Gamze Güller: Mimar Bir Öykücü…

İmajın, görüntünün, görünür olmanın kutsandığı bir çağda yaşıyoruz. Sözün, söyleşmenin silikleştiği zamanlar… Sosyalleşmemiz artık sözle, sohbetle değil görünür olmakla, daha çok yerde görünmekle mümkün hale geliyor. Sözün olduğu yerde hayal gücü, duyu organlarının çoğunun faal olması, izlenim, zihinsel dönüştürme gibi bütün kavramlar hareket halinde olur. İmajın, görüntünün olduğu yerde görünenden başka bir şey algılanmaz. Beyin kendini yormaz, uyarılmaz. Arkası boş… Söz imgelerle konuşur. İmgeler görünürün ötesini de işaret eder. İmaj şeffaftır. Sadece gördüğün… Önünü arkasını hesap edemediğin bir boşluk… Görselliğin egemen olduğu bir toplumda bilmenin, aklı selim olmanın hiç bir anlam ve önemi yoktur. Kim fazla görünürse, kim sağlam bir imaj çizerse kahraman o olur. İmaj toplumunda okuma/yazma bir anlam taşımaz. Seyretme, teşhir etme tek geçerli akçe haline gelir. 

İmaj çağında yaşadığımız gerçeğini düşünürken son dönem önemli öykücülerimizden Gamze Güller‘in şu sözlerine rastladım: “Sözcüklerin gücüne sonsuz inancım var. Doğru zamanda, doğru yerde kullanılan tek bir sözcüğün bile bir şeyleri değiştirebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle, evet, seslerinin yanı sıra dokuları da var, tortuları da, renkleri de. Yazarken bütün bunları duymaya, görmeye çalışıyorum. Sözcüklere ne kadar itinayla yaklaşırsanız o kadar açıyorlar kendilerini size. Onlara dokunabilmek, çağrışımlarını duyabilmek ve zihnimizde bıraktıkları tortuyu hissetmek gerek.” Evet, imajın, görselin, neonların, gürültünün her yerde kendini hissettirdiği bir dönemde bu satırlar çok ilgimi çekti.

Sözün can çekiştiği, rüyaların kitle/iletişim araçları tarafından esir alındığı, her şeyin hızla tüketildiği, hayallerin sustuğu, ütopyaların küstüğü, herkesin gün geçtikçe daha yalnızlaştığı bu günlerde. “Sözlü kültür; masallar, tekerlemeler ve bilmecelerle çocukluğumdan beri hayatımın içinde. Bunların kaybolup gitmesini de istemem. Çoğu bana anneannemin mirasıdır. Bu nedenle bir nevi kayıt altına almaya çalıştım bunları. Rüyalar ise bambaşka bir yerde duruyor benim için. Çok rüya görürüm ve sembollerini çözmek için uğraşırım.” diyerek bu mekanik işleyişe isyanını dile getiriyor. Okuyucusunun dikkatini önemli bir noktaya çekiyor.

Gamze Güller... Mimar, editör, yazar, öykücü… 1970 Ankara doğumlu. İlkokul, Ortaokul, Lise eğitimini Ankara’da tamamlıyor. Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde… Bir çok dergide öyküleri yayımlandı. Kitap atölyeleri düzenliyor. Editörlük, danışmanlık yapıyor. Yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Sosyal medyayı sık kullanıyor. Yazar adaylarına sıkı tavsiyelerini sosyal medya hesaplarında da paylaşıyor. Farklı disiplinlerde okumanın önemine her zaman dikkat çekiyor. İçimdeki Kalabalık, Beşinci Köşe, En Çok Onu Sevdim, Durmuş Saatler Dükkânı, Zürafanın Bildiği kitaplarının adları.

Gamze Hanım her ne kadar hüzünlü insanları yazsa da öykülerinde dokunaklı dili olsa da güler yüzlü biri. İlk karşılaştığınızda, konuşmaya başladığınızda yabancılık çekmiyorsunuz. Yıllardır tanıdığınız, bildiğiniz biriyle sohbet ediyor gibisiniz. Nahif, ince… Edebiyatın ruhu incelten etkisini Onda görebilirsiniz. Çok sağlam bir kalem. Dersini çalışmış biri. Atölyelerinde, editörlüğünde kül yutmuyor. Genç yetenekleri destekliyor. Yetenek ışığını gördüğü yerde editöryal yardımlarını esirgemiyor. Aslında yaptığına yaratıcı editörlük demek daha doğru olur. 

“Sözün düşüşü”ne acıyla tanıklık ettiğimiz bu dönemlerde Gamze Hanım her zaman sözün, dilin önemine yaptığı vurgularla dikkat çekiyor. Her kitabında kendisini okuyucuyla bir araya getirecek dilin, kurgunun, biçimin peşinde. Alelade, çalakalem, özensiz, düzensiz bir üslubu kabul etmiyor hiç bir zaman. Çalışmalarında titiz biri. Bu titizliğini metinlerinde de görebiliriz. Okurunu önemsiyor. Ne yazsam okunur şımarıklığında değil. “Dil benim için çok önemli. Türkçeyi bütün imkânlarıyla ve olabildiğince doğru kullanmaya ve bana gerektiği şekilde eğip bükmeye çalışıyorum. Dille bir atmosfer yaratma peşindeyim.

Öykü yazabilmek için ne yazacağımı bulmak yetmez, nasıl yazacağımı da keşfetmem gerekir. Her öykünün dilini, yabancı bir dil öğreniyor gibi öğrenirim. Hepsinde amaç öykünün benim damarlarımdan doğrudan okurunkine nüfuz etmesidir. Ben duygumu ne kadar kuvvetli aktarabilirsem okur da o denli içselleştirecektir anlattıklarımı.”

Modern zamanların içimizdeki çocuğu öldürdüğünün, hepimizi birer makineye çevirdiğinin farkında Güller. Öykülerinde rüyalar var, hayaller var, hatıralar var… Hayatın katı işleyişine itirazı var. Dostlarımız hayvanları da unutmuyor öykülerinde. Görselliğe, imaja karşı sözlü kültür diyor. Masal, mesel, hikâye diyor. Eşyanın ruhuna inanıyor. Mekânın yadsınamaz önemine… Günümüzün hızlı akışında yanından, önünden geçip gittiğimiz mekânları, kendimizden hiçbir iz bırakmadığımız yaşam ortamlarımızı hep yeniden hatırlatıyor öyküleriyle. “Mekân benim için önemli. İçinde yaşadıklarımı da geçici sürelerle bulunduklarımı da farklı algılarım. Kendimle bütünleştiririm. Bunda mimarlığın etkisi de var kuşkusuz. Anlatırken de mekânı bir karakter gibi kullanmayı seviyorum. Atmosfer yaratmada en çok işime yarayan bileşen diyebilirim. Mekân algısı her duygu durumuna göre değişir. Bunu metne yansıtmanın farklı yollarını bulmaya çalışıyorum.”

Gamze Güller edebiyata emek veriyor. Hem okuyor hem yazıyor hem de okuyan ve yazanlara yol gösteriyor. Destek veriyor. Modern zamanların yıkıcı etkilerine karşı sözlü kültürü, çocukluğu çağırıyor. Dilin önemini kavramış biri. Metinlerini büyük bir hassasiyetle oluşturuyor. İnsanı silikleştiren makineleşmeye karşı insanı yükseltiyor. Diyor ki: “Mekanik işler sizi robotlaştırmaya başlar. Günün uykudan arta kalan zamanının neredeyse tamamını bir iş yerinde geçiriyorsanız gerçekten yaşamaya, istediğiniz, sevdiğiniz şeylerle ilgilenmeye vakit kalmaz. Hele bir de yaptığınız işi sevmiyorsanız bu çark sizi öğütür, içinizdeki yaşama sevincini öldürür. Günümüz iş hayatında gelinen nokta da bu. Yaşamak için çalışıyoruz ama yaşamaya vaktimiz kalmıyor. Modern insan ne için çalıştığını çoktan unuttu. Hele bugün Türkiye’de artık yalnızca hayatta kalabilmek için çalışır oldu insanlar. Çıta bu kadar düşünce, iş yerlerinden de sağlıklı ortamlar beklemek pek olası değil maalesef.”

Mimarlık eğitimi sayesinde ayrıntıları, aksaklıkları kolayca görebilen Güller sıradan olanın inceliklerine yoğunlaşıyor. İnsana dokunuyor, hayata dokunuyor öykülerinde. Hepimizin biricik öyküsünü yazıyor… İncelikle, nezaketle… Görüyor, anlatıyor. Anlattıkça görüyor; gördükçe anlatıyor… Kötü yapılmış, özensiz, düzensiz yapıları sevmiyor. Aynı zamanda düzensiz, düzeysiz metinleri de… Hayatta ve yazıda estetik bir üslubun peşinde. 

Gamze Güller hep yazsın. Daima yazsın…

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir