Heyula Varlık

Günümüzde Varlığın yerini sahte-Varlık almıştır. Bu sahte veya heyula Varlık, ideolojilerdir. Çünkü ideoloji, bir varlık anlatısı oluşamayan durumlarda gece baskını yapar. Mevcudiyetini, karşı çıktığı bir yapıdan alır. İdeolojiyi bir boksöre benzetirsek, rakibine vurdukça, büyür, rakibi olmasa, varlığından söz edilemez. Örneğin İslamcılık ve Kemalizm varlıklarını karşıtlıktan aldı. İşte şimdilerde de Varlık geri çekildiği için bu boşluğu heyula/sahte varlık aldı. Otantik Varlığı geri ittikçe ideolojiler palazlandı ve kendilerini Varlık olarak dayattılar. Kısacası heyula Varlık kapıya daha fazla kilit taktı ve Varlık ile irtibatı kesti.

Şimdilerde heyula Varlık olarak, gerçeğin yerini istila eden ilk örüntüler ideolojilerdir. İdeolojiler varlığını kesin inançlardan alırlar. Kesin inançlar, esnekliğe yer vermeyen zihinsel hazır oluşlardan dolayı, farklı bir kişilik örüntüsünün oluşmasına da zemin hazırlar, hatta onu sürekli besler durur. İdeolojileri gerçekte düşünceler değil, fanatikler ve dogmatikler ikame eder. Bu, Varlığın yerini alan bir örüntüdür; fanatizm ve dogmatizm baskındır artık…

Günümüz insanının dayandığı temel, ideoloji değilse, kendini sevmesi, ben seviciliği/narsizmdir. Narsizm de gerçekte bir ideolojidir. Dünyanın merkezine kendini koyma ve onun etrafında yeni bir evren kurma ideolojisi, zihinsel bir eylemdir pek tabii. Richard Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü adlı kitabında insanın kendini mahrem alanında var etme eğilimi ile karakterize olan modern benliğe tam da bu baglamda dikkat çeker. Bu benlikte dış dünya, adeta bireyin iç dünyasına çekilmiştir ve her şeyi kendi iç dünyasından okuyan insan, hayatta karşılaştığı olguları kendi ilgilerine göre değerlendirip tavır almaya mahkûmdur. Bireyin kamusal yaşama psikolojik angajmanının zayıfladığı, buna karşın özel alanın öneminin giderek arttığı günümüzde, kişinin kendisiyle ile ilgili olmayan şeylerle bağı zayıflamıştır.  Bu modern benlik çarpıcı şekilde “bu kişi yada olay benim için ne ifade eder?” veya “ona karşı ne hissediyorum?” turu sorularda kendini gösterir. Bu durum bir bakıma kayıp varlığın yerini işgal eden benlik büyümesidir. İnsanın bireysel yaşamı, bencilliği ve istekleri Varlığı iterek, onun yerini almaya başlamıştır.

narsist

Bir zemin kayması olduğu açıkken, bu durumu da örtecek aygıtlar çoktan üretilmişti. Medya, ve sanal dünya tam da bu görevi ifa etmektedir. Baudrillard’a göre, simülasyon, teknolojinin ve medyanın aşırı etkinliğinin arkasına gizlenerek, insanları sosyal gerçekliğin buharlaştığına ve gerçekliğin yerine sanal durumun egemen olmaya başladığına ikna etmeye çalışır.  Biraz daha derinleştirirsek, varlığın, denizdeki gel-git misali gittiğini ancak geri gelmeyip onun yerini ideoloji ve narsizmin işgal ettiğini dahası bunun da çok doğal ve normal olduğunu teknoloji ve sanal dünya hatta medya yapmaktadır. Böylece simülasyon, kurgusal dünya, reel dünyanın kaybını da göstermemektedir. Bugün sanal dünya gerçek dünyayı teslim almış durumdadır. Oradaki yorumlar, beğeniler gerçekten daha gerçek işlevi görmektedir. Bu bile zaten, bırakalım varlığın heyula oluşunu, insanın gerçek olmayan dünyada salindigini teyit etmektedir. Neredeyse toplumun nabzını sanal dünya tutmaktadır. Peki, bu durumda hangisi gerçek, hangisi hiper-gerçek? Bir başka deyişle, sanal dünya, bildik dünyayı dört elle teslim almamış mıdır? Sanal dünya, Varlığın işgal edildiğini göstermediği gibi, kendisi de el çabukluğuyla, ideoloji ve narsizmin yol arkadaşı olarak Varlık işlevini üstlenmiş gibi bir intibaa bırakmaktadır.

simül

Turner, (insanî) bedenin, doğa ve kültürün kesişme noktası olduğuna dikkat çekmişti. Heyula varlığın da en iyi ifade mekanının beden olduğunu söyleyebiliriz. İdeolojiyi belki de en iyi kıyafet ve beden dili dışa vurur. Narsizmi de beden üzerinden hemen tanırız. Zaten simülasyon veya kurgu, beden üzerinden bir manipülasyondur. Bu nedenlerden dolayı, heyula Varlık en iyi görünürlüğünü beden üzerinden gösterir ki, buradaki vurgu da, Varlığın ruhsal veya tinsel boyutunun ya az temsil edildiğini ya da etki gücünün azaldığını gösterir, zaten ideolojiler inançlar ve katı kanılardan beslenir demiştik. Narsist ruhun organizasyonu bozulduğu için de, yatırımı doğrudan bedene yapar.

Hem ideolojiler, hem narsist yapılanmalar hem de simülasyon zayıf iradeli, görünüşte özgür gerçekte fazlaca bağımlı birer kimlik üretmektedir. Bunu Hıristiyan anlatı, arınma terminolojisi eşliğinde, cinsellik üzerinden bir tür yeni ben teknolojileri ile duyurmustu.  Foucault’ya göre ritüel yoluyla insanlar özellikle cinsellikle ilgili günahlarını itiraf ederek, ruhlarının saflığa ve temizliğe kavuştuğuna inandırılır. Dinin kurumsallaşmış bir sembolü olan kilisenin iktidarıyla çalışan bu itiraf mekânizmasıyla Foucault’nun “ben teknolojileri” ismini verdiği bedenleri değiştirme yoluyla benlik yaratma projesi de uygulanmış olur. İdeolojinin birer neferi olmak da, başka sistemleri eleştirerek gücün mevcut yapıda olduğunu itiraf etmek de, bir arınma sürecinin başlamasıdır. Gerçekte bu bir arınmadan ziyade, `körleşme politikasına` adım atmaktır. İdeolojilerdeki öznellik, narsist yapıda zaten vardır. Kamusal olanın veya toplumsalın hatta Varlığın askıya alınarak öznelliğin öne çıkarılmasıdır bu.

fanatik

Otantik Varlık ile araya mesafe konulurken, insan varoluşunun iradesi ipotek altına alındı. Foucault`nun ben teknolojileri dediği bu benliğin üretilmesi durumu `etkisiz irade` ile gerçekleştirildi. Foucault, “Neden her kişi kendi hayatını bir sanat yapıtına dönüştürmesin? Neden şu ev ya da lamba bir sanat yapıtı olsun da benim hayatım olmasın?” sorusunu sorarken, bedenin arzularını kontrol yoluyla, ruhları teskin etmeyi ve böylece yeni benlikler teşekkül ettirebilmeyi ima eder. Dolayısıyla düşünür, bedenlerin sömürülmesini de aynı mantık üzerinden kurgular. Arınmayı düşünmeyen ruhların bedeni de sömürülmenin nesnesi olacaktır. Kapitalist dünyanın pazarında ideolojiler hem kar ortamı hem de bedenleri pazara daha kolay taşıyan enstrümanlardır. İdeolojiler gerçekte, birer yeni ben teknoloji çarklarıdır. Bu çarklar ile doğallık bozulmaktadır ve sonra istense de fabrika ayarlarına dönülememektedir. Bu tahrifat, heyula Varlığa hizmet ederken, sermayeden yani Varlıktan malzeme kaçırmaktadır.

Bundan böyle şahsiyet ve kişilik oluşumundan söz etmek de beyhudedir. Zira şahsiyet eğitimi, bir tür irade terbiyesidir de. Heyula varlıktan güç alan insan için kimliklerden bahsedilebilir. Eşgali, dili, medeni durumu gibi kabaca onu bir başka insandan ayıran ve bilhassa da millet/ulus kavramıyla ilintili kimlikler öne çıkacaktır. İdeolojiler birer alt kimlik, narsizm, ben merkezci bir kimlik ve simualasyonlar/kurgular da kimlikleri önemsizleştiren birer oluşumlardır.

hapis

Aliye Çınar KÖYSÜREN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir