[Tam o sırada şehrin öteki ucundan bir adam koşarak geldi ve “Ey Musa!” dedi, “[Ülkenin] ileri gelenleri seni öldürmek üzere hakkında görüşüyorlar; hemen çık git; şüphesiz ben senin iyiliğini isteyen kimselerdenim!” Bunun üzerine [Musa] korku içinde çevresine bakınarak ve “Ey Rabbim, zalimlere karşı beni koru!” diye dua ederek oradan uzaklaştı. Ve Medyen’e doğru yola çıkarken [kendi kendine]: “Umarım, Rabbim beni [böylece] doğru yola yöneltir!” dedi.] (Kasas Suresi)
Anlaşılan o ki Hz. Musa’nın, şehrin içinde destekçileri vardır. Ülkenin ileri gelenleri bu öldürme olayından sonra Musa’yı öldürmek üzere harekete geçmişler ve şehrin içinde Musa’yı seven, onun iyiliğini isteyen biri, bu durumu Hz. Musa’ya hemen haber verir. Musa (as), kendisine yapılacak suikasttan haberdar olunca Mısır’ı terk eder ve Şuayb’ın (as) memleketi olan Medyen’e doğru yola çıkar. Medyen’de su kuyularının bulunduğu yere vardığında hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup insanla karşılaşır. Kendi hayvanlarını uzakta tutan ve sulamaktan mahrum edilen iki kız görür. Kamunun ortak kaynağı olan suya el koymuş olan ataerkil egemenlik, kızları hem bu kamusal alandan dışlamışlar hem de bu kamusal ortaklıktan faydalanmalarını engellemişlerdir. Önce olayın geçtiği Kasas suresindeki 23-28. ayetlerin olduğu pasajı verelim:
Derken, Medyen’in su kuyularına vardı ve orada hayvanlarını suvaran kalabalık bir grup insanla karşılaştı ve onlardan biraz ötede kendi hayvanlarını uzakta tutmaya çalışan iki kadın gördü. Onlara “Arzunuz nedir?” diye sordu. “Bu çobanlar işlerini bitirip uzaklaşmadıkça biz hayvanlımızı suvaramıyoruz; çünkü biz kadınız ve babamız da pek yaşlı” diye cevap verdiler. Bunun üzerine, Musa onların hayvanlarını suvardı; sonra gölgeye çekilip, “Ey Rabbim, bana bahşedeceğin her hayra öylesine muhtacım ki!” diye niyazda bulundu. Az sonra o iki kızdan biri, utana sıkıla çıkageldi ve “Hayvanlarımızı suvarmana karşılık ücret ödemek için babam seni çağırıyor” dedi. Musa onun yanına varınca, başından geçenleri ona anlattı. Beriki: “Korkma!” dedi, “Artık o zalim halkın elinden kurtulmuş bulunuyorsun!” O iki kızlardan biri: “Babacığım,” dedi, “onu ücretli olarak yanında tut; çünkü ücretli olarak yanında tutabileceğin güçlü ve güvenilir en iyi adam bu olacak!” Bir süre sonra, kızların babası, Musa’ya: “Bak,” dedi, “seni, sekiz yıl yanımda çalışmana karşılık bu iki kızımdan biriyle evlendirmek istiyorum; bu sureyi on yıla tamamlarsan artık bu senin bileceğin bir iş; sana fazladan yük yüklemek istemem; tersine, eğer Allah dilerse, beni hep dürüst davranan biri olarak bulacaksın.” Musa: “Bu seninle benim aramızda kalsın” dedi, “artık hangi süreyi doldurursam doldurayım bana karşı bir husumet olmasın. Bu söylediklerimize Allah da şahit olsun!”
“Hz. Şuayb’ın, Kitab-ı Mukaddes’de (Cıkış II, 18) “Allah’a inanan” anlamına Reuel olarak da sözü gecen, Hz. Musa’nın kayınbabası Jethro olduğu söylenmektedir: Medyen -Kitab-ı Mukaddes’e göre Midian- bölgesi bu günkü Akabe Körfezi’nin kuzeyinden Sina Yarımadası’nın içlerine ve Ölü Deniz’in doğusunda Moab dağına kadar uzanıyordu, sakinleri ise Arapların Emur (Amorite) koluna mensup kabilelerdi. Medyen halkı (Kitab-ı Mukaddes’de Midien) Arapların Amorit kolundandır. Medyenliler hem ırk, hem de dil olarak İbranilerle çok yakın olduklarına göre, bu dar zamanında Hz. Musa’ya yardımcı olmuş olmaları beklenebilir.[1]
Hem Mısır’daki köleci sistemin hem de Medyen’deki bu sistemin karşısında bunalan Musa (as) Allah’a dua eder: “Ey Rabbim, bana bahşedeceğin her hayra öylesine muhtacım ki!” Özellikle toplumun en zayıf iki kesiminin –Firavun’un öldürdüğü çocuklar ve Medyen’deki kadınların kamusal ayrımcılığa tabi tutulması- uğradığı bu baskı karşısında Musa’nın(as) vicdani duyguları depreşir. Mısır’da köleci Tanrı-Kral sisteminin katliamları ile Medyen’deki cinsiyetçi kamusal ayrımcılık karşısında Musa (as) suskun kalmamıştır.
Musa (as), Hz. Şuayb’ın yanına varınca başından geçenleri anlatır. Yani sistemle yaşadığı sorunları, muhalefetinin gerekçelerini ve mücadelesini anlatır. Firavun sistemindeki muhalif Musa (as), bir “siyasi sığınmacı” olarak Şuayb (as) tarafından burada korumaya alır. Kendi ülkesindeki adalet talebi dikkate alınmayan, muhalefetine izin verilmeyerek ölümle tehdit edilen ve bu nedenle ülkesini terk edip kaçmak zorunda kalan Musa (as) siyasi bir sığınmacıdır. Şuayb (as), Musa’ya çalıştığı iş karşılığında ücretini öder ve onunla 8+2:10 yıllık bir sözleşme yapar. 27. Ayette Şuayb (as)’ın kullandığı ifadeler modern hukuk sistemine ders verir niteliktedir: “Seni, sekiz yıl yanımda çalışmana karşılık bu iki kızımdan biriyle evlendirmek istiyorum; bu sureyi on yıla tamamlarsan artık bu senin bileceğin bir iş; sana fazladan yük yüklemek istemem; tersine, eğer Allah dilerse, beni hep dürüst davranan biri olarak bulacaksın.” Musa’nın Medyen’deki durumu “siyasi sığınmacı”dır. Olayı, bu bağlamda değerlendirdiğimizde Musa ile bizim aramızdaki temel fark sadece tarihsel mesafedir.
MUSA: SİYASİ SIĞINMACI
Siyasi bir sığınmacı olan Musa (as), yapılan sözleşmede süreye uyacağını beyan ve kabul ederek burada kendisine karşı bir düşmanlığın oluşmamasını talep etmektedir: “Bu seninle benim aramızda kalsın” dedi, “artık hangi süreyi doldurursam doldurayım bana karşı bir husumet olmasın. Bu söylediklerimize Allah da şahit olsun!” Musa (as) ile Şuayb (as) arasındaki sözleşme öncelikle bir siyasi sığınmacılık sözleşmesidir. Buraya kadar olan anlatımlardan hareket ettiğimizde ayetlerin bağrındaki saklı hakikatler şunlardır:
- Baskıcı bir devletten kaçan gerek siyasi sığınmacılar gerekse göçmenler hukuksal olarak güvenceye alınmak zorundadır.
- Sığınmacılar geldikleri ülkedeki geçimlerini sağlamak için iş olanaklarına sahip olmalıdır.
- Sığınmacılar “ucuz iş gücü ve ara eleman” muamelelerine tabi tutulamaz.
- Sığınmacılar, ülkeler arasında birer koz olarak kullanılamazlar.
- Sığınmacılara altından kalkacakları işler ve görevler verilemez. Meşru olmayan hiçbir koşulda çalıştırılamazlar. (Sana fazladan yük yüklemek istemem.)
- Onlara karşı dürüst ve adaletli olmak gerekir. (Allah dilerse, beni hep dürüst davranan biri olarak bulacaksın.)
Şimdi “modern hukuk” zerzevatıyla Kur’an’ın bu hakikatlerini görmeyen sözüm ona çağdaş/modern liberal demokratik değerlere yaslandığını iddia eden medeniyet, Kur’an’ın çağ dışı olduğunu iddia ediyor! Harabeye çevirdikleri ülkelerin tüm maddi ve manevi kaynaklarını sömürerek tüm nüfusu göçebeleştiren bu “tek dişi kalmış canavar” medeniyet, insanlığa adalet dersi verebilecek mi? Dahası bu kıssayı okuyan ilk entelektüel sahabe nesli Medine’ye hicret ettiğinde bu politik bilince sahip değil miydi? Geleneğin sırtından geçinen yine sözüm ona “Müslüman devlet ve toplumlar” ile modernitenin tarihselciliğinden beslenen her iki yaklaşım da nerede durmaktadır acaba! Musa ve muhalefet, evrensel/küresel bir paradigma sunar bize. İlahi kelamın söylemini içselleştirememiş ve tarih boyunca saltanat denilen sıtmaya tutulup büyük oranda buna rıza göstermiş Müslüman toplumların bu sıtmadan kurtulması için kadim ve küresel olan hikmeti yeniden keşfetmesi en büyük imkândır. Maatteessüf ki bu anlamda tünelin ucunda hala bir ışık yok!
Gürgün KARAMAN
Dipnotlar
[1] Muhammed Esed, Meal Tefsir

Son Yorumlar