Shakespeare‘in VI. Henry üçlemesi, birbiriyle ilişkili ve konu olarak birbirini izleyen üç ayrı oyundur. Her birinin kendi dramatik bütünlüğü vardır; ama birlikte okunduklarında, aynı çözülmeyi üç aşamada büyüten tek bir hareket olarak görünürler. Bu hareketin yönü bellidir: otorite boşluğu genişledikçe meşruiyet aşınır, meşruiyet aşındıkça şiddetin dili gündelik hâle gelir. Üçleme, iktidarın yalnızca saldırıyla değil, doldurulamayan bir merkez yüzünden de çöktüğünü göstermesiyle sahici bir politik laboratuvardır.
Bu üçleme çoğu zaman Shakespeare‘in “çıraklık dönemi” işi diye anılır; ayrıca bazı bölümlerin başka yazarlarla birlikte yazılmış olabileceği ya da çağdaşlarının belirgin etkilerini taşıdığı yönünde tartışmalar da vardır. Ben bu etiketleri tümüyle reddetmeden, metnin asıl değerini tam da burada, yani oluş halindeki bir yazarın siyasal çözülme mekanizmalarını sahnede denemesindeki cesarette görüyorum.
Bu yazıda üç oyunu ayrı ayrı özetlemek yerine, tek bir çöküş hareketi olarak ele alacağım. Merkezde Henry var: iyi niyetin, pasifliğin ve “kral kalmanın” maliyetini taşıyan kişi. Sahnelere, karakterlere ve dile bakarken güncelle doğrudan bağlar kurmayacağım; o kısmı okurun çağrışımlarına bırakıyorum.
Üç Oyun, Tek Hareket
Üçlemenin kısa haritası şöyle kurulabilir.
Bölüm 1, V. Henry’nin ölümüyle açılır. Fransa’da Talbot (komutan John Talbot) komutasındaki İngiliz ordusu mevzi kaybetmeye başlar; Jeanne d’Arc’ın direnişi, İngiliz üstünlüğünün artık aynı biçimde sürdürülemeyeceğinin işaretidir. İçeride ise York ve Lancaster hanedanları (İngiltere’de iki rakip soylu hanedan) arasındaki gerilim, henüz kılıç çekilmeden, renk seçimiyle görünür hale gelir: Temple Garden sahnesinde soylular kırmızı ya da beyaz gül kopararak taraf seçer. Bu basit jest, ileride binlerce canı alacak bir savaşın ilk sembolik eylemidir. Oyun, yas bitmeden kavganın başladığı bir eşikte durur.
Bölüm 2, cepheden saraya döner. Gloucester, kralın amcası, koruyucusu ve son “dürüst” figürlerden biri olarak, Suffolk ve Kraliçe Margaret’in (Anjou’lu Margaret) entrikalarıyla itibarsızlaştırılır ve öldürülür. Bu düşüş, yalnızca bir kişinin sonu değil, kurumsal güvencenin çöküşüdür. Aynı bölümde Jack Cade isyanı patlar; halkın öfkesi soylulara olduğu kadar, hukuka ve okur yazarlara da yönelir. Düzen hem yukarıdan hem aşağıdan çözülür. York, taht üzerindeki iddiasını artık daha açık biçimde dile getirir; hukuk ve sadakat, koruyucu çerçeve olmaktan çıkıp siyasi silaha dönüşür.
Bölüm 3, iç savaşın tüm şiddetiyle patladığı bölümdür. York ve Lancaster arasındaki çatışma artık saray koridorlarında değil, savaş meydanlarında ve köylerde yaşanır. York (York Dükü Richard Plantagenet), Kraliçe Margaret’in komutasındaki Lancaster güçleri tarafından yakalanır; başına kâğıttan bir taç geçirilip aşağılanarak öldürülür.
İngiliz tarihinin en kanlı iç savaş muharebelerinden biri olan Towton’da Henry, savaşın ortasında bir köstebek yuvasına oturmuş, çatışmayı uzaktan izler. Önünde iki olay cereyan eder: biri, öldürdüğü düşmanın ceplerini karıştırırken kendi oğlunu öldürdüğünü fark eden bir baba; diğeri, aynı biçimde kendi babasını öldürdüğünü anlayan bir oğul. Henry bu iki tabloya tanıklık eder ve ağıt yakar. Sahne, iç savaşın soyut politikadan gündelik travmaya nasıl dönüştüğünü görünür kılar. Tarih artık krallar ve dükler üzerinden değil, koparılan bağlar üzerinden anlatılır.
Bu kaosun içinden bir figür yükselmeye başlar: York’un küçük oğlu Richard (Gloucester’lı Richard), ileride III. Richard olarak tahta oturacak adamın prototipi gibi belirir.
Güçlü Yönler
Üçlemenin en güçlü yanı, meşruiyeti soyut bir “hak” tartışması olmaktan çıkarıp somut bir işleyiş meselesi olarak göstermesidir. Tahtın sembolü tek başına meşruiyet üretmez. Yaptırım gücü, ritüeller, sadakat ağları ve kurumlar aynı yönde çalışmadığında, meşruiyet ayakta kalmaz; kısa sürede aşınır ve dağılır. Shakespeare bunu ders verir gibi söylemez; sahnelerde, küçük kararların büyük sonuçlar üretmesiyle gösterir.
İkinci güç, görsel zekâdır. Temple Garden’da gül seçimi, tarihsel kayıttan çok dramatik bir icattır; ama icat olması onu zayıflatmaz. Aksine, hanedan gerilimini tek bir jestle kristalize eder: çatışma önce sembolleşir, sonra sembol gerçekliği yönetmeye başlar. Üçlemenin sonraki bölümlerinde de benzer bir yöntem sürer; “bahçe” ve “kan” imgesi, bir ülkenin bakımsızlığa terk edilmesini ve o bakımsızlığın nasıl çürüme ürettiğini görünür kılar.
Üçüncü güç, dilin kademeli sertleşmesidir. Erken bölümlerde hitabet ağırlıklı, köşeli bir söylem baskındır; ilerledikçe konuşmalar daha kıvrak, daha parçalı ve daha stratejik hâle gelir. Bu değişim yalnız estetik bir gelişme değildir; iktidar arzusunun ve iktidar tekniğinin rafineleşmesidir. Özellikle Richard’ın ilerleyen bölümlerdeki sesi, üçlemenin “gelecek” yönünü işaret eden bir tür prototip gibi çalışır.
Zayıf Yönler
Bütün bu güçlü yanlara rağmen, özellikle Bölüm 1’de olayların “parça parça” ve sıçrayarak ilerlemesi okuru zorlar. Çok sayıda olay, çok sayıda isim ve sık sık değişen cepheler, merkezî gerilimi gevşetir. Bu yüzden okur, üçlemeyi “tek bir hareket” olarak izlemek yerine, onu önce parçalı bir kronik gibi takip etmeye daha kolay kayabilir.
Bir başka zayıflık karakter derinliğindeki eşitsizliktir. Henry, Margaret, York ve Richard hattı giderek belirginleşirken; pek çok figür sahneye, işlevini görüp çekilen araçlar gibi girip çıkar. Ayrıca Bölüm 1’deki Fransız karşıtlığı ve Jeanne d’Arc’ın karikatürize edilişi, bugün metnin taşıdığı propagandist yükü daha görünür kılar. Bu, üçlemeyi değersizleştirmez; fakat okurun temkinle okumasını gerektirir.
Henry’nin Trajedisi: İyi Niyet, Pasiflik ve Otorite Boşluğu
Üçlemenin merkezine Henry’yi koyduğunuzda, tartışma basit bir “zayıf kral” meselesi olmaktan çıkar. Henry’nin iyi niyeti sahicidir; dindarlığı, insancıllığı ve uzlaşma isteği bir maskeden ibaret değildir. Sorun şu ki bu nitelikler “yönetme kapasitesi”ne çevrilemez. Henry, iktidarın gerektiğinde sertleşen yüzünü reddeder; bu reddediş bazen bir erdem gibi görünür, ama devlet dediğimiz mekanizma, tek başına erdemle çalışmaz.
Burada üç katmanlı bir mekanizma ortaya çıkar.
Birinci katman, temsil krizidir. Tahtın temsil ettiği şey ile kralın fiilî kapasitesi ayrıştığında, sembolün ağırlığı taşıyıcısını ezer. Henry kraldır, ama krallık edimi zayıftır. Bu ayrışma, yalnız saray entrikalarını büyütmez; “ülkeyi kim temsil ediyor, kim gerçekten konuşma hakkına sahip” sorusunu da keskinleştirir.
İkinci katman, boşluğun nasıl oluştuğudur. Henry’nin geri durması, “hiçbir şey olmuyor” demek değildir; tam tersine, bu duruş kararın ve otoritenin ortada kaldığı bir alan açar. Bu alan uzun süre boş kalmaz. Saraydaki güçlü figürler (York, Suffolk, Margaret gibi) bu boşluğu kendi kararlarıyla doldurmaya başlar. Yükselişlerini yalnız hırsla açıklamak eksik kalır; asıl belirleyici olan, merkezdeki otoritenin geri çekilmesiyle açılan alanın onları öne itmesidir.
Üçüncü katman, meşruiyet kaymasıdır. Meşruiyet başlangıçta soy, ritüel ve unvan üzerinden konuşulur; fakat kriz büyüdükçe fiilî güç, ittifak kurma becerisi ve şiddeti yönetme kapasitesi meşruiyetin fiilî ölçütlerine dönüşür. Henry’nin iyi niyeti, bu yeni ölçütlerle rekabet edemez. Böylece “iyi” kalmak, sadece kişisel bir ahlâk tercihi olmaktan çıkar; topluca ödenen bir bedel hâline gelir.
Henry’nin trajedisi, kötülüğe yenilmekten çok, siyasetin doğasını yanlış tanımasıdır. Henry, şiddeti azaltmak için geri çekildikçe şiddetin önünü açar; uzlaşma aradıkça uzlaşmanın zemini erir. Üçleme bu yüzden, iktidarın psikolojisini yalnız fail üzerinden değil, merkezdeki pasifliğin ürettiği iklim üzerinden de okutur.
Üçlemenin Değeri
Bu üçlemenin asıl kıymeti şu: iktidarın merkezi zayıfladığında düzen bir anda değil, parça parça çözülür. Shakespeare, bu çözülmenin hangi parçalardan geçtiğini adım adım görünür kılar. Meşruiyetin nasıl aşındığını, sembollerin nasıl taraf ve kimlik işaretine dönüştüğünü, şiddetin de nasıl sıradan bir yönetme alışkanlığına kaydığını sahneler üzerinden izletiyor.
Elbette bu kıymet, metnin zorluklarını ortadan kaldırmıyor.
1. Henry üçlemesi, Shakespeare’in en yoğun ve en derli toplu metinlerinden biri değildir; okuru yer yer sabır testine sokar. Buna rağmen, iktidarın nasıl çözüldüğünü “kurum, sembol, psikoloji ve şiddet” ekseninde okumak isteyenler için benzersizdir. Tarih oyunlarını bir kronik değil, bir mekanizma incelemesi olarak seven okuyucular, ayrıca Shakespeare’in olgunluk dönemine giden yolda dili ve sahne ekonomisini nasıl kurduğunu izlemek isteyen edebiyat meraklıları bu eserde çok şey bulur.
Üç oyun birlikte düşünüldüğünde geriye şu soru kalır: İktidarın merkezinde boşluk doğduğunda, boşluğu dolduran şey her zaman bir kişi midir; yoksa boşluğun kendisi, yeni bir dil ve yeni bir davranış rejimi mi üretir?
Murat Beyazyüz
Küçük bir pratik not: Üçlemenin Türkçede farklı çevirileri ve baskıları bulunuyor; erişilebilirlik yayınevine ve döneme göre değişebiliyor. Türkçe okumak isteyen okur, güncel baskıları kontrol ederek tercih yapmalı; imkânı olanlar için karşılaştırmalı okuma (Türkçe çeviriyle birlikte İngilizce metne göz atmak) özellikle tarih oyunlarında nüansları yakalamayı kolaylaştırır.

Son Yorumlar