Geldikleri Gibi Giderler!

Yıldırım Orduları Grubunun lağvedilmesi (08.11.1918) üzerine
Harbiye Nâzırlığı emrine atanan Mustafa Kemâl Paşa 13 Kasım’da
İstanbul’da geldiğinde
Haydarpaşa’dan bir istimbotla

Harbiye Nâzırlığı karargâhına geçerken
Boğaz’daki İtilaf donanmasını görünce,

“Geldikleri gibi giderler” demişti.
Öyle de oldu…

 

1. Dünya Savaşının son yılı olan 1918 yılının güz başında Merkezî Kuvvetlerin tamamı tüm cephelerde ricat hâlindelerdi. Bu süreçte Merkezî Devletler cenahında savaştan ilk çekilen devlet Bulgaristan oldu.

Alman, Bulgar ve Avusturya-Macaristan kuvvetlerinin oluşturduğu Makedonya Cephesi’nde Fransız Generali Frenchet d’Esperey komutasındaki Müttefik (İngiliz, Fransız, Sırp ve İtalyan) Kuvvetleri 14 Eylül 1918 tarihinde Manastır ile Selanik arasındaki Vardar bölgesinden Köprülü-Üsküp istikâmetinde yaptıkları genel bir taarruzla Dobro Pole’deki Bulgar Cephesi’ni yardılar, ardından da Sofya’ya girdiler. Bu şartlarda çözülen Bulgarlar 29 Eylül’de silah bırakmış ve Sofya Mütârekesi’ni [1] imzalayarak savaştan çekilmiştir. Sofya Mütârekesi gereği Bulgaristan, İtilaf Devletleri’ne ait askerî birliklerin topraklarından geçmesine de izin veriyordu. Bu çerçevede, İtilaf Devletleri üç koldan Balkanlar’da ilerlemeye başladı. Bu kollardan biri de İstanbul’u hedef almıştı.

Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi üzerine, Almanya ile karadan bağlantısının kesilmiş olması nedeniyle Osmanlı Devleti’nin Trakya sınırları ve Çanakkale mevzileri savunmasız kalmıştı. İngiliz Generali Milne komutasındaki 8 tümen ve 1 tugaylık kuvvete karşı bölgedeki Türk kuvvetleri 7-8.000 asker civarındaydı. General Frenchet d’Esperey komutasındaki Müttefik Kuvvetler’in önce Trakya’yı, ardından da İstanbul’u işgâl etmesini engelleyecek bu bölgede yeterli kuvvet yoktu. Bu tehdide karşı tedbiren Kafkasya’daki bazı birliklerin deniz yolu ile İstanbul’a sevk edilmesine karar verilmiş ise de gemi azlığı ve kömür bulmadaki güçlükler nedeniyle muhtemel bir Müttefik taarruzundan önce yeterli miktarda takviye kuvvetinin gelmesi muhtemel gözükmüyordu. Suriye Cephesi’ndeki Nablus Muhârebesi’nde yaşanan ağır yenilgi ve ardından yaşanan bozgunun ardından Toros Dağları’nda bile savunma imkânı kalmamıştı. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesi, sadece Osmanlı Devleti’nin değil, aynı zamanda Balkan cenahından yapılacak bir Müttefik taarruzu sonucu Avusturya’nın ve dolayısıyla da Almanya’nın bekâsını tehlikeye sokacak nitelikteydi.

Talat Paşa başlangıçta Osmanlı Devleti’nin müttefikleriyle ortak hareket etmesi hâlinde, kendisi için daha uygun ateşkes şartları elde edebileceğine inanıyordu. Bu düşünceyle Eylül ayında Almanya ve Avusturya’ya giderek iki devletin yetkilileriyle bu konuyu görüşmüştü. Talât Paşa, Eylül ayında Berlin’e ve dönüş yolunda da Sofya’ya yaptığı ziyaretlerde müttefiklerinin savaşı kazanamayacağını yakından görmüştü. 27 Eylül’de İstanbul’a döndüğünde Bulgaristan’ın mütâreke için Fransızlara başvuracağı haberini alınca, Osmanlı Hükûmetinin de mütâreke istemek zorunda olduğunu anlamakta gecikmedi. Talât Paşa’nın mütârekenin zarûretine inanması sadece çöken Makedonya Cephesi sonucu Bulgaristan’ın mütâreke cihetine gitmesi değil, Yıldırım Ordularının Suriye Cephesi’nde yaşadığı hezimetten de kaynaklanıyordu. Bu çerçevede Osmanlı Hükûmeti 5 Eylül’de Büyükada (İstanbul)’da esir olarak ikâmet eden İngiliz Generali Townshend aracılığıyla Wilson İlkeleri [3] çerçevesinde mütâreke isteğinde bulundu ve temaslara başlandı. İngilizler ile başlatılan mütâreke görüşmelerinin yaşandığı süreç mevcut İttihat ve Terakkî (İvT) Hükûmeti adına da sıkıntılı bir durumu ifâde etmekteydi. Zira İngilizler daha 1917 yılında, savaştan gâlip çıktıklarında Enver, Cemâl ve Talât Paşa’lar başta olmak üzere İvT Yönetimini yargılayacaklarını açıklamışlardı. Talât Paşa, Almanya’nın mütâreke isteğinde bulunacağının öğrenildiği 1 Ekim günü Kâbineyi toplayarak üyelere Osmanlı Devleti’nin derhâl mütâreke istemek zorunda olduğunu ve İtilaf Devletleri’nin de şartları ağır bir mütâreke imzalamalarına yol açmamak için Hükûmetin istifa etmesi gerektiğini belirtti. Enver ve Cemâl Paşalar, Hükûmetin çekilmesine itiraz ederek, belki ileride daha iyi şartlarda mütâreke yapılabileceğini ileri sürdüler. Sonuçta diğer üyelerin kabul etmeleri üzerine istifa edilmesinin daha doğru olacağına karar verildi. 7 Ekim’de kâbineye güvensizlik oyu vermesi sonucu Talât Paşa 8 Ekim’de istifasını Padişah Vahideddin’e sunar.

Talât Paşa, yeni hükûmet kuruluncaya kadar Wilson İlkeleri çerçevesinde bir mütâreke yapılması için girişimlerini sürdürmüştür. Çünkü İtilaf Devletleri cenahında hem Lloyd George’un, hem de Wilson’un çeşitli tarihlerde dile getirdikleri ilkeleri dikkate alacaklarını düşünüyordu. Mütâreke kapsamında devlet ricâli için asıl endişe verici olan, Wilson Prensipleri ile güçlü bir şekilde ifâde imkânı bulan çokuluslu yapıdaki devletler bünyesindeki her bir etnik unsur için bağımsızlık öngörülmesiydi.

Yeni Hükûmeti kurmakla görevlendirilen ve İttihâtçıların dışında bir kâbine kurmak isteyen Ahmet Tevfik (Okday) Paşa bu çabalarından sonuç alamamıştı. Ahmet Tevfik Paşa’nın kâbineyi kurmakta başarılı olamaması üzerine, Âyan Meclisi (Senato) üyelerinden eski Gnkur.Bşk. Müşir Ahmet İzzet Paşa, Padişah tarafından hükûmeti kurmakla görevlendirilir.

Kâbinenin kurulması için yaşanan güçlükleri gören ve o sırada Suriye Cephesi’nde bulunan 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemâl Paşa 14 Ekim’de Padişah Başyâveri Naci (Eldeniz) Bey’e “gayet mahremdir” (çok gizli) gizlilik dereceli bir telgraf göndererek Osmanlı Ordularının savaş gücünü kaybettiğini, düşman baskısının artmış olması nedeniyle bir an önce barışa gidilmesi gerektiğini, aksi hâlde yurdun baştanbaşa kaybedilmesi ihtimâlinin bulunduğunu belirtti ve sadâretin de Ahmet İzzet Paşa’ya verilerek, yeni Kâbineye kendisi ile birlikte Fethi (Okyar), Tahsin (Uzer), (Hüseyin) Rauf (Orbay), Azmi ve İsmail Canbolat Beylerin girmesini ve bu isteklerinin de Padişaha duyurulmasını ister. Naci Bey de Mustafa Kemâl Paşa’nın bu isteklerini Padişaha iletir.

14 Ekim’de yeni hükûmeti kuran Ahmet İzzet Paşa Harbiye Nâzırlığı ve Başkomutanlık Kur.Bşk.lığını (Gnkur.Bşk.lığını) da üzerine aldı. 19 Ekim günü de Mebûsan Meclisinde yeni hükûmetin programı okunur ve bunu takiben de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa bir açıklama yapar. Gerek hükûmet programından gerekse de bu açıklamadan Osmanlı Ordularının ve Müttefiklerinin cephelerdeki güç durumları nedeniyle savaşı sona erdirecek bir mütârekenin imzalanmasının her işten daha öne alındığı anlaşılır.

Mütâreke öncesi Osmanlı ordularının ve karargâhlarının bulunduğu yerler şu şekildeydi: 1.  Ordu Gelibolu’da, 2. Ordu Adana’da, 3. Ordu İstanbul’da, 6. Ordu Musul’da 7. Ordu  Raco’da  (İslahiye  güneyinde), 8. Ordu İzmir’de, 9. Ordu Kars’ta, bunların dışında karargâhı Adana’da bulunan Yıldırım Orduları Grubu K.lığı ile Karargâhı Bakü’de bulunan Kafkas İslam Ordusu da Başkomutanlığa bağlıydı.

Ekim ayı sonlarında tüm ordularda toplam 400.000 asker bulunuyordu. Osmanlı ordusu dört yıl boyunca mevcudunun yaklaşık dörtte üçünü kaybetmiş ve Kafkas Cephesi dışında diğer cephelerde büyük toprak kayıplarına uğramıştı. Buna ekonomik kayıplar da eklendiğinde savaş sonunda devlete yıkım ve felâketten başka bir şey kalmamıştı.

Mütâreke yapılması için General Townshend aracılığıyla başlatılan görüşmeler sonucunda İngilizler, mütârekenin imzalanması için Osmanlı Heyetini Midilli Adası’na davet ederler. Mütâreke görüşmelerini yapmak üzere Osmanlı Hükûmeti tarafından Bahriye Nâzırı Deniz Albayı (Hüseyin) Rauf (Orbay) Bey başkanlığında, Hâriciye Nâzırlığı Müsteşarı Reşat Hikmet Bey, Kurmay Yarbay Sadullah Bey ve heyet kâtibi Ali Fuat Bey’den oluşan dört kişilik bir heyet görevlendirilir.

İngiliz ve Osmanlı Heyeti arasındaki mütâreke müzâkereleri Limni Adası’nın Mondros Koyu’nda demirli olan -ve 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale’ye saldıran Müttefik donanmasının sancak gemisi olan- Agamemnon Zırhlısında [2] 27 Ekim 1918 sabahı başlar ve üç gün devam eder. Bu süre zarfında mütâreke maddeleri müzâkere edilir. İngilizlerin mütâreke için öne sürdükleri teklifler çok ağırdı. İngilizler bu tekliflerin, Osmanlı Heyeti tarafından kabul edilmemesi hâlinde İstanbul’un işgâl edileceği hususunda tehditte bulunurlar.

Güce dayanmayan bir diplomasi sonuç alamazdı. Nitekim öyle de oldu. Bitkin ve mağlup Osmanlı Devletinin mütâreke heyeti, 27 Ekim sabahı başlayan müzâkerelerde İngiliz tekliflerini ve İngilizler (Akdeniz Donanması Komutanı Amiral Arthur Gaugh Calthorpe) tarafından adeta dikte edilen 24 maddelik mütâreke maddelerini kabul etti. Neticede İngiliz ve Osmanlı heyetleri arasındaki mutabık kalınan Mondros Mütârekesi 30 Ekim’de imzalanır. Ertesi gün öğleden sonra yürürlüğe girecek olan Mondros Mütârekesi, 600 yıllık Osmanlı Devleti’nin adeta fiilen sona ermesiydi.

Alman yazar Fritz Rössler’e göre bu mütâreke ile Osmanlı Devleti’nin yıkılışı imzalanmış oluyordu. Mustafa Kemâl Paşa, mütâreke şartlarını öğrenince, Osmanlı Devleti’nin sadece kayıtsız şartsız kendini düşmana teslim etmekle kalmadığını, hatta memleketin istilâsında düşmana yardım ettiğini ileri sürdü. Nitekim mütârekeyi takiben yaşanan talihsiz gelişmeler de Mustafa Kemâl Paşa’yı haklı çıkaracaktır.

Mütârekenin imzalandığı hususu, Sadrazam ve Gnkur. Bşk. Ahmet İzzet Paşa’nın 31 Ekim’de saat 18.00’de gönderilen emri ile Osmanlı Ordularına duyurulur. Bu duyuruda; maalesef Osmanlı Hükûmetinin müttefikleri ile beraber mağlup duruma düşerek, millî şeref ve namusuna ters düşmeyecek şartlarla sulh isteğinde bulunduğu, Osmanlı Hükûmetinin gayesinin mevcut acı siyasî durumu mümkün olduğu kadar ve elbirliği ile, saltanat yararına değiştirme ve hafifletme çareleri aramak olduğu ve bunun için de her ihtimâle karşı komşuları ile iyi geçinerek lüzumsuz hareketlerle ülkenin geleceğine zararlı olacak bir harekete sebep olunmaması ve mütâreke şartlarına kesinlikle uyulması emredilmekteydi.

Osmanlı Devleti için dört yıllık savaşın bilançosu çok ağır olmuştu. Anadolu ve Trakya dışındaki topraklarının tamamını, nüfusunun da % 25’ini kaybetmiş, silah altına aldığı 2.850.000 kişiden % 34.2’sine karşılık gelen 975.919 askerî zayiata (şehâdete, yaralanmaya, kayba, esârete) mâruz kalmıştı.

İstanbul’da İvT liderlerinde hüzün ve hayal kırıklığı vardı. İngilizler, Mütârekenin ardından İvT liderlerinin tutuklanmasına karar verince 2-3 Kasım gecesi Enver, Cemâl, Talât ve İsmail Hakkı Paşalar ile Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şâkir, Savaş dönemindeki Trabzon Valisi Cemâl Azmi ve Eski Polis Müdürü Bedri Marmara Denizi’ndeki “Lorely” adlı bir Alman denizaltısı ile Odesa (Rusya)’ya kaçtı. Geride küllerinden yeniden doğacak bir ulus ve devlet bırakarak…

Mütareke’nin 1. maddesi İtilâf Devletleri’nin, Boğazları işgâl etmesine imkân tanırken, 7. maddesi İtilâf Devletleri’ne güvenliklerini tehdit eden yerleri işgâl hakkı vermekte, 24. maddeye göre de vilâyat-ı sitte’de [5] (o dönemdeki mülkî taksimata göre Ermeni nüfusun ekseriyette olmasa da görece fazla olduğu Doğu’daki 6 vilâyette) meydana gelebilecek bir karışıklık işgâlle sonuçlanabilecekti.

Mondros Mütarekesi’nde, başkent İstanbul’un işgâl edilebileceğini gösteren bir ifade göze çarpmamaktaydı. Bununla beraber, İtilâf Devletleri İstanbul’un fiilî işgâli için adım atmakta gecikmediler. İstanbul’a ilk ayak basan yabancı askerler 8 Kasım 1918 tarihinde Galata rıhtımına yanaşan Adrian gemisinden çıkan iki Fransız subayıydı. 13 Kasım’da da yaklaşık 60 parçadan oluşan İtilâf donanması İstanbul Boğazı’nda demirledi ve İstanbul’u artık fiilen işgâl etmiş olan İtilâf donanmasındaki savaş gemisi sayısı 15 Kasım itibariyle 167 oldu. Kara ve denizden İstanbul’a giren işgâl kuvvetleri ağırlıklı olarak İngiliz askerlerinden oluşurken, karadan asker sevkiyatı da Trakya üzerinden trenle yapılıyordu.

Mütareke sonrasında Fransızların yaralıların tedavisi gibi masum bahânelerle İskenderun’a asker çıkarma girişimi için kararlı bir tavır sergileyen, bu tür girişimlerin işgâl bahânesi olduğunun farkında olan, bu tür talepleri reddeden ve İtilaf güçlerinin ısrarlı olmaları hâlinde komutasındaki birliklere gerekirse silah kullanmaları konusunda emir veren ve inisiyatif tanıyan Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa’nın bu kararlı tavrı, İtilaf Devletleri ile bir maraza çıkmasını istemeyen Hükûmeti telaşa düşür. Hükûmet çözüm olarak Yıldırım Orduları Grubunu lağveder, Mustafa Kemal Paşa’yı da Harbiye Nazırlığı emrine tayin eder. Akabinde Mustafa Kemâl Paşa trenle İstanbul’a hareket eder ve 13 Kasım’da da öğle saatlerinde Haydarpaşa – İstanbul’a gelir.

Mondros Mütârekesi’ni imzalayan Osmanlı delegasyonu. Soldan sağa: Ali Fuat Bey, Reşat Hikmet Bey, Sadullah Bey ve Rauf Bey.        

Mustafa Kemâl Paşa, Haydarpaşa sahilinde bindiği ‘Kartal’ istimbotuyla Galata’ya doğru giderken, 55 parçalık işgâl donanmasının arasından geçer. O sırada yâveri Cevat Abbas hem Boğaz’a giriş yapan düşman savaş gemilerini hem de Marmara yönü­nü işaret ederek ağır ağır arkadan gelen gemileri gösterir, hüzünlü, biraz da ürkek bir sesle, “Geliyorlar” der. Mustafa Kemal Paşa, yâverinin gösterdiği yana bakar; İngiliz donanmasına bağlı, aralarında Yunan zırhlısı Averof’un da bulunduğu gemiler ağır ağır Marmara’dan Boğaz’a doğru ilerlemeye devam eder. 

İtilaf Devletlerine ait savaş gemileri o günün akşam saatlerinde Dolmabahçe Sarayı önünde demirleyecekler, toplarını da yüz­yıllardır bu toprakların egemen devletinin hükümdarlık sarayına çevireceklerdi.

Mustafa Kemal Paşa bu gemilerin buraya gelmemesi için Ça­nakkale’de verilen muharebeleri, dökülen kanları, yitirilen canları hatırlar; sonra da öfkeli, aynı zamanda azimli bir sesle: “Evet gelirler, gelirler ama bir gün de geldikleri gibi giderler” der. Öyle de oldu… Nasıl mı? Altı ay sonra olağanüstü yetkilerle Samsun’a çıktığında başlattığı, askerî ve siyasi liderliğinde yürütülen ve zaferle taçlanan Şanlı Millî Mücadelenin ardından 6 Ekim 1923 tarihinde İngilizler Türk sancağına selam durarak İstanbul’u terk ettiler.

Büyük halaskâr ve silah arkadaşlarına saygı, şükran ve minnetle…

© 2021. Bu makalenin/yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

İrfan PAKSOY
Emekli Hava Kurmay Albay, tarih doktoru, araştırmacı, yazar ve akademisyen

Dipnotlar

[1] Mütâreke, silah bırakışması ya da ateşkes antlaşması devletler hukukuna göre, kesin barış antlaşması yapılıncaya kadar yürürlükte olabilecek bir belgedir. Bunun iki şekli mevcut olup, bunlardan birincisi: ateş kesilmesi ki, bölgesel savaş yerinde yaralıların ve ölenlerin kaldırılması gibi bazı zorunlu durumlar karşısında savaşı kısa bir süre durdurmak, ikincisi ise mütâreke yahut silah bırakışması ise hukukî bakımından bazı kuralların belirlendiği bir uygulamadır. Bu kapsamda silah bırakışması antlaşmasına; fiilen mütârekenin başlayacağı tarih, mütârekenin süresi, tarafsız bölgenin belirlenmesi, halkla ilişkiler, yasak eylemler, savaş esirleri ve daha başka konular üzerinde maddeler konulabilir. Ancak mütâreke, hukuk açısından savaşın kesinlikle sona erdirilmesine varmayabilir. Bu bakımdan ordu için terhis ve silahsızlanmaya ait hükümlerin bulunmaması gerekir.
[2] Wilson Prensipleri, 1913-1921 döneminde iki dönem üst üste ABD Başkanı olarak görev yapmış olan Woodrow Wilson (18561924)’ın 8 Ocak 1918 tarihinde ABD Kongresi‘nde yaptığı konuşmada bahsettiği ilkelere verilen addır. “On Dört Madde” olarak da anılan bu 14 İlke ya da 14 Madde olarak da ifade edilen bu ilkeler/prensipler ABD‘nin Birinci Dünya Savaşı‘ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini ifade eder. Bahse konu konuşmada ifade edilen maddeler şunlardır: 1. Barış görüşmeleri kamuoyuna açık olarak yapılmalı ve görüşmeler sonunda varılacak antlaşmanın hükümleri de yine açık olmalı, gizli antlaşmalara da son verilmelidir. 2. Denizlerin, karasuları dışında kalan bölümleri, uluslararası antlaşmaların gerektirdiği özel durumlar hariç savaşta ve barışta herkesin özgür ve serbest kullanımına açık olmalıdır. 3. Ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı, ticaret serbestisi ve fırsat eşitliği sağlanmalıdır. 4. Ulusların silahlanması, iç güvenliğin gerektirdiği en alt düzeylerde olmalı ve bu konuda da yeterli garantilerin verilmesi sağlanmalıdır. 5. Tüm sömürgecilik iddiaları, ilgili halkların çıkarlarını ve egemenlik taleplerini dikkate alacak şekilde eşitlikçi ve hakkaniyete uygun düzenlemelere tâbî tutulmalıdır. 6. İşgal altındaki Rus toprakları boşaltılarak, Ruslara kendi kurumlarını seçme hakkının tanınması sağlanmalı ve onlara istedikleri/ihtiyaç duydukları her türlü yardım yapılmalıdır. 7. Belçika toprakları boşaltılmalı ve bu devletin ulusal egemenliği yeniden kurulmalıdır. 8. 1871 yılında Almanya’ya geçen Alsas-Loren, Fransa’ya iade edilmelidir. 9. İtalya’nın sınırları millî esaslara göre yeniden çizilmelidir. 10. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içindeki halkların özerk gelişmeleri sağlanmalıdır. 11. Romanya, Sırbistan ve Karadağ toprakları boşaltılmalı, Sırbistan’ın denize çıkışı sağlanmalıdır. Tarihî iddiaları ve millî bağları dikkate alınarak çizilecek sınırları içinde Balkan devletlerinin dostça ilişkiler kurmaları sağlanmalı, siyasî ve ekonomik bağımsızlıkları ile toprak bütünlükleri uluslararası güvence altına alınmalıdır. 12. Osmanlı İmparatorluğu’nun, nüfusunun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu bölümlerinde Türk egemenliği güvence altına alınmalı; İmparatorluk sınırları içindeki diğer ulusların yaşam güvenlikleri ve özerk gelişimleri sağlanmalıdır. Çanakkale Boğazı, uluslararası güvenceler altında tüm gemilere ve ticarete sürekli olarak açık hâle getirilmelidir. 13. Polonyalıların yaşadığı topraklarda, denize açılımı olan, siyasal ve ekonomik bağımsızlığı ile toprak bütünlüğü uluslararası antlaşmalarla güvence altına alınmış bir Polonya Devleti kurulmalıdır. 14. Özel antlaşmalarla, küçük, büyük tüm devletlerin siyasî bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak güvence altına alacak bir uluslar birliği kurulmalıdır.
[3] Mütâreke’nin imzalandığı savaş gemisinin isminin Agamemnon olması çok dikkat çekicidir. Bu zırhlı, daha önce 18 Mart 1915 tarihinde İngiliz-Fransız Müttefik Donanmasının Çanakkale Boğazı’na yaptığı deniz taarruzunda en öndeki savaş gemisiydi. Agamemnon, Yunan mitolojisinde Sparta Kralı Menelaos’un büyük kardeşi olup, kralın, konuk prens olarak sarayına kabul ettiği TruvaIı bir erkek olan Paris ile kaçan (Sparta Prensesi) karısı Helen’in ihanetini ağabeyine (Agamemnon’a) anlatması üzerine, Agamemnon’un komutasındaki ordu iki yıl içinde hazırlığını bitirir ve Truva’ya saldırır. Gerek Müttefik donanmasının 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı’nı geçmek üzere icrâ ettiği deniz harekâtında sancak gemisinin gerekse de mütârekenin imzalandığı geminin isminin Agamemnon olması oldukça mânidardır.
[3] Mütâreke’ye esas olan metin her ne kadar Mondros’taki Osmanlı delegasyonu (Rauf (Orbay), Reşat Hikmet ve Sadullah Beyler) tarafından da ağır bulunmuşsa da Amiral Calthorpe Mütâreke şartlarının kabul edilmemesi hâlinde İstanbul’a zorla gireceğini belirtmiştir. Rauf Bey, Calthorpe’un tehdidi üzerine, müzâkereleri keserek İstanbul’a dönmek ya da mütârekeyi imzalamak şıklarından birinin tercihi konusunda Hükûmet ile temas kurmuş, Ahmet İzzet Paşa Kâbinesi de ittifakla Mütârekenâme şartlarını kabul ederek imzalanması konusunda Rauf Bey’i yetkili kılmıştır Padişah Vahidettin’in ise herhangi bir şekilde bu Mütârekenâme ile bir ilgisi olmamıştır. Mütâreke’nin imzalanmasını takiben İstanbul’a dönen Rauf Bey Devletin ve milletin bağımsızlığı, Saltanatın hukuku ve milletin onuru tamamen kurtarılmıştır. Yaptığımız Mütâreke, ümit ettiğimizin çok üzerindeydi. şeklinde beyanda bulunmuştur. Rauf Bey, 2 Kasım 1918 tarihli Tasvir-i Efkâr ve Yenigün gibi gazetelerdeki “İmzaladığımız mütâreke sonunda devletimizin bağımsızlığı, Saltanatın hakları tamamen kurtarılmıştır. Bu mütâreke yenen ile yenilen arasında imzalanmış olan bir mütâreke değil, belki savaş durumundan çıkmak isteyen iki devlet arasında imzalanabilecek, çatışmalara son veren bir belge niteliğindedir.” şeklindeki ifadelerinden de anlaşılacağı üzere basına Mondros’u bir zafer olarak sunmuştur.
[4] Mustafa Kemâl Paşa, İstanbul’da tutacağı yolun ana çizgilerini, Adana’dan ayrılacağı sırada silah arkadaşı  ve 7. Ordu bağlısı 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ile yaptığı bir konuşmada açıkça belirtir: İngilizlerin Mütâreke hükümleri dışına çıkarak durmadan yeni istekler ileri sürmeleri ve işgâllerde bulunmaları üzerinde duran Mustafa Kemâl Paşa, Ali Fuat Paşa’ya ‘Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün Ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır.
[5] Vilâyat-ı Sitte (altı vilayet/il) tâbiri 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra imzalanan Ayastefanos Ateşkes ve Berlin Antlaşmalarından sonra kullanılmaya başlanmıştır. Adı geçen altı il; Erzurum, Sivas, Mamüratü’l-Aziz, Bitlis, Van ve Diyarbakır vilayetlerini kapsayan bir coğrafi bölge idi. İngiltere, Rusya ve müttefikleri bölgede bir Ermeni Devleti kurulmasına zemin hazırlayacak bir ıslahat projesini tatbik etmeye çalışıyorlardı. Bu devletler amaçlarına ulaşmak için Osmanlı Devleti’ne her türlü siyasî baskıyı yapmaktaydılar. Bu tarihlerde bölgeyi teftişe giden Anadolu Islâhatı Umûmî Müfettişi Çapanoğlu Müşir Ahmet Şakir Paşa’nın (1838-1899) verdiği raporlarda Ermenilerin Müslümanlardan daha iyi hayat şartlarına sahip olduklarını ve gerçek ıslâhata Müslüman ahâlinin muhtaç olduğunu raporunda ortaya koymuştu. Burada asıl gâyenin Ermenilerin maşa olarak kullanılıp bölgenin Osmanlı Devleti’nden ayrılması olduğu düşünülüyordu. Osmanlı Hükûmetinin ise Ermenileri bağımsızlığa götürecek her türlü siyasî baskıya direndiği iddia ediliyordu. Yukarıda bahsedilen vilâyetlerde Ermeniler lehine bir nüfus çoğunluğu mevcut değildi. 19. yüzyılın sonlarında yapılmış nüfus sayımları ile yabancı kaynaklardaki nüfus istatistikleri de bunu doğrulamaktadır.

Kaynaklar

—; “Agamemnon”, http://tr.wikipedia.org/wiki/ Agememnon, Erişim Tarihi: 24.05.2015.
—; “Armistice”, http://www.turkeyswar.com/aftermath/armistice.html, Erişim Tarihi: 15.10.2016.
—; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Kafkas Cephesi 3. Ordu Harekatı, C. II, Gnkur.Bsmv., Ankara 1993.
—; Gnkur. ATASE Bşk.lığı, Türk İstiklâl Harbi Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, C. I, Gnkur.Bsmv., Ankara 1992.
—; “Menalos”, http://tr.wikipedia.org/ wiki/Menelaos, Erişim Tarihi: 24.05. 2015.
—; “Truva Savaşı”, http://tr.wikipedia.org/wiki/Truva_ Sava%C5, Erişim Tarihi: 24.05. 2015.

-Akandere, Osman; “Mondros Görüşmelerinde Bir Arabulucu: İngiliz Generali Townshend’in Mondros Görüşmeleri Öncesi Üstlendiği Arabuluculuk Rolü”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C. 20, S. 40.
-Akşin, Sina; İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücâdele, C. I, Mutlakiyete Dönüş, 1918-1919, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 1998.
-Akşin, Sina; “Siyasal Tarih 1908-1923”, Türkiye Tarihi 4 Çağdaş Türkiye, Cem Yay., 7. Basım, İstanbul 2002.
-Arı, Kemâl; I. Dünya Savaşı Kronolojisi, Gnkur.Bsmv., Ankara 1997.
-Armaoğlu, Fahir; 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914-1990), C. 1 (1914-1980), 8. Baskı, Türkiye İş Bankası Yay., Ankara 1992.
-Avcıoğlu, Doğan; Millî Kurtuluş Tarihi, C. I, Tekin Yay., İstanbul 1998.
-Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılâbı Tarihi, 3. Baskı, C. III / IV, TTK Bsmv., Ankara 1991.
-Birinci Dünya Savaşında Türk Harbi Sina-Filistin Cephesi C. IV / II, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yay., Ankara 1986.
-Çetiner, Yılmaz; Son Padişah Vahidettin, 14. Baskı, Epsilon Yay., İstanbul 2005.
-Erendil, Muzaffer; Baycan, Nusret; Ökse, Necati; Kabasakal, Hüseyin; Ünsal, Hüsamettin; Askerî Yönüyle Atatürk, GATA Bsmv., Ankara 1981.
-Ergin, Feridun; K. Atatürk, Duran Ofset Matbaacılık, İstanbul 1978.
-Fromkin, David; Barışa Son Veren Barış Modern Orta Doğu Nasıl Yaratıldı? 1914-1922, (Çev.: Mehmet Harmancı), Sabah Kitapları, İstanbul 1994.
-Gürün, Kâmuran; Savaşan Dünya ve Türkiye, 1. Baskı, Bilgi Yayınevi, Ankara 1986.
-İğdemir, Uluğ; Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kronolojisi 1919-1918, 2. Baskı, TTK Bsmv., Ankara 1988.
-Jaescke, Gotthard; Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922), TTK Bsmv., Ankara 1970.
-Kaymaz, İhsan Şerif; “Wilson Prensipleri ve Liberal Emperyalizm”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, C. XXIII, S. 67-68-69, Mart-Temmuz-Kasım 2007, http://atam. gov.tr/wilson-prensipleri-ve-liberal-emperyalizm/, Erişim Tarihi: 10.11.2013.
-Koç, Serkan; “Geldikleri Gibi Giderler”, https://denizkartali.com/geldikleri-gibi-giderler-102-yil-once-bugun-soylendi.html, Erişim Tarihi: 10.10.2021.
-Lewis, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, (Çev.: Metin Kıratlı), 2. Baskı, TTK Bsmv., Ankara 1984.
-Lord Kinross; Atatürk Bir Milletin Doğuşu, 13. Basım, Akdeniz Yay.
-Kocatürk, Utkan; Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1993.
-Mahmut Muhtar, Maziye Bir Nazar, (Osmanlıcadan çev.: Nurcan Fidan) Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yay., Gnkur.Bsmv., Ankara 1999.
-Mango, Andrew; Atatürk, (Çev.: Füsun Doruker), 2. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2004.
-Okyar, Fethi; Üç Devirde Bir Adam, (Yayına haz.: Cemal Kutay), Tercüman Tarih Yay., İstanbul 1980.
-Özkan, Hülya; İstanbul Hükûmetleri ve Millî Mücâdele Karşıtı Faaliyetleri (4 Mart 1919-16 Ekim 1920), Gnkur.Bsmv., Ankara 1994.
-Özkaya, Yücel; Sarıkaya, Mehmet; Balcıoğlu Eraslan, Cezmi; Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün Hayatı, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 2003.
-Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.
-Steel, Niegel; Hart, Peter; Gelibolu Yenilginin Destanı, 3. Baskı, Epsilon Yay., İstanbul 2005.
-Tansel, Selahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. I, Millî Eğitim Bsmv., Ankara 1990.
-Ural, Selçuk; Dünya Savaşı Sonrası Türkiye’deki Almanların İadesi, Güneş Vakfı Yay., Erzurum 2005.

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir