İki Gözümün Çiçeği

Kars’ta sevdalandım ben. Güneşli bir demde, metal rengi bulutlar ayaza çalarken bir güzele vuruldum. Akça pirinç beyaz bir karın içinde yeşeren; kara sevda üstelik.

Hiç unutmam güneşli bir gündü. Kars için karlı, fırtınalı, tipili günler sıradandı. Asıl farklı olan güneşli günlerdi. Faikbey Caddesi’nden yukarı çıktım. Sevgililerin buluşma adresi olan ‘Aslan Heykeli’nin dibinde bir güzel gördüm. Kırmızı bir manto vardı üstünde. Sarı saçları, çimen yeşili gözleri vardı.

Birkaç tur attım. Halen oradaydı. Bekliyordu. İçim gitti. Birini bekliyor gibiydi yüzü. Gelmeyen birini! Durmadan saatine bakıyor, yüzünde acemi bir şaşkınlık beliriyordu. İlk kez bekler gibi.

Deli çağımdayım. Biraz da serseri. Islak, jöleli saçlarıma bir ağrı vurdu. Dayanamadım, yüzsüzlüğüm cesaretimi de körükleyince yanaştım yanına:

“Kusura bakmayın, çok beklettim galiba!” dedim, tebessümle yüzüme bakıp:

“Yok canım, ben de yeni gelmiştim zaten.” dedi.

Yürüdük biraz. İşler yolunda gibiydi. İleride Kafkas Pastanesi’nin üst katına çıktık. O heyecanlı, ben tedirgin. Oturduk karşılık deri koltuklara; aramızda ahşap suratlı, kare bir masa.

Başımızda dikilen beyaz gömlekli garsona:

“Üçü bir arada, yanına az sufle, lütfen!” dedi.

“Ben de.” dedim. Lütfensiz!

Konuşmasından İstanbullu olduğunu hemen anlardınız. Kibardı. Umman gözleri yutar gibi bakıyordu.

“Düşündüğümden çok daha güzelsiniz.” dedim. Kars’ın ayazına inat güldü o da. Hiç gerek yokken bir de teşekkür etti.

O günden sonra birkaç kez daha buluştuk. Ne hikmetse o da sevdalandı bana. Faikbey Caddesi’ni el ele tutuşup turladık sonra. Kafkas Pastanesi’nin müdavimleri olduk. Kahvenin yanına az sufle istemek gibi huylar edindim. Aslan heykelinin dibindeki acemi sevgililere bakıp bakıp güldük. Kars Kalesi’ne çıkıp tükürük yarışı yaptık. Eşit çıkıyorduk her seferinde. Eşit seviyorduk. Eşit donuyorduk yalnızlıkta. Eşit…

Okul bitti, biz bitmedik. Gittikçe çoğaldık. Aileleri de işe dâhil ettik. Seviyoruz dedik. Tamam deyip, yol verdiler.

O günden sonra, Kars’taki güneşli günün hatırına; ne ben ona o gün kimi beklediğini sordum ne de o bana. İkimizde kader kurgusunun memnun oyuncularıydık.  Bir yere kadar! Son nefes de olabilir.

Şimdi elimde bir demet çiçek yol alıyorum. Biliyorum sevileni fazla da bekletmemek gerek. Mezar taşından bana gülüyor iki gözümün çiçeği. Sarı saçları, çimen yeşili gözleri kara toprağa rağmen hiç değişmemiş! Nasıl da yutuyor umman gözleri, nasıl da seviyor tatlı dilleri, nasıl da…

Recep TURAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir