“Gerçek şüpheler inançlarımızı sarsacak olaylarla karşılaşınca ortaya çıkarlar.” Peirce.
1870’lerin sonlarında Charles Sanders Peirce (1839-1914) yazdığı makalelerde inançların belirsizliğini açıklayarak, şüphelerin ortadan kaldırılması ve inancın doğru sabitlenmesi konusunda bazı yöntemlerden söz eder.
Peirce şüpheden kurtulma ve inancın sabitliğe ulaşma sürecini “soruşturma” olarak adlandırır. “İnançlarımız alışkanlıklarımızdır. Tüm alışkanlıklarımızdan kökten bir biçimde vazgeçmek mümkün değildir” diyen Peirce, insanı şüphelerden arındıran ve inançları sabit kılan yöntemleri şöyle açıklar:
En başta “inatçılık” yöntemi gelir: Akılcılıktan uzak, sabit, değişmez fikir sahibi olma haline verilen addır. “Bir konudaki kanaatimizi sabitlemek istediğimizde, bu fikrimize karşı çıkabilecek her şeyi ve herkesi reddeder ve akılcı bir tartışmaya girmekten kaçınırız” der Peirce. Ona göre, akılcılıktan uzak bu yöntem inatçı kişilere bazı avantajlar sağlar: “Bir kanaate ilişkin sarsılmaz ve değiştirilemez bir inanç beslediğimizde, buna karşı olanları ret ederek, beraberinde zihinsel rahatlığa ve huzura kavuşuruz.” İnancının yanlış olabileceğine dair en ufak bir şüpheye dahi yer vermeyen sorgulamasız direnme duygusunda, karşıt görüşlere hiç kulak verilmez…Bu yöntem, inançların sabitlenmesi için arzu edilir bir yol değildir. Kullanılacak bu yöntem kişiyi akılcı tartışmadan uzak tuttuğu için yanlış inanca/bilince ve bağnazlığa (taassuba) götürür.
Peirce’ın incelediği ikinci yöntem “otorite” yöntemidir: Bir toplum ya da grup içerisinde inançlardan şüphe edilmesine engel olan ‘sistemli kurumlar’ vardır. Bu kurumlar inançları sabitlemeye çalışırlar. Peirce bu yöntemi ilkine göre daha etkili görür. Ceza korkusu ve otoritenin dayatması sonucu kabul edilen bu inançta, egemen inanç dışındaki tüm farklı inançlar cezalandırılacaktır. Otorite, kendi inançlarını bireylerin bilincine yerleştirir ve bireylerin bu inanç etrafında sosyal düzen içinde kalmasını sağlar. Ancak sorulacak soru, bu yöntemin ne kadar istikrarlı olduğudur. Peirce buna olumsuz yanıt verir: “Zira farklı zamanlarda farklı otoriteler altında farklı yaklaşımların savunulduğu görülür, insanlar kendilerine, kendi inançlarının neden daha üstün olduğunu sorarlar ve bu da yine şüpheye yol açar.“ Öyleyse otorite yöntemi de yetersizdir. Benzer bir çıkarımı Wittgenstein (1889-1951) de yapmıştır: “Bizler bir topluluğun içerisinde belli şeyleri doğru sayar ve bu kuralları izleriz” demişti. “Kural izleme” olarak adlandırdığı bu yöntem, toplumsal düzen içinde öğrenilen pratik bir yoldur. Yapılan davranışların nedenine ilişkin bir sorgulama olmadan sürdürülen bu yaşantıda, bilginin açığa çıkarılması değil, ‘öylesine yaşama’ vardır. Wittgenstein’in “mitoloji” olarak adlandırdığı bu yaşama kültürü, miras yoluyla insanlardan insanlara geçer. Bu ‘mitolojik inançlar’ araştırılarak, sorgulanarak doğruluklarına karar verilen inançlar değillerdir. Kesin inançlılığın merkezinde var olan onun cümlesiyle: “İyi temellendirilmiş inançların temelinde, iyi temellendirilmemiş inançlar vardır.”
Peirce, ele aldığı üçüncü yöntem “doğal tercihler” yöntemidir. Bu yöntemde bireyler için esas olan açık seçik, akla uygun, makul olanı kabul etmedir. İlk iki yöntemdekinin tersine, burada düşünme, tartışma ve bir şekilde reddedilemez olana ulaşma çabası vardır. Aklın esas olduğu bu inanç yönteminde öznel sonuç çıkarma basitçe yapılır. Ancak bu yöntem de sorunsuz değildir. Araştırmacılar, “İnsanlar herhangi bir doğruda uzlaşmış olsalar bile bunun değişme olasılığı her zaman vardır” demektedir. Tarih göstermiştir ki bir kişiye apaçık doğru gelen bir şey, bir başkası için öyle değildir.
Peirce’ın önemsediği esas yöntem “bilim” yöntemidir: “Bizi şüpheden arındırıp, inançlarımızı sabit kılmak konusunda uzun vadede güvenebileceğimiz tek yöntem, bilimsel soruşturma yöntemidir” der. Bu yöntem öznel düşünceler ötesinde, bağımsız olan düşünceye ve inanca gönderme yapar. Bilimsel yöntem sayesinde elde edilen inançlar, herkeste aynı şekilde etki edecek gözlemlerle ve deneyimlerle temellendirilir. Bu inançlar üzerinde ortak bir kamu mutabakatı sağlanabilir. İlk üç yöntemi aşındıran ve amacından saptıran “toplumsal dürtü” burada avantaja dönüşmüştür. Doğruluğu tek tek bireyler değil, sorgulamayı ya da araştırmayı yapan topluluğun (yani bilimsel grubun) çabası belirler. Pierce’nin amaç edindiği bu bilimsel yöntem, ne etiği ne de dini dışlamaz. Ona göre bilim ortak deneyimlere dayanır.
Peki insanlar için inanma ve şüphe etme arasındaki farklar nelerdir? İnanma ile şüphe etme arasında yaşanılan duygular farklıdır. İnanmak bağlılık duygusunu, şüphe etmek belirsizlik duygusunu çoğaltır. Genellikle insanlar şüpheden kurtulmak istemesine rağmen bir inanca sahip olmaktan dolayı rahatsızlık duymazlar; ta ki bu inancı sarsan bir şeyle karşılaşıncaya dek:”Gerçek şüpheler, inançlarımızı sarsacak olaylarla karşılaşınca ortaya çıkarlar…” İnanmak ya da inanç oluşturmak bir alışkanlık iken şüphe etmek böyle bir alışkanlığın olmamasına, belirsizliğe karşılık gelir. Belirsizlik, belli bir durumda hangi davranışın sergileneceğini tam olarak bilememektir.
Peirce’a göre bilme isteğini tatmin eden inanç, doğru bir inançtır.“Doğruluk, araştırmacıların ve sorgulayıcıların beklentilerini karşılayan ve uzun vadede şüphe duyulmayan inançtır!” Peirce gerçekliği “herhangi birinin, onların ne olduklarını düşünmesinden bağımsız olarak, şeylerin sahip oldukları özellikler” olarak tanımlar. Tam olarak neyin gerçek olup olmadığı konusunda bir ölçüt vermeyen Peirce, “gerçeklik, doğru kanaatin öyle olduğunu söylediği şeydir” der. Doğru kanaat ise yapılan bilimsel araştırmalarda değişikliğe uğratılamayan kanaattir.
Sonuçta Peirce’in yaklaşımında sorgulamanın amacı, kanaatleri bir karara bağlamak ve inançları sabitleştirmektir. Araştırmanın gayesi, gerçek şüpheden sağlam inanca varmaktır. Doğru bir inanç, herhangi bir konuda araştırma yapanların, azimli şekilde bilimsel yöntemi izlerlerse, sonuç olarak üzerinde anlaşacakları bir inançtır. Peirce’a göre bilimsel soruşturma bu yüzden gerçekliğin ölçütüdür.
Metin KAZAN
Kaynak
– Çağdaş Felsefe- Prof. Dr. Ahmet Ayhan ÇİTİL

Son Yorumlar