Yalnızlığın, Hasretin ve Ölümsüz Ezgilerin Zamana Direnen Sesi: Şefika Ahundova…

Doğu’nun müzik hafızasında öyle isimler vardır ki zaman onlara dokunamaz. Ne eskirler ne de “nostalji” ya da “retro” kavramlarının dar çerçevesine sığarlar. Şefika Ahundova bu nadir isimlerden biri. Müziği geçen yüzyılda doğmuş olsa da, bugün hâlâ insan ruhunun en hassas tellerine temas edebilmektedir.

Azerbaycan Cumhuriyeti Halk Sanatçısı Şefika Ahundova, Doğu’da opera besteleyen ilk kadın besteci olarak müzik tarihine ismini altın harflerle yazdırmıştır. Bu olgu yalnızca bir “ilk” olma meselesi değildir; aynı zamanda yerleşik toplumsal kalıpları aşarak sanatta var olmanın, bir kadın olarak büyük bir sanat türünün sorumluluğunu üstlenmenin simgesidir.

Onun şarkıları onlarca yıldır sahnelerden silinmemiştir. “Hayat, sen ne tatlısın”, “Mehriban olalım”, “Gözlerimin ışığı sensin”, “Hasretinden”, “Bu ayrılık neden oldu?”  gibi eserler nedense yaşlanmaz. Çünkü bu şarkılar modaya değil, insana yazılmıştır. Tam da bu nedenle Şefika Ahundova’nın eserlerini “retro” olarak nitelemek zordur. Onun müziği dünün hatırası değil bugünün duygusudur.

Şefika Ahundova’nın müzikal yeteneği çok erken yaşlarda kendini göstermiştir. Öğretmenleri Şefika’nın yeteneğini hemen fark eder, geleceğine dair büyük umutlar besler. Ne var ki ev ortamı bambaşkadır. Babası, kızının müzisyen olma fikrine kesinlikle karşı çıkar. “Bu meslek sana ekmek kazandırmaz” diyerek onu vazgeçirmeye çalışır, hatta besteciliği seçtiğini öğrendiğinde ciddi yasaklar koyar. Bu baskılar genç Şefika için ağırdır fakat onu yolundan döndüremez.

Ahunduva’nın Sanat Yolculuğu

Şefika Ahundova’nın sanat yolculuğunda kız kardeşi Zümrüt Hanım’ın yeri eşsizdir. Zümrüt Hanım, büyük edebiyat tarihçisi ve akademisyen Memmed Arif Dadaşzade’nin eşidir. Evleri, dönemin seçkin aydınlarının buluştuğu canlı bir kültür ortamını andırıyordu. Bu toplantılarda kadınlar ayrı bir odada bir araya gelir, odanın merkezinde yer alan piyano etrafında sohbetler edilir, sanat konuşulur. Şefika her defasında piyano başına geçer, parmaklarından süzülüp gelen ezgilerle odayı doldurur. Onun icrası, dinleyenleri derinden etkiler ve farkına varmadan genç bir kızın olağanüstü yeteneği sessizce kulaktan kulağa yayılmaya başlar.

Bir gün bu toplantılardan birinde şu cümle kurulur: “Şefika’yı mutlaka Üzeyir Bey’in yanına götürmeliyiz.” Bu fikir kısa sürede gerçeğe dönüşür. Mirza İbrahimov’un aracılığıyla Üzeyir Hacıbeyli ile görüş ayarlanır. Mirza İbrahimov, Azerbaycan edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olmasının yanı sıra, uzun yıllar kültür ve sanat alanında yöneticilik yapmış, dönemin entelektüel hayatına yön veren etkili bir aydındı.

Üzeyir Hacıbeyli gibi bir dehanın karşısına çıkmak, genç Şefika için büyük bir sınavdır. Büyük bir heyecanla piyano başına geçer ve kendi bestelerini çalar. Üzeyir Bey dikkatle dinler ve sonunda şu cümleyi kurar: “Bu kızda gerçek anlamda yaratıcı bir yetenek var. Mutlaka müzikle ciddi biçimde ilgilenmeli.” Bu sözler, Şefika Ahundova’nın hayatının yönünü belirler. Üzeyir Hacıbeyli onun müzik eğitimi almasını tavsiye eder ve uzun yıllar boyunca destekler.

Şefika Hanım, Doğu’da opera türüne yönelen ilk kadın besteci olarak tarihe geçer. Süleyman Rahimov’un aynı adlı eserinden uyarlanan “Gelin Kayası” operası, onun sanatsal doruk noktasıdır.

Ahundova’nın Dramatik Hayatı

Şefika Ahundova’nın özel hayatı da müziği kadar dramatiktir. Kısa süren bir evlilik, bu evlilikten dünyaya gelen bir oğul: Taleh. Sonrasında ise bilinçli olarak seçilmiş bir yalnızlık. Bir röportajında bu tercihini şu sözlerle açıklar: “Ya aile ya sanat. İkisini bir arada yürüttüğünü söyleyen, yarım bir sanatçıdır. Ben yalnızlığı seçtim ve kendimi bütünüyle sanata adadım.”

Ünlü “Lay-lay” (Ninni) ve “Gözümün ışığı sensin” adlı eserleri de oğlu Taleh için bestelenmiştir. Taleh büyük bir yeteneğe sahip piyanist ve besteciydi. Genç yaşlarda ağır bir ruhsal hastalığa yakalanır. Taleh Hacıyev, uzun yıllar süren mücadelenin ardından 48 yaşında bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde hayata veda eder. Bu acı gerçek, Şefika Ahundova’dan uzun süre saklanır; ancak aradan zaman geçtikten sonra oğlunun hayata veda ettiğini öğrenir. Bir anne için bundan daha ağır bir hakikat olabilir mi?

Şefika Ahundova’nın en çok sevilen “Hasretinden” adlı eserin sözleri şair Adil Babayev’e aittir; ancak bu şarkıyı hafızalara kazıyan asıl unsur, Şefika Ahundova’nın güçlü ve içten melodisidir. Öyle bir melodi ki, sözlerinden bağımsız olarak bile derin bir etki bırakır, sessizliğe büründüğünde bile kalplerde yankılanan bir hüzün ve içtenlik kazanır. Bu yüzden “Hasretinden” yıllar boyunca çoğunlukla enstrümantal olarak icra edilmiş, sözsüz bir biçimde dinleyicinin ruhuna doğrudan dokunmayı başarmıştır.

Eser, oğlu Taleh Hacıyev’in piyano yorumunda ise bambaşka bir duygu dünyasına taşınmış; anne bestesi ile oğul hissiyatının buluştuğu nadir ve unutulmaz bir sanat anına dönüşerek daha da sevilmiştir. Zaman zaman bu eserin, Şefika Ahundova tarafından oğlunun ölümüne ithaf edildiği de söylenir. Her ne kadar böyle bilinse de, aslında eserin oğlu hayattayken yazıldığı ve icra edildiği için bu doğru değildir. Ama yine de melodinin taşıdığı derin hüzün ve içe işleyen yalnızlık, dinleyicinin zihninde bu düşüncenin doğmasına engel olmaz.

Şefika Ahundova’nın kaderi eserleri kadar samimidir. Sanatı uğruna her şeyden vazgeçti; geride ise zamana dirençli, ölümsüz eserler bıraktı. Bugün onun besteleri çalındığında yalnızca bir melodi değil, bir kadının bütün ömrü yankılanır. Belki de bu yüzden Şefika Ahundova’nın müziği asla eskimez…

Doç. Dr. Günay MAMMADOVA

9 Comments

  1. Gunel M Reply

    Günay muellimenin savadi musiqi sahesinde sozunu dediyi kimi, meqalelerinde de incileri düzüb. Möhteşemsiniz 💐

  2. Ulviyya Ibrahimova Reply

    Görkəmli bəstəkar Şəfiqə Axundova haqqında belə dolğun və səmimi yazı oxumaq çox xoş oldu. Günay xanımı bu gözəl məqaləyə görə təbrik edirəm.

  3. Turan Məmmədov Reply

    Şəfiqə Axundovanın sənət yolunun bu qədər incəliklə təqdim olunması məni heyran etdi. Təşəkkürlər, Günay xanım.

  4. Təranə Məmmədova Reply

    Çox dəyərli Günay xanım Şəfiqə Axundova haqqında yazdığınız məqaləni zövqlə oxudum. Yazıda bəstəkarın həyat və yaradıcılıq yolunu işıqlandırmanız təqdirəlayiqdir. Ətraflı və ruhlandırıcı yazıya görə sizi səmimi qəlbdən təbrik edir, yaradıcılıq uğurlarınızın davamlı olmasını arzulayıram👍👏🙏🏼

  5. Aygun Babaverdiyeva Reply

    Əziz müəlliməm ,sizi təbrik edirəm.Hər zamanki ,kimi möhtəşəmsiz.Uğurlara davam🌹

  6. Nigar Reply

    Məqalədə həm tarixi faktlar, həm də emosional yanaşma çox gözəl vəhdət təşkil edir. Oxuduqca müəllifin mövzuya sevgisi açıq hiss olunur. Belə yazılar musiqi tariximizin təbliği üçün çox önəmlidir. Təşəkkürlər

  7. Sevda Hüseynova Reply

    Əzizimiz Günay xanim hər zamanki təki öz savadi ,sənətinə bagliligi növbəti məqaləsində yenədə öz əksini tapdi. Sənət yolunda sizə dahada böyük yaradiciliq ugurlari arzulayiriq.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir