“Hakikat: Şeyh Bedrettin” Filmi ve Öznesi

İmece Yapım Şirketi tarafından çekimi yapılan ve 8 Ekim 2021 de galası yapılan “Hakikat-Şeyh Bedrettin” filmi, Şeyh Bedreddin’in yaşamını anlatmaktadır. Bu tarihî kişiliği Anadolu’daki ilk sosyalist olarak değerlendirenler olduğu gibi karıştığı ve liderlik ettiği isyan nedeniyle  sapkın olarak tanımlayanlar da mevcuttur. Değerlendirmelerdeki bu ifrat ve tefrit hâli, tarih kitapları ve tarih alanına ilişkin makalelerde olduğu gibi edebiyat kitapları ve edebî makalelerde de görülmektedir. Adı geçen filmin vizyona girmesi münasebetiyle dibace.net yazarlarından İrfan Paksoy tarafından bahse konu filmin öznesi olan Şeyh Bedrettin’in yaşamına ilişkin hazırlanan “‘HAKİKAT-ŞEYH BEDDRETTİN’ FİLMİ VE ÖZNESİ” başlıklı makalenin uzanımı aşağıda olup   ilgi duyan okuyucuların istifadesine sunulmuştur.  

Satırı çaldı cellat,
çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi

birbiri ardına düştü başlar
ve her baş düşerken yere
çarmıhından Mustafa  
baktı son defa
ve her yere düşen başın kılı depremedi
“İriş Dede Sultanım, iriş!” dedi,

bir başka bir söz demedi…

Nâzım Hikmet
“Şeyh Bedreddin Destanı” (1936)

İmece Yapım Şirketi tarafından çekimi yapılan ve 8 Ekim 2021’de galası yapılan bu film, Şeyh Bedreddin‘in yaşamını anlatmaktadır. 61 yıllık yaşamını fikirlerinde de somutlaşan toplumsal eşitsizliklere ve adaletsizliklere karşı mücadelelerle tamamlayan Şeyh Bedrettin’i beyaz perdede ünlü sanatçı Suavi, Şeyh Bedreddin’in en yakın arkadaşlarından Börklüce Mustafa’yı Bülent Emrah Parlak, Torlak Kemâl’i de Kemal’i Saygın Soysal canlandırmış.

Yönetmenliğini Hakan Alak, görüntü yönetmenliğini Serdar Ünlütürk‘ün yaptığı filmde diğer rolleri; Elif Nur Kerkük, Ali Barkın, Kerem Fırtına, Orhan Alkaya, Bülent Keser, Teoman Gelmez ve Sabriye Günüç paylaşmış. Tarihî vakıaya sâdık kalınmaya çalışılarak hazırlanan filmin senaryosu, içerikle uyumlu mekânlarda çekilmiş. Bu film aynı zaman da, Nâzım Hikmet’in 1936 yılında yazdığı “Şeyh Bedrettin Destanı” başlıklı şiiri de bir anlamda günümüze taşımış oldu. Bilindiği üzere Nâzım Hikmet’in mısralarıyla Şeyh Bedreddin’in, Börklüce Mustafa’nın ve Torlak Kemal’in asılmaları, “Türk edebiyatı”nda ilk kez bir edebî metnin öznesi olmuştur.

ŞEYH BEDRETTİN (1359-1420)

Hayatı

Şeyh Bedreddin, Edirne yakınlarında bulunan Simavna kasabasında dünyaya geldi. Bursa’da dönemin ünlü hocalarından biri olan Koca Mahmud Efendi‘den dersler aldı. Sonrasında Konya, Suriye Kahire, Tebriz ve Kazvin’e giderek öğrenimini sürdürdü. Sonrasında ise Memlük Sultanı Berkuk‘un oğlu Ferenc’in hocalığına tayin edildi. 1397 yılında şeyh olduktan bir süre sonra da Anadolu’ya dönerek çeşitli bölgeleri gezdi. Yıldırım Bayezid’in, Timur karşısında Ankara Savaşı’ndaki (1402) yenilgisinden sonra şehzâdeler arasında başlayan ve Fetret Devri olarak bilinen taht mücâdelesi döneminde (1402-1413) sırasında Edirne’de hükümdarlığını ilan eden Süleyman Çelebi’yi bertaraf eden ve tahta geçen kardeşi Musa Çelebi tarafından kazasker [1] olarak görevlendirildi (1411-1413). Fakat şehzâdeler arasındaki mücâdeleden galip çıkan Mehmet Çelebi, ülkede düzeni ve asâyişi sağlayınca Şeyh Bedreddin de görevinden alındı ve saygın bir âlim konumuna istinaden dolgun bir maaşla İznik’e sürüldü (1413). Sonrasında Şeyh Bedreddin’in kethüdâsı ve halifesi olan Börklüce Mustafa’nın İzmir havalisinde çalışmalarda bulunup ve taraftar toplayıp devlete isyan eder (1416). Bu isyan üzerine üzerine Şeyh Bedreddin de hacca gitme bahânesiyle Musa Çelebi’nin müttefiki olan Kastamonu’ya geçerek (yahut kaçarak) İsfendiyar Emiri’ne sığınır ve buradan da Sinop’tan deniz yoluyla Zağra’ya, oradan da Silistre, Dobruca ve Deliorman’a geçerek buralarda görüşlerini yayarak çok sayıda taraftar kazanır ve isyan başlatır (1416). Bu gelişmeler esnasında üzerine gönderilen iki orduyu da bozguna uğratan Börklüce Mustafa’nın üçüncü kez üzerine gönderilen ordu tarafından yenilgiye uğratılması ve isyanın bastırılmasının, ardından da daha önce Manisa’da isyan başlatmış olan Torlak Kemâl’in liderlik isyanı bastırılmasının ve sağ kalan asilerin idam edilmesinin Rumeli’de duyulması üzerine isyan hâlindeki Şeyh Bedreddin’in saflarındaki âsîlerin kayda değer ölçüde dağılmasına sebep olur. Ardından âsîlerin üzerine gönderilen Bayezid Paşa komutasındaki bir kuvvet âsîleri dağıtır, isyanı bastırır ve Şeyh Bedreddin’i de yakalayarak Padişahın bulunduğu  Serez’e getirir. 1420 yılında da burada idam edilir. 1961 yılında kemikleri, İstanbul Divanyolu’ndaki II. Mahmut Türbesi hâziresine [2] defnedildi. Ölümünden sonra eserlerinin birçoğu gizlenmiş veya kaybolmuştur. Menâkıbnâmeye [3] göre 48, başka kaynaklara göre 38 eseri vardır.  Vâridat, Camiu’l-fusulin, Letai’fü’l-işarat, Teshil, Meserre-tü’l-kulüb, Ukudü’l-cevahir, Çerağu’l-fütuh, Nurü’l-kulub bunlardan bazılarıdır.

Fikirleri

Şeyh Bedreddin, sevgiyi, insanların kötülüklerden arınması, yücelmesi ve Yaratıcı katına yükselmesi olarak anlayan bir düşünce insanıdır. Özellikle eşitlik ve kardeşlik düşüncesini ön planda tutmuştur. Bu açıdan ele alındığında, bir bakıma, döneminin sosyalist önderlerinden sayılır. Ayrıca, her şeyin insanlar arasında ortak ve paylaşılabilir olmasını bir eşitlik ilkesi olarak görmüştür. Bu eşitlik ilkesinde, çizdiği çizgi, Osmanlı Devleti bünyesinde yaşayan tüm halkları kapsayacak şekildedir. Tüm halklar arasında, din farkının kaldırılmasını ve Müslüman olmayanların da ülke topraklarından ve ülkeden Müslümanlar gibi ve Müslümanlar kadar yararlanması gerektiği düşüncesini cesurca ortaya koymuştur.

Şeyh Bedreddin, dinî bilimler okumuş olmasına rağmen daha çok toplumun ekonomik ve sosyal yönüyle ilgilenmiştir. Her şeyin sırrının insanda olduğunu, tabiat ile insanın bir bütün olduğunu vurgulamış, emek-doğa ilişkilerini açıklamaya çalışmıştır. Bu nedenle Şeyh Bedreddin’in ilgi alanı, dinî konulardan çok, ağırlıklı olarak üretim-tüketim sorunları olmuştur.

Şeyh Bedreddin, “Tanrı malı, sultan malıdır” düşüncesine de karşı çıkmış aykırı bir düşünce insanıdır. Onun sosyal teorisinin özünü; “yârin yanağından gayrı her şey ortaktır” cümlesi özetlemektedir. Bu düşünce ve anlayış, Şeyh Bedreddin’de, üretim araçlarının mülkiyeti açısından, çok ciddî bir sosyalist düşünce anlayışının filizlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır.

Şeyh Bedreddin’e göre, dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Şeyh Bedreddin bu bağlamda:

“Tanrı, dünyayı yarattı ve insanlara verdi. Şu hâlde dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. İnsanlar eşit olarak yaratılmışdır. Birinin mal toplayıp öbürünün aç kalması, Tanrı’nın amacına aykırıdır. Ben, senin evinde, kendi evim gibi oturabilmeliyim. Sen, benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar, hepimiz içindir ve hepimizindir” demektedir.

Şeyh Bedreddin’in toplumsal ve sosyal düşüncelerinin özeti, kendi ifadesiyle, şu şekildedir:

“Düşünce ve vicdan özgürlüğü, doğal düzenin ürünüdür. Ayrılıklar din adamlarının işleri karıştırmasından doğmuştur. Bunlar ortadan kaldırılırsa bütün dinler bir olur. Hıristiyanların Tanrı’yı kavradıklarını yadsımak dinsizliktir. Onlar da aynı Tanrı’ya tapmaktadırlar. Müslüman, Hristiyan, Musevî, Mecusî hep aynı Tanrı’nın kuludur. Hepsi kardeştirler. Aralarında sevgi ve saygı olmalıdır. Onların bu sevgi ve saygıları, gerçeği yanlışa üstün kılacak, amaç, gürültüsüzce kendiliğinden elde edilecektir. Birbirlerini sevenler ve sayanlar her zaman birleşebilirler.”

Şeyh Bedreddin’in yönetimle ilgili düşünceleri de:

“Yönetim, seçimle kurulmalıdır. Kıyan (zalim) ve zorba bir yönetimin buyruklarına uymamak gerekir. Saray, saltanat, yeniçeri, tekkeler, dervişler hep zorbalığın ürünüdür. Bu zorbalığa boyun eğilmemelidir.” şeklindedir.

Şeyh Bedreddin’in düşünce ve fikirleri ütopik sosyalistlerin düşünceleriyle örtüşmektedir. Şeyh Bedrettin’in üretimde birliğin ve beraberliğin sağlanmasını istemesi, özel mülkiyet yerine ortak mülkiyetin esas olması düşünceleri başta olmak üzere birçok konuda kendi fikirleri ile ütopik sosyalistlerin fikirleri arasında gerçek bir uyum söz konusudur. Şeyh Bedreddin’in düşüncesinde ortaya çıkan ortak mülkiyet içinde kolektif yaşam uygulaması, Fransız ütopyacı sosyalistlerden Charles Fourier’in (1772-1837) falanj denen ortak-komünal üretim ve tüketim birimlerinden ve daha ziyâde (İsrail’deki ortak-komünal üretim ve tüketim birimlerinden) kibbutz ve moşavlarda söz konusudur. Özellikle kibbutzlar; ortak yaşam, ortak üretim ve ortak tüketim anlayışının uygulandığı kooperatif örgütler durumundadır.

BÖRKLÜCE MUSTAFA’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ

Fetret Devrinde 1411-1413 yılları arasında Edirne’de Musa Çelebi’nin kazaskeri olan Şeyh Bedreddin, bir muhtedî olan Börklüce Mustafa’yı yanına kethüda [4] olarak almıştı. Ancak Fetret Devri’nden galip çıkan Yıldırım Bayezid’in oğlu Çelebi Mehmed, Şeyh Bedreddin’i İznik’e zorunlu ikâmete gönderdi ve Börklüce de Aydın’a döndü. Burada Osmanlı yönetiminden memnun olmayan köylüleri ve yoksul dervişleri etrafına toplayarak din ayrımı gözetmeyen bir anlayışla, paylaşımcı bir köylü hareketi örgütleyerek isyanın önderliğini yaptı (1416-1419).

Börklüce, çeşitli kaynaklara göre etrafına 4.000 ila 10.000 kişi toplamıştı. Karaburun Yarımadası merkezli isyanın başlangıcında Börklüce’nin kuvvetleri Padişah (Çelebi) I. Mehmet’in Saruhan Sancağının [5] valisi İskender Paşa’yı komutasındaki kuvvetleri yenilgiye uğrattı. Börklüce’ye, onun manevî gücüne inanan büyük kalabalıklar da katıldı. Sultan’ın Çelebi Mehmed bu ilk yenil-ginin ardından, Saruhan Beyi olan Timurtaş Paşazâde Ali Bey’i bütün Saruhan ve Aydın kuvvetleriyle birlikte Karaburun’a sevketti. Bu kuvvet de bu bölgedeki isyancılar tarafından bir kez daha yenilgiye uğratıldı. Saruhan Beyi Timurtaş Paşazâde Ali Bey, Manisa’ya kaçarak hayatını kurtarabildi.

Padişah Çelebi Mehmed, daha sonra oğlu Şehzâde Murat ve veziriâzam Bayezid Paşa’yı, Rumeli ordusuyla, isyan hâlindeki Börklüce Mustafa’nın üzerine gönderdi. Anadolu’dan da destek kuvvetleri toplayan Bayezid Paşa, dervişler tarafından tahkim edilen dağ istikametinde ilerledi. Cehennem Vadisi bölgesinde sağlanan temas sonucu kanlı çatışmalar oldu. Yandaşları büyük bir kıyıma uğrayan Börklüce Mustafa, Bülmüş Boğazı’ndan Azap Yeri’ne doğru çekildi ve oradan Sakız Adası’na kaçmayı denedi ise de ancak denizin Osmanlı gemilerince tutulduğunu gördü. Şehzâde Murad’ın maiyetindekilerin de birçok şehit verdiği mücâdele sonunda Börklüce ve dervişleri, daha fazla dayanamayarak İzmir’in kuzeyine dağıldı, ancak esir olmaktan kurtulamadı ve Ayasaluğ’a (Selçuk’a) getirildi. Kolları ve ayaklarından çarmıha çivilenerek bir devenin sırtına bağlandı ve büyük bir alay ile şehirde gezdirildi. Börklüce’ye yapılan işkenceler onu fikrinden döndürmedi. Sadık dervişleri, Börklüce Mustafa’nın gözü önünde katledilirken bile bu dervişlerin (“Yetiş Şeyh Bedrettin, yetiş” anlamında) “İriş Dede Sultan, iriş!” dedikleri rivâyet olunur.

Börklüce Mustafa’nın isyan ile ilgili detaylı bilgi veren meşhur Bizanslı tarihçi Dukas’a göre Sakız rahipleri de dâhil bölge insanlarının “Dede Sultan” diye hitap ettiği Börklüce Mustafa’nın, dinî ve dünyevî hiçbir nizamı tanımayarak, kadınlar hariç her şeyin ortak olduğunu ilan edip peygamberlik iddiası güttüğünü belirtir. Osmanlı tarihçilerinde de genel olarak Börklüce Mustafa’nın peygamberlik iddiasıyla ortaya çıkıp isyan ettiği kaydedilir.

Börklüce Mustafa’nın “Tasvîrü’l-Kulûb” adlı bir eseri de vardır. Eserin içeriği ise tasavvufla ilgilidir. Tasavvuftaki “fakr ve dervişlik” düşüncesi, Tanrı’dan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamak, onun varlığı ile yetinmek, dünya malına bağlanmamak gibi inanış ve yorumlardır. Bu yaklaşımın saray çevresi tarafından mal paylaşımı olarak anlaşıldığı, bunun da Börklüce Mustafa’nın bedeninin ortadan kaldırılmasına neden olduğu belirtilmektedir.

TORLAK KEMÂL’İN YAŞAM ÖYKÜSÜ

Kimi kaynaklarda Torlak Kemâl’in de Manisa’da Samuel adıyla doğduğu ve daha sonra Yahudilik’ten İslam’a geçerek adını değiştirdiği belirtilmektedir. Torlak Kemâl, Fetret Devri sonrasında Manisa ve çevresinde Şeyh Bedreddin’in düşüncelerini yaymasıyla ün kazanmıştır. Daha sonra Börklüce Mustafa’nın İzmir havalisinde isyan etmesinin ardından onun halifesi olan Torlak Kemâl de Manisa ve havalisinde bir isyan hareketi başlatmıştır.Börklüce Mustafa’nın liderlik isyana nazaran daha küçük ölçekli olan bu isyan Börklüce Mustafa İsyanın bastırılmasının ardından Bayezıd paşa komutasındaki kuvvet tarafından 1419 yılında bastırılmış, Torlak kemâl ve diğer kılıç artıkları da idam edilmiştir.

ŞEYH BEDREDDİN DESTANI. Nâzım HİKMET

………….……………..

….………………..…….

Sıcaktı,
sıcak.
Sapı kanlı demiri kör bir bıçaktı sıcak.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Bulutlar boşanacak, boşanacaktı.
O kımıldamadan baktı
kayalardan.
İki gözlü iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın toprak
nerdeyse doğuracaktı, doğuracak.
Sıcaktı.
Baktı Karaburun Dağları’ndan o.
Baktı bu toprağın sonundaki ufka çatarak kaşlarını.
Kırklarda çocuk başlarını kanlı gelincikler gibi koparıp
çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde
beş tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarıp.
Bu gelen Şehzâde Murat’tı.
Hükm-ü Hümâyun [7] sâdır olmuştu [8] ki

Şehzâde Murat’ın [9] ismine.

Aydın eline varıp

Bedrettin ha Bedrettin

Halifesi [10] Mülhid [11] Mustafa’ya [12] baktı
Baktı Köylü Mustafa
baktı korkmadan, kızmadan, gülmeden.
Baktı dimdik, dosdoğru.
Baktı o.
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert.
en seven,
en büyük, en güzel kadın toprak

nerdeyse doğuracak, doğuracaktı.
Baktı Bedrettin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu

fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
Bu kayalardan bakanlar onu,
üzümü, inciri, narı,
tüyleri baldan sarı,
sütleri baldan koyu davarları,
ince belli aslan yeleli atlarıyla
duvarsız ve sınırsız bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.
Sıcaktı.
Baktı
Bedrettin yiğitleri baktılar, ufka.
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert.
en seven,
en büyük, en güzel kadın toprak

nerdeyse doğuracak, doğuracaktı.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Neredeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere.
Birdenbire,
kayalardan dökülür, gökten yağar, yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedrettin yiğitleri Şehzâde ordusunun karşısına çıktılar.
Dikişsiz, ak libaslı, baş açık, yalınayak ve yalınkılıçtılar.
Mübalağa [13] ceng oldu.
Aydın’ın Türk köylüleri,
Sakızlı Rum gemiciler,
Yahudi esnafları,
Onbin mülhim yoldaşı Börklüce Mustafa’nın
düşman ormanına onbin balta gibi daldı.
Bayrakları al yeşil,
kalkanları kakma,

tolgası tunç saflar pâre pâre edildi ama
boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
onbinler ikibin kaldı.
Hep bir ağızdan türkü söyleyip,
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayri

her yerde her şeyde hep beraber diyebilmek için
onbinler verdi sekizbinini…
Yenildiler.
Yenenler yenilenlerin

dikişsiz ak gömleğinde sildiler
ve hep beraber söylenen bir türkü gibi

kılıçlarının kanını.
Hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne Sarayı’nda [14] damızlanmış

atların eşildi nallarıyla.

“Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların

zarurî neticesi bu”
deme…
Bilirim,
o dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim
ama bu yürek
o bu dilden anlamaz pek.
O “hey gidi kanbur felek,
hey gidi kahpe devran hey” der
ve teker teker
bir an içinde
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri

yüzleri kan içinde
Halifesi Mülhid Mustafa’nın [15] başına ine.
Sıcaktı.
Geçer Aydın ellerinden

Karaburun mağlupları.
Dostlar,
biliyorum
biliyorum nerde, ne hâldedir o.
Biliyorum gitti gelmez bir daha,
biliyorum bir deve hörgücünde

kanayan bir çarmıha

çırılçıplak bedeni mıhlıdır kollarından.
Dostlar bırakın beni bırakın beni.
Dostlar, bir varayım göreyim,

Bedrettin kullarından Börklüce Mustafa’yı,

boynu vurulacak ikibin adam,

Mustafa ve çarmıhı.
Cellat, kütük ve satır

herşey hazır, herşey tamam.

Kızıl sırma işlemeli bir haşa [16] 

altın üzengiler, kır bir at.
Atın üstünde kalın kaşlı bir çocuk

Amasya Padişahı [17] Şehzâde Sultan Murat
ve yanında onun

bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim Bayezit Paşa.
Satırı çaldı cellat,
çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi

birbiri ardına düştü başlar
ve her baş düşerken yere
çarmıhından Mustafa [18]  
baktı son defa
ve her yere düşen başın kılı depremedi
“İriş Dede Sultanım, iriş!” [19]  dedi,

bir başka bir söz demedi…

……………………………..

Börklüce Mustafa’nın isyanının ardından 1416 yılında Şeyh Bedreddin de İznik’ten kaçarak Sinop üzerinden Rumeli’ye geçer. Deliorman civarında etrafına topladığı büyük kalabalıkla Osmanlı Devleti’ne karşı isyan eder. Padişah da isyanı bastırmak için Vezir-i Âzam Beyazid Paşa’yı görevlendirir. Beyazit Paşa isyanı bastırır ve Şeyh Bedreddin’i de yakalar. Kalkıştığı isyanda yenilmiş olan Şeyh Bedrettin, Serez’de bulunan Padişahın huzuruna getirilir. Padişah, onun aynı zamanda bir din âlimi olduğunu ve hareketinin de bir yönüyle dinî nitelik taşıdığını göz önüne alarak hakkında hüküm vermek üzere ilim adamlarından bir heyet kurulmasını emreder. Bu ulemâ heyeti, Şeyh Bedreddin’i yargılar.

Nâzım bu durumu Şeyh Bedrettin’in ifadeleriyle Destanda şu şekilde ifade eder:

Madem ki bu kere mağlubuz
netsek, neylesek zâid. [20]
Gayrı uzatman sözü
Madem ki fetvâ bize aid
Verin ki basak bağrına mührümüzü.

Çelik de konuya dair değerli bir çalışma mâhiyetindeki makalesinde, Nâzım’ın bu şiirde ve yukarıda yer alan satırlarda ne yapsa beyhude ve her hâlükârda da idam edileceğinin idrakinde olduğunu dillendirdiği Şeyh Bedrettin’in idam fermanına kendinin fetvâ verip mühür bastığını ifade etmesinin tarihî gerçeği aksettirmediğini, aksine çarpıtma olduğunu, idam fetvâsının araştırmacı  Müfid Yüksel’in (d. 1964) tespitine göre Mevlâna Haydar Acemî tarafından verilmiş olduğunu belirtir. Bilal Dindar da Şeyh Bedrettin’e ilişkin TDV İslam Ansiklopedisindeki ilgili maddede, Padişahın, aynı zamanda bir din âlimi olan Şeyh’in hareketinin de bir yönüyle dinî nitelik taşıdığından bahisle Şeyh hakkında nihaî hükmün verilmesini bir ulemâ heyetine havale ettiğini,  bu heyetin Şeyh’i yargılaması sonucu idam edilmesine karar verildiği, bu kararı içeren fetvânın da heyet üyelerinden Mevlânâ Haydar Acemî tarafından açıklandığını belirtir. Sonrasında da 18 Aralık 1416 tarihinde Serez Çarşısında idam kararı infaz edilir.  

Destanın idam anın tasvir eden 14. bendi ise pek bir etkileyicidir:

Yağmur çiseliyor 
Korkarak
Yavaş sesle.
Bir ihanet konuşması gibi
Yağmur çiseliyor,
Serez’in esnaf çarşısında
Bir bakırcı dükkânının karşısında.
Bedreddin’im bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör,
Havada konuşmamanın,
görmemenin kahr olası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü
Yağmur çiseliyor.

ÇATIŞMA ALANI…

Bu isyan, Nazım Hikmet’in yazdığı Simavne Kadısı Şeyh Bedreddin Destanı isimli şiirinden bu yana büyük bir tartışma konusudur. Özellikle sol menşêli edebiyat Şeyh Bedreddin İsyanı’nı Anadolu topraklarındaki eşitlikçi ve sosyal adâleti önceleyen bir eylem olarak değerlendirirken kabaca sağ olarak tarif edeceğimiz diğer görüş de bu isyanı mülhitlik ve zındıklıktan ibaret olarak okumaktadır. Son yıllarda Müfid Yüksel’in yaptığı çalışmalar Şeyh Bedreddin İsyanı’nı daha tarafsız okumamıza katkı sunarken bu isyan, edebiyat ve tarih sahasını karşılıklı bir çatışma alanına dönüştürmüştür.

NAZIM’DAN ÖNCE TARİHÇİLER ŞEYH BEDREDDİN HAKKINDA NE DİYORDU?

Nazım Hikmet’ten önce Şeyh Bedreddin İsyanı’nın nasıl ele alındığı önem taşımaktadır. Şeyh Bedreddin, geçmişte Taşköprülüzade hâriç önemli tüm tarihçiler tarafından mülhit, zındık veya peygamberlik iddiasında bulunmuş bir deli olarak resmediliyor;

İdris-i Bitlisî’ye göre Şeyh Bedreddin “din istismarcısıdır”

“Ehl-i iman arasında dinî ve mülkî bir fitne ortaya çıktı. Zamanın kadılarından ve âlimlerinden şer’i ve aklî ilimlerde bilgin olan Mevlâna Bedreddin, zâhirî ilimlerle beraber ehl-i hâlin süluk yollarını ve makamlarını elde etmişti. Musa Çelebi kendisini ve dinî ilimlerdeki zenginliğinden ve ehl-i tasavvuf arasındaki yerinden dolayı kazaskerlik ve sadaret mansıbına memur ve mecbur etmişti. (Börklüce) Mustafa’nın yaptıklarından dolayı bir gün hesaba çekileceğinden korkarak İznik’ten Kastamonu’ya kaçtı. Bedreddin, istiklâl elde etmek için muharebeye karar verdi. Hak bâtıla galip olduğundan Bedreddin, mücahitlere mağlup oldu.”

İdris-i Bitlisî’nin (1452-1520) anlatımından hareketle Şeyh Bedreddin eylemlerinden değil, fikirlerinden dolayı cürüm işlemişti. Öğrencisi Börklüce Mustafa da şeyhinden etkilenerek devlete isyan etmiş, Şeyh Bedreddin sorumluluktan kaçarak İznik’i terk etmiştir. Anlatımın yaklaşımına baktığımızda önemli tarihçilerimizden biri olan Bitlisî’ye göre Şeyh Bedreddin dini konulardaki derin ilmini bir istismar aracı olarak kullandığı gerekçesiyle suçludur. 

Aşıkpaşazâde’ye göre Şeyh Bedreddin “Padişahlık iddiasında”

Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fâtih devirlerinin tamâmı ile II. Bâyezid’in ilk yirmi yılının tanığı olan Aşıkpaşazâde’ye göre Şeyh Bedreddin’in asıl gayesi padişahlık olup Rumeli’deki Deliorman’da “(Börklüce) Mustafa benim öğrencimdir” diyen Şeyh Bedreddin’in yeni bir devlet kurmak amacında olduğu, başka hassasiyetlerle etrafına toplanan kalabalığın bu iddiayı kabul etmediği ve Şeyh Bedreddin’i Beyazit Paşa’ya bu yüzden teslim ettiği ifade edilmektedir.

Taşköprülüzâde’ye göre Şeyh Bedreddin’in “miracı asılmak oldu”

Osmanlı Devleti’nin ilk bilim tarihçisi Taşköprülüzade (1494-1561) kendisinden önce Şeyh Bedreddin hakkında yorumda bulunan tarihçilerden farklı bir yaklaşıma sahiptir. Kendisinden önce Şeyh Bedreddin için yapılan zındık, mülhit hatta kâfir gibi tanımlamaların aksine Taşköprülüzade, Şeyh Bedreddin için âlim, kâmil ve Allah dostu gibi ifadelere yer verir;

“Ona haset edenler ‘Şeyh saltanat sevdasındadır’ diye Sultan (Çelebi) Mehmed’e şikâyet ettiler. Padişahın emriyle alınıp Mevlâna Haydar’ın fetvasıyla asıldı. Muhammed’in (Hz.) şeriatına sarıldığından mirâcı asılmak oldu…”

Hoca Sadeddin Efendi’ye göre Şeyh Bedreddin saygıya lâyık bir kişiydi

Türk tarihçi, şeyhülislam ve müderris Hoca Sadeddin Efendi (1536-1599), Şeyh Bedreddin için olumsuz bir yaklaşıma sahip değildir. Ona göre Şeyh’in talihsizliği talebesinin isyanıdır. Şeyh Bedreddin’in fikirlerini yanlış yorumlayan Börklüce Mustafa mürşidini zor durumda bırakmıştır;

“Börklüce’nin köpürüp isyan etmesi ve ayaklanıp başkaldırması üzerine sorguya çekilme korkusu, Şeyhi bu sonuçlarla karşı karşıya getirdi. Bu kadar değerli dinî eserler ve kıymetli kitaplar yazmış olan üstün yaradılışlı ve saygıya layık bir kişinin ayaklanma, baş kaldırma ve hukuk düzeni çiğneme gibi kötü bir yolu beğenmesi çok uzak bir ihtimâldir.”

Hilmi Yavuz: Hüzün ki en çok yakışandır bize

Nazım Hikmet’in tarihten bulup halka armağan ettiği ve bir devrim sembolüne dönüşen Şeyh Bedreddin İsyanı’nı, Hilmi Yavuz (d. 1936) ise estetiğin sınırlarına çekmiş, Nâzım’ın bahse konu şiirinde Şeyh Bedreddin İsyanı’nın, devrim marşlarıyla değil, edebiyatın aşkın (yüce) diliyle okunmakta olduğunu ifade etmiştir.

Orhan Asena’dan tarihî gerçekliğe daha bağlı bir Şeyh Bedreddin portresi

Şeyh Bedreddin’in edebiyattaki yansıması Hilmi Yavuz gibi istisnâların dışında çoğunlukla Marksist bir felsefeye dayanmaktadır. Orhan Asena (1922-2001) ise Şeyh Bedreddin’i daha gerçekçi bir şekilde yansıtmaya çalışır; 

“(Şeyh) Bedreddin materyalist değildir ilkin. Olamazdı da. Bütün öğretisini Tanrı kelamına dayandırmaya çalışan ve tüm eylemini Tanrı adına yürüten bir kimse materyalist olabilir mi? Durum böyleyken (Şeyh) Bedreddin’i Lenin’in şeyhi, Stalin’in ağababası sayan ciddiyetten uzak yargılar kendiliğinden suya düşer.”

Marksist toplumcu tarih anlayışı neden Şeyh Bedreddin’e ilgi duyuyor?

Marksist toplumcu tarih yaklaşımının en ilgi çekici figürü Şeyh Bedreddin’dir. Bunun en önemli gerekçesi olarak Şeyh Bedreddin’in eşitlikçi ve paylaşımcı ideolojiye sahip olduğu iddia edilmektedir. Bunun yanında bir başka neden olarak Marksizm’in kendisine tarihten bir referans bulma arayışıdır. İnanç düzeyinde kutsal görülen her ideoloji, kendisine tarihten bir kök bulduğu zaman daha kutsal bir alanda manevrâ imkânı ve alanı sağlamış olur. Hele ki Anadolu halkı gibi tarihe karşı muhafazakâr ve kutsayıcı bir yaklaşıma sahip bir millet için tarihî kökler daha bir önem arz etmektedir. 

Tarihte birçok olay ve kişilik genellikle edebiyat yoluyla halkın gündemine girmiştir. Bu yüzden Şeyh Bedreddin İsyanı’nın edebiyattaki yansımaları bize bu isyan hakkında ‘bugüne’ dair daha çok şey söylemektedir.

Nazım Hikmet Şeyh Bedreddin’i keşfediyor

Şeyh Bedreddin İsyanı’nı bir destana dönüştüren ve onu edebiyat sahasına taşıyan kişi Nazım Hikmet’tir. Nazım’dan sonra sayısız şiir, roman ve tiyatro eserinde Şeyh Bedreddin İsyanı işlenmiştir. Kurmacanın bütün olanaklarıyla efsaneleştirilen Şeyh Bedreddin, tarihçilerin ağırlıklı olarak kendisine biçtiği mülhit karakterinden bir devrim kahramanına dönüşmüştür.

GÜNÜMÜZDEN YETKİN BİR DİMAĞIN ŞEYH BEDREDDİN’E BAKIŞI…

Hitit Üniversitesi (Çorum) İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden ve İslam Felsefesi Tarihi, Çağdaş İslam Düşüncesi, Türk-İslam Düşüncesi Tarihi/Osmanlı Düşüncesi alanlarında değerli çalışmaları olan Prof.Dr. Mevlut Uyanık’ın da Şeyh Bedreddin’e ilişkin konu değerli makalesinde özetle aşağıdaki hususlar ifade edilmektedir.

Muhalif birimlerce önerilen ya da imkân bulununca pratiğe geçirilmeye çalışılan fikrî-siyasî tezlerin sistem içinde kalarak yapılma çalışılmasına olumlu muhalefet, bunun yanı sıra, çıkış noktası ıslahat ve yanlışları düzeltmek iken çok farklı bir noktaya ulaşan, tezlerini kurulu düzeni yıkmaya yönelten siyasî olaylar da isyan olarak adlandırılır. İlhad ve zındıklık yahut güncel bir ifade ile din dışı (sapkınlık) diye nitelendirilen fikrî-siyasî-sosyal hareketlere de olumsuz muhalefet denilmektedir. Bâtınîlik, Karmitîlik, Bahâîlik, Babâîlik gibi heterodoks [6] hareketler de olumsuz muhalefet örnekleri olarak sayılabilir.

Şeyh Bedreddin de bu çerçevede Yıldırım Bayezid ile Timur arasında gerçekleşen ve Osmanlı ordusunun yenilgisi ve Yıldırım Bayezid’in esir düşmesi ile sonuçlanan Ankara Savaşı sonrasında şehzâdeler arasında iktidar mücâdelesinin yaşandığı 1402-1413 döneminde 1410-1413 döneminde Edirne merkezli olarak Rumeli’deki Osmanlı coğrafyasında hüküm süren Musa Çelebi’nin kazaskeri olarak bu dönemde, daha önceden yapılan hataları ve yanlışları tashih gibi bir gaye taşımak istemiş olabilir. Keza âlim ve fâzıl bir zat olarak ortaya koyduğu fıkıh eserleri buna delâlet edebilir. Çünkü “tıpkı varlığın birliği öğretisi” ile kendine özgü bir tasavvuf felsefesi sistemi kuran İbnü’l-Arabî (1165-1240) gibi üzerinde en çok tartışılan, zıt tanımlamalar ve fikirler verilen âlimlerden birisi olan Şeyh Bedreddin’i de sadece sufî eğilimleriyle açıklamak ve hakikî çizgilerine kavuşturmak zordur. 

Musa Çelebi’nin 1413 yılında kardeşi Çelebi Mehmet’e yenilmesi ve ardından öldürülmesi sonrasında onun kazaskeri olan Şeyh Bedreddin de âlim ve fâzıl kişiliği göz önünde bulundurularak dolgun bir maaşla İznik’e zorunlu ikâmete gönderilir. Kendisi buradayken kethüdası Börklüce Mustafa ve Torlak Kemâl’in Aydın Karaburun havalisinde ayaklanması başlar. Bunun üzerinde Şeyh Bedreddin İznik’ten kaçar.

Şeyh Bedreddin’in İznik’ten kaçışına ilişkin gerekçeler hakkında birçok farklılık vardır. Kimine göre, Çelebi Mehmet’in kendisini bu isyanlarla irtibatlandırmasından çekinmiş, kimine göre Hac için İznik’ten ayrılmış, kimine göre de Rumeli’de isyan çıkarmak ve şeyhlikten şahlığa geçmek istemiştir. Her hâlükârda da ortaya çıkan eylemin gayrı resmî ve sivil olumlu bir muhalefet örneği olarak değerlendirilmesi zordur. Peki bu hareketin diğer ilhadî (din dışı-sapkınlık) hareketlere benzetilmesi mümkün müdür?

Şeyh Bedreddin yönetim nasıl olması gerektiği konusunda da: “Peygamberimizden sonraki dört halifeyi bir nevî demokrasiyle yani en uygun kişiyi başa geçirdiklerini, sonrasında Muaviye ile birlikte bu cahilî sisteme yeniden dönmüştür. Osmanlı sultanlarını da zâhirî ve bâtinî halifeyi şahsında gerçekleştirmediğini, özellikle Fetret Döneminde siyasî, sosyal ve ekonomik bozulmaların giderilmesi gerektiğini, ihtiyaç nedeniyle devlete isyan edenlerin âsî hükmünde olmayacağını, bunların mallarına el konulamayacağını, bir talebe yönelik isyan edenlerle de görüşülüp ikna edilmeleri gerektiğini, buna rağmen isyan ederlerse asilerin cezalandırılabileceğini”  belirtir.

Mevcut tarihsel verilere bakıldığında Şeyh Bedreddin’in gerek görmüş olduğu eğitim, özellikle fıkıh sahasında yazdığı eserler ve Musa Çelebi’ye yapmış olduğu kazaskerlik görevi,  bahse konu (olumlu-olumsuz muhalefet) hare­ketler(i) gibi, merkezi, kendisi olan bu muhalif hareketi bir dinsizlik hareketi olarak değerlendirmeyi zorlaştır­makta olup bu hareket daha ziyâde bu hareketin fikrî kökenini oluşturan (1240 yılında Anadolu Selçuklu Devleti topraklarında gerçekleşen ve zorlukla bastırılan) Baba İshak İsyanı’nda olduğu gibi, “olumsuz mu­halif”  bir eylem denemesi olarak değerlendirilebilir. Nitekim bazı kesimler tarafından Şeyh Bedreddin hareketi, dinin resmî yorumuna tepki olan; fakat dinî verileri içeren bir zihin yapısına sahip toplumsal bir isyan denemesidir. Bu açıdan bu muhalif hareket, çağdaş Türk düşüncesinin geçmişteki ayağı olarak da görülmektedir. 

DEĞERLENDİRME…

Olayın somut gerçeğinin ne olduğunu merak etmek yerine ülkemizde farklı dünya görüşlerine sahip kişiler diğer konulara olduğu gibi Şeyh Bedrettin İsyanı’na da kendi dünya görüşünün genel geçer bakış açısı ile bakmaktadır. Bu vakıayı/olguyu Anadolu’daki ilk sosyalist eylem olarak değerlendirenler olduğu gibi Şeyh Bedrettin İsyanı’nı sapkınlık olarak tanımlayanlar da mevcuttur. Değerlendirmelerdeki bu ifrat ve tefrit hâli, tarih kitapları ve tarih alanına ilişkin makalelerde olduğu gibi edebiyat kitapları ve edebî makalelerde de görülmektedir.

Bu vakıa, elbete ki Nâzım kaleminden şiire dönüştürülürken adeta ululaştırdığı Şeyh Bedrettin’in  İzmir havalisindeki halifeleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemâl’in isyanlarının ilham kaynağı, saiki, azmettiricisi, iltisaklısı yahut kuvvetli şüphelisi, Deliorman’daki isyan’ın da aslî faili ve lideri olduğu  olduğu gerçeğini göz ardı ettiği gibi, bilhassa da köylü kesimin sosyo-ekonomik durumunun çok çok kötüleşmesinin Osmanlı Devletinin ekonomik, sosyal ve idarî düzeninden değil Ankara Savaşı sonrasında Timur’un Anadolu’yu istilası ve ardından da 1413 yılına dek devam eden şehzâdeler arasındaki taht mücadelesinde carî olan kaotik ortamda yaşanan sürekli bir çatışma hâlini de göz ardı etmektedir.

Nâzım, elbette ki bir tarihçi değildir. Nâzım, bu şiiri yazmasından beş yüz küsur yıl önce vuku bulmuş bir olayı tarihten de ilham alarak güçlü bir edebî yetenekle ve sosyalist dünya görüşü dâhilinde dizelere dökmüştür.  Diğer bir ifade ile de Nâzım bu destanda somut bir tarihî olaya ilişkin çekilmiş olan bir fotoğrafı ya da olayın yalın gerçeğini bize aksettirmek yerine sosyalist dünya görüşüne sahip bir şair olarak bu olaydan ne anladığını ve/veya bu olaydan görmek istediğini dış dünyaya aksettirmektedir. Destan bu ihtiyatlı bakış açısı ile okunduğunda ve değerlendirildiğinde pek de sorun olmaz gibi.

Muhalif bir hareket olan ve isyana da evrilen Şeyh Bedrettin olgusunu, bu olayın öznesi olan şahsın âlim ve fâzıl kişiliği münasebetiyle bir dinsizlik hareketi olarak değerlendirilmek güç olduğu gibi bu hareket daha ziyâde bir olumsuz mu­halif eylem denemesi olarak değerlendirilebilir. Bazı kesimlerce de sosyal adalet temalı Şeyh Bedreddin hareketinin, dinin resmî yorumuna tepki olan fakat dinî verileri içeren bir zihin yapısına sahip (hetorodoks) toplumsal bir isyan denemesi olması bakımından bu muhalif hareket, çağdaş Türk düşüncesinin sol versiyonun geçmişteki ayağı olarak da görülmekte ve bu kesim tarafından da sahiplenilmektedir.

İrfan PAKSOY*

 © 2021. Bu makalenin/yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

DİPNOTLAR

[*]   Tarih doktoru, araştırmacı, yazar ve akademisyen.

[1]   Kazasker ya da kadıasker, Osmanlı Devleti’nde şeri davalara bakan askerî hâkim. Osmanlı devlet teşkilatında ilmiye sınıfının en yüksek makam, rütbe ve unvanı. Yetkileri arasında kadı, müderris ve din görevlisi atamaları, kadı kararlarını bozma, değiştirme ve yeni kararlar oluşturma gibi hususlar vardır. Osmanlı Devleti’nde Rumeli kadılarının başında bulunan kazaskere Rumeli kazaskeri, Anadolu kadılarının başında bulunana da Anadolu kazaskeri denirdi.

[2]  Hâzire: külliye, cami, mescit, tekke gibi dinî yapıların avlularında yer alan, etrafı duvar veya parmaklıklarla çevrili mezarlıklara verilen isimdir. Hâzireler birkaç mezardan oluşabildiği gibi birkaç yüz mezardan da oluşabilir.

[3]  Menâkıbnâme; velilerin, tarikat büyüklerinin ve şeyhlerin kerâmetlerini konu alan eserlere verilen addır. Bu eserlerde zaman, mekân ve tarih bulunmamakla beraber, içerisinde bulunulan ortamın gelenek, görenekleri ve inançları yansıtılır. 

[4]   Kethüda, sarayda devlet ricâlinin işlerini yürüten güvenilir kişi. Bu kelimenin halk arasındaki karşılığı ise kahyadır.

[5]  Saruhan Sancağı, Manisa merkezli Osmanlı sancağının adıdır.Osmanlı’da şehzâdeler yönetme becerisi edinmesi için bazı sancaklarda sancak beyliğinde bulunurlardı. Bu uygulama 17. Yüzyıl başlarında kaldırılmıştır.

[6] Hetorodoks: Temel İslâm inanç ve esaslarına aykırı olan. Kabul edilen (ana akım) herhangi bir düşünceye aykırı olan.

[7]  Hükm-ü hümâyun: Padişah emri.

[8]  Sâdır olmak: Çıkmak, yayınlanmak.

[9]  Şehzâde Murat, o dönemde padişah olan ve Çelebi Mehmet olarak da anılan padişahın oğlu. Şehzâde Murat, Fâtih Sultan Mehmet’in de babasıdır.

[10]  Halife, şeyhi adına irşad faaliyetinde bulunan ve ölümünden sonra ye-rine geçen kimse, insân-ı kâmil anlamında bir tasavvuf terimi olup burada Şeyh Bedrettin halifelerinden olan Börklüce Mustafa kasdedilmektedir.

[11] Mülhid, dinden çıkma sonucunu doğuracak inanç ve görüşleri savunma anlamında bir felsefe ve kelâm terimidir.

[12] Mülhid Mustafa: Şeyh Bedrettin’in hâlifelerinden Börklüce Mustafa.

[13] Mübaalağa: Aşırı, şiddetli.

[14] Edirne Sarayı ifadesi ile o dönemde Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne’ye atıf vardır.

[15] Mülhid Mustafa: Börklüce Mustafa. 

[16] Haşa: Eyerin altına konulan örtü.

[17] Şair “Amasya Padişah” derken o dönemde Amasya Sancak Beyi olan ve isyanı bastırmak üzere o bölgeye gelen Osmanlı ordusunun başındaki Amasya Sancak Beyi Şehzâde Murat’ı kastetmektedir.

[18] Dipnota konu olan satırda Mustafa kelimesi ile kastedilen Börklüce Mustafa’dır.

[19] Şeyh Bedrettin’in Aydın ilindeki halifesi olan Börklüce Mustafa, Aydın yöresinde toprağa el koyup Şeyh Bedrettin’in düşüncelerini hayata geçirmeye çalışmış, toprağı (arazisi) olmayan köylülere toprak vermiştir. Börklüce Mustafa artık çevresindekiler nezdinde “Dede Sultan” diye bilinen bir şeyh, aynı zamanda on bin savaşçı çıkarabilen bir siyasi önderdir. Osmanlı kuvvetlerini iki kez bozar. Üçüncüde Sadrazam ve Şehzade Murat’ın başında olduğu büyük bir orduyla çarpışır, yenilir ve kılıç artıkları ile birlikte esir edilir. Beraberindeki iki bin kişi ile birlikte esir alınan Dede Sultan bir devenin sırtında, elleri çarmıha çivilenmiş olarak Ayaslug (Selçuk) meydanına getirilir. İki bin kişi tek tek gözü önünde katledilir. Her öldürülenin son sözü “İriş Dede Sultan” (Yetiş Dede Sultan) şeklinde olur. Şiirde dipnota konu olan satırdaki “İriş Dede Sultanım, iriş” ifadesinin öznesi Börklüce Mustafa’dır.

[20] Zâid: Lüzmsuz, gereksiz.

KAYNAKLAR

 —; Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin, https://www.edebiyatdefteri.com/198041-simavne-kadisi-oglu-seyh-bedreddin/. Erişim Tarihi: 14.04. 2021.

—; Şeyh Bedreddin, https://www.timeturk.com/seyh-bedreddin/ biyog-rafi-783494, Erişim Tarihi: 24.01. 2019.

Çelik, Mehmet Mazlum; “Şeyh Bedreddin İsyanı Anadolu’daki ilk sosyalist eylem mi?”, https://www. indyturk.com/node/62736/haber/Şeyh-bedreddin-isyanı-anadoludaki-ilk-sosyalist-eylem-mi, Erişim Tarihi: 14.08.2021.

Dindar, Bilal; “Bedreddin Simâvî”, TDV İslam Ansiklopedisi, C. 5, İSAM, İstanbul 1992.

Hatipler, Mustafa; Osmanlı Toprak Rejimi ve Tarihsel Süreç İçinde Koo-peratifçiliğimiz, Doktora Tezi (basılmamış). Namık Kemâl Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı Tekirdağ 2010.

Kaymakçı, Mustafa; “Şeyh Bedrettin/2. Şeyh Bedrettin’in Müridleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemâl”, Erişim Tarihi: 24.01.2019.

Önler, Zafer; “Nâzım Hikmet’in Şiirindeki Şeyh Bedrettin”, Yelken Aylık Kültür Sanat Dergisi, Sayı: 15, Haziran 1996, Mersin, https://www.academia.edu/16874180/NÂZIM_ HİKMET_İN_ŞİİRİNDEKİ_ ŞEYH_BEDREDDİN?auto=download, Erişim Tarihi: 10.08.2021.

Sarıkaya; Fatih: “Şeyh Bedreddin İsyanı ile Karıştırılan Bir Ayaklanma: Börklüce Mustafa İsyanı”, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl : 9 Sayı : 26, Ağustos 2017

Sayar, Ahmed Güner; Velayet’ten Siyaset’e Şeyh Bedreddin, Ötüken Yayınları, İstanbul 2018.

Uyanık, Mevlut; ““Sufî Fakih” ve “Muhakkik Âlim” Olan Şeyh Bedretin Niçin Bir Direniş Simgesi Olarak Anılmaktadır?”, https://www.dibace.net/fikir-yorum/sufi-fakih-ve-muhakkik-alim-olan-seyh-bedreddin -nicin-bir-di-renis-simgesi-olarak-anilmaktadir, Erişim Tarihi: 21.03.2021.

Yüksel, Müfid; “Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin”, Tezkire, Sayı: 9-10, Güz 19914-Bahar 1996, Bahar Yayınları, Ankara 1996. 

Zelyut, Rıza; Osmanlı’da Karşı Düşünce ve İdam Edilenler, Alan Yayınları, İstanbul. 1985.

One Comment

  1. Hüseyin Pala Reply

    Hakikat filmini izledim. Sanki tarihin her döneminde ve bugün de aynı şeyler yaşanıyor hissine kapıldım. Din, dünyevi menfaatlere araç ediliyor. Halkın dini duyguları sömürülüyor. Açlık ve yoksulluk içinde yaşayan halk avutuluyor, uyutuluyor. Halk iyilik, daha güzel bir dünya için çalışıp çabalamak yerine kendini Tanrının temsilcisi yerine koyanları memnun etmek için hayatını ortaya koyuyor. Güce tapıyor. Öbür yanda ise Bedreddin gibi yiğitler hakikatin farklı olduğunu savunuyor. İnsanlar arasındaki eşitliği, birliği, beraberliği savunanlar… Aslında dün ve bugün arasında değişen bir şey yok. Kim gücü elinde tutuyorsa kendi inandığı dışındakilerin kafasına balyozu vuruyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir