İspanya-Portekiz İzlenimleri -IV

Taksici Ahlâkı

Porto’ya ulaştığımızda, Madrid’ten bizi getiren otobüs şoförünün günlük mesaisi dolmuştu. Bu saatten sonra otobüsle gezdiremezdi bizleri. Otele yerleştikten sonra şehri gece ışıkları altında tanımamız da gerekir bir yandan. Nehir kenarına inmek için üçer-dörder kişi binip taksilerle yola çıktık. 5.80 Euro tutmuştu. Sudan ucuzdu sonuçta.

Douro nehri ışıklı kıyıları, kafe, lokantaları ve müzikholleri ile insanı sarhoş edecek güzellikteydi. Benim gibi mazbut insanlar için neticede turistik gezinin keyifli anlarını yaşamak işte böyle manzaralara bakarak iç geçirmek demekti. Başka ne yapabiliriz? Şehirler genelde ırmak kenarına kurulur. Porto Douro nehrinin açtığı vadinin iki yamacına teraslar halinde sıralanmıştı.

Üzerindeki köprüler ışıl ışıldı. Hatta iki katlı çelik köprü, trenler ve otomobiller için geçişi daha keyifli kılmıştı. Manzara önünde, nehir ayağının altında. Bu kadar tefekkür temaşa, eğlence yeter deyip otele dönmeye karar verdim. Bindim bir taksiye otelin kartını gösterdim. Villa Gale Otel. Navigasyona işaretleyip çıktı yola taksi. Tamam, navigasyon yapay zeka ürünü ama yanlış yolda gidiyordu işte. Zaten Türkiye’nin uyanık kaç evladı var şunun şurasında. Şoföre yanlış yol (wrong road,stop) deyip ünledim. Geçtiğimiz yerlerde zihnime işaretler bırakmıştım çünkü. Yabancı ellerde olsa bile belli başlı işaret fişeği yerine geçecek binalar, ağaçlar, yazılar var.

Sonunda şoför ikna oldu yanlış yolda olduğumuza. Villa Gale oteli iki taneymiş Porto’da. Biri bizim kaldığımız, diğeri karşı kıyıda. Şoför geri döndü ve benim zihinsel işaretlerimi doğrulayan yollardan geçmeye başladı. O da ne? Ekran 6Euro’ya gelince durdurdu taksimetreyi. Parmağıyla işaret ederek, stop, total six Euro diyerek. Otele kadar getirdi ve altı Euro’sunu alıp tebessümle bizi ulaştırdı sığınağımıza.

Hey dini yok Allah’ı var mübarek taksici. Ahlakına kurban olduğum güzel Hıristiyan. Katoliksin üstelik, galip ihtimal. Allah senden razı olsun… Sen nasıl bir ahlak üzeresin böyle.

Ben ülkemde sürekli arkamı kollamaktan, ne zaman kazık yiyeceğimden emin olmamanın tedirginliğinden bizarım. Taksicilerimiz kazık atmayı hobi haline getirmişken, şu gâvur ellerinde ahlak timsali şoföre bak! Ülkem adına, insanımız adına, hele hele taksiciler adına, nihayet kendi adıma utanmam lazım senin bu asaletinden! Ahlakından! Emin insan olmandan.

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar, ayetleri açıklarken ‘Haza beledü’l emin’ dediğiniz ‘emin beldeler’ Porto gibi bir yer miydi?

Porto’da sarı/yeşil taksileri çalıştıran bu güzel insanlar mıydı müminlere benzeyen?

Mustafa EVERDİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir