Haberdar Olmanın Yükü ve Maruz Kalmanın Travması…

Dünya tarihini her ne kadar insanlık tarihi sansak da, aslında yazılışı, okunuşu, bizlere sunuluşu tam bir savaşlar tarihi. Her ülke kendi çapından anlatırken ‘şanlı’ tarihini; fetihlerle anıyor, karşıyı suçluyor,  kendisine haklılık payı çıkarıyor. Oysa etraflıca düşününce hem askerlerin hem sivillerin bir savaş sırasında yaşadıkları dram ancak edebiyatın konusu olabiliyor.

Eskiden bu yana varolan bu savaş ikliminde, dijital çağda yaşamayan insanların en büyük avantajı kendi bölgesini ilgilendirmeyen savaşlardan haberdar olmaması diyebiliriz. Hatta ülkesinin bir ucundaki bir savaştan bile haberdar olmadan dünyadan göçüp giden insanlar vardı. O dönemlerde insanlar çeşitli mahrumiyetlerle yaşasalarda, haberdar olmamanın verdiği huzurun içinde kendi hayat döngülerini tamamlayıp dünyadan göçüyorlardı.

Günümüz insanı ise dünyanın herhangi bir yerinde var olan bir şiddeti, vahşeti, soykırımı canlı canlı anında izleme şanssızlığını yaşıyor. Çocuklar kadınlar hayvanlar paramparça oluyor ve bu aklın almayacağı görüntüler sansürsüz bir şekilde insanların evine misafir oluyor, zihinlerini alt üst ediyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; insan beyninde ayna nöronlar denilen sinir hücreleri sayesinde, insanlar bizzat yaşamadıkları travmatik görüntülere maruz kalarakta yaşamış gibi travmatize olabiliyorlar. Hem beyin hem beden travma tepkileri verebiliyor, kişinin tedaviye ihtiyacı olabiliyor.

Son zamanlarda duyduğumuz en sık söylemlerden biri ‘dünyanın en kötü zamanına denk geldik’ oluyor. Bunca acı olayı kaldıramayan ruhsal zorlanma yaşayan yaşamayan herkes bu söylemi sıklıkla dile getiriyor.

Acaba dünya hep kötü bir yer miydi, yoksa en kötü haline biz mi denk geldik? Aslında tarihsel çerçeveden bakınca, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları konusundaki iyileşmeler göz önüne alınınca eskiden de hiç iyi bir yer olmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor. Acının ve travmanın bu görünülürlüğü bizi, en kötüsünü biz yaşıyoruz yanılgısına itiyor. Eskiden ne güzeldi dünya, biz büyüdük ve herşey kötü oldu dramatizasyonuna itiliyor insanlar.

Dünya hep kötü bir yerdi, ama biz şu an daha fazla haberdar oluyoruz.

Peki bu haberdar olmanın zararlarından nasıl korunabiliriz?

– Öncelikle sosyal medyayı ve dijital platformları çok aktif kullanmak ve bu içeriklere sürekli maruz kalmak kişinin ruhsal sağlığına ağır zarar veriyor. Özellikle aile içinde çocuklarında varlığı göz önüne alındığında farketmeden izlenen aşırı görüntüler sürekli bir korku ve kaygı ortamına sebep oluyor. Kişi hem kendisini hem de zaten beyin gelişimini tamamlamamış, savunma mekanizmaları yetersiz olan çocuklarını muhakkak bu içeriklerden korunmalı, soru sorduklarında çocuğun yaşına uygun açıklamalar yaparak aşırı ayrıntıya girmemeye çalışarak cevap vermelidir. Bu konuda bilinçli bir kısıtlama gerekliliği ruh sağlığı profesyonellerinin sıkılıkla vurguladığı bir öneridir.

– Herşeyden haberdar olmanın sanki bu olaylar karşısında aktif rol almak olduğu fikrinden çıkılmalıdır. Sürekli ‘savaş uzmanı’ dinlemenin kimseye bir katkısı yoktur. Zaten devam eden süreçler hakkında hiç kimsenin aktif bir katkısı da olamayacaktır. Bu nedenle ne tamamen habersiz kalmaya, kaçınmaya çalışmak ne de sürekli takip etmek sağlıklı bir davranış değildir. Ayrıca etrafındaki insanları ‘dünya yansa umrunda değil neden hiç takip etmiyorsun, paylaşım yapmıyorsun ‘ gibi tepki vermeye itmek doğru bir davranış değildir. Böyle durumlarla baş etme mekanizmaları her insanda farklı işlemektedir. Kişiler buna zorlanmamalıdır.

– Eğer kişiler bir inanç sistemine dahil iseler maneviyata yönelmek, bu tür zorlayıcı yaşam olaylarına karşı koruyucu olabilir, hemde kişiye inanan bir insan olarak sorumluluğunu yerine getirme ve dua etme huzurunu sağlayabilir.

– Kişiler eğer istiyorlarsa savaşa aktif maddi destek veren her türlü kurum ve kuruluşu boykot edebilir, bu konuda olabilecek en profesyonel tepkiyi ortaya koyabilir. Dünyada savaşların finansmanı olan markalaşmış tüm ürünler zaten bilinmektedir. Belkide en etkin eylem, en rahatlatıcı duruş bu olabilir.

– Kişinin kendi ruhsal sağlığını korumak adına donup kalmak yerine devam ettiği hayatına anlam katması, iyilik yapıp iyiliği çoğaltması, etki alanında kalarak üretmesi şüphesiz kendisine ve dünyaya yapacağı en büyük iyilik olacaktır.

Meral Oran DEMİR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir