Poyrazlar: “Benim Tüm Romanlarım Güncele ve Kadına Eğilir.”

Polisiye roman denince ülkemiz ve dünya genelinde erkek yazarlar geliyor akla. Edebiyatta, sinemada polisiye sanki erkeklere ait bir alanmış gibi görülüyor. Aynı zamanda polisiye romanlarındaki karakterlerin çoğu da erkek. Bir kadın yazar ya da romancı olarak neden polisiye? Polisiye roman yazmayı seçmenizin nedenleri neydi?

Tam da bu nedenlerden polisiyeyi seçtim. Çünkü erkek yazarların, erkek karakterlerinden ve sürekli kadınların kurban olarak resmedilmesinden sıkılmıştım. Kadınların odakta olduğu, kaderlerini ellerine aldığı, kurmaca dünyada bir erkeğin uzantısı olarak var olmadıkları bir hikâye arayışındaydım. Diğer önemli neden ise suç edebiyatını çok sevmem. Buna bir çocukluk hastalığı diyebiliriz.

Elçin Hanım polisiye türünün edebiyata girişi ve çeşitli dönemleri var. Edgar Allen Poe’nin ‘Morgue Sokağı Cinayeti’ polisiyenin miladı olarak değerlendiriliyor. Burada suç, suçlu ve suçluyu bulan dedektif ya da polis kurgunun ana ekseni. Suç kişiseldir ve suçlu yakalanınca olay biter. İnsanlar yaşamına devam eder. Bu model 50’li yıllardan itibaren değişiyor. Artık sadece suç ve suçlu değil suçu ortaya çıkaran sosyo/ekonomik sebepler de kurguya ekleniyor. Bireyin işlediği suçun toplumsal, ekonomik, dinî, psikolojik nedenleri de dile getiriliyor. Polisiye edebiyat bazen de okurları farklı dünyalara, zamanlara, gizemlere götürüyor. Bunun yanında polisiye edebiyatı genelde üç türe ayırıyorlar: suç polisiyesi, gerilim polisiyesi ve gizem polisiyesi. Sizin polisiye anlayışınız nerede duruyor? Neler söylersiniz?

Bu suç edebiyatını fazlasıyla sınırlamak olur. Suç edebiyatının mizahi polisiye, katil kim polisiyesi, psikolojik gerilim, İskandinav polisiyesi, yumuşak polisiye, tarihi polisiye, mizahi polisiye, fantastik polisiye, kapalı oda esrarı, casusiye, amatör dedektif polisiyesi, prosedürel polisiye gibi burada sayamadığım pek çok alt türü var. Ben mesela siyasi polisiye türünde romanlar kaleme alıyorum.

Güncelin polisiyesi bugün bir nevi toplumcu gerçekçi romanın işlevini de üstlendi. Ancak bu yazarın tercihidir. Siz bir malikanede işlenen cinayetleri de yazabilirsiniz, devletin işlediği suçları da. Her şekilde suçun üstünden toplumun fotoğrafını çeker polisiye. Toplumun suça bakışı ve adalet mekanizmasının nasıl işlediği de o toplumun medeniyet düzeyini yansıtır. Bu yüzden edebiyat, gerçekleri anlatmanın en etkin yoludur.

Malum olduğu üzere son zamanlarda polisiye, edebiyat alanında kendini gösteriyor. Bu alanla ilgili öykü kitapları ve romanlar çoğaldı. Okuyucuların ilgileri de söz konusu. Bir kadın polisiye yazarı olarak hem bizdeki hem dış dünyadaki polisiye edebiyatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Genele bakınca neler görüyorsunuz?

Dünyadaki suç edebiyatı olgunluk düzeyinde. Belli bir grup yazar ve roman haricinde konular ve kurmaca yapı tekrara giriyormuş hissi yaratıyor bende. Türkiye’de ise polisiye hızla büyüyen gelişen bir edebiyat türü. Hem ilgi var hem de yazarların sayısı artıyor. Dünya suç edebiyatına kıyıda kalmış ülkelerin ve dillerin polisiyesinin girmesinin zamanı geldi bence.

Polisiye, suçu ve suçluları ele alan edebiyat dalının adı. Genelde polisiye toplumların büyük bunalımlar, huzursuzluklar, sıkıntılar yaşadıkları dönemlerde kendini fazlaca gösterir. Yukarıda soruda da belirttiğimiz gibi Türkiye’de son zamanlarda polisiyeye derin bir ilgi var. Sizce ülkemizde neler yaşanıyor ki polisiyeye ilgi sürekli artmakta?

Türkiye hem tepede hem de tabanda ilerleyen bir suç dalgasının etkisi altında. Hukukun üstünlüğünün zedelendiği, adalet ve vicdan duygularının karşılık bulmadığı, sert ve kutuplaştırıcı bir siyasi iklimin yaşandığı bir yer artık. Cinayetler her ülkede caydırıcı önlemlere rağmen işlenir. Ancak adalet mekanizması bozulmuşsa toplumda suç ‘normalleşir’. Belki de polisiye bu tür siyasi, sosyal konuları gündeme getirmeye daha elverişli bir tür olduğu için tercih ediliyordur.

Çıplak Kalp romanınız Türkiye gündemine bodoslama dalıyor ya da daha doğru bir ifadeyle ülke gündemi bodoslama romanın içine dalmış. Gayri meşru zenginlik, şiddet, çocuk istismarı, din istismarı, uyuşturucu, cinayet, derin yoksulluk, vakıf görünümlü çeteler… tekmili birden bütün suç unsurları romanda yer alıyor. Neler söylersiniz Çıplak Kalp’le ilgili?

Henüz romanı okumamış okurların görüşlerini etkilemek istemem. Özetle Çıplak Kalp, hurafelere ve tarikatlara teslim olmuş bir siyasi yapının içinde bir kadın komiserin adalet arayışını anlatıyor diyebiliriz.

Günümüz edebiyatında çoğunlukla bireysel hezeyanlar, bunalımlar, sıkıntıları işleniyor. Suya sabuna dokunmayan laf kalabalıkları… Postmodern anlayış edebiyatın içinden gündelik sıkıntıları, gerçek sorunları, politikayı kovdu. Böylesi bir ortamda yukarıdaki soruda da belirttiğimiz gibi ülkemizin gerçek gündemini anlatan bir roman yazma fikri nasıl doğdu?

Benim tüm romanlarım güncele ve kadına eğiliyor. Böylesine sert bir iklimde ayakta durmaya çalışan kadınlara, yok edilen, baskı altında tutulan, hedef tahtasına konan ama direnen kadınlara… Kadınlarla ilgili yazdığım her şey politik. Çünkü kişisel olan politiktir. Ben dilimi ve kurgumu bunun üstüne kuruyorum.

Çıplak Kalp’in baş karakteri Komiser Suat Zamir gerçekten ilginç bir karakter. Beraber çalıştığı polis ve amirlerine hiç benzemiyor. Çok sert, dağınık bir görüntüsü var ama beraber çalıştığı Beren’e anne gibi davranması, bir teşkilatın istismarı altındaki Samet adlı bir çocuğu kurtarması… merhamet ve şefkat dolu ve aynı zamanda çok yalnız. Bazen çok rasyonel bazen aşırı duygusal. Suat Zamir karakterini biraz açar mısınız? Bu karakter nasıl oluştu zihninizde?

Aklımda gazeteci Selin Uygar’dan sonra bir kadın polis yazmak vardı. Suat Zamir kafası karışık, arızaları olan, kadınlığını ve mesleğini bağdaştırmakta bazen zorlanan, cinselliği ve kimliği arasında bocalayan bir polis. Ama saf anlamıyla bir polis. Politika, çıkar, para ve klik aramayan sadece adaletin yerini bulması için çalışan biri. Bu onu hem çok kırılgan hem de çok güçlü yapıyor. Suat’ın bu çelişkisi okurun gözünde onu gerçekliğe bir adım daha yaklaştırıyor sanırım.

Çıplak Kalp ve diğer romanlarınızın (Ecel Çiçekleri, Kayıp Yüz) kahramanları genelde ortak. Kurgu birbirinin devamı. Tikli Kadir, Selim Komiser, Engin Atay ve Suat Zamir. Özellikle Selim Komiser ilginç bir karakter. Gel gitleri çok fazla, kendini güçlü göstermesine rağmen Suat’a karşı zaafları var. Özellikle Suat’ın karşısındaki duruşu sanki bir erkeklik krizi gibi görünüyor. Suat Ona karşı daha sağlam. Neler söylersiniz Selim’le ilgili? Ve Selim’le Suat arasındaki ilişki ve gerilimi nasıl değerlendirirsiniz?

Selim ile Suat tezat kimlikleri temsil ediyor benim gözümde. Biri idealist, diğeri pragmatik, biri akademili, diğeri alaylı, biri ortalama bir Türk erkeği, diğeri kadınlığı hakkında kuşkulu… Selim ile Suat’ın yaşadığı cinsel ve romantik gerilim rasyonel değil elbette. Ama romanlar da aynı gerçek hayatlar gibi sadece rasyonalite üstünden ilerlemez.

Roman iki koldan ilerliyor. Bir yanda çocuk şubeye pineklemek için gönderilen Suat Zamir’in ekmek çalma suçuyla büroya gelen Samet adlı bir çocukla ilgilenmesi ve bu durumun karşısına bir yanda kimsesiz, yoksul çocukları istismar eden bir tarikat ve bu tarikatın parayla ve siyasetle ilgisi. Diğer yanda Başkomiser Selim’in çok zengin bir adam olan Cüneyt Bey’in kaybolmasıyla başlayan ve yine içinde para, siyaset, din ilişkisi barındıran bir davayı sonuçlandırmaya çalışması. Çok katmanlı bir roman. Çocuk istismarı, dinin kullanılması, tarikat, güvenlik bürokrasisi, kaybolan Cüneyt Bey’in falla, büyüyle uğraşan hanımı… Özellikle Cüneyt Bey’in eşi Mualla Hanım’ın gerçek dünyayla değil de falla, doğaüstü güçlerle, ilgilenmesi ile ilgili neler söylersiniz? Bu toplum gerçekliğini kayıp mı etti?

Bence toplumda hurafelerde ve doğaüstünde çare aramak bir eğilim var. Bu ekonomik ve siyasi kriz dönemlerinde görülen bir şey. Bireyin büyük sorunlarla uğraşma gücünü kendinde bulamamasıyla kendini ve çözümleri doğa üstüne başvurarak araması… Bunu sadece aşırı dinci çevrelerde değil, modern spiritüalizm arayışında da hissedebiliriz. Ben bunun her şeye rağmen geçici olduğunu düşünüyorum.

Romanın genel havası kasvetli, karanlık… Suat Zamir’in çocuk şubedeki odası, kaçırılan çocukların saklandığı evler, Cüneyt Bey’in ormanın içine kondurduğu villası, orman, göl bize bu karanlık ve kasvetli ortamı gereğince sunuyor. Mekân tercihini neden böyle kullandınız? Neden karanlık, kasvet? Bu karanlık ve kasvet aslında roman kahramanlarının zihninde de var.

Çünkü romanın dayandığı zemin kasvetli. Bu roman Türkiye’nin bugün içinden geçtiği gotik döneme değiyor. Çıplak Kalp aslında kara bir roman. 

Romanda iki kahramanın kalpleri bir kutuya konarak evlerine gönderiliyor. Bu ilginç bir gösterge. Kalp metafor olarak sevgiyi, merhameti, muhabbeti gösterir. Hem çok zengin olan Cüneyt Bey’in hem de tarikat üyesi ve tarikata çocuk kazandıran Mücahit’in kalpleri çıkarılıyor. Neden başka bir organ değil de kalp? Burada merhametin, sevginin, muhabbetin yittiğini mi gösteriyorsunuz?

Bir insanın bedenini parçalamak ve yok etmek müthiş vahşi bir şey. Kalp çıkarmayı ruhani ritüeller gibi yüce bir varlığa birini kurban etmeyi andırdığı için kullandım. Kudretlinin kalbini çıkaracak kadar vahşileşecek, delirecek ve bu cinayetleri göz alacak katillerin cüretine bakmak istedim. Çıkarılan her yürekte başka birinin karanlığı ve canavarlığı var. Ama havada kalan soru da şu; kim daha canavar ve gerçekte kim ölmeyi hak ediyor?

Elçin Poyrazlar’ın fotoğrafları Vedat Arık tarafından çekilmiştir.

Son olarak neler söylersiniz?

İncelikli sorularınız için çok teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Elçin POYRAZLAR

    • 3 Şubat 1975 Bursa doğumlu.
    • ODTÜ’de işletme okuduktan sonra Belçika’nın Katholieke Universiteit Leuven Üniversitesi’nde Avrupa Birliği tarihi, ekonomisi ve politikası üstüne yüksek lisans yaptı.
    • Brüksel Hür Üniversitesi’nde (ULB) uluslararası ilişkiler dalında ikinci yüksek lisansının ardından aynı üniversitede politik ekonomi doktorasına başladı.
    • Bir tesadüf sonucu yurtdışında gazeteciliğe başlayınca akademik kariyerini yarıda bıraktı.
    • Yaklaşık 20 yılda Cumhuriyet, Dünya, Amerika’nın Sesi, TimeOut, Huffington Post, Vocativ, BBC gibi yerli ve yabancı medya kuruluşları için çalıştı.
    • Bu süreçte İstanbul, Washington, Brüksel ve Londra’da yaşadı.
    • Gazetecilik dışındaki tutkusu polisiye yazmak.
    • İlk polisiye romanı Gazetecinin Ölümü 2014’de,
    • Kara Muska 2016’da,
    • Mantolu Kadın 2018’de,
    • Ecel Çiçekleri 2021’de
    • Kayıp Yüz 2022’de,
    • Çıplak Kalp 2024’de yayımlandı.
    • İngiltere’nin seçkin derneği Polisiye Yazarlar Birliği’ne (CWA) 2016 yılında kabul edildi.
    • Poyrazlar, halen Londra’da yaşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir