Levent Bey gerçekliğin rasyonalizm ve bilimsel bilgiden ziyade sezgiyle kavranabileceğini savunan, pozitivizme karşı çıkan ve bilimin asıl bilgi kaynağı olamayacağını iddia eden; 20 yüzyılın düşünce ve edebiyat dünyasını derinden etkileyen Fransız filozof Henri Bergson üzerine önemli çalışmalarınız söz konusu. Bir yandan materyalizm, pozitivizm, natüralizm gibi felsefe akımlarıyla hesaplaşırken bir yandan da matematik, biyoloji, psikoloji gibi disiplinlerin felsefi sorunları ile ilgileniyor. Bütün bunları göz önünde bulundurarak nasıl bir Henri Bergson portresi ortaya koyarsınız? Bergson nasıl bir felsefi perspektif oluşturmuştur?
Teşekkür ediyorum. Bir hususu tashih ederek başlamalıyım: “gerçekliğin rasyonalizm ve bilimsel bilgiden ziyade sezgiyle kavranabileceği” meselesi Bergson felsefesinin yanlış anlamalara açık ve müsait cephesidir. Bergson akıl veya bilim karşıtı bir filozof değildir. O varlığı incelerken sadece maddi ve fizik gerçeklik görmez. Bunun yanı sıra hayat ve ruh katmanlarını da bu maddi-fizik gerçekliğe ekler ve bütünü kavramaya çalışır. Bu husus dikkatlerden kaçırılırsa Bergson sanki akıl ve bilim karşıtı bir düşünür gibi algılanabilir. Oysa Bergson çok sağlam bir bilim formasyonuna sahiptir. Daha okul yıllarında Pascal’dan beri çözümsüz kalan bir matematik problemini çözmeyi başarmış ve hocaları onun daha o yaşta bir matematik dâhisi olabileceğini ve mutlaka bu yönde ilerlemesi gerektiğini teklif ve tavsiye etmişlerdir. Daha sonra Einstein nazariyesine eleştiriler getirecek kadar önemli bir fizik bilgisi ve formasyonuna sahiptir.
Dahası Bergson’un bilimlerle yakın ilişkisi ve iştigali matematik ve fizikle de sınırlı değildir. Biyoloji ve psikoloji alanlarında da kendi teorisini ortaya koymayı başarmış bir bilgin filozoftur. Biyolojide Lamark ve Darwin kuramlarını eleştirerek ve açmazlarını göstererek adına yaratıcı evrim dediği kuramını ortaya koymuştur. Bu alanların sadece bir tanesinde ihtisas sahibi olmanın ne kadar güç ve meşakkatli olduğu düşünülürse Bergson’un matematik, fizik, biyoloji ve psikolojiye yaslanan felsefesi için akıl karşıtı veya bilim muarızı demek popüler pozitivizmin bir sloganı hükmündedir. Bergson bilimci veya pozitivist olmadan bilimlerin verilerini değerlendirerek, bilimleri aşan bir felsefe ve metafizik ortaya koymuştur.
Bergson felsefesinde sezgi ve yaratıcı atılım (élan vital) kavramları önemli bir yer tutar. Sizin bu husustaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz ?
Yukarıda bıraktığımız yerden devam edecek olursak, Bergson felsefesi niçin sezgici, vitalist ve spiritüalist olarak nitelenmektedir diye sormakla sizin sorunuzda yer alan sezgi ve yaratıcı atılım ya da benim tercih ettiğim terimle hayat hamlesi nedir sorusu bu felsefenin özünü oluşturmaktadır. Bergson hem ontoloji hem epistemoloji hem de etik ve din felsefesi yapan bir filozoftur. Önce varlık nedir diye sorarak başlar. Varlık zorunluluktan hürriyete doğru bir hamledir. Dinamiktir. Yaratıcıdır. Varlık adına hayat hamlesi dediği ortak bir kaynaktan çıkar ya da gelir. Bu hadise bir yaratma hadisesidir. Zira ona göre hayat hamlesinin iç güç kaynağı Tanrıdır. Bergson Tanrı meselesini hep örtülü biçimde ele almıştır deyim yerindeyse onun felsefesinde adı söylenmeden hep Tanrı dile getirilmiştir. Bu yönüyle mistik okuma ve kavrayışlara da elverişli bir metafizik serimlenmiştir. Hayat hamlesi bir yaratıcı süreç içinde kendisini açar. İlk zaferini maddenin içine hayatı sokarak kazanır. Buna hayatın alışmaklığı der Bergson. Zira bu bitkiler aleminin yaratılmasıdır. Hayat hamlesi farklı doğrultularda ve farklı süreçlerle bitki, hayvan ve insan boylarını açığa çıkarmıştır. Burada doğrusal bir evrim söz konusu değildir. Bitki gelişerek hayvanı ve hayvan da gelişerek (evrimlenerek) insanı yaratmış değildir. Fakat ortak noktaları da yok değildir. Zira bütün canlılar aleminin kökü, kaynağı ortak olan hayat hamlesidir. Hayat, maddenin nicelik ve nitelik itibariyle dönüşmesi neticesinde de ortay çıkmış değildir. Hayat ve madde Bergson da mahiyetleri itibariyle kökten farklıdırlar. Bu yüzden bu felsefe düalist bir yapıdadır. Hayatın maddeye üstünlüğü dolayısıyla da bir tarz vitalizm örneğidir. Varlık madde ve hayat şeklinde ikili bir yapı olarak tasarlanınca zorunlu olarak bu iki alanın nasıl bilineceği sorusu da gündeme gelir.
![]()
Bergson’un deyişiyle akıl ve zeka madde âleminde kendisini evinde hisseder. Sanki madde, akıl ve zeka tarafından bilinmek içindir ve sanki akıl ve zeka da maddeyi kavramak için yaratılmıştır. Akıl ve zekanın maddeyi kavrayışı izafi değil mutlaktır. Dolayısıyla maddi ve fizik âlemde geçerli olan bilgi matematik ve fizik temellidir. Fakat konu hayat, ruh, yaratma olunca akıl ve zeka bu konuları kavramaya elverişli olmadığı için yapılarını bozar ve bildiği dile tercüme ederek kavramaya çalışır. İşte bu tercüme işi Bergson’a göre yanlıştır. Çünkü hayat, ruh ve yaratma sahası içgüdü ve sezgi gibi ikinci bir kabiliyet gerektirir. Bergson burada canlıların hayata intibaklarının sahip oldukları içgüdü yetisi sayesinde mümkün olduğunu ve içgüdünün yanılmaz bir bilgi olduğunu söyler. İnsanda ise içgüdü yerini kendi üzerine katlanabilen ve deyim yerindeyse kendi bilincine varmış içgüdü olarak betimlediği sezgiye bırakmıştır. Sezgi fiziğin metafizikle tamamlanmasını sağlayacak olan yeti konumundadır Bergson’da.
Bergson felsefesinde insan nedir? İnsanın yeri neresidir?
Bergson’da insan, sezgi ile donatılmış evrimin zirvesine yükselmiş özel bir varlıktır. İnsan, bütün bir yaratma sürecinin tanığıdır. Sadece tanık da değil o sürecin içinde varlığını idrak edebilen, iradesi ile seçen ve eyleyen, sorumlu ve özgür bir varlıktır. İnsanın evrimin müntehasında bulunması diğer canlılardan bağımsız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine insanın evrenin bir özeti olduğu şeklinde de okunabilir. İnsan beden varlığı olarak fizik ve fizyolojik süreçlerin tamamına dahildir ve tabidir. İnsan ruhu itibariyle bedenini zamanda ve mekânda aşan bir varlıktır.
Bergson’un çalışmalarında gülme, rüya, bilinç, bilinçaltı, ben, hafıza vb… gibi birçok kavrama rastlarız. Hatta sizin de belirttiğiniz gibi Bergson için “psikolog bir filozof” tabiri de kullanılıyor. Bergson’da ben, hafıza, rüya kavramlarının anlamı ve kullanımı hakkında neler söylersiniz?
Evet bu sorunuz ile insanın niçin ruh ve beden varlığı olarak betimlendiğini de açmak mümkün olacak. Bergson ruh meselesini metafizikçi gibi değil bir psikolog gibi ele alır. Ruhu Descartes gibi bir töz olarak tanımlamaz. Fakat geldiği sonuç itibariyle spiritüalist bir çözüm önerir. Bergson’un ruh kuramı hafıza temellidir. Bu görüşü çağdaş felsefe ve edebiyatta oldukça yankı uyandırmıştır. Bu yüzden onu hafıza ve zaman filozofu olarak da sunanlar olmuştur. Bergson’un ruh anlayışını kavramak onun kendine özgü hafıza ve benlik kuramını incelemekten geçer. Ona göre günlük hayatımızı idame edebilmek için otomat bir hafızamız vardır. Bu hafıza alışkanlıklarımız bağlamında günlük rutin işleri yapmak üzere programlanmıştır. O yüzden alışkanlık bir tarz otomatizm alanıdır. Yaratıcı ve özgür olan asıl hafızamız bu kabuk hafıza ve benliğin altında yatar. Hatırlamak maziye gitmek değil derin hafızada yerleşik olan hatıraların çağrışım mekanizmasıyla kendiliğinden gelip hal ile bütünleşmesidir. Bu bağlamda beyin de hatıraların depolandığı bir mekân değil çağrışım mekanizmasını idare eden organ olarak betimlenir. Şüphesiz bu noktalar Bergson’un zihin felsefesinin fizyolojik ve tıbbi gelişmelerle yeniden yorumlanmasını gerektiren hususlardır.
Fakat özet olarak söylemek gerekirse Bergson’da ruh, zaman içinde yaşantıların birikmesi ve derin benlikte kaydedilmeleri ile fizyolojik süreçlere tabi olarak ama onları aşan bir mahiyette tinsel bir gerçeklik olarak betimlenir ve kabul edilir. Tam da bu noktada Bergson’da iki farklı zaman realitesi olduğunu da söylememiz gerekir. Mesela süre ve zaman farklıdır. Süre ruhun içinde bulunduğu tecrübe ettiği zamandır. Zaman ise saatin ölçtüğü, mekanla kayıtlı olan objektif bir realitedir. Süre, öznenin yaşadığı, öznel zaman realitesidir. Süre, hafıza ile yaşanır. Aslında ilk soruda dile getirmiş olduğunuz Bergson’un bilim ve akıl karşıtı gibi görünmesinin altında onun bu düalist tavrını görmek de mümkündür. Çünkü o fizik zaman anlayışı yanında adına süre dediği ikinci bir zaman realitesi kurgulamış, zekanın yanında sezgiye yer vermiş, maddi ve fizik gerçekliğin ötesinde biyolojik ve ruhsal bir gerçeklik hiyerarşisi inşa etmiştir.
“Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı” kitabında Bergson durağan ve devingen kavramlarından bahseder. Bu iki kavram arasındaki karşıtlıktan hareketle sistemini kurar. Durağanlığın kökleri zihindedir ve bilime, onun durağan, mekanik, sınırları önceden çizilmiş hedeflerine ulaşır. Devingenlik ise sezgiye dayalıdır, sürekli hareket halindedir; varlığını felsefeci, sanatçı ve mistiklerin üretken hareketlerinde bulur. Ne dersiniz bu konuda?

Levent Bayraktar
Bergson felsefe tarihinde büyük filozofların izlediği yolu takip ederek sistemini ahlak ve din hakkındaki görüşleriyle tamamlamıştır demesek bile takviye etmiştir. Tamamlamıştır diyemiyoruz çünkü teklif ettiği tefekkür modeli, sizin de işaret ettiğiniz gibi, canlı ve dinamik bir yapıdadır. Bergson ikiliğin hep fazla ve aşkın olan yanında yer alır. O, yukarıda da belirttiğimiz gibi hayat, ruh, yaratma, süre, devinim, sezgi tarafındadır. Ancak bu diğer tarafın inkârı değil kısıtlılığını göstermek içindir. Konu din ve ahlak olduğunda da Bergson ikili tasniflerine devam eder. Bir yanda kapalı toplum, alışkanlık ahlakı ve statik din vardır öte yanda açık toplum, kahramanlık ahlakı ve dinamik din. Kapalı toplum, koruma içgüdüsünün bir tezahürüdür, açık toplum ise yaratmanın. Kapalı toplumun alışkanlıklara dayalı, kendisini örf ve adetlerde gösteren yerleşik bir düzeni vardır, açık toplumun ise yaratma ve yenilik esaslı yüce ruhlarla bütünleşmeyi gaye edinen azizler ve kahramanlarda tezahür eden yüksek bir ahlakı vardır. Bergson yüksek ruhların kültür ve medeniyet yaratıcılığında tarihin dinamik motoru olduğunu düşünür. Onların varlığı bir davettir. Diğerleri bu daveti içlerinde duydukları oranda onlara benzemek ve kendi koşullarını aşmak isterler. Koşulları aşmak iradesini gösteren kahramanlar tarih ve toplumun dinamik yapısını inşa ederler. Onlar zekalarından çok sezgilerini dinleyen, insanlık adına eyleyen kahramanlardır.
Hocam medeniyet felsefesi üzerine de çalışıyorsunuz. “Türkiye’de medeniyet bahsi sosyolojik, tarihi ve hatta edebi açılardan oldukça ilgilenilen bir konu olmasına rağmen felsefi bir medeniyet okuması yeteri kadar yapılmamıştır.” diye bir tespitiniz var. Medeniyet felsefesi nedir? Felsefenin medeniyet okumasında, incelemesinde, değerlendirmesinde ne gibi bir işlevi olabilir?
Benim bakış açıma ve yorumlama biçimime göre medeniyet başlı başına bir felsefi meseledir. Niçin ve nasıl? Medeniyet boşlukta inşa edilemez. Medeniyet bir temessül ve temellük hadisesidir. Ne demek istiyorum? Medeniyet bilgi, düşünce ve değerin organizasyonu ve koordinasyonudur şeklinde kendimce bir tanım yapıyorum. Felsefeyi de en genel bağlamda varlık, bilgi ve değer üzerinde sistemli, tutarlı ve eleştirel bir değerlendirme ve inşa faaliyeti olarak betimleyebiliriz. Böyle bakıldığında nerede ve hangi çağda böyle bir sistemli düşünce ve eylem söz konusu ise orada bir medeniyet hamlesinden bahsetmek mümkün görünmektedir. Böylece felsefe ve medeniyet birbirlerinin sanki mütemmim cüzleri gibidir. Yeryüzünde medeniyet değil medeniyetler vardır. Bu da kendilerine özgü doğalarının bulunmasını ima eder ve açıklar.
Peki bizim bir medeniyet felsefemiz var mı? Ya da felsefileşmiş bir medeniyetimiz var mı? Bu ve benzeri soruların peşine düşünce felsefe ile ne yapabileceğimiz hususunda yeteri kadar açık bir bilince henüz sahip olmadığımız görünüyor. Zira felsefe, toplum ve kamu nezdinde yeteri ilgiyi henüz görmüyor. Bunda şüphesiz iğneyi kendimize batırdığımızda felsefeciler olarak toplumu ve çağı doğru okuyarak gerçek sorunlar karşısında gerçek cevaplar üretmemiz gerektiğini de itiraf etmek zorundayız. Medeniyet sorunsalı bu bakımdan ayağımızın yere basması ve düşüncenin zemin kazanması açısından oldukça elverişli. Zira medeniyet kapsayıcı bir kavram ve olgu. İçinde evrensellik fikrini ve idealini de barındırıyor. Evrensellik ise etik bilincin uyandığı ve yapıp etmelerimizi yönlendiren bir kavram. Yukarıda Bergson bahsinde değindiğimiz açık toplum ideali ile açık ahlak ve dinamik din meseleleri arasında medeniyet felsefesinin de ilgi alanına giren pek çok konu var.
“Felsefe ve Tasavvuf” adlı çalışmanızda Türkiye’deki tasavvuf ve onun ekseninde gelişen, hayat bulan anlayışları değerlendiriyorsunuz. Aynı zamanda tasavvuf önderlerimizden Mevlana, Yunus Emre gibi şahsiyetleri; Henri Bergson, Albert Camus gibi Batı’nın ileri gelen filozoflarıyla ve edebiyatçılarıyla birlikte değerlendiriyorsunuz, karşılaştırıyorsunuz. Neler söylersiniz bu hususta. Bu değerlendirme ve karşılaştırmalarda nelerle karşılaştınız?
![]()
Az önce bıraktığımız yerden devam edecek olursak felsefece değerlendirilmeyi bekleyen bir medeniyet alanımız var. Fakat artık sadece tefahür alanı içinde kalamayız. Bu alanın felsefesini ve sanatını da yapmak durumundayız. Medeniyetimizin kurucu ataları var. Sizin de işaret ettiğiniz gibi Mevlana ve Yunus Emre bu atalardan. Her ikisi de felsefi konu ve problemleri edebi bir usul ve üslup içinde insanlığa armağan etmişler. Tefekkürleri eskimeyen, her dem yeni, taze ve canlı. İnsanı sadece dünyada varlık olarak görmüyorlar. Doğumdan öncesi, dünya ve dünyanın ötesi bağlamında üç boyutlu bir varlık olarak betimliyorlar. Bu bakış, insanı dünyaya atılmış, beyhude bir varlık olarak gören Camus ve diğer ateist varoluşçuların görüşlerinden tamamen farklı. Yunus Emre ve Camus’de saçma kavramını incelediğimiz çalışmalarda bu meseleleri ele almıştık. Öte yanda Bergson ve Mevlana düşüncesi arasında da karşılaştırmalar yapılabileceğini düşünerek her ikisinin de ruh anlayışlarını ve bedenle ruhun ilişkisini nasıl izah ettiklerini anlamaya çalıştık. Bu çalışmalara internet ortamında ulaşılabildiği için burada ayrıntıya girmeyelim.
Bergson ülkemizde daha çok muhafazakâr/dindar, milliyetçi düşünür ve edebiyatçıların ilgisini çekti. Özellikle de Nurettin Topçu’nun… Türkiye’de Nurettin Topçu denince akla Bergson geliyor. Neler söylersiniz bu hususlarda?
Türkiye’de Bergson felsefesi aslında sanıldığından daha geniş bir kitleye hitap etmiştir. Mesela onun hakkında ilk müstakil eseri bir materyalist ve evrimci olan Dr. Subhi Edhem kaleme almıştır. 1919’da yazılan eser latin harflerine de aktarılmıştır. Daha sonra bir diğer meşhur şahsiyet Rıza Tevfik, Bergson hakkında makaleler yazmıştır. Rıza Tevfik, Subhi Edhem’den çok daha derinlemesine Bergson’u incelemiş ve onun spiritüalizm ve sezgicilik vadisinde yeni ve taze bir çığır açtığını söylemiştir.
Bu iki düşünürün ardından Türkiye’de asıl Bergsoncu çevre 1921 yılında çıkmaya başlayan Dergah dergisi ile oluşmuştur. Burada Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Şekip Tunç, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Mehmet Emin Erişirgil tarih, edebiyat, felsefe, psikoloji ve medeniyet alanında Bergson’dan taze ilhamlar alarak Türk düşüncesinde Bergsonculuk akımını inşa etmişlerdir. Dergah dergisinin felsefi ve metafizik konumunu Mustafa Şekip Tunç’un tercümeleri ve telif makaleleri belirlemiştir. Mustafa Şekip, Gökalp karşısında şahsiyeti merkeze alan, pozitivizmi eleştiren, vitalist ve spiritüalist bir tutum sergilemiştir. Baltacıoğlu ise Bergson’un akıl karşıtı olmadığını onun felsefesinin akıl söz konusu olduğunda suprarasyonalist olarak tanımlanmasının daha doğru olacağını söylemiştir. Bu yaklaşımlar Türkiye’de Bergsonculuğun kendimize özel ve özgü şekilde milli mücadele ortamında bir ümit felsefesi olarak da algılandığını göstermektedir.
Daha sonra Ziya Somar ve Nurettin Topçu ile Bergsonculuğun üçüncü devresi diyebileceğimiz bir dönem gelir. Sorunuz Topçu üzerine yoğunlaştığı için onun üzerinde durmaya çalışalım. Topçu, devlet bursuyla Fransa’ya felsefe okumak için gönderilmiş ve orada çok verimli bir formasyon kazanmıştır. Maurice Blondel’in aksiyon felsefesi ile Hallac’ın görüşlerini felsefi olarak izah etmeyi başaran bir ahlak kuramı ortaya koymuştur. Bu ahlak aynı zamanda bir ahlak metafiziğidir. Merkezinde hareket kavramı bulunur. Hareket sıradan bir kıpırdanış değildir. Hareket insanla Allah’ın bir terkibidir. İsyan kavramı da aynı şekilde Allah’ın bendeki isyanıdır. O yüzden buradaki isyan kavramı da sıradan bir başkaldırı veya kural, kanun tanımazlık değil ilahi iradeye teslimiyet ile tam bir özgürlüktür. Özgürlük zulme ve haksızlığa isyan etmektir. İsyan ahlakı tezi konformizme, anarşizme ve sosyolojizme de bir isyan ve eleştiri mahiyetindedir. İşte Topçu’nun Bergson’la buluştuğu nokta da pozitivizm, materyalizm, natüralizm, konformizm vb. görüşlerin eleştirisi ve insanı maddeye ve toplumsal otomatizme hapseden görüş ve baskılara isyan şeklinde özetlenebilir.
Son olarak neler söylersiniz?
Felsefe de medeniyet gibi bir temessül ve temellük meselesi ve faaliyetidir. Felsefede özne olarak kültür ve medeniyet hayatının vicdanı ve bilinci olacak bir eylem ve etkinlik ortaya koymaya mecburuz. Aksi takdirde felsefeyi sadece tercümeler üzerinden gerçekleştirilen ve bir tarz bayicilikten ibaret bir faaliyet olarak görmek gibi bir vehme saplanabiliriz. Bir cümle ile meramımı ifade etmem gerekirse medeniyetimizin evrensel mahiyetini ortaya koyacak, etik bir medeniyet felsefesi tasavvur ve tahayyülümüzü tahakkuk ettirebilmeliyiz. Bunun için hem kendimizi hem de dünya kültürünü tanımak ve açık bir bilinçle yeniden üretmek durumundayız. O yüzden medeniyet boşlukta oluşmaz oluşturulamaz diyoruz. Zira gerçek medeniyet yüce değerlerin yurdu olduğu gibi yüce değerlere itibar eden her toplum da medeniyet hamlesi yapmaya aday olmuştur ve olacaktır. Umarım ve dilerim ki o medeniyet hamlesinin yurdu ve öznesi olalım. Teşekkür ederim!

Biz teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Prof. Dr. Levent Bayraktar
- 1972’de Ankara’da doğdu.
- İlk, Orta ve Lise tahsilini burada tamamladı.
- 1989’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi.
- Buradan sırasıyla 1993’te lisans, 1997’de yüksek lisans ve 2003’te de doktora derecelerini aldı. 1995’te mezun olduğu Fakülte ve Bölümde Araştırma Görevlisi, 2004’te Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde Yardımcı Doçent, 2011’de de Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü’nde Doçent ve 2017’de de aynı bölümde Profesör oldu.
- Bölümün kuruluşunda rol alarak 2011-2014 yılları arasında Felsefe Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. Halen Felsefe Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığını sürdürmektedir.
- UFAD Uluslararası Felsefe Araştırmaları Derneği, İLESAM üyeliklerinin yanı sıra Türk Felsefe Derneği Yönetim Kurulu üyesidir.
- Türk Yurdu, Bizim Külliye, Felsefe Dünyası ve Metafizika dergilerinin yayın kurullarında yer almaktadır.
- Yahya Kemal Enstitüsü Mecmuası, Kurgan Edebiyat, Lapsus, Yeni Türkiye, Düşünen Siyaset, Başka, Hece Öykü, Referans, Gelenekten Geleceğe, Yeni Balkan, Dil-i Halvet, Millî Mecmua gibi akademik, kültürel ve popüler dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
Yayımlanmış eserleri:
- Bergson’da Ruh-Beden İlişkisi, Dergâh Yayınları, İstanbul 2010, 2. Baskı Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2020
- Felsefe ile, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2014, 2. Baskı 2016
- Türk Düşüncesinden Portreler, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2014, 2. Baskı 2016
- Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Felsefe, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2016
- Felsefe ve Tasavvuf, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2016
- Medeniyet ve Felsefe, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2016
- Bergson, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2016
- Subhi Edhem, Bergson ve Felsefesi, (Haz. Levent Bayraktar, Zeynep Tek), Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya 2014
- Bergson’dan Mustafa Şekip’e “Gülme” (Zeynep Tek ile beraber), Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2015
- Kenan Gürsoy, Birleyerek Oluşmak, (Haz. Levent Bayraktar, Fulya Bayraktar), Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2014, 2. Baskı 2016
- Kenan Gürsoy, Crescere aspirando all’unità -Dialoghi sul sufismo e sulla filosofia-, a cura di Levent Bayraktar Fulya Bayraktar, Traduzione di Elettra Ercolino, Armando Editore, Italia, Roma 2016
- Türk Felsefesi (ed), Kırmızılar Yayınları, Eskişehir 2018
- Levent Bayraktar, Yeliz Yayıntaş (ed), Bakü’den Balkanlara Halvetilik III, Aktif Düşünce Yayınları, Ankara 2019, 224s.

Teşekkürler, ne iyi ettiniz de paylaştınız. Felsefe ve sorunlarına ilgi duyan arkadaşlarıma da göndereceğim. Yazara ve emeğine saygıyla.
Bergson felsefesini tanımak isteyenlere çok özlü bir röportaj.. teşekkürler Hocam