“Ben artık gücün, zorbalığın ve baskının kulu;
zulmün uşağı ve ücretli kölesi değilim.
Aksine, özgür bir insanım, Hür’üm.”
Ali Şeriati
İnsanın Dört Zindanı, düşünür ve sosyolog Ali Şeriati’nin (1933-1977) 1970 yılında yapmış olduğu konferansının yazıya geçirilmiş hâlidir. Eserin çevirisi Hüseyin Hatemi tarafından yapılmıştır.
İnsanın Dört Zindanı eserinde Şeriati, çağdaş insanın sorununun “insanın kendisi” olduğunu belirttikten sonra, “İnsan nedir?” sorusuna cevap arar: “Şu halde her şeyden önce insan olma ve nasıl insanlaşma sorunu çözülmelidir. Her sorunun temeli budur, ister sonra dine bağlı kalmak istemiş olalım, ister din dışı, ister sosyalist, ister onun karşıtı, ister ilerici, ister gerici, sonradan izlemeyi ve ulaşmayı dilediğimiz biçim ne olursa olsun, önce bu sorun hepimiz için çözülmelidir.” dedikten sonra “İnsan dört zorlayıcının etkisindedir; bu dört zorlayıcı gücün etkisinden özünü kurtarınca insan olabilir ve elde edebilir.” şeklinde cevap verir.
Eserinde Descartes’in “Düşünüyorum, o halde varım.” ve Gide’nin “Duyumsuyorum, o halde varım.” cümlelerinden sonra önemsediği düşünür Camus’un ““İtiraz ediyorum, başkaldırıyorum, o halde varım!” felsefesini insana özgü varoluşun en üstünü sayar. Bunun sebebi, bu ifadenin insanın kendi idrâkine, kendilik bilincine sahip varlık olmasına vurgu yapar: “İnsan seçen varlıktır. Yani insan; doğada ve doğaya karşı, üzerinde egemen olan düzene karşı, hatta bedeni ve ruhi ihtiyaç ve zorunluluklarına, doğal ihtiyaçlarına, güdüsel çabalara karşı başkaldırabilen ve ne doğanın onu zorladığı ne bedenin ve fizyolojisinin seçebildiği şeyi seçebilen tek varlıktır. Bu, insan olma sürecinin en üstün aşamasıdır.”
Ali Şeriati, insanın kendilik bilincine engel dört zorlayıcının neler olduğunu eserinde anlatır. İdeolojilerden ve bunların insanı uyuşturmasından bahseder. Bu ideolojilerden en önemlileri: Maddecilik (Materyalizm), Doğacılık (Natüralizm), Sosyolojizm (Toplum-bilimcilik), Historizm (Tarihselcilik)dir. Düşünür bu ideolojileri şu şekilde toparlar: “Benim seçici özgür irademi kendi içinde baskı altında tutan, sınırlayan ve kayıt altına alan ve benim yerime seçim yapan bu dört illet zindan şunlardan oluşmaktadır: 1.Tabiatın belirleyiciliği, 2. Tarihin belirleyiciliği, 3. Toplumun belirleyiciliği ve 4. Kendi belirleyiciliği.”
Peki insanın bu zindanlardan kurtuluşu nasıl mümkün olabilir? Doğa zindanından bilincini, irade ve yaratıcılığını, doğayı tanımakla yani bilimle kurtulabilir ve elde edebilir. Historizm zindanından tarih felsefesini ve tarihin sebep sonuç ilişkilerini nasıl yönlendirebileceğini kavramakla, tarih bilimi ile kurtulabilir. Sosyolojizm yani toplumsal düzen zindanından bireyler, yine bilimle kurtulabilir ve kendi toplumsal düzenlerinin kurucusu olabilir. Son olarak “insanın kendi zindanı” vardır ki onu yıkmak çok daha zordur. Özellikle çağdaş insanın düştüğü anlamsızlık ve boşluk duygusu, düşünüre göre bu zindanın tutsağı olmasından kaynaklanır. Ne yapacağı konusunda güç sahibi olan bugünün insanı, ne yapması gerektiği konusunda çaresiz kalmıştır. Bu yüzden çözüm daha da zorlaşmıştır: “Geçmişte kölelik vardı, bugün de var. Fakat geçmiş kölelik bilinçli bir kölelikti; hem köle, köle olduğunu biliyor hem efendisini tanıyor hem de yazgısını biliyordu… Bugün biz ‘seçme özgürlüğü’ çağında yaşıyoruz… Ancak hissettiğimiz şeyi bilinçli bir şekilde seçmemişiz; bilinçsizce bir başkası irademize telkinde bulunmuş ve ipotek koymuştur. Şimdi benim seçme özgürlüğüm var, lakin efendinin benim için belirlediği şeyi seçebiliyorum(!) Yani kendisi benim irademi meydana getiriyor ve ondan sonra da ‘hadi seç’ diye beni özgür bırakıyor.
(…)Bugün biz ‘seçme özgürlüğü’ çağında yaşıyoruz (!) Oy veriyoruz, ‘o’ diyoruz, ‘Hayır’ diyoruz, ‘Evet’ diyoruz, ‘istiyoruz veya istemiyoruz’ diyoruz. Bütün bunlar bizim özgürlüğümüzün göstergesidir. Ancak hissettiğimiz şey bilinçli bir biçimde seçmemişiz! Bilinçsizce bir başkası irademize telkinde bulunmuş ve ipotek koymuştur!”
İnsanın kendi zindanından kurtulmasında başka bir zorluk da bu durumdan bilimle çıkamayacak olmasıdır, çünkü bilginin kendisi de tutsak durumdadır. Yazar bunu şöyle tanımlar: “İnsan, bilim ile tarih zindanından çıkabilir, tabiat zindanından kurtulabilir; yine bilim aracılığıyla toplumsal esaslara egemen düzenin zindanından çıkabilir. Fakat ne yazık ki kendi zindanından bilim ile kurtulamaz. Çünkü bilenin, âlemin kendisi de tutsaktır!”
Öyleyse insanın ülküsü, özlemi yüce bir şey olmalı ki insan kendisinin tutsağı olmasın ve tekrar anlamsız boşluğa düşmesin: “İnsan günlük maddi ideallere, onlara erişemediği sürece değer verir, erişince de boşluk ve anlamsızlığa düşer. İnsanın ideali, o kadar yüce olmalıdır ki asla bir noktada durmasın, bir yere bağlı kalmasın. Yoksa bu ideal, duruşa maruz kalır ve duruş da anlamsızlık, abes ve boşlukla sonuçlanır.”
Düşünüre göre bu ülkü, Aşk’tır. Aşk, karşılığında bir şey istememek ve bir seçim yapmaktır. İnsan, bu noktada, canını, malını, şöhretini bu uğurda feda eder. İnsan, ancak aşk ile dördüncü zindanını aşabilir. Düşünür bu aşkı şöyle özetler: “Aşk her şeyi bir amaç uğruna elden çıkarmak ve karşılığında hiçbir şey, hiçbir ödül istememektir.”
Eserin bütününde Ali Şeriati’nin, aklı ve dini esas alarak, ideoloji, öğreti ve tasavvufî akımların uzağında durarak, insan olmayı tanımlayarak, insan olma yolculuğundaki engelleri sıralayarak, bunların nasıl aşılacağını anlatmaya çalıştığı görülmektedir. Özellikle insanın dördüncü zindanı olan kendisini aşması için önerdiği yol, “aşk ve din” olarak yüce bir ülküyü merkeze alma ve devamlı bir oluş yaşayarak Tanrı’ya yönelme şeklinde belirir ama bu belirme teslimiyetten öte önce bir başkaldırı, seçim ve bu seçimin yönelimi olan dinin esaslarını yerine getirme şeklindedir. “Bilinçsiz bir kul olarak ibadet eden insanın ibadeti değersizdir. Başkaldırma bilincine ulaştıktan sonra itaat eden insanın itaati ise istenmiş, iradi bir itaattir. (…) İnsan beşerden başka bir şeydir ve insan için, özgür seçici irade olmadıkça özgürlük, bilgi, bilinç, yapıcılık, yaratıcılık, bilgi imkânı ve yaşama imkânı yoktur.” Böylece düşünür, aşkın bir ruha ancak bilinçle ve özgür seçimle ulaşılabileceğini göstermektedir: ”İnsan sürekli olmak sürecindedir, sonsuza doğru sürekli ve ebedî bir gelişim süreci içinde olmak…”
Neticede düşünüre göre bilinçli insan; tabiat ve tarih zindanından “bilimle”, toplumsal düzen zindanından “sosyolojiyle”, kendi zindanından “din ve aşk ile” kurtulur. Bu yolda insanın varoluşu bilinçli, seçici ve yaratıcıdır. Düşünür, sözlerini şu dua ile bitirir: “Ey Rabbim! Alimlerimize sorumluluk, müminlerimize aydınlık, aydınlarımıza iman, tutucularımıza anlayış, anlamışlarımıza tutuculuk, uyumuşlarımıza uyanıklık, uyanıklarımıza irade, dindarlarımıza din, şairlerimize şuur, araştırmacılarımıza hedef, umutsuzlarımıza umut, zayıflarımıza güç, oturmuşlarımıza kıyam, donup kalmışlarımıza hareket, ölülerimize hayat, körlerimize görüş, suskunlarımıza feryat, küfürbazlarımıza edep, halkımıza özbilinç ve izzet bağışla. (…) Allah’ım! Bana yenilgide çabalama, umutsuzlukta sabretme, yoldaşsız yürüme, silahsız savaşma, ödülsüz çalışma, dünyasız din, isimsiz yücelik, ekmeksiz hizmet, riyasız iman, gösterişsiz iyilik, hevessiz aşk ve halkın kalabalığı arasında yalnızlık nasip et…” (Amin)
Metin KAZAN
Kaynaklar
1-Ali Şeriati, İnsanın Dört Zindanı, çev: Hüseyin Hatemi, İşaret yayınları, İstanbul, 2007.
2-Suzan Nur Başarslan Kitap inceleme yazısı. (Derin Düşünce Fikir Paltformu)

Son Yorumlar