Muhafazakârlık en çok konuşulan, tartışılan, kendinden bahsedilen kavramlardan. Ondan çokça bahsedilmesi, tartışılması onun doğru ve gerçekten anlaşılıyor olduğu anlamına gelir mi?
Muhafazakârlık, gündelik dilde sıkça kullanılan kavramlardan. Ama diğer birçok kavram gibi, çok konuşulması her zaman bilinerek kullanıldığı anlamına gelmeyebiliyor.
Bazıları onu dindarlıkla eş anlamlı olarak kullanıyor, bazıları tutuculuk ve değişim karşıtlığı olarak… Bu kullanımlar kavramla büsbütün ilişkisiz değil. Örneğin muhafazakârlarda dine ilişkin pozitif bir vurgu vardır; dindar olan veya olmayan muhafazakârlarda genel bir vurgudur bu. Ama ateist muhafazakârlar da var. Öte yandan muhafazakârlar değişime karşı değiller ihtiyatlılar ve bu da onları değişim karşıtı yapmaz.
Berat Bey, nedir muhafazakârlık? Bir siyasal ideoloji mi yoksa bir tutum mu? Tek bir muhafazakârlıktan bahsedilebilir mi?
Muhafazakârlık, başta aile olmak üzere, toplumu bir arada tutan kurum ve değerleri, gelenek, din, otorite ve sembolleri önemseyen, onları muhafaza etme duyarlılığı taşıyan, sosyal ve siyasi kararlarda tarihi ve pratik/tecrübi bilginin rehberliğini öngören, radikal siyasi projelere ve devrimci kopuşlara karşı tedrici değişimi savunan bir düşünce geleneği ve bir ideoloji olarak tanımlanabilir.

Michael Oakeshott gibi bazı muhafazakârlar onu bir ideoloji olarak görmeme eğiliminde olsalar bile, sonuçta siyasetin dünyasını anlama ve açıklama ile bir siyasi öneri içerme özellikleri bakımından liberalizm ve sosyalizm gibi o da bir ideolojidir elbette. Ama tek bir liberalizm ve tek bir sosyalizm olmadığı gibi tek bir muhafazakârlık da yok.
Aydınlanma dönemi akılcılığı ile muhafazakârlığın akla bakışı hakkında neler söylersiniz? Muhafazakârlığın Aydınlanma ile mücadelesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
Sondan başlayalım, aslında muhafazakârlığın kavgası bütün bir Aydınlanma ile değil, onun Kıta Avrupası, özellikle de Fransız versiyonuyla. Yoksa Manş’ın hemen öteki tarafına geçildiğinde birçok Aydınlanma filozofunun aynı zamanda muhafazakârlık ile de ilişkilendirildiğini görebiliyoruz. İskoç Aydınlanması ve David Hume gibi.
Muhafazakârlığın sorunu da akılla değil, özellikle Fransız tarzı Kartezyen-kurucu akılla. Yani aklın, daha somut olarak bir grup insan aklının, tarihten, tecrübeden, dinden bağımsız olarak ideal bir dünyanın kurallarını bulabileceği ve bulduğunu da yukarıdan aşağıya uygulamaya yetkili olabileceği iddiasıyla.
Muhafazakârlığı ortaya çıkaran şartlar hakkında neler söylersiniz? Bir siyasal ideoloji olarak muhafazakârlığın kendini hissettirdiği zemin hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Aydınlanma yüzyılı pek çok bakımdan bir kopuşu ifade etti. Felsefi kopuş, sosyolojik kopuş ve son olarak da Fransız Devrimiyle birlikte siyasi kopuş. Özellikle sonuncusunun ürettiği radikalizm ve ödettiği insani bedel, elinde mucize siyasi ilaçları olan siyasi projecilere ve onların kanlı siyasi denemelerine karşı temkinli bir siyasi alternatif inşa etme kaygısını beraberinde getirdi.
Muhafazakârlık hakkında değişime direnme, devrimlere karşı olma, dini ön plana çıkarma gibi genel bir anlayış söz konusu. Bu doğru bir anlayış mı?

Muhafazakârlık değişime kategorik bir karşıtlığı savunmuyor. Aksine, ideolojinin kurucu babası sayılabilecek Edmund Burke, “Fransa’daki Devrim Üstüne Düşünceler” kitabında, “Değişim için gerekli araçlardan mahrum bir devlet; kendisini muhafaza edecek araçlardan da mahrum bir devlettir” diyerek, değişimin zorunluluğuna da işaret ediyor. Onların temel hassasiyeti, “düzen içinde değişim” olarak tanımlanabilir. Bu yüzden de yine aynı eserinde Burke, “Sistemde değişiklik yapmayı reddediyor değilim; ancak değişiklik yaptığımda bile bu değişikliği, esasen muhafaza etmek gayesiyle yapmam gerek” diyor.
Muhafazakârlara göre korkulması gerekenler, kendi kafalarındaki ideal değişim projesi için toplumun yüzlerce, binlerce yılda oluşturduğu kurum ve değerlerine hoyratça saldıranlardır. “Komplolar, katliamlar, cinayetler, kimilerine, devrim uğruna ödenmesi gereken önemsiz bir bedel gibi geliyor” der Burke, onlardan söz ederken. Onların kestirmeden büyük kazanımlar elde etmek için yapacaklarından korkar. Özellikle 20. yüzyılda, sosyalist ve faşist rejimlerin toplumu dönüştürme adına giriştikleri siyasi projelerin büyük insani maliyeti, muhafazakârlığın bu korkusunun Fransız Devrimi sonrası tarih için de geçerli olduğunu gösterdi.
Kıta Avrupası ve Anglo Amerikan muhafazakârlığı gibi muhafazakârlıklardan bahsediliyor. Bunların ortak yönleri ve farklılıkları hakkında bilgi verir misiniz?
Kıta Avrupası muhafazakârlığı, içinde doğduğu düşünce geleneğinin izlerini taşır. Mücadele ettiği siyasi akımın bazı handikaplarını da taşır. Anglo Amerikan muhafazakârlığı, ondan farklı olarak daha esnek ve pragmatiktir. Bu anlamda o da içinde doğduğu düşünce geleneğinin izlerini taşır. Gerçekçidir ve tepkisel reddedişlerle hayatı ıskalamamak gerektiğinin farkındadır. Sonuçta kalıcı olan ve muhafazakâr ideolojinin evrensel düzeyde izlenebilecek modeli veya ana akımı haline gelen de o olmuştur.
Muhafazakârlık tartışılırken mutlaka aydınlanma dönemi, Fransız ihtilali gibi önemli tarihi ve düşünsel dönemler dikkate alınır. Berat Bey, Aydınlanma dönemindeki düşünürler, filozoflar (Descartes, Locke, Leibniz vb.) dinin kendisine mi yoksa dini kurumsallaştıran ve tekeline alan kiliseye mi karşı çıkıyorlardı?
Tek bir karşı çıkış söz konusu değildi. Bazı Aydınlanma filozofları örgütlü dine ve Kiliseye karşı çıktılar, bazıları “Aydınlanmanın dini” olarak tasvir edilen Deizm adına bütün bir Hıristiyanlığa. Ama herkes dine veya Hıristiyanlığa karşı savaş vermedi.
Aydınlanma dönemini, aklı, bilimi eleştiren Hume, Kant, Nietzsche, Heidegger, Feyerabend, Lyotard ve Foucault gibi filozof ve düşünürler muhafazakâr olarak değerlendirilebilir mi? Postmodernizmle muhafazakârlık arasında bir ilişkiden bahsedilebilir mi?

Bazıları geniş anlamda bile muhafazakâr sayılmaz ama muhafazakârların da gönül rahatlığıyla altına imza atacakları fikirleri var bu tür isimlerin. Ya da bazı yönleri muhafazakârlığın temel prensipleriyle örtüşüyor diyelim. Örneğin rasyonalizmi, pozitivizmi, büyük ve her şeyi açıklama iddiasındaki teorileri eleştirdikleri veya bilimsel yöntemin tekliğine karşı metodolojik çoğulculuğu savundukları ölçüde kısmi bir örtüşme oluyor. Radikal, devrimci, bütüncü ve rasyonalist projecilere veya o tarzdaki modernleşme hareketlerini yapanlara karşı bazen daha etkili biçimde mücadele ediyorlar; ama sadece bu tarafları bu onları muhafazakâr kılmıyor.
Bu anlamda postmodernizme muhafazakârlığın bazen ayrı bazen aynı safta algılanması söz konusu olabiliyor. Postmodernizm tam da muhafazakârların şikayetçi oldukları rasyonalist projelere ve meta anlatılara karşı kuşku tohumları ekiyor ve netlik algısını bozuyor. Bu yüzden de muhafazakârların ilgisini çektikleri ölçüde ilerlemeci, pozitivist çevrelerin de tepkisini çekiyor. Hatırlıyorum, postmodernizmin Türkiye’de revaçta olduğu 1990’lı yıllarda Atatürkçü veya pozitivist çevrelerden bazı isimler, postmodernizmden “dincilere yarayacak” kaygısıyla tedirgin oluyorlardı. Onları rahatsız eden, Kemalist reformları eleştiren sağ, sol ve liberal tüm muhalif çevrelere “malzeme verici” yani argüman sağlayıcı niteliğiydi postmodernizmin.
Hocam Türkiye’deki muhafazakârlık ya da Türk muhafazakârlığı hakkında neler söylersiniz?
Genellikle Türkiyeli muhafazakârlar, “Kültür Devrimi” ile binlerce yılın birikiminin ateşe verilişini sessizce izleyen Çinliler gibi izlediler Cumhuriyet reformlarını. Direnemediler, engel olamadılar ve uzun bir süre için devlete küsüp, içlerine kapandılar. Çok partili hayata dönüşle birlikte siyasi bir ağırlık noktası oldular. Ama kıymet verdikleri kurum ve değerlerin önemli bir bölümü artık geri alınamayacak ölçüde kaybedilmişti.
Muhafazakârlar Türkiye siyasetinde liberaller ve İslamcılar beraber sağdaki ana akımlardan birini oluşturdular ve 1950, 1883 ve 2002 gibi önemli dönemeçlerde rol oynadılar.
Bugün kendisini muhafazakâr demokrat olarak adlandıran bir partinin iktidarı var ve uzunca bir dönem “Anciene Regime” olarak görülüp yeni rejimin kurucu ötekisi olarak konumlanan Osmanlı dönemiyle sonrasını uzlaştırma tartışmaları devam ediyor.
Türkiye’deki muhafazakârlığın Avrupa’da ortaya çıkan muhafazakârlıkla benzer ve farklı noktaları nelerdir?
En geniş anlamda her iki muhafazakârlıkta da aile, din ve gelenek gibi değerler önemseniyor; geçmiş, bugün ve gelecek arasında bir süreklilik vurgusu var ve radikal değişim projelerine karşı temkinlilik temel bir tutum olarak varlığını hissettiriyor. Ancak unutmamak gerek ki, her toplumun kendi özel tarihi ve gelenekleri var ve beraberce önemsedikleri kurumlara, örneğin aileye, yükledikleri anlamlar da değişiyor. Sadece Avrupa ve Türkiye’de değil, her ikisinin kendi içinde de.

Teşekkür ederim.
Yoğun gündeminize rağmen vakit ayırdığınız için biz teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Prof. Dr. Bekir Berat Özipek
- 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu.
- Yüksek lisansını 1992’de aynı üniversitede tamamlayan Özipek, doktora derecesini 2000 yılında Ankara Üniversitesi’nden aldı.
- 2007’de doçent, 2013’te ise profesör unvanını aldı.
- 2009-2015 arasında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde çalıştı.
- 2015’ten bu yana İstanbul Medipol Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
- Ağırlıklı olarak çağdaş siyasi teoriler, insan hakları, akademik özgürlük, ifade özgürlüğü, ayrımcılık ve sığınmacı hakları konularıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir.
Kitapları
- Teorik ve Pratik Boyutlarıyla İfade Hürriyeti, Editör, Liberal Düşünce Topluluğu Yayınları, Ankara, 2003.
- Yargıtay Kararlarında İfade Özgürlüğü (H. Özhan ile birlikte), Editör, Liberal Düşünce Topluluğu ve Avrupa Komisyonu, Ankara, 2003.
- From the Dialogue to the Alliance of Civilizations – A Collective Initiative For Universal Peace, (K. Bülbül ile birlikte), Orient Yayınları, Ankara, 2007.
- Devlet: Teorik Bir Analiz, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2007.
- Türkiye’de Toplumun Batı Algısı, (K. Bülbül ve İ. Kalın ile birlikte), SETA Yayınları, Ankara, 2008.
- Muhafazakarlık Nedir? Liberte Yayınları, Ankara, 2017.
- Muhafazakarlık: Akıl Toplum Siyaset, Liberte Yayınları, Ankara, 2017.
- Yanlış Sorulara Doğru Cevaplar Ayrımcılık, İslamofobi, Entegrasyon ve Ötesi, Liberte Yayınları, Ankara, 2018.
Son Yorumlar