Sendika, çalışanları, emek piyasasında bireysel pazarlıkların yerine toplu pazarlık uygulamalarına geçirmek veya geçirmeye çalışmak amacıyla kurulan örgüttür. Sendikal faaliyetler, ortak çıkar bilincinin oluşması için gereken örgütlenme mekanizmasıdır.
Tarihte, lonca ilişkileri içinde haklarını ustalarına karşı korumak amacıyla çıraklar kendi aralarında gizli örgütlenmelere gitmişler. Zaman içinde sanayi devriminin yaşanması, kapitalizmin gelişmesi ve üretim tüketim biçimlerinin değişmesi ile bu örgütler de değişime uğramıştır. Bazen adı mesleki örgütlenmeler olan “yardımlaşma sandığı” bazen de “dernek” “kooperatif” biçimine dönüşmüştür. Çağın gerekliliklerine göre değişip dönüşen işçi örgütlenmeleri son aşamada “sendika” olmuştur. Sendika kelime anlamı itibarıyla “sandık” manasına gelir.
Sendikaların genel amacı, gelirlerin ve çalışma koşullarının, üyeleri için tutarlı biçimde uygulanan kurallarla belirlenmesini sağlamaktır. Sendikal faaliyetler reformisttir. Çalışanın durumunu iyileştirmek amacıyla uzlaşmayı hedefler. Bazı sendikaların daha geniş kapsamlı toplumsal ve siyasal hedefleri bulunduğunu da belirtmek gerekir.
Sendikalar uzun vadede piyasa güçleri karşısında çalışanların gelir paylarını yükseltebilir mi?
Bir bütün olarak çalışanların çıkarlarını gözeten ortak sınıf bilincinin karşısında, sendikalar sınırlı sendikal bilinci ne kadar yansıtabilirler?
Sendikalar gelenekler ve siyasal kültürden ne kadar etkilenir?
Demokratik ya da popülist kökenleri ile fiili liderlik için zorunlu olan yönetimle arasındaki içsel çelişkiyi yansıtırlar mı?
Sınıf bilinci ve emekçi sınıf oluşumu olmadan sendikal faaliyetlerden söz edilemez. Sınıf bilinci ile sınıf oluşumu, komşu dayanışması, karşılıklı yardım dernekleri, sendikalar, sosyal kulüpler ve sınıfa özgü boş zaman geçirme etkinliklerinin gelişmesinde somutlanan kültürel ifadeler biçiminde yorumlanır.
Kendi halinde yaşayan bir sınıftan, kendisi için yaşayan sınıfa yani aktif olarak kendi çıkarlarının peşinde koşan örgütlü bir katmana geçiş sürecinde sendikalar önemli bir yer tutar.
Çalışan sınıfını oluşturan unsurlar, çevresel faktörler (ulaşım, iletişim, mekanizasyon vb.), kendine özgü yaşam tarzı ve kendine özgü kültürel faaliyetlerdir. Sınıf bilincinden bahsetmek için ortak çıkar bilincinin oluşması ve siyasal temsil aracılığı ile pratik yaşamda harekete geçmesi gerekir.
Sendikal faaliyetler, ortak çıkar bilincinin oluşması için gereken örgütlenme mekanizmasıdır. Sınıf bilincine sahip, örgütlenme becerisi olan toplum hazıra konma problemini çözmüş toplumdur (Karl Marks). Bu bilince sahip toplum sendikalar aracılığı ile hedeflerinin peşinden koşma yeteneğine sahip toplumdur. Bu nedenledir ki sınıf bilinci, kişilerden ziyade örgütlülüğün vasfıdır. Yani bir sınıfı kolektif aktör gibi davranma kapasitesi olarak görmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında sendikalar, üyelerini tekil çıkarlardan ziyade sınıf çıkarları adına örgütleyip harekete geçiren böylelikle kısmi kazanç peşine düşecek grupları kontrol altında tutan yeteneği haizdir. Dolayısıyla sınıf bilinci, hedeflerin merkezi bir örgüt tarafından takip edilmesini gerekli kılar.
Sendikal Oluşumun Tarihçesi
Çalışanların çıkarlarının korunması ve arttırılması için örgütlenme zorunluluğunun ortaya çıkması sanayi devriminin gerçekleşmesi ile uygarlık tarihinde belirmiştir.
Sanayi devrimi ilk olarak 1800’lü yılların başlarında İngiltere’de buharlı makinelerle dokuma üretiminin yapılmasıyla başladı. Fransa’da 1789’da yaşanan Fransız İhtilalinin yarattığı özgürlük akımının etkisiyle 1830’da yaşanan ikinci ihtilal sonucu özel işletmelere sahip olma yolu açıldı ve liberalizm ortaya çıktı. 1830 ihtilali sanayi devrimini başlatmış, beraberinde işçi sınıfı, işçi hakları ve işsizlik gibi kavramları doğurmuştur. Bu nedenle 1848’de Fransa’da işçi haklarının gündeme geldiği üçüncü ihtilal gerçekmiş ve sosyalist parti, dernek ve sendikalar 1848 devriminden sonra ortaya çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde yeniçerilerin düşük ayarlı altınla maaşlarının ödenmesi sebebiyle ‘kazan kaldırma’ olarak tanımlanan isyanları Osmanlıda ilk işçi grevlerine örnek gösterilebilir. Osmanlı devleti döneminde 1871 yılında ‘Ameleperver Cemiyeti’ ilk işçi örgütlenmesi olarak kabul edilir. Ancak bu örgüt gerçek anlamda bir sendika değil, yardımlaşma kuruluşudur. Gerçek anlamda kurulan ilk sendika, Tophane fabrikasındaki işçilerin gizlice örgütlenerek kurdukları “Amele Osmani Cemiyeti”dir. 1894-1895 yılları arasında kurulan örgüt uzun ömürlü olmamış, açığa çıkarılarak kapatılmıştır.
Avrupa’da yaşanan 1830 ve 1848 devrimleri Osmanlı’da Islahat, Tanzimat ve Meşrutiyetin ilanında etkili oldu. Osmanlı’da sendikal faaliyetler, II. Meşrutiyetten sonra anayasaya örgütlenme ile ilgili hükümler konulduktan sonra sendikal örgütlenmeler görülmeye başlandı. 1908’de çıkarılan geçici kanun ve 1909’da Tatil-i Eşgal Kanunu ile kamu hizmetlerinde çalışan işçilerin sendikalaşması yasaklanırken, grev yasaklanmayıp grev için ön uzlaştırma sürecinden geçme koşuluna bağlandı. 1913 yılından sonra sendikal faaliyetler dünya savaşı nedeniyle geriledi. 1919’da işgal altındaki İstanbul’da siyasi yönlendirme altında olan sendikalar kuruldu. Buna rağmen bir kısım sendikalar da kurtuluş savaşını destekledi.

Cumhuriyetin ilk yıllarında sınıfsız toplum oluşturmak maksadıyla konulan sınıf ayrımı üzerindeki örgütlenme yasağı 1936’da kaldırıldıktan sonra çalışanların haklarının korunması anlayışı benimsendi. Dünyada sendikalar, vasıflı işçiler tarafından kurulurken, Cumhuriyet kurulduktan sonra vasıflı kesim ‘memur’ olarak ayrılmış, ayrıcalıklar tanınmış, hakları devlet tarafından güvence altına alınmıştır. İşçi sınıfının becerikli ve eğitimli kesimi memur yapılarak, ayrıcalıklı ‘işçi aristokratına’ dönüştürülmesi, Cumhuriyet döneminde sendikaların geriletilmesine yol açmıştır. 1929 sonrasında işçiler “kamu işçisi” yapılarak ayrıcalıklı yapılmıştır.
1945 sonrası Türkiye’de sendikalaşma hakkının tanınması açısından olumlu bir dönemdi. 1946’da “sınıf esasına dayalı cemiyet kurma yasağı” kaldırıldı. 1946 öncesindeki işçi yardımlaşma dernekleri ve kulüpleri sendikaya dönüştü. İlk Sendika Kanunu 1947’de kabul edildi. 1947’de hükümet, sendikaların kendi kontrolünde olması amacıyla İşçi Bürosu kurdu. Bu büro aracılığı ile kamu işyerlerinde sendikalar örgütlenmeye başladı.
1961 Anayasası ile işçi sınıfına ve sendikalara bazı haklar verilmiş bununla beraber memurlara da sendikalaşma hakkı verilmiştir. Grev hakkı tanınmış ve toplu pazarlık hakkı ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Devlet Personeli Sendikaları Kanunu uyarınca 1965-1971 dönemi arasında 658 sendika kurulmuştur.
12 Mart 1971 Askeri müdahalesinin ardından memurların sendikalaşma hakkı kaldırılarak memurların sendika kurmaları ve üye olmaları yasaklandı. 1980 Askeri darbesi sonrası sendika faaliyetleri durduruldu. 1982 Anayasası ile ilk yok edilen haklar şöyle özetlenebilir;
2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası ile sendikalaşma, toplu pazarlık ve grev hakkına önemli kısıtlamalar getirildi. Kıdem tazminatına tavan getirildi. Sosyal sigorta hakları geriletildi. İkramiyeler, kamu kesiminde yılda toplam 112 gün, özel kesimde yılda toplam 120 günle sınırlandırıldı. Genel tatil olan bazı günler çalışmaya başlandı. Özel güvenlik teşkilatlarının personelinin sendikalaşması ve grev yapması yasaklandı. Bazı işçiler memurlaştırıldı. TRT Yönetim Kurulunda işçilerin bir temsilcisinin bulunması uygulamasına son verildi. İktisadi devlet teşekküllerinin yönetim kurullarında bir işçi üye bulunması uygulaması kaldırıldı. Özelleştirmeyi hızlandırmak için sözleşmeli personel uygulaması getirildi. Serbest bölgeler kuruldu. İhtiyaç fazlası askerlerin kamu kurum ve kuruluşlarında çalıştırılması uygulaması getirildi. Sendikaların özel radyo ve televizyon kurmaları, bunlara ortak olmaları yasaklandı. Tüm bu sorunlar sendikacılık hareketinin de gelişmesinde rol oynadı. Sendikal bilinç gelişti.
1990’lı yıllarda sorunlar yoğunlaştı. Yürürlükteki yasalardan ve toplu iş sözleşmelerinden yararlanamayan bir işçi kitlesi yaratıldı. Bunların yanı sıra zorunlu emeklilik, çocuk işçilik, işçi sağlığı ihmalleri, kısmi süreli çalışma, kamu kesiminde işlerin müteahhitlere ve taşeronlara yaptırılması gibi birçok sorun ve çalışanların haklarının gasp edilmesi sorunları halen yaşanmaktadır.
Demokrasilerin egemen olduğu, çoğulcu demokratik sistemlerde sendikalara siyaset yönünden herhangi bir engelleme, yasaklama olmadığı görülürken Türkiye’de özel sektörün sendikalaşması zorlaşmaktadır. Yapılan araştırmalar işçilerin karşılaşacakları sorunları sendika ile aşacaklarına olan güven azalmaktadır. Tek partili, totaliter rejimlerde sendikalar egemen güçle zorunlu bir ilişki kurmaktadır.
Sendika ve partiler karşılıklı fayda esasına dayanan ilişki içindedirler. Sendikalar, üyelerinin haklarını korumak için iktidar olmak amacıyla kurulmuş partilere yakın dururlar. Siyasi partiler de kitleleri etkileyebilmek amacıyla sendika tarzı örgütlenmelere yakın dururlar.
Türkiye’de sendikal hareketler Batıda olduğu gibi sınıf mücadelesi ile doğmamıştır. Demokratikleşmenin gereği olduğu için doğmuştur. 1961 Anayasası ile toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmış, böylelikle sendikalar üyelerinin haklarını korumak için siyasi partilere yaklaşmış ve kendi ideolojilerini belirlemiştir. Türk sendikacılığı Avrupa’da olduğu gibi bağımsız biçimde siyasallaşmayı veya partiler öncülüğünde sendikalar oluşturmayı gerçekleştirmiştir.
1980 sonrası dönemde Sendikalar Kanunu’nda sendikalara kapsamlı kısıtlamalar getirilmiştir. 1980 sonrası dönem sendika-siyasi parti ilişkisi bağımsız model ilişkisi içinde tarif edilebilir. Bu dönemde sendikalar partiler üstü döneme geri dönmüştür. Günümüzde ise sendikacılık “Baskı Grubu” işlevi ile siyasi partileri etkileyip somut sonuç alma çabasındadırlar.
1982 anayasasına göre de sendikalara üye olma özgürlüğü anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasaya ve İş Kanununa göre çalışanlar ve işverenler önceden izin almaksızın sendikalara ve üst kuruluşlara üye olma ve sendika kurma hakkına sahiptir. Aynı şekilde hiç kimse bir sendikaya üye olmaya veya üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Yine anayasaya göre çalışanlar ve işveren karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma koşullarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptir. Toplu iş sözleşmesi sırasında uyuşmazlık çıkması halinde çalışanlar grev yapma hakkına sahiptir. İşveren de lokavt hakkına sahiptir. Grev ve lokavt hakları, iyi niyet kurallarına aykırı tarzda topluma zarar verici ve milli serveti tahrip edici şekilde kullanılamaz. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma amaçlı grev ve lokavt, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz, greve katılmayanların iş yerinde çalışmalarına engel olunamaz. Grevi başlatmak için iş yerindeki işçilerin dörtte birinin grev lehinde oy kullanmaları gerekmektedir. Grev ve lokavt yasağı olan kuruluşların (hastane, bankacılık, toplu taşıma vb.) uzun bir listesi vardır. Yine anayasaya göre işveren greve katılan işçi yerine görevli makamdan yazılı izin alarak yeni işçi alabilir.
Ancak sendikalar da tüm bu sorunlara çözüm arama çabası içinde olmuşlardır. Sendikalar sorunları çözmekte etkisiz demek bu anlamda yanlış olur. Çalışanların sendikaya katılmalarına neden olan faktörler şu şekilde sıralanabilir;
- Sendikalaşmış iş yerinde kazancın daha yüksek olması,
- Sendikalaşmamış iş yerleri ile kıyaslandığında sendikalı olan iş yerlerinde çalışanların sosyal güvenlikten faydalanmalarının ve eşit ücret almalarının mümkün olması,
- Sendikaların çalışan lehinde sosyal ve ekonomik çıkarlarını arttırabilmeleri için gerekli enstrümanlara sahip olmaları (kampanyalar yürütmek, pazarlık yapma gücü, hükümet üzerinde baskı kurabilmek),
- Aynı dünya görüşüne sahip çalışanların bu yönde bir sendikaya üye olarak kendisi gibi düşünenlerle aynı amaç etrafında birleşmeleri aidiyet duygusunu yaşayabilmelerine ve kendini grupla özdeşleştirmesine katkıda bulunması,
- Çalışma hayatına girmiş ve işinde yükselmiş kadınların sendikalı olmaları onlara daha fazla avantaj sağlar. Zira sendika, mevki sahibi çalışanlara daha fazla fayda sağlama eğilimindedir.
- Kadın haklarının savunulması ve kadınların seslerini duyurabilmelerinde sendika önemli bir zemindir. Bu sayede sendikalarda kendileri için önemli bir kaynak olan ‘kadını’ aktifleştirmiş olurlar (Ferber,1992-Merkel,1983).
Sendikalaşma ve Kadın
Kadınların sendikaya katılımı incelenmiş ve sendikaya katılımlarının önünde birtakım engeller olduğu gözlemlenmiş. Pek çok ülkede erkeklere ait bir olgu olarak görülen sendikalar, temsil ve uygulama noktasında kadın katılımına olanak tanımamaktadır (Waddington, 2005).
Kadınların önündeki engeller kabaca sıralanacak olursa, kadınların ailevi sorumlulukları, sendikal katılım konusundaki bilgi eksiklikleri, toplumsal ve kültürel norm ve inanışlar yer alır.
Türkiye’de kadınların gerek sendikal örgütlenme içerindeki katılımı gerekse sendika yönetim organlarındaki temsili oldukça düşüktür. Bunun sebebi ataerkil ilişkilerin sendikal düzleme yansımasıdır. Kadının sendikaya, sendika yönetiminin de kadına bakış açısı bu temelde açıklanabilir. Genel olarak bakıldığında, genel merkez ve şube yöneticiliği, delege ve işyeri düzeyinde kadınların oranı erkeklere göre düşüktür. Bu durum kadına duyarlı sendikalarda dahi geçerlidir. Göze çarpan en önemli nokta ise kadının sendikal alandaki durumu, siyasal alandaki durumu ile paralellik göstermektedir. Kısaca özetlemek gerekirse kadın siyasal karar verme sürecinden dışlanmıştır.
Kadının sendikal örgütlenme içindeki katılımını engelleyen ataerkil kültür kadının karşısına ‘baba’ veya ‘koca’ figürü olarak da çıkar. Bu kültür çerçevesinde ‘koca’ figüründen duyulan korku ile ilgili olarak kadın çalışanlar üzerinde yapılan incelemede kadının sendikal faaliyette bulunması halinde boşanmakla yüz yüze kaldıkları veya boşanma tehdidi nedeni ile sendikal faaliyetlerden uzak durdukları sonucu çıkarılmıştır (Öğün ve Özman).
Uzun çalışma saatleri, rekabet ve temsil sorumluluğu, kadınlardan geleneksel rol kalıpları içinde özel yaşama ilişkin talep edilenlerle çatışmaktadır. Kadın, toplumda var olan cinsiyet rollerinin uzantısı olarak sendikal örgütlenme içinde de pasif konumunu korumuş, kadının sendikal ve siyasal hareketlere katılımı kocanın etkisiyle artıp azalmıştır. Yapılan araştırmalar bize şunu göstermektedir ki sendikal hareketlere katılan kadınların genelde henüz evlenmemiş veya evli olup çocuğu olmayan kadınlardan oluşmaktadır.
Kadınların sendikal ilgisizliğinin temelinde yatan diğer neden de sendikaların iç dinamikleridir. Sendikal örgütlenmelerde erkek egemen yönetim anlayışı kadınların kendilerini özgürce ifade edememelerine neden olmaktadır. Bu anlamda kadınların çalışma hayatında kadın oldukları için karşılaştıkları sorunlar sendika toplantılarında gündeme gelmemektedir. Özellikle cinsel taciz olayları kadınlar tarafından sendika yönetimine yansıtılmamakta, yansıtılmış olsa bile durum kadının aleyhinde gelişerek işinden bile olması ile sonuçlandığı gözlemlenmiş. Bu duruma neden olarak sendika yöneticilerinin erkek olması gösterilmiş.
Sendikal hareketlere bakış açısındaki bir diğer eksikliğin sebebi de Türkiye’de 1980’de sendikalaşmaya yönelik yasakların getirilmiş olması gösterilir. Daha sonraki yıllarda politizasyon olmaya başlasa da 80’li yıllardaki pasif sendikacılık anlayışı kırılamamıştır. Bu durumda kadınların sendikada güçlenecekleri ve seslerini duyurabilecekleri ortak bir platform oluşturma işlevinin yadsınmasına neden olmuş ( Özman ve Öğün).

Sendikaya Kadın Çalışan Katılımını Arttıracak Yöntem ve Öneriler
Sendikalara kadın çalışanların katılımını arttırmak için bir takım reformların gerçekleştirilmesi gerekir. Sorunların çözümüne yönelik atılacak adımların başında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması gelir. Sendikalarda kadın kotası konulması ve özel yapısal düzenlemelerle kadın komisyonlarının kurulması bunların başında yer alır. Kadın çalışanların sendikaya katılımını cesaretlendirmek için eğitim programlarının sunulması, kadınların sendikaya katılmasına engel olan nedenlerin görülmesi ve ortadan kaldırılması için istatistik çalışmalardan faydalanılması gerekir.
Sendikalar, küreselleşme, uluslararası rekabet, teknolojinin hızla değişen yapısının beraberinde getirdiği üretim biçimlerinin ve iş gücünün değişen yapısı ve işsizlik sendikaları çalışma hayatının vazgeçilmez bir unsuru olma noktasına taşıyabileceği gibi aynı zamanda azalan üyelik nedeniyle çökmesine veya sendikaların birleşerek ayakta kalması sonucu ile de karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle sendika reformist politikalar benimseyip kadın çalışan unsuruna yoğunlaşmak zorundadır.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen sendikalar, çalışanların çalışma hayatında yaşadıkları sorunların çözülebileceği, cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele verilebileceği zemini sağlayan ve pek çok çözüm yolunu da içinde barındıran bir düzlemdir.
Pembe OKUYUCU
Kaynakça
- Anıl Çeçen-Türkiye’de Sendikacılık (özgür insan Yayınları.1973.Ankara.)
- Aslıhan Öğün ve Aylin Özman, Türkiye’de kadın –sendika ilişkisi. Sendikalaşma ve Örgüt içi temsil.
- Ayşe Buğra, Fikret Adaman, Ahmet İnsel-Çalışma Hayatında Yeni Gelişmeler ve Türkiye’de Sendikaların değişen rolü. (Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Formu Araştırma Raporu.)
- Betül Urhan, Sendika içi Demokrasi ve Sendika İçi Kadın Örgütlenmesi.
- Barış Seçer, Kadınların Sendikalara Yönelik Tutumları ile Cinsiyet Ayrımcılığı Algılarının Sendika Üyesi Olma İsteğine Etkisi-Çalışma ve Toplum, 2009.
- Ersin Bostancı-Türkiye’de Sendikal Hareketin Dünü ve Bugünü
- Hikmet Gülçin Beken, Kadınların Sendikal Katılımını Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi, Emek ve Toplum Dergisi, Sayı 4.
- Yıldırım Koç -Sendikacılık Tarihi (Türk-iş Eğitim Yayınları Ankara-1998.)

Konu, geçmişten bugüne olan evrimi de dahil olmak üzere gayet açık ve anlaşılır bir şekilde ele alınmış. İlgi ve istifade ile okudum. Teşekkürler.
Teşekkür ederim Sayın Hocam, beğendiğinize memnun oldum. Saygılarımla.