Uzun zamandır Avrupa başkentlerini yazmıyorum. Yazmıyorum, çünkü ‘Ben Paris’te iken…” konumuna düşmek istemiyorum. Ama Avrupa başkentlerinde yaşanan son gelişmeler yüzümü tekrar bu başkentlere çevirmeme neden oldu. Evet, Paris işim, Viyana eşim gereği Avrupa’da en çok ziyaret ettiğim şehirler. Ancak ben sözümü tutarak ayrı bir bağlamda bu gezilerime değineceğim. Bugün Max Weber’i de bahane ederek Viyana’dan başlayalım isterseniz…

Max Weber’in 100. Ölüm Yıldönümü
2020 sosyolojinin kurucu babalarından biri olan Max Weber’in 100. ölüm yıldönümü. Pandemi sürecinde olay arada kaynadı gitti ve pek hatırlayan çıkmadı. Bu yazı ile -suya sabuna dokunmadan- onu anmış olalım.
Weber, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti Viyana‘ya hayranlık duyardı. Viyana Üniversitesi’nde görev yapmadan önce Tuna Nehri kıyısındaki bu güzel şehirde en az iki kere uzun süre kalmıştır: 1909 sonbaharında, “Verein für Socialpolitik” konferansı vesilesiyle ve 1916 ilkbaharında ikinci kez “Orta Avrupa Çalışma Komitesi” adına Viyana’ya gittiğinde. 1916 baharında yazdığı mektuplardan, Avusturyalıların “iyiliksever ve açık yürekli” oluşundan çok etkilendiğini ve “oradaki hoş insanların yağcılık kokmayan güzel tavırlarını” takdir ettiğini öğreniyoruz. Heidelberg gibi küçük bir “kozmopolit” şehirden gelen Alman bilim adamının, Viyana’nın seçkin sakinleriyle karşılaştığı zaman kendini muhtemelen ne kadar eksik hissettiğini tahmin edebiliyorum!
23 Ekim 1917 akşamı şehre tekrar trenle geldi – “Münih yakınındaki Alman dilinin en güzel şehrine“. 1867’de I. Franz Joseph‘in kral seçilmesiyle birlikte Viyana canlı bir metropol haline gelmişti. Liberal burjuvazinin başlattığı ilk modernleşme dalgasından sonra Viyana, efsanevi belediye başkanı Karl Lueger ve 1897-1910 yılları arasında gerçekleştirilen reformlar sayesinde modern bir şehir haline geldi ve küresel ölçekli bir başkent olmayı başardı. Weber’in geldiği Viyana, 200.000’den fazla nüfusuyla Varşova’dan sonra Avrupa’nın en büyük Yahudi cemaatine ev sahipliği yapıyordu. İmparatorluğun son yılları aynı zamanda Yahudilerin “altın çağı” idi.

Max Weber, Viyana Üniversitesi’nden gelen daveti basit bir nedenden ötürü kabul etti: Sağlık gerekçesiyle istifa etmiş bir akademisyen olarak düzenli bir gelire ihtiyacı vardı. 1907 gibi erken bir tarihte savaş döneminde “temettülerin düşebileceği ve gelirlerin belirsiz olabileceği” kehanetinde bulunmuştu. Ve şimdi gerçekleşen tam olarak buydu: Aile varlıklarından elde ettiği gelir giderek azalmaktadır. 1914’ten sonra Max ve Marianne Weber çiftinin ekonomik durumu gittikçe kötüleşir. Max Weber – diğer milyonlarca Alman gibi – vatanseverlik duygusunun bedelini ödemeye çoktan razıydı ve karısına miras kalan paralarla “savaş tahvilleri” aldı. Ve bu ulusal görevi sadece kendisi yapmakla kalmadı, başkalarından da talep etti. FZ Gazetesi’nin 18 Eylül 1917 tarihli ilk sayfasında çıkan “Savaş Kredisi” başlıklı hamaset dolu makalesinde, piyasaya yeni sürülen devlet tahvilleri hakkında olumlu kanaat bildirmiş, ve bunu hem akıllıca hem de cazip bir yatırım aracı olarak övmüştü.
Savaş tahvilleri Weber çifti için kötü bir yatırım oldu. Weber savaş sonunda tüm parasını kaybedecek ve tekrar para kazanmak derdine düşecektir. Zengin kayınvalide de, ekonomi uzmanı olan vatansever damadının tavsiyesi üzerine, devlet tahvilleri satın almıştır…
Max Weber Viyana’da
Para kazanmak için yapabileceği tek şey kalmıştı: üniversite profesörü olarak iş aramak. Bu nedenle, kendisine hocalık teklif eden Viyana Üniversitesi ile görüşmek üzere Viyana gezisine çıktı. Üniversite ve Bakanlık ile yaptığı görüşmeler olumlu sonuçlanır. 1918 yaz dönemi için Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne atanır.

Ancak durum göründüğü gibi değildir. O kürsüye atanmayı bekleyen iki eşit aday daha vardır: Josef Schumpeter ve Othmar Spann. Bakanlık iki iktisatçı arasında karar veremediği için ara çözüm olarak Max Weber’i tercih etmiştir. Sonuçta iki bilim adamı bir şekilde engellenmiş ve gelişmeler zamanın akışına bırakılmıştır.
Max Weber’in bu şartlar altında Viyana Üniversitesi’nde gerçekten çalışmak isteyip istemediği hususunda kuşku duyulabilir. En azından 17 Mayıs 1918’de Fakülte yönetimine dönem sonunda ayrılacağını bildirmiş olması bazı şeyler sezdiğini gösteriyor. Ancak rasyonel düşüncenin en büyük savunucusu Max Weber’in aldığı bu ani kararda eski öğrencisi ve aile dostu Elde Jaffe ile yasadığı yasak aşkın etkili olduğunu düşünüyorum.

Pension Baltic
Göreve başladıktan sonra Max Weber, “Pension Baltic”te banyolu geniş bir odaya taşınır: Skodagasse 15. 8. Viyana’da (Josefstadt) bulunan ünlü ressam Klee’nin yaptırdığı bina bugün hâlâ ayaktadır.
Weber için Viyana’daki yaşam, 11 Nisan 1918’de piyanist sevgilisi Mina Tobler‘e yazdığı gibi oldukça keyifli geçmektedir: “Bu arada, baharla birlikte güzel şehir tüm büyüleyici zarafetini ortaya çıkardı. Burada, geniş, kuşkusuz çok mütevazı bir şekilde döşenmiş odamın penceresinin önünde uzanan (avantaj: özel banyo, odada soğuk ve ılık su, ayrıca temiz!) geniş ve sessiz bir bahçe, sadece burada büyük şehrin ortasında göründüğü için, her şey son derece sessiz, üniversiteye uzaklık yürüyerek 12 dakika, Prater dâhil gökyüzünün her bir köşesine yükselen elektrik direkleri, kapımın önüne getirilen kahvaltı, istersem salonda ayrı yemek imkanı ve akşamları her zaman dışarıda yemek yiyebilmek yeterli beslenmem açısından mükemmel sayılır ki burada en şaşırtıcı şey harika sayılabilecek fiyatlar!”

Pension Baltic
Max Weber, Pension Baltic’i beğenmiş ama yan odada kalan sakinlerden oldukça rahatsız olmuştur. Karısına yazdığı bir başka mektupta bu durumu şöyle açıklar: “Pansiyon Baltic’teki odam düzenli ve çok temiz. Yan odadaki yeni evli bir çift, özellikle akşam yemeğinden sonra çok ateşli sevişiyorlar. Sonuçta ben de sağlıklı bir insanım. Böyle olağan ahlaksızlıklar olmasa her şey mükemmel olurdu! Çünkü pencere dışındaki ağaçlar yemyeşil. Günlük akış şu şekildedir: Çaydan sonra öğlen saat bir buçuğa kadar kütüphane, sonra akşam yemeği, sonra lanet olası genç çiftin uyumama konusunda kararlı göründüğü yarım saatlik dinlenme… (Marianne Weber, Max Weber – Ein Lebensbild, s. 620 f.)

Gümüş Çeşme Lokantası
Max Weber’in, derslerden sonra akşam yemeği için Sigmund Freud‘un Berggasse’deki evine uzak olmayan “Zum Silbernen Brunnen” (Gümüş Çeşme) lokantasına gittiği biliniyor. 1827 yılında inşa edilen ve 1890’da “Zum Schweizer” lokantasının yerini alan bu eski handaki mekân özellikle ‘neo-barok’ mimarisi ile tanınıyor. Max Weber, Viyana’da geçirdiği aylarda akşam yemeklerini hep bu lokantada yemiştir. Günümüzde aynı mekân Viyana Üniversitesi Tıp Merkezi’nin öğrenci kafesi olarak hizmet vermektedir.

Gümüş Çeşme Lokantası
Eşi Marianne Weber, Max Weber hakkında yazdığı kitabında, Max Weber’in derslerden sonra kafasını dinlemek için mütevazi bir misafirhaneyi tercih ettiğini belirtir ve şunları ekler: “Üniversite koridorunda etrafını saran öğrencilerin sorularını sabırla dinleyip cevapladıktan sonra, o (Max Weber) sessizce ‘Gümüş Çeşme”ye doğru yürürdü. Orada yediği yemek ve içtiği puro yavaş yavaş onu kendine getirirdi.”(op. Cit. S. 618).
Weber’in Café Landtmann’da Schumpeter İle Tartışması

İktisat Bakanı da olan Ekonomist Prof. Schumpeter
Yine aşağıdaki hikâye Max Weber’in asil duruşunu yansıtır. Max Weber ve büyük ekonomist Joseph Schumpeter, ilk kez Cafe Landtmann’da Burgtheater’ın karşısındaki kahvehanede bir araya geldiler. Yani 1918 yazının başlarında bu kafede karşılıklı oturuyorlardı. Sohbet ederlerken birden Rus Devrimi konusu açıldı. Schumpeter, bu devrimin sosyalizmi gerçeğe dönüştürdüğüne inanıyordu. Max Weber heyecanla komünizmin Rusya’da bir suç makinasına dönüştüğünü ifade etti çünkü komünist ideoloji insanlık tarihinde duyulmamış beşeri sefalete yol açmıştı. Schumpeter bu gerçeği kabul etti, ancak sosyalist ‘deney’ ile ilgilendiğini söyledi.
Weber bunu anlamadı ve “komünizm deneyinin ancak üst üste yığılmış insan cesetleriyle dolu bir laboratuvar olacağını” savundu. Schumpeter, bu sorunun yalnızca anatomiyi ilgilendireceğini açıkladı. Konuşma ilerledikçe Weber sesini yükseltmeye ve sert konuşmaya başlamıştır ki Schumpeter alaycı ve sessiz kalmayı yeğler. Cafe’nin dört bir yanında oturan seçkin misafirler oyunlarına ara verip merakla sözlü atışmayı dinlerler. Sohbetin bitişi şu sahneye benziyordu:
Max Weber hışımla ayağa kalktı. “Artık dayanılmaz” diyerek aceleyle sokağa çıktı, ardından koşan biri unuttuğu şapkasını ona yetiştirdi. Schumpeter arkasından sırıtarak; “Beyefendi, bir kahvehanede nasıl böyle bağırabilirsiniz!” diye duyulacak şekilde seslendi ki Weber, Schumpeter’in diplomat yetiştiren bir kolejden mezun olduğunu henüz bilmiyordu…

Alaattin DİKER

Son Yorumlar