“Kendi Işığında Yanan Adam & Tanıdığım Metin Erksan” kitabında Ercan Kesal Türk Sinemasının önemli yönetmenlerinden Metin Erksan’ı anlatıyor. “Abim, dostum, yad ellerde babam, arkadaşım, şahidim, hastam, hocam ve ustamdı” dediği Erksan‘ı… Bu anlatı tek taraflı, mota mot bir şey değil. Bir biyografi, bir önemli kişinin hayatının yazılması hiç değil… Birarada geçirilmiş önemli, güzel zamanların yeniden hatırlanması âdeta. Biraz da özlem var aslında. Bir özlemin dile gelmesi… Sevdiğimiz, değer verdiğimiz birini kaybettiğimizde sadece bir insanı kaybetmiş olmayız. Bir güzelliği, bir zamanı, ömrün bir demini kaybederiz aslında. Her an hatırlanan ve hep içinde yaşatan bir dem… Zaten kitabı okuduğumuzda Metin Erksan‘ın, Kesal için değerini hemen anlayabiliyoruz. Yukarıdaki cümleyi boşuna kurmuyor Ercan Kesal.
Erksan için önemli yönetmen tabiri sanırım eksik kalır. Onu bir alana hapsetmek anlamına gelir. İlk Türk Yönetmeni demek de fazla kaçar. Ercan Kesal’ın kitabını okuduğumuzda da göreceğimiz gibi ülkemizde sinemayla ilgili serüven Osmanlı dönemine kadar gider. Kesal’ın yazdığına göre Erksan Cumhuriyet Gazetesindeki bir yazısında. “Osmanlı Devleti sınırları içinde sinema filmi yapılması ile ilgili ilk çalışmalar 1907 yılında başlamaktadır.” demekte. Yanaki ve Milton Manaki kardeşler o zamanlar Osmanlı sınırlarında olan Balkanlarda ilk sinema çalışmalarına başlarlar. Hatta Sultan V. Mehmet Reşat’ın maiyetiyle birlikte yürüyüşünü filme alırlar. Daha sonra Fuat Uzkınay sinema çalışmalarına devam eder. Bu çalışmalar kıt imkânlar ve zor şartlarda devam eden, büyük emek harcanan çalışmalar.
Metin Erksan ilk sinemacımız olmasa bile sinema tarihimizin yıldız isimlerinden. Sinemamız onun “Susuz Yaz” filmiyle dünyaya açılmış ve dünyada tanınmaya başlamıştır. İlk defa bir Türk filmi 1963’de Berlin Film Festivalinde bu festivalin büyük ödülü Altın Ayı’yı kazanıyor. Filmin senaryosunu Erksan, Necati Cumali’nin aynı adlı hikâyesini sinemaya uyarlayarak yazmıştır. “Susuz Yaz” dünyanın en kadim ve geçerli bir metaforunu daha doğrusu Habil ile Kabil arasındaki kavgayı modern zamanlarda yeniden yorumlayan bir film olarak değerlendirilir. Evet böylesi toplumsal ve insani proplemi sinemalaştıran Erksan “Sevmek Zamanı” adında bir film de çeker. Bu iki filmi izleyenler Metin Erksan’ın büyüklüğünün ve Türk Sinema tarihindeki farklı, ayrı yerinin bilincine varabilirler.

Metin Erksan
Kesal kitabında şunları söylüyor. “Çok özgün bir yönetmendi. Türkiye Sinemasının yüz akı ve köşe taşı filmleri yaptı. Keloğlanlı, Emel Sayınlı filmler de. Kadın hamlet de. Korku filmi Şeytan da.” “Döneminin çok kazanan ve etkili bir yönetmeni olmasına rağmen, inanç ve düşüncelerinden hiç taviz vermedi.” “Türkiye Sinema Sanatçıları Derneği’nin, Türkiye Sinema İşçileri Sendikası’nın ve Film Rejisörleri Derneği’nin kuruluşlarında yer aldı, öncülük yaptı.” “Bazı konuşmalarından yola çıkılarak son yıllarında özellikle Türkçü, milliyetçi çizgide yer almakla eleştirildi.”
Hem doktor hem okur hem yazar hem de sinema sevdalısı biri olan Ercan Kesal kitabında Erksanla ilgili anılarına, Onunla ilk tanışmasına, konuşmalarına, samimi diylaloglarına yer veriyor. Kitap klasik bir doğum ve ölüm tarihine hapsedilen, okuyucuyu rakamlarla ve klişe ifadelerle boğan bir çalışma değil. Sıcak, samimi dille yazılmış bir hatırat gibi…
Usta yönetmenin düşünceleri, hayata bakışı, hayatı yorumlayışı, gitgelleri, çelişkileri, takıntıları, alışkanlıkları, sevinçleri ve pişmanlıkları en insani biçimiyle dile getirilip yazıya dökülmüş. Kitabı okurken Erksan’la Kesal’ın çok fazla sinema konuşmadıklarını görebiliriz. Metin Erksan sadece sinemayla ilgili değil. Cins bir kafa… Ve aynı zamanda zor bir adam. Büyük işler başaran ve sinema sektörünün geldiği hâle kızan, huysuzluğuyla piyasada tanınan bir adam. Akıllı ve enerjik…
Ercan Kesal kitapta Erksan’la ilgili anlarını anlatırken satır aralarında Erksan’ın türk Sineması içindeki yerini de okuyabiliyoruz. O, filmlerinde starlığı yıkıyor mesela. “Susuz Yaz” filminde çok tanınmış artistler varken o yaşı daha küçük olan ve tanınmayan Hülya Koçyiğit’i oynatıyor. Sevmek Zamanı’nda hakeza… Başrollerde pek tanınmayan Sema Özcan’ı ve daha çok tiyatro geçmişi olan Müşfik Kenter’i oynatıyor.

Yukarıda da dile getirdiğimiz gibi bizi dünyaya tanıtan sinema filmini çekiyor. “Sevmek Zamanı” gibi kült bir filmi de… Doğu hikmet geleneğinde sıkça vurgulanan surete âşık olma mevzuu bu filmde işleniyor. Ayrıca Kesal’ın da kitabında dile getirdiği gibi sınıfsal mücadele ve ayrımlarda ustalıkla gösterilir. Bir boyacı olan Halil boya yaptığı köşkün kızının resmine âşık olur. Evin kızı Meral ise Halil’ e âşık olur. Halil Onun maddi varlığına âşık değildir ve Onunla fiziki yakınlaşmanın aşkı bozacağını düşünür. İdealize edilmiş bir durum. Aşka âşık olma… Zamanla Meral de suretten kurtularak yüzeyselliğin ötesine geçer.
Ercan Kesal “Sevmek Zamanı ve Aşk Üzerine…” adlı yazısında çok önemsediği filmi neden önemsediğini anlatır.
“Kendi Işığında Yanan Adam & Tanıdığım Metin Erksan” kitabı sinema tarihimizde köşe taşı bir yönetmenin hayatına dokunmamızı sağlıyor. Kendisine ulaşmanın zor olduğu, telefon kullanmayan, randevu vermeyen, bir nevi küskün ve kızgın bir adamın hayatına eşlik ederek Onu tanıyoruz. Birbirinden ilginç ve samimi anekdotlar okuyoruz.
İstanbul için logo tasarlayan, Çanakkale gezisinde Çimenlik Kalesi’ni kendi evi gibi gezdiren, Kesal‘ı Bozcaada Kralı ilan eden, Kesal‘ın kurduğu hastaneye isimler öneren, Sultanahmet’teki Halide Edip Adıvar büstünün başında dakikalarca zaman geçiren, sahaflarda dolaşmayı çok seven, Cumhuriyet Gazetesinde derinlikli yazılar yazan bir Metin Erksan var bu kitapta.
Kitabın sonundaki “Son Mülakat…” isimli söyleşi ve albüm de dikkat çekiyor.
Muaz ERGÜ

Son Yorumlar