Hıdır Bey, Ersin Nazif Gürdoğan ile tanışma öykünüzden bahseder misiniz? Ne zaman ve nasıl tanıştınız?
Bundan hemen hemen otuz yıl kadar önce, adını en güzel kitap adlarından biri olarak addettiğim “Görünmeyen Üniversite” ile tanıştım. “Görünmeyen Üniversite”, kitabın bütününü özetleyen iki kelimelik sehl-i mümteni (yoğun ve özlü anlatım) edasında bir ifadeydi. Bu kitap, bir muhitle ve bu muhitin insan üzerinde tesir oluşturan atmosferiyle ilgili bilgiler taşımanın yanı sıra Ersin Nazif Gürdoğan’a ait biyografik unsurlar da barındırıyordu. Yine aynı yıllarda Nazif Hoca’nın “Hicaz’dan Endülüs’e” adlı kitabını da okumuştum. Bu kitapta da öğretim üyesi olarak bulunduğu Cidde’deki hatıralarıyla Mekke ve Medine ziyaretlerine ilişkin bilgi ve hissiyatı ile ayrıca burada iken Endülüs bölgesine gerçekleştirdiği bir gezinin intibaları yer alıyordu. Buna ilaveten 90’lı yıllarda yayımlanan “Günler Akarken” adlı kitap da bir hatıra kitabı olarak Ersin Nazif Gürdoğan’ı yakından tanıma imkânı sunuyordu. Okuduğum kitapları ve bu kitaplarda yer alan biyografik unsurlar Ersin Nazif Gürdoğan Hoca’yı yakından tanımama vesile olmuştur. Bunun yanında düzenli olarak Yeni Şafak’taki köşe yazılarını da takip ederdim. Köşe yazıları, niteliği itibarıyla bir yazarın duygu ve düşüncesini günlük gelişmeler paralelinde tanıma imkânı verir.
Ersin Nazif Gürdoğan’la tanışmamız ise daha yakın zamanlardadır. Mehmet Âkif İnan ile ilgili gerçekleştirdiğim kitap çalışmalarım sırasında kendisine başvurdum. Bir söyleşide Mehmet Âkif İnan’ın gençleri akademik çalışmalara teşvik ettiğini, akademik ilerleyişlerini takip ettiğini, akademik ilerleyişini takip ettiği isimlerden birisinin de Nazif Gürdoğan olduğunu okumuştum. Nazif Hoca’yla görüştüm, kendisi bana çok yardımcı oldu, çalışmamı ikmal edebilmem için çeşitli isimler de önerdi. “İz Bırakan Öğretmen Mehmet Âkif İnan” kitabı dolayısıyla Nazif Gürdoğan Hoca’yla tanışmış olduk. Bilahare görüşmelerimiz sıklaştı.
Gürdoğan ile ilgili bir kitap hazırlama fikri nasıl doğdu? Sizi böyle bir çalışmaya iten sebepler hakkında neler söylersiniz?
Mehmet Âkif İnan Vakfı tarafından 2020 yılında başlatılan benim de jüri üyeleri arasında bulunduğum Mehmet Âkif İnan Ödülleri kapsamında Kültür, Sanat ve Edebiyat Ödülü Ersin Nazif Gürdoğan’a verildi. Bu süreçte Nazif Hoca ile birkaç görüşmemiz oldu. Mehmet Âkif İnan ile ilgili yaptığımız yayınlardan da haberdardı. Benim biraz eli çabuk olduğumu görünce kendisiyle ilgili yapılan bir çalışmanın akim kaldığından, tamamlanamadığından söz etti. Bende bu çalışmayı tamamlama fikri uyandı. Ancak Nazif Hoca’nın bir biyografisi yoktu. Onun hakkında bir biyografi yazacak kadar bilgim ve kaynağım vardı. Yazıp kendisine gönderdim, eksik kalan kısımlarını tamamladık. Ardından çalışmanın diğer bölümlerini planladım ve çalışmaya başladım. Bu tür çalışmalarda çeşitliliği oluşturan ve lezzeti artıran husus, ısrarlı takiptir. Nazif Hoca’nın hayatını, kişiliğini, düşünce dünyasını, eserlerini değişik cephelerden yorumlayan ve bir araya geldiklerinde kıymetli bir bütünü oluşturan yazılar, ancak ısrarlı takiple bir araya getirilir. Biz de öyle yaptık.

“Bir Güzel İnsan Nazif Gürdoğan” özenle hazırlanmış kapsamlı bir kitap. Yetmiş civarında yazarın yazısı kitapta yer almış. Bu isimleri seçerken nelere dikkat ettiniz? Kitabı hazırlama esnasındaki ölçütleriniz nelerdi?
Bir kısım yazılar yaklaşık 50 yıllık bir süre içerisinde çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılardı. İfade ettiğim gibi Nazif Gürdoğan’ın hayatını, düşünce dünyasını, eserlerini ele alan yazılardı. Bu yazıların sahipleri onun Edebiyat, Mavera dergilerinde birlikte olduğu yakın arkadaşlarıydı. Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, Atasoy Müftüoğlu gibi isimlerin yanı sıra Ali Haydar Haksal, Şakir Kurtulmuş, Alim Kahraman, Arif Ay, Osman Bayraktar, Osman Koca, Kemal Kahraman, Ali Göçer, Hüseyin Yorulmaz, Recep Garip gibi isimler de geçmişte Nazif Gürdoğan hakkında yazılar yayımlamışlardı. Bu yazıları derledik. Ayrıca Nazif Gürdoğan’ın bir şekilde gerek yazı hayatında gerek akademik hayatında birlikteliği olan ama hakkında yazmamış bulunan isimlerle temas kurduk. Onlardan kendilerinde kalan Nazif Gürdoğan’ı anlatmalarını istedik. Bu şekilde de epeyce yazı oluştu. Bu isimler Nazif Gürdoğan’ı tanıyan, kendisini değerlendirme hususunda kişiliğine, eserlerine vakıf olan isimlerdir. Her biri Nazif Gürdoğan portresinin tamamlanmasına yazılarıyla katkıda bulunmuş; değişik, renkli bir portre, lezzetli bir biyografi kitabı oluşmasına katkı sağlamışlardır. Hepsine müteşekkirim.
Kitabınız Gürdoğan şahsında bir dönemi, bir edebiyat çevresini ve bu çevrenin edebiyatla ilgili çalışmalarını, yayımladıkları dergileri de anlatıyor. Bir dönemin tanıklığı… Bu dönemin edebiyat camiası ve Gürdoğan’ın kurucularından, yöneticilerinden, yazarlarından olduğu Mavera dergisi ile ilgili neler söylersiniz? Ne gibi izlenimler edindiniz Mavera ve o dönem hakkında?
Türkiye’de Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte 1925 yılından itibaren bu milletin öz değerleriyle barışık dergi ve gazetelerin yayınına son verilmiştir. Bu suskunluk dönemi, 1939 yılında Nurettin Topçu’nun Hareket dergisini çıkarmaya başlamasıyla sona ermiştir. Üstat Necip Fazıl 1943 yılında Büyük Doğu’yu çıkarmaya başlar. 1947’de ise Osman Yüksel Serdengeçti’nin Serdengeçti dergisi yayımlanmaya başlar. Bu yayınların Türkiye’de yeniden öze dönüş hareketini omuzlayan nesillerin yetişmesindeki emeği büyüktür. Erdem Bayazıt 1939, Mehmet Âkif İnan, Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Cahit Zarifoğlu 1940, Ersin Nazif Gürdoğan 1945 doğumludur. Bu isimlerin doğduğu yıllarda yayın hayatına başlayan bu dergiler, onların düşünce dünyasının şekillenmesinde büyük tesir oluşturur. Üstat Necip Fazıl ile yakın temas kurar, onun öncülüğünde Büyük Doğu’da ilk yazılarını yayımlarlar. 1960’ta çıkan Diriliş, 1969’da çıkan Edebiyat ve 1976’da çıkan Mavera, bu isimlerin yazı hayatında üç merhaleyi belirler. Bu cümleden olarak, Diriliş çıraklık, Edebiyat kalfalık, Mavera ustalık dönemlerini karşılar diyebiliriz.
“Bir Güzel İnsan Ersin Nazif Gürdoğan” kitabı özel olarak Ersin Nazif Gürdoğan’ı anlatmakla birlikte bir dönemi, bu dönemde çıkan dergileri, bu dergileri çıkaran ve bu dergilerde yazan isimleri de ele almaktadır.

Hıdır Yıldırım
Gürdoğan dediğimizde akla hemen onun çok yakın arkadaşları Nuri Pakdil, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, M. Âkif İnan, Atasoy Müftüoğlu… gibi isimler akla geliyor. Tabii ki Yedi Güzel Adam… Neler söylersiniz?
“Kuş alayıyla uçar.” denilir. Bir kişinin tek başına yetişmesi diye bir şey pek mümkün değildir. Olsa da çok sıra dışı olur. Kişinin içerisinde bulunduğu çevre, ait olduğu muhit yetişmesini etkiler. Edebî akımlara baktığımızda bir şekilde birbiriyle teması olan kişilerden teşekkül ettiğini görürüz. Bir arada olan sanatçıların edebî beğenileri gelişir, sanat anlayışları birbirine yaklaşır, zevkleri incelir. Üretimlerini birbirlerine göstererek daha mükemmel hâle ulaşması için birbirlerini eleştirirler. Böylece gelişme kaydedilir.
Saydığınız isimler Âkif İnan, Atasoy Müftüoğlu ve Nazif Gürdoğan dışında Maraşlıdırlar. Âkif İnan ise lisede onlarla beraberdir. Aynı lisede okumuşlar, lise yıllarında birbirlerinden etkilenmişlerdir. Mesela, aruzla şiir yazan bir genç olarak aralarına katılan Âkif İnan, daha çok Batı edebiyatı çerçevesinde bir edebî yöneliş içerisinde olan diğerlerinin geleneksel edebiyatımıza da kulak kabartmalarına vesile olmuş; onlar da Âkif İnan’ın çerçevesinin genişlemesine ve geleneksel edebiyatın dışındaki edebî ürünlere de ilgi duymasına katkı sağlamışlardır. Nuri Pakdil ağabeyleridir, öncüdür, yol açıcıdır, kahramanlarıdır.
Nazif Gürdoğan’ın ifade ettiği gibi ifade edecek olursak bizim edebiyatımız güzel adamlar edebiyatı, bizim medeniyetimiz güzel adamlar medeniyetidir. İlla “Yedi Güzel Adam” diye Cahit Zarifoğlu’nun şiirinden mülhem olarak ifadelendirilecek olursa, Cahit Zarifoğlu ile birlikte Mavera dergisini çıkaran ekip, birbirine daha yanaşık olmaları hasebiyle “Yedi Güzel Adam” olarak anılmaya daha uygun olur düşüncesindeyim.
Mavera dergisinin kendinden daha önce çıkarılan Büyük Doğu, Edebiyat ve Diriliş dergilerinden ayrıldığı noktalar var mı?
Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat’ın birbirine benzeyen bir özelliği vardır. Bunlar bir kişi ile özdeşleşmiş dergilerdir. Büyük Doğu Üstat Necip Fazıl’ın, Diriliş Sezai Karakoç’un, Edebiyat Nuri Pakdil’in dergisidir. Bu dergilerin yönünü, hızını, periyodunu öncüleri belirler. Mavera ise bunlardan farklı olarak bir ekip dergisidir. Biri diğerinden daha öne çıkmayan, istişare ile yönetilen bir dergidir. Ersin Nazif Gürdoğan Büyük Doğu, Diriliş ve Edebiyat’ın destekleyicisi, Mavera’nın kurucularından birisidir. Ersin Nazif Gürdoğan bir yazar olarak Mavera dergisi ile birlikte edebî kamunun önüne çıkmıştır. Mavera’da söyleşiler, tercümeler de yayımlamış ayrıca derginin Türkiye’de ve dünyanın değişik ülkelerinde yayılması için de çaba göstermiştir.
Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera gibi dergiler aynı zamanda bir okuldur. Düşünce ve sanat dünyamıza yüzlerce isim kazandırmışlardır. Bugün bu dergilerin mecrasında 1987 yılında yayın hayatına başlayan Yedi İklim ve 1997 yılında yayın hayatına başlayan Hece, emin adımlarla ilerlemektedirler. Bunun yanında daha yakın zamanlarda yayın hayatına başlayan ve düşünce dünyamızı zenginleştiren pek çok dergi, bu mecrada yayınını sürdürmektedir.
Hıdır Bey, kitabınıza aldığınız farklı yazıları okuduğunuzda nasıl bir Gürdoğan’la karşılaştınız?
Muhitinin insanı ile karşılaştım diyebilirim. Nazif Hoca, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde dünyaya gelmiştir. Yunus Emre, Taptuk Emre, Mevlana, Nasrettin Hoca, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli bunlar Orta Anadolu’yu mayalayan ve bir gönül iklimi oluşturan Anadolu erenleridir. Bunların oluşturduğu atmosfer hâlâ Anadolu’yu ışıtmaktadır. Nazif Hoca işte bu atmosferde, Anadolu’da temerküz eden bin yıllık medeniyet birikiminin şekillendirdiği bir şahsiyet olarak yetişmiştir. Nazif Hoca’da; Yunus Emre’den, Taptuk Emre’den, Nasrettin Hoca’dan, Hacı Bektaş-ı Veli’den, Hacı Bayram-ı Veli’den mutlaka izler görürsünüz. Çok geniş bir çevre, yardımseverlik, bilgiyi paylaşma, işi kolaylaştırma, zorluğu değil kolaylığı gösterme, tebessüm, hüsnüniyet; bunlar Nazif Hoca’nın alametifarikasıdır. Bunlarla metinlerde çokça karşılaştım.
Görünmeyen Üniversite, Teknolojinin Ötesi, Günler Akarken, Kirlenmenin Boyutları, Zamanı Aşan Şehirler, Hicaz’dan Endülüs’e, Dünya Bir Şehirdir, Nazif Hoca’nın hemencecik akla gelen kitapları. Bu kitaplar farklı konuları ele alıyor. Ne söylersiniz bu hususta?
Nazif Hoca’nın eserleri üç kategoride ele alınabilir: akademik eserleri, akademik çalışmalarını kendi medeniyetimizin birikimiyle yeniden yorumladığı eserler, gezi yazısı türünden yazılarla şehir ve medeniyet ilişkisini ele aldığı yazıların yer aldığı eserler.
“Üretim Planlamasında Doğrusal Programlama ve Demir Çelik Endüstrisinde Bir Uygulama”, “Ticari ve Sosyal Açıdan Proje Değerlendirme Yöntemleri”, İşletmelerde Yatırım Yönetimi” akademik kitaplarıdır. “Teknolojinin Ötesi”, “Kültür ve Sanayileşme”, “Kirlenmenin Boyutları”, “Görünmeyen Üniversite”, “Günler Akarken”, “Girişimcilik ve Girişim Kültürü”, “İki Dünyanın Hesaplaşması”, “Düşünceyi Eylem İçin Bilmek” ikinci türden kitaplarıdır. Hicaz’dan Endülüs’e, Zamanı Aşan Şehirler, New York’tan Los Angeles’a Yeni Roma, Dünya Bir Şehirdir, Her Şehir Bir Dünyadır ise gezi yazısı, şehir kitabı türünden kitaplarıdır.
Tasavvufi öğretinin Nazif Gürdoğan’ın hayata, olaylara bakışında önemli bir etkisi vardır. Üretim-tüketim ilişkilerini ekonomi biliminin ilkelerine göre değil, bizim medeniyetimizin öğrettiği, tasavvufun incelttiği şekilde ele alır. Pazarlama, yatırım, finansman gibi teknik konuları edebiyat ve medeniyet gibi bizi ele alan başlıklarla uyumlandırarak inceler. Şehir konusundaki yorumlamaları özgündür. Farklı bir disiplinden hareket ederek yol alır. Bu yönüyle Sezai Karakoç’a benzer.
Çok cepheli bir mütefekkir olan Sezai Karakoç; şiirden hikâyeye düşünceden denemeye kadar uzanan geniş bir yelpazede eserler vermiştir. Sezai Karakoç yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Mali Şubesinde (Maliye Bölümü) tamamlamıştır. Karakoç; din, tarih, sosyoloji gibi alanların yanı sıra ekonomi gibi teknik bir alanda da çok önemli tespitlerde bulunmuştur. Üretim-tüketim dengesi, sermaye-emek ilişkisi, lüks-israf, zekât-gelir dağılımı ve kazanç-faiz gibi meseleleri inceleyen Karakoç, bu konularda çeşitli teklifler de ortaya koymuştur. Bir mühendis ve işletmeci olarak aynı konularda düşünce üreten Nazif Gürdoğan, Sezai Karakoç’un bu yönü ile örtüşen bir çizgi ortaya koymaktadır. Gürdoğan, bu yönüyle Mavera dergisinde birlikte olduğu arkadaşlarından da farklılık arz etmektedir. Onlar edebiyatın daha baskın olduğu bir kimlik ortaya koyarken Gürdoğan, Sezai Karakoç’u yenileyen bir yaklaşımla daha geniş bir pencereye sahip “düşünür kimliği” ile öne çıkmaktadır.
Kitaptaki yazıların Gürdoğan üzerinde mutabık oldukları noktalar var mı? Mesela kişiliği, hayata bakışı, çalışma şekli…
Yaklaşık yarım asırlık bir zaman diliminde yazılmış olan yazıların ilklerinden başlayarak kitabı hazırladığımız dönemde yazılan yazılar da dâhil olmak üzere tamamı birbirini tamamlayan yazılardır. Yazılarda, hiç kimseyi kırmayan, mütevazı, çok geniş bir okuma evrenine sahip, kendini güncellemeyi başarmış, dünyanın gidişatını okuyabilen ve geleceğe yönelik öngörülerde bulunabilen bir aydın kimlikle karşı karşıya kalınmaktadır. Nazif Gürdoğan’ın temas kurduğu herkeste olumlu intibalar bıraktığı görülmektedir. Ayrıca Nazif Hoca anlık tanışmaları kalıcı dostluklara dönüştürmede de oldukça mahirdir. İlişki yönetiminde ustadır. Candan ve samimi davranır.
Hıdır Yıldırım kitabı hazırlamadan önce Gürdoğan hakkında neler düşünüyordu? Kitabı hazırladıktan sonra düşüncelerinizde değişiklikler oldu mu?
Bazen insan eserle müellifi arasında çok büyük bir farkla karşılaşır. Yazar idealize ettiği düşüncelerini eserinde dile getirir ancak kendisi dile getirdiği düşüncenin insanı değildir. Okuyucu hayal kırıklığına uğrar, eserlerini okuyup beğendiği yazarla tanışmamış olmayı diler. Nazif Hoca eseriyle bütünleşmiştir. Eserlerinden tanıdığımız, şahsen tanıştığımız, birlikte çeşitli programlara katıldığımız, vakit geçirdiğimiz Nazif Gürdoğan; eserlerinde ortaya koyduğu paradigmanın/eserlerindeki değerler dizisinin insanıdır, eseriyle mutabıktır. Bizim kitabımızda yer alan yazılarda anlatılan Nazif Gürdoğan da aynen böyledir. Nazif Hocayla ilgili düşüncelerimiz değişmemiş, pekişmiştir diyebilirim.
Kitabı hazırlarken Gürdoğan’ın teşvik ve tavsiyeleri oldu mu? Bahseder misiniz?
Kitap için yazı talebinde bulunabileceğimiz isimler konusunda yardımcı oldu. Ayrıca kendisine yazılmış mektupları verdi. Hayat hikâyesindeki eksikliklerimizi gidermemizde yardımcı oldu.
Son olarak neler söylersiniz?
Bizim önümüzden yürüyen, bize yol açan, iz bırakan büyüklerimizi yakından tanımalıyız. Onları yakından tanımaya vesile olacak eserleri yazmalı, bu türden eserleri okumalı, çocuklarımıza okutmalıyız. Bu aynı zamanda bir vefanın da gereğidir.
Teşekkür ederim.
Hıdır Bey biz teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Hıdır YILDIRIM
- 1972 yılında Kütahya’da doğdu.
- İlkokulu, Evliya Çelebi İlkokulu’nda bitirdi. Ortaokulu ve liseyi Kütahya İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladı.
- Dumlupınar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu.
- Bir süre gazetecilik yapan Yıldırım, 1998 yılında öğretmenliğe başladı. Kütahya’da ve Ankara’da çeşitli okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.
- 1998-2017 yılları arasında Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen’de çeşitli sendikal görevler üstlendi. Bu süreçte Eğitim-Bir-Sen Yayınları’ndan çıkan çeşitli kitapları yayına hazırladı. Yıldırım, Mehmet Âkif İnan’ın gazete ve dergilerde kalmış yazılarının kitaplaştırılması projesini yürüttü.
- Yurt içi ve yurt dışında sempozyumlar düzenledi, başta Hece, Yedi İklim, Eğitime Bakış olmak üzere çeşitli dergilerde makaleler yayımladı.
- 2017 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu üyeliğine seçildi.
- Evli ve iki çocuk babasıdır.
- “100 Soruda Sendikacılık ve Eğitim-Bir-Sen”, “Bir Duruş Adamı Erol Battal [2 cilt]”, “Bilge Sendikacı Mehmet Akif İnan [2 cilt]”, “İz Bırakan Öğretmen Mehmet Akif İnan [2 cilt]” , “Eğitim-Bir-Sen Tarihi [5 cilt]”, “Memur-Sen Tarihi [4 cilt] yayımlanmış kitapları arasındadır.




Son Yorumlar