Mehmet Âkif, Üç Beyinsiz Adam ve Arnavut Milliyetçiliği

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk
Bak nasıl doğranıyor? kalk, baba, mezarından kalk”

diye başlayan bir Mehmet Âkif şiiri… Üç beyinsiz kafa; Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşa… Acaba gerçekten öyle mi? El insaf vel izan… ah! ah! Kendi heva ve heveslerine ya da  kendi sığ zihin ve fikir dünyalarına göre tarihi çarpıtanlar, dönemin şairlerinin sözlerini, dizelerini çarpıtanlar…

Bu çarpıtmaların hesabı yok mu peki ahirette? El insaful minel iman… Allah sormayacak mı niye çarpıttın hakikati diye? Ben öyle sandıydım, öyle anladıydım cevabı kimseyi kurtarmayacak. Çünkü bir mü’min, öncelikle bir meselenin, bir hadisenin önünü sonunu, sağını solunu görmekle ve sonra “efradını cami ağyarını mani” bir metotla doğruları, sahih ve alakalı bilgileri tam olarak elde tutup yanlış, alakasız ve gereksiz bilgileri de elemekle mükelleftir. Bir mükellefiyetin yerine getirilmemesi halinde o fiilin manevi bir müeyyidesi olacağı muhakkaktır. Mükellefiyet bununla mı sınırlı kalır acaba sadece? Elbette, hayır…

“Sahih bilgi”yi temin ettikten sonra bu sahih bilgiyle meseleyi, hadiseyi doğru kavramak, anlamak, anlamlandırmak adil fikir ve adil bir yargıya ulaşmak gerekiyor. Adalet bahsini dilinden düşürmeyenlerin en çok ihmal ettikleri konudur; “adil fikir ve adil yargı”..

Mehmet Âkif… Büyük şair,  istiklal şairi, ödünsüz bir milli İslamcı mütefekkir… Ve Mehmet  Âkif belki en çok da muhafazakârlar tarafından yanlış anlaşılan bir şair, bir mütefekkir. Abdülhamit muhalifliği anlaşılamayan ve o yüzden ona kondurulamayan bu muhaliflik yüzünden hilaf-ı hakikat olarak Abdülhamit hakkında pişman olduğuna dair hikâyeler uydurulan bir şair, bir mütefekkir… Yazdığı şiirler de zaman zaman çarpıtılan bir şair…

Yüzlerce yıllık İslam beldeleriyle beraber baba yurdunun da elden çıkmasına sebep olan Balkan mezaliminden sonra Mehmet Âkif çok hüzünlü, elemli, ciğer delen, yürek parçalayan bir şiir yazmıştır… Merhum Mehmet Âkif’in:

“üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk
bak nasıl doğranıyor? kalk, baba, mezarından kalk”

beyitleri ile başlayan ve Balkan Savaşları sonucunda Arnavutların ve Osmanlı’nın başına gelen belaları sebepleriyle beraber resmeden bir şiirdir bu… Ders niteliğinde bir kıymetli levhadır her mısraı, her beyti…

Fakat, bu şiirin tamamını okuyup anlamaksızın, künhüne varmaksızın, ne zaman yazıldığını bilmeksizin, yazıldığı zamanda gerek Osmanlı devletinin gerekse Mehmet Âkif’in hangi konumda olduğunu kavramaksızın, “sahih bilgi, adil fikir ve adil yargı” ilkelerini gözetmeksizin işkembe-i kübradan sallayıp şiirin hemen ilk mısraında yer alan “üç beyinsiz kafa” ifadesinden Talat, Enver ve Cemal Paşaların kastedildiği tahrifatına ve hatta hakikatin pervasızca tahribatına sebep olan fikir sahipleri bu fahiş saptırmanın ya da en hafif tabiriyle koyu cehaletin öte dünyada bir müeyyidesi olduğunun hiç mi farkında değillerdir acaba?

“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk
Bak nasıl doğranıyor? kalk, baba, kabrinden kalk!
Diriler koşmadı imdâdına, sen bâri yetiş…
Arnavutluk yanıyor… hem bu sefer pek müdhiş!”

Üç rakamını görünce içlerinde bir çok akademik unvana sahip olanları da dahil ezberci zevat hemen yapıştırıyor “üç beyinsiz kafa”, Talat, Enver ve Cemal’dir. Peki niye bunlar?

Balkan savaşları ne zaman yapıldı? Mehmet Âkif, bu şiiri ne zaman yazdı? Arnavutluk nasıl bağımsızlık ilan etti? sonra Arnavutların başına neler geldi? Balkan Savaşları yapıldığı zaman Osmanlı Devleti’nin idaresinde Talat, Enver ve Cemal bey’ler mi vardı? Mehmet Âkif’in bu üç zat ile İttihat ve Terakki’ye karşı bir muhalefeti mi vardı? Bu soruların cevabı üzerine düşünüp de mi “Üç beyinsiz kafa”nın Talat, Enver ve Cemal Paşalar olduğunu keşfetmişler bu çok beyinli kafalar? Elbette hayır…

“Hani, ey kavm-i esâret-zede, muhtâriyyet?
Korkarım, şimdi nasîbin mütemâdî haybet!
Hani, ey unsur-i bî-râbıta, istiklâlin?
Ebediyyen, sanırım, söndü bütün âmâlin!
Hani “başkım” cıların kurduğu yüksek hülyâ?
Seni yıllarca avutmuş da o mel´un rü´yâ”

Üç beyinsiz kafa olduğu iddia edilen Talat, Enver ve Cemal Paşalar mı Arnavut “başkım” milliyetçiliği yapmış? Sahi, başkım ne demek biliyorlar mı bu hem bilgiçlik, hem yargıçlık  hem de cellatlık taslayan zevat.

“Seni tahrîk eden üç beş alığın ma´rifeti!
Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?
Hani, milliyyetin islâm idi… kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyyetine.
“Arnavutluk” ne demek? var mı şerîatte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!”

Arnavutları tahrik eden üç beş alık kimdir? kimdir üç beyinsiz kafa? Belki şiirin tamamını hakkını vererek okusalar Mehmet Âkif’in bu şiirinde üç beyinsiz isyancı Arnavut milliyetçisinin, üç beş alık tahrikçi ayrılıkçının peşine düşen Arnavutlara sitem ettiğini ve diğer İslam kavimlerinin de bu mezalimden ders alıp İslam kardeşliği altında sımsıkı birlik olmasını öğütlediğini anlayabilirlerdi. Mehmet Âkif gibi şairleri anlamak detaylı ve derinlikli bir tarih bilgisine sahip olmayı gerektirmekle beraber yine de tarih bilgisinden yoksun olsalar bile şiiri kendi dar zihniyet ve algısından sıyrılarak beyit beyit düşünerek okuyanların bu şiirde anlatılanın ne bu üç paşa ile ne ittihat ve terakki ile ilgili olmadığını rahatlıkla farkına varabilmesi mümkündür.

Balkan Savaşları, her ne kadar İttihat ve Terakki mensupları tarafından 1908’de meşrutiyetin ilan edilmesi ve 1909’da da Abdülhamit’in hareket ordusunun baskınıyla tahttan indirilmesinden sonraki bir tarihte gerçekleşmişse de İttihat ve Terakki ancak 1913 tarihinde, balkan mezaliminden sonra gerçek anlamıyla hükümete sahip olabilmiştir. Bu tarihe kadar hükümet üzerinde yer yer güçlü etkileri olmuşsa da 22 temmuz 1912 yılında İttihat ve Terakki Fırkası’nın tamamen hakim olduğu meclisin feshedilmesi ve hükümette tek bir üyesi bile kalmaması nedeniyle balkanlarda savaşın patlak vermesine doğru giden süreçte İttihat  ve Terakki Fırkası siyaseten en zayıfladığı dönemleri yaşamaktaydı.

Talat, Enver ve Cemal Bey’ler henüz o tarihte üç kudretli paşa seviyesinde olmadıkları gibi daha paşa bile değil bey’dirler. Üstelik henüz tarih sahnesinde meşhur trio olarak sahne almamışlardı. bu haldeyken Mehmet Âkif, neden sonradan paşa olacak bu üç beye “üç beyinsiz kafa” nitelemesini yapsın ki? Eğer bu şiiri balkan savaşlarından çok daha sonra yazmış olsaydı belki üç beyinsiz kafa olarak bu üç paşayı nitelendirmiş olduğu  söylenebilirdi. Sahi, “sahih bilgi, adil fikir ve adil yargı” ilkelerini gözetmeyen zevat Mehmet Âkif”in bu şiiri ne zaman yazdığını biliyor mu acaba? Hiç sanmıyorum hatta bilmediklerinden eminim. Mehmet Âkif, bu şiiri Rumi takvimle 21 Şubat 1328, miladi takvimle 6 Mart 1913’te, yani daha balkan savaşı devam ediyorken yazmıştır.

Osmanlı devletinin gücünün azalması ve modernleşmeyle beraber  Osmanlı coğrafyası içerisinde özellikle balkanlarda milliyetçilik hareketleri, balkan milletlerini önce ıslahat, sonra muhtariyet, ardından istiklal ve en sonunda da yayılmacılığa sevketmişti ve balkan milletlerinin/devletlerinin bu doymak bilmeyen iştihaları neticesinde Balkanlardaki Osmanlı topraklarını paylaşmak için savaş patlak vermişti. Bu milliyetçilik ateşi Arnavutlara da sirayet etmiş ve Arnavut milliyetçiliği başlangıçta “muhtariyeti” talep etmiş, ancak bu talep daha sonra bölgesel ve uluslararası rekabetin ortaya çıkardığı siyasal konjonktürün yarattığı fırsattan istifa edilerek “istiklale” evrilmişti.

Murad Hüdavendigar’ın şehid olduğu Kosova Savaşı’ndan beri Müslüman olmaya başlayan Arnavutlar kah Peşte’de, kah Belgrat’ta, kah viyana önlerinde, kah Mısır’da, kah Trablus’ta, kah Yemen’de, kah Tebriz’de, kah Bağdat’ta ve daha bir çok beldede ila-yı kelimetullah uğruna Türklerle beraber şehit olup aynı mezarda iç içe yatacak kadar ortak kadere sahipken içine düşen milliyetçilik ateşi ile bir anda bu geçmişi yakmış ve Karadağ, Sırp, yunan ve Bulgarla bir olup Osmanlı devletine kurşun sıkıp bağımsızlığını ilan etmişti.

“Kimsesiz ailelerden kimi gitsin bıçağa
Kimi bin türlü fecâ’atle çekilsin kucağa.
Birinin ırzı heder, diğerinin hûnı helâl…
İşte, ey unsur-i isyan, bu elîm izmihlâl”

Balkan savaşlarıyla beraber Arnavutluk Osmanlı’ya isyan edip bağımsızlığına kavuşsa da Arnavut topraklarının çoğu Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan arasında bölüşülmüştür ve Arnavut milliyetçiliğinin ve ayrılıkçılığının öncüsü İsmail Kemal Bey, “Arnavutlar için ülkenin “en verimli” kısımlarının Arnavutluk’tan koparılıp Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan’a, en çorak ve kayalık yerlerin ise Arnavutlara bırakıldığını itiraf etmiştir. Filhakika, 28.000 km2’lik bir alana sığdırılan ve Arnavut nüfusun çoğunlukta olduğu bir çok yerin bu devletin  sınırları dışında bırakılması nedeniyle 800 bin olan nüfusuna mukabil bu nüfusun çok daha fazlası Arnavut prensliğinin dışında yaşamaya mahkum edilmişti. zira, Arnavut milliyetçiliğinin merkezlerinden biri olan Priştina ve Kosova bölgesi, orta Makedonya, kara orman bölgesi, Ohrid’den Debre’ye kadar olan bölge Sırbistan’a, ipek bölgesi ile Daravice Karadağ’a, Yanya ve bütün Epir Yunanistan’a bırakılmıştı. Bu süreçte on binlerce masum Arnavut katledilmişti ve işte kıyılan bu canlara ve  elden çıkan topraklara yüreği dayanamayan Âkif, mezkur şiirini

“Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, arnavudum…
Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum!..

diyerek  bitirmiştir.

savaş daha son bulmamışken 1913 tarihinde yazdığı şiirde  Âkif’in “üç beyinsiz kafa” diye Cemal, Enver  ve Talat Paşaları suçladığını zanneden zevat, Âkif’in birinci dünya savaşının başlamasıyla beraber Enver Paşa’nın kurduğu ve yönettiği Teşkilat-ı Mahsusa’ya girmiş olduğundan ve bu teşkilatın emrinde Berlin’e, Hicaz’a ve Necid’e gittiğinden bihaber olsa gerek. zira, Teşkilat-ı Mahsusa elemanı Kuşçubaşı Eşref’in, Enver Paşa’nın talimatıyla Mekke’ye gittiği ekipte Mehmet Âkif de vardır. İyi bir güreşçi olan Mehmet Âkif, Eşref Kuşçubaşı’nın boyu iki metreyi geçen devasa emir eri Zenci Musa ile burada güreş tutmuştur ve çok değer verdiği Zenci Musa için bir şiirinde:

“Eşref beyin emir eri zenci musa,
Omuz vermiş, göğe çıkmış: nebi isa” demiştir.

Sonuç itibariyle bir nevi emrine girmiş olduğu Enver Paşa’ya bir ahlak ve karakter abidesi olan Mehmet Âkif’in beyinsiz kafa demesi mümkün olabilir mi? olamaz tabii… Tabii ki Mehmet Âkif’in Enver paşa ile beraber Talât ve Cemal Paşa’ya da üç beyinsiz kafa demesi mümkün değildir ve dememiştir de zaten.

“seni tahrîk eden üç beş alığın ma´rifeti!”

Peki kimdir bu üç beyinsiz kafa, kimdir bu üç beş alık? Osmanlı yönetimiyle işbirliğine yanaşmayıp Osmanlı Devleti’ne isyan eden  ve “Karadağ haydudu, Sırp eşşeği, Bulgar yılanı, sonra Yunan iti” ile bir olup Devlet-i Âli’ye silah çeken Arnavutları tahrik eden en başta Avlonyalı İsmail, Kemal Paşa, Necip Draga, Toptani Esat Paşa, Priştineli Hasan Bey, Avlonyalı Ekrem, Şemsettin Sami’nin amca oğlu Mithat Fraşeri, Libhovalı Müfid bey gibi Arnavut milliyetçisi ve ayrılıkçısı kişilerden üçü ya da hepsiydi. üç beyinsiz kafa, üç beş alık hem Osmanlı’nın hem Türk’ün, hem Arnavut’un, hem Boşnak’ın kanına susamış Ortodoks haçlılarla bir olup balkan Müslümanlarının soykırım tehdit ve tehlikesine maruz kalmasına sebebiyet verirken akıl, insaf ve izandan yoksun birtakım fikir sahipleri de Mehmet Âkif’in tarihin yürek dağlayan bu diliminde yaşanan hakikati anlatan şiirini kendi heva ve hevesleri ile kin ve düşmanlık bürümüş zihinleri ile sadece Talat, Enver ve Cemal Paşaların değil Mehmet Âkif’in de günahına girmiştir.

Ufuk DORUK

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir