında susuz kalmış ama gururu yüzünden su içmek için denize baş eğmemiş bir çöl çocuğu…”  demişti. Lakin şimdilerde çöllere sürülen sadece Ebuzerler değil; hak, adalet özgürlük erdem, şeref adına ne varsa sürgün ediliyor çöllere…

Hz. Peygamber, Ebu Süfyan’a “Gel sen de İslam ile şereflen.” dediğinde O, “Benim şerefim devemin sırtındaki mallarımdır” demişti. Ebuzer de Muaviye’ye “Ey iman edenler! Bilin ki Yahudi din bilginlerinin ve Hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele! O gün bunlar, cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacak: İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı!” (Tevbe 34.35) ayetini okumuş ve buna karşı Muaviye’nin cevabı ise “Bu ayet, ehli kitap ile ilgilidir.” deyip sıyrılmaya çalışmıştı… Ebuzer ise Hz. Peygamberin kendisine “Binalar sel mıntıkasına ulaştığında sen oradan çık.” sözünü hatırlayıp saraylarınız, kibir abideleriniz, ego-manyak hayalleriniz sizin olsun dercesine Rebeze çöllerine sürmüştü kendini. Evet, tüm çağlarda ve zamanlarda değişmeyen sürekliliğin serencamı; Habil’den Hz. Muhammed’e Hz. Muhammed’den Ebuzer’e, Ebuzer’den bizlere değin devam bir akış…

Ve şimdi  “Bir kez daha Ebuzer’dir ki tarihin sınırsız mezarlığında gömülü olan tüm çehreler arasında,  bizim zamanımızda ve bizim aramızda yalnız diriliyor.” 

Abdulvahap SERT

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir