Köln dün, Azerbaycanlı sanatçılar Sahib Paşazade ile Kamuran Kerimov’u ağırladı. İki ünlü virtüöz “Dünya Müziğinin Sıradışı Sesleri” adlı Almanya turnesi kapsamında Köln‘de konser verdiler.
Mugam; Azerbaycan‘ın “Milli Müziği” olarak biliniyor. Bu özgün, elit ve zengin musiki sanatı Endülüs’ten Hindistan yarımadasına dek pek çok ülkede yaygın. Ancak en çok Azerbaycan’da ve İran’da popülerlik kazanmıştır. Bu müzik türünün farklı şekilde algılanması ve insan ruhu üzerindeki ilginç etkisinin açıklanması günümüzde tartışılan en zor konulardan biridir.
Muğamı her şeyden önce güzel olanı algılayan akılcı ve estetik bir olgu biçiminde kabul etmek gerekir. Muğamın mahiyetini açarken aşırı mistikleştirme çabalarından, aynı zamanda aşırı maddi yönden yorumlama eğiliminden kaçınmak gerekir. Bu müzik, duygusal misyonu dışında tefekkür malzemesi sunar, içsel bir gezintinin aydınlanması ve idrak sürecine yardımcı olur. Bu müzik abidesinin zamanla değişikliğe uğradığı, başlangıçta 12 makam ve 6 avazdan ibaret olduğu söylenmektedir.
“Mugam” Arapça “makam” sözünden geliyor. Birçok anlamı bulunuyor. Özellikle İslam kültüründe öncelikle sufinin mutlak Hakikat’e ulaşma yolundaki aşamaları ifade eder. “Makam” kelimesi Kur’an’da ise “basamak” ve “duraksama yeri” anlamlarında kullanılmaktadır. Eski kaynaklarda bahsi geçen 12 geleneksel makam 12 takım yıldıza, yedi destgah ise yedi gezegene uygun gelmektedir. Böylece ruhun aydınlanması 7 aşamadan ibaret sayılır. Buna uygun olarak kalp terbiyesinin yedi hali ve yedi basamağı söz konusudur ki bu sürecin en kutsal ve gizli derecesi insan ruhunun Tanrıya kavuşmasıdır.
Doğu’nun medeniyet anlayışına göre insanın ruhunda bir ahenge ulaşma eğilimi yatmaktadır. Bu anlamda musiki kendine özgü melodi özellikleriyle insanın duygularını her türlü kargaşadan arındırarak odaklanmasını ve düzenlenmesini sağlar. Buna göre insan kalbi musiki sayesinde duygusal bir alemden metafizik(ruh) alemine geçer. Muğam müziği’ni, Doğu dünyasının birbirini tamamlayan ve birbiriyle iç içe geçmiş diğer kültür geleneklerini dikkate alarak incelemek belki en doğru yaklaşımdır.
Bu müzik türünün kökeni çok eskilere dayanıyor; 9’uncu yüzyıla kadar gidiyor. Geniş bir coğrafyada icra edilen bir sanat ama zamanla ülkelerin kültürlerine göre farklı biçimler kazanmış. Enstrüman olarak balaban, nagara ve tar var. Türkiye‘de bunlara kemençe eklenmiş. Tarın sesi udu andırıyor. Nagara da davula benziyor fakat elle çalınıyor. Kısaca, büyülü ritimler izleyenleri ya da dinleyenleri bekliyor. Müzik ruhun gıdasıdır, diyenlere haklılık kazandırıyor.
Her iki sanatçının resital performansının dakikalarca ayakta alkışlanması, müziğin evrenselliği konusunda son yıllarda artan kuşkularımı azalttı. Ama tamamen yok etmedi…
Not: Muğam, 2005 yılında UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası’ listesine alınmıştır.
Alaattin DİKER

Son Yorumlar