Karabağ Atları

Ünlü Bilgin W. Koppers, atın evcilleştirilmesinin ve bununla ilgili karakteristik atlı-çoban kültürünün yaşatılmasının, İç Asya’da yaşayan eski Türklere dayandığını belirtmektedir. W. Schmidt ise, antropolojik ve arkeolojik verilere dayanarak atın ilk önce Türkler tarafından evcilleştirildiğini ve onu binek hayvanı olarak kullanan ilk insanların Türkler olduğunu belirtmektedir. Bu konuda bilimsel araştırma yapan Uzmanlar Türklerin, yaşadıkları ilk yurtları olan Orta Asya’nın batı kesimlerindeki coğrafi yapı nedeniyle kendilerine en faydalı olabilecek hayvanın at olduğunu düşündükleri için, bu hayvanı evcilleştirdikleri görüşünü ileri sürer.

Bu bilimsel açıklamaların ışığında denilebilir ki; At, Türk insanı için çok büyük değerler ifade eder. Türk medeniyeti bir at medeniyetidir. At, Türklerin hayal dünyasında konuşması, sevgisi, eleştiri yeteneği, şefkati ve vefasıyla insani özellikler kazanmıştır. Türklerin Mitolojilerinin büyük çoğunluğunda yer alan at, kullandıkları “12 Hayvanlı Türk Takviminde” de 7. Yıla adını vermiştir.

Türkler, ufukları görünmez engin bozkırları atları üzerinde kolayca dolaşan, yüksek sıradağları aşıp geniş ırmakları geçerek giriştikleri akınları, hep at yardımıyla gerçekleştirdiğinden Türklerin tarihi bir anlamda atçılık ve binicilik tarihidir. Bu şanlı tarihte ilk göze çarpan at hiç şüphesiz Akhal Teke atıdır. Anavatanı günümüzdeki Türkmenistan’dır. Güzellikleri ve güçleriyle dillere destan olan bu atın 4000 yıldır yetiştirildiği söylenmektedir. Bütün dönemlerin en iyi savaş atı olmuştur. Bugün çok meşhur olan Arap atının 1400 yıllık, İngiliz atının ise 350 yıllık bir ırk olduğunu düşündüğümüzde Akhal Teke atının önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.

Günümüzde ise dünyanın hayranlık duyduğu tabiri caizse bakmaya kıyamadığı güzelliği ve asilliğiyle dillere destan olan başka bir at cinsimiz de Karabağ atıdır. Bu at cinsi, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde yetiştirilmiştir. Kaynaklara göre 1747-1822 yılları arasında varlığını sürdürmüş olan Karabağ Hanlığı zamanında profesyonel olarak ehlileştirilmiştir. Azerbaycan’ın gözü gibi koruduğu bu atlar, milli at cinsi olarak kabul edilir. Cinsin en verimli atları Ağdam ve Şuşa bölgesindeki haralarda yetişmiştir. Kaynaklara göre Türkmenistan ve Orta Asya’da yetiştirilen Akhal Teke atı ile Karabağ atı arasında yakın bir bağ vardır. Bazı tarihçiler bu atların aynı aileden geldiklerine ve Arap atı cinsinin gelişiminde önemli etkileri olduğuna inanır. Bu iddiayı güçlendiren başka bir tez de Azerbaycan topraklarının 8. ve 9. yüzyıllarda Arap istilasına uğradığı sırada binlerce Karabağ atının istilacılar tarafından alıkonularak Arap coğrafyasına götürülmesi gerçeğidir.

Karabağ atı, güzelliği ve asilliği ile diğer at ırklarından her zaman ayırt edilmiştir. Azerbaycan folkloru ve yazılı edebiyatında ceylana benzetilen bu atlar Rusların ve Avrupalıların da ilgisini çekmeyi başarmıştır. Ünlü Rus şairi ve yazarı Mikhail Lermantov bu atlara hayranlığını Demon adlı şiirinde şöyle belirtir:

Altında yiğit bir at, kan ter içinde
Paha biçilmez altından
Karabağ’ın yetiştirdiği
Kulaklarını dimdik dikkatli, oynatıyor
Uçurumlara ve hırçın dalgalara bakıyor…

Yine Rus şair Aleksandr Puşkin gezi notlarında Rus subaylarının Azerbaycan atlarını tercih ettiğini yazmıştır.

Bu ırk son şeklini ve karakteristik özelliklerini 18.-19. yüzyıllarda Karabağ Hanlığı döneminde almıştır. Karabağ Hanı İbrahim Halil’in yaklaşık 4000 Karabağ atından oluşan bir sürüyü ele geçirdiği kayıt altına alınmıştır. Karabağ atlarının sayıları, 1826’da yaşanan Rus-İran savaşı sırasında azalsa da bu cins bozulmadan günümüze kadar ulaşmıştır. 20. yüzyılın başlarında Karabağ’da yaşanan savaşlarda sayıları bir kez daha azalan bu atlar 1949’da Ağdam’da kurulan haralarda korunmaya alınmış ve profesyonel olarak yetiştirilmeye başlanmıştır.

Güzelliği ile herkesi büyüleyen bu atlar, Rusya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde düzenlenen etkinliklerde hep ödül almıştır. 1956 yılında Sovyet Hükumeti İngiliz Kraliçesi II. Elizabeth’e “Zaman” adında bir Karabağ atı hediye etmiştir. Zaman adındaki bu güzel atı Ağdam Atçılık Harasından Bakü’ye Jokey Ali TAĞIYEV getirir. Daha sonra trenle Rusya’ya oradan ise gemiyle İngiltere’ye götürülür. İngiltere’de hasta olan bu ata çeşitli tedaviler uygulanmasına rağmen herhangi bir iyileşme sağlanmaz. Ağdam’ı yani öz yurdunu özleyen Zaman, tüm huylarını değişir ve bir müddet sonra vatan hasretiyle ölür. Bu olaydan çok etkilenen Azerbaycan’ın ünlü şairi Bahtiyar Vahapzade bu hadiseyle alakalı Garabağ Atı adlı aşağıdaki şiiri yazar:  

Cıdır düzü, sinesinde at oynaqlar
Cıdır düzü, İgidliğin arayışı
Üstünde de nal lepiri möhür bağlar
Garabağın cins adları
Hünerimin kişnertisi. Toppuzların qurultusu, Qılıncların parıltısı
Neşter sesi! Garabağ’ın küren atı
Döyüşlerde arkasıdır Köroğlu’nun

Zaman keçti zemanemde
Kırat, Dürat, Zaman oldu
İgidliği kitaplara köçürüldü
Yaddaşlarda unuduldu
Zaman atım, aman atım!
Keçmişimden bugünüme emanetim!

Kraliçe aram olur, gazaplanır
Britanyada yok mu meğer birce kişi
Ram eyleye bu qızmışı
Kraliçe yana yana bahır ona
Ceyran kimi duruşuna
Hırsla yeri eşmesine
Kişneyende gür sesine

*Cıdır düzü: Şuşa’da bir yayla
*Yaddaş: Hatıra

Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Karabağ bölgesine saldırısından sonra 23 Temmuz 1993 yılında Ağdam işgal edildi. Karabağ atlarının yetiştirildiği toprakları işgal eden Ermeni birlikleri büyük bir umutla haralara baskınlar düzenledi. Dünya harikası olan bu atları gasp etme hayalleri kuran işgalcilerin tüm hevesleri kursağında kaldı. Zira atını aile ferdi gibi gören Azerbaycan halkı Karabağ atlarını savaş bölgesinden çıkarmayı başarmıştı. Savaştan bin bir zorlukla kurtarılan bu atlar, önce Yevlah ilindeki “Aran” koyun çiftliğine yerleştirilmiştir. Bu bölgenin coğrafi ve iklimine şartlarına uyum sağlamayan atlar daha sonra Ağcabedi ilinde bulunan Lenberan Kışlağına aktarılmıştır. O günden beri itinayla korunarak geliştirilen bu asil atlar 2019 yılında ülkemizde düzenlenen 4. Etnospor Kültür Festivaline “Bir Millet İki Devlet” sloganıyla çıkan süvarileriyle birlikte izleyenleri büyüledi. Ermenistan’ın 1991’de başlayıp 1993’e kadar süren işgalinde bölgede yaşayan yaklaşık bir milyon kişi canını kurtarmak için evini terk ederek başka şehirlere göç etmek zorunda bırakılmıştı. Azerbaycan halkı bin bir eziyetle vatanını terk etmek zorunda kalan bu kişilere kaçgın yani zorunlu göçmen ismini verdi. Buradan hareketle Karabağ atları da kaçgındı. Zira yüzlerce yıldır dağlarında, yokuşlarında dört nala koştukları; meralarında otladıkları Karabağ’dan 27 yıldır ayrıydılar. Kan ter içinde kaldıklarında onları kendilerine getiren Şuşa’nın dağ havası, Ağdam’ın çiçeklerinin kokusuna hasrettiler. Kim bilir kaç gelini Garmon’un baş döndüren ezgisiyle yeni kurduğu yuvaya sırtında taşımıştı. Birlikte Çövgan oynadıkları Karabağ gençlerinin şen kahkahaları hala kulaklarındaydı.

Boz at seni ser tövlede bağlaram
And içirem seni mehmer çullaram
Eğer meni bu davadan kurtarsan
Qızıldan gümüşten seni nallaram

Türküsünün yankılandığı Cıdır Düzünde bir daha koşmak, Ağdam’ın tertemiz havasını ciğerlerinde hissetmek istiyordu. Nihayet İkinci Karabağ Savaşı başlamış ve Azerbaycan Ordusu, işgal altındaki yurtlarını azad ediyordu.

Ve bir sabah gür bir ses şöyle haykırıyordu:

Eziz Şuşa sen azadsan
Eziz Şuşa biz geldik

Kahraman Azerbaycan askerinin eşine az rastlanır mücadelesi sonrasında Şuşa işgalden kurtarılmıştı. Dünya harp tarihine altın harflerle yazılacak olan bu başarı sonrasında 09 Kasım 2020 tarihinde Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes protokolü imzalandı. Bu protokolün bir maddesinde şu yazıyordu: 20 Kasım 2020 tarihinden itibaren tüm Ağdam şehri Azerbaycan’ın kontrolüne geçecektir.

Gözün aydın Garabağ Atı, Ağdam azad oldu
Aç gollarını Ağdam, Garabağ Atı vetene gelir…

Tuğşad Ata TÜRKMEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir