Refik Başaran, Ürgüp’ten Yükselen Ses…

Nazım Hikmet‘in “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı zirve bir şiir kitabı var. Osmanlı’nın yıkılması ve Milli Mücadele döneminde her türlü zorluğu, yoksulluğu, garibanlığı, naçarlığı, yitmişliği yaşayan Anadolu’nun sıradan insanlarını anlatır. İşçiler, askerler, çiftçiler, esnaflar, yolcular, yolda kalmışlar, köylüler, kadınlar… Kitap yalnızca Anadolu anlatmaz aslında. Rusya ve Fransa’da yaşanan siyasi ve toplumsal olaylara da yer verir. Şiir, nesir, diyalog, senaryo gibi çeşitli anlatım tekniklerinin kullanıldığı bu kitapta: “Sıtmalı, sapsarı alnı daima terli, incecik bacaklarında telaş, ve kansız dudakları bir çocuk imanıyla gülümseyerek su gibi harcardı kendini Refik Başaran.” diye bir bölüm var. Refik Başaran… Ürgüplü Refik… Ortaanadolu türkülerinin, âşıklarının piri…

Başaran Feridem türküsünde, “Gidiyom işte gör oy oy/Hayal de gör düş de gör/Nenni de Feridem nenni/Gıymatımı bilmedin oy oy/Bir kötüye düş de gör/Nenni de Feridem nenni” derken bir coğrafyanın, Anadolu insanının kaderini anlatır, yazgısını… Gıymat bilmeyen sevgililer, bölük pörçük sevdalar, hiç kavuşulamayan yâr, hep özlem daima özlem… Ancak bir kötüye düşülünce bilinen kadir, kıymet… 

“Refik Başaran, 1907’de Ürgüp’ün Taşkınpaşa köyünde doğmuştur. Mustafa Çavuş’la Emine Hanım’ın oğludur. Anneannesi bir Arap kızıdır. Dedesi Hacı Ali Ağa, bir ara Arabistan’a gider, dönüşte Arap kızı olan Şirin’i de yanında getirir, onunla evlenir. Refik’in annesi Emine bu evlilikten doğar. Refik’in biraz esmer oluşu da bu yüzdendir. Emine’nin üç çocuğu olur; Fettah, Refik ve Havva Ana. Köyündeki okulda üç yıl okuyarak ilk tahsilini tamamlar. Refik on yedi yaşındayken aynı yaşta olan köylüsü Fadime ile evlenir. Malı-mülkü olmadığı için kız tarafı Refik’e kızlarını vermek istemez. Refik de bunun üzerine aileye içgüveyi olarak girer. Fadime’den üç çocuğu olur. Emine Başaran (1930-1981), Hikmet Başaran (1934- ), Hacı Ali Başaran (Vefat etti.)

Saza ve türkü söylemeye daha küçük yaşlarında hevesli olan Refik, saz çalmaya on dört-on beş yaşlarında başlar. Abisi Fettah’ın Kırşehir’de aldığı sazla hemen her gün köyüne 6-7 km. mesafedeki Yeşilhisar’ın Kavak köyüne gidip, orada Topal Hasan’dan ders alır. Fettah, kardeşi için ustaya her türkü başına bir lira verme fedakârlığını gösterir. Kısa zamanda saz çalmada önemli bir mesafe kaydeden Refik, köyünde ve çevresinde düğünlerin aranan siması olur. Askerlik hizmetini Kütahya ve Niğde’de yapar. Askerlik sonrası ünü daha da artan Refik, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’da bir toplantıya çağrılır. Atatürk, zamanın önde gelen sanatçılarıyla yaptığı bu toplantıda Refik’e “Başaran” soyadını verir.

Refik, uzun boylu, ortalama 75 kilo, sağ yüzünün sağ tarafı çopur, esmer biridir. Mizaç itibariyle kalender bir yapısı vardır. Gözü tok ve dost canlısıdır. Paraya hiç ehemmiyet vermemiştir. İstanbul’a gittiğinde, başta plak şirketleri ve içkili lokanta sahipleri olmak üzere herkes etrafına toplanır, ondan istifade etmeye kalkar. Zamanına göre çok para kazanmasına rağmen, bunu değerlendirme yoluna gitmemiş, arkadaşlarıyla harcayıp bitirmiştir. Sazcı olarak gittiği köylerden aldığı elbise, çorap, kılıç vs. gibi muhtelif hediyelerden  de elinde bir şey kalmamıştır.

Ömrünün hemen hemen yarısını gurbette geçiren Refik’in evden ayrılışı 1929-1930 yıllarına rastlar. Birgün evdekilere haber vermeden Durmuş’la Ankara’ya gider, dört yıl kalır. Bu müddet içinde kendisinden haber alınamaz. Orada Hayriye adında bir kadınla yaşar. Bu sırada oğlu Hikmet, dört yaşındadır. Hanımı oğlunu sünnet ettirmek için Ankara’ya haber gönderir, Refik, köyüne gelir. Bir ay kaldıktan sonra tekrar Ankara’ya gider. Bu gidiş-geliş sürer gider. Köyünde birkaç ay kalmasına mukabil, yıllarca Ankara’da ve İstanbul’da kalır. Plak şirketlerinden ve eğlence yerlerinden kazandığı paradan, evine gönderdiği, yok denecek kadar azdır. Refik Ankara’dayken, üç ay kadar da Ankara Radyoevi’nde mahalli sanatçı olarak çalışır. Onurlu, kimseye boyun eğmeyen ve gönlü tok biridir. Öyle ki Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, İtfaiye Meydanındaki kahveleri teftiş ederken karşılaştığı Refik Başaran’a, o zamana göre hiç küçümsenmeyecek bir meblağ olan 50 TL. verirse de ona türkü söyletemez. Tıpkı bunun gibi Bâlâ’da da bir düğün sırasında istenilen türküyü söylemekte sopa yemesi ve iki ay hastanede yatması bahasına inat eder, yine de söylemez (Şahin, 1991; 130). Refik, gurbetteki ömrünün beş yılını da Ayaş’ta geçirir. Üstelik burada ev de yaptırır. Onun uzun müddet Ayaş’ta kalması üzerine halktan bazı kişiler, niçin memlekete gitmediğini sorar. O da; “Tarla bağ alacağım, ev yaptıracağım, diye karıma söz verdim. Parayı da bir türlü denkleştiremedim. Yüzüm yok, onun için gidemiyorum.” der.*

Paraya pula, mala mülke kıymet vermeyen Refik Başaran için dostluk, arkadaşlık kıymetlidir. Anadolu âşıklarına özgü kalender, melamimeşrep ve yiğit karakter Başaran’da da var. Çok para kazandığı zamanlarda bu paraları arkadaşlarıyla yediği için yukarıda belirtildiği gibi eşine söz verdiği evi bir türlü alamaz. Onun sade, yalın bir saz çalma tekniği var. Çok güçlü bir hafızaya sahip. Gördüğü, duyduğu olaylarla ilgili hemen türkü yakabilme yeteneğine sahip. Ürgüp yöresi şivesini ustalıkla kullanır. Bu yönü söylediklerini daha orijinal bir biçime kavuşturur. Doğan Kaya: “Refik Başaran’ın kendisine has bir saz çalma tarzı vardır. Türküleri okurken bütün benliğini ve ruhunu katmış, sözü ve ezgiyi ruhunun derinliklerinde hissederek okumuştur.” der. Başaran, türkü sözlerini söylerken yöresinin ağız özelliğine bağlı kalmıştır.  Sazı perdesiz çalıyor ve kendi sesiyle sazının sesi uyum içinde. Başaran yöresindeki bir çok türküyü derleyerek okuyarak ve repertuvara kazandırmakla çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Ustaya Nevşehir ve yöresinin Türk halk müziği hafızası da denebilir. 

Refik Başaran’ın türküleri Türk halk müziği sanatçılarından Anadolu Rock sanatçılarına çok renkli yelpazede çalınıp söylendi. “Şen olasın Ürgüp dumanın gitmez/Kıratın acemi konağı tutmaz/Oğlun da çok küçük yerini tutmaz/Cemal’ım Cemal’ım algın Cemal’ım/Al kanlar içinde kaldın Cemal’ım” türküsünü Erkin Koray söyler. O, çalarken ve söylerken gerçekle efsane arasında gidip gelirsiniz. Hele bir de Ürgüp sokaklarında, Kapadokya’da dolaşıyorsanız, o hayal beldesinde… Bu dünyayla bütün bağınız kesilir. Bölgenin rüya coğrafyası alır götürür sizi. 

Bilmiyorum nic’olacak halimiz/Nerelerde kalacak garip ölümüz” diyen Refik’in ölümü gurbette olmuştur. Ölüm sebebi kesinlikle bilinmemektedir. Karısı Fadime’nin naklettiğine göre, muhtemelen şu şekilde ölmüştür: Refik,  Ayaş’a düğüne gider. Bulunduğu köyle Ayaş arası dört saat kadardır. Birlikte yaşadığı Hafize ismindeki kadın, Refik’in tekrar dönmeyeceği vehmine kapılır, onu öldürmeleri için üç adam tutar. Kiralık katiller, Refik’e yolda eşlik eder. Daha kestirme olacağını söyleyerek yolu değiştirirler. Bir çukura gelince, aralarına alıp döverler, boğazını sıkarlar, bıçaklarlar. Civarda bulunan bir çoban, Refik’in bağırtısını duyar. Yanına geldiğinde onu yatıyor görürse de adamların tehdidi yüzünden sesini çıkaramaz. Katiller, Refik öldükten sonra heybesini ve sazını getirip Hafize’ye verirler. Hafize, olay yerine gider ve Refik’i bir kevenin üzerinde, eli yüzü diken içinde, ağzından akan kanlar göllenmiş olarak bulur.

Refik’in ölümü üzerine bazı söylentiler daha vardır. Kimilerinin anlattığına göre, Ayaş’taki bir düğünden sonra Ankara’ya dönerken Gökler köyü ile Ayaş arasında bindiği eşekten düşerek, bir söylentiye göre de 6 Mayıs 1945’te Hıdırellez törenlerini kutlarken birden fenalaşarak ölmüştür. Mezarı, Ayaş’ta Abdüsselâm dağının eteğinde iki söğüt ağacının arasında iken daha sonra doğduğu köye intikal ettirilmiştir.”**

Başaran Safiye Ayla, Hacer Buluş gibi tanınan ses sanatçılarının olduğu bir ortamda Atatürk‘e türkü söylemiş. Hatta Başaran soyadının Atatürk tarafından verildiği rivayet edilir. Başaran hem sesiyle hem sazıyla kendinden sonra gelen bir çok sanatçıya önderlik etmiş. Bunlardan bazıları: Hacı Taşan, Çekiç Ali, Neşet Ertaş, Ahmet Gazi Ayhan, Zekeriya Bozdağ, Nezahat Bayram, Cemile Cevher, Gülşen Kutlu

Çok genç yaşta ölen Refik Başaran arkasında 60’dan fazla plak bırakır. Tokatlı Hamid’in Türküsü, Keten Gömlek Filfilli, Konya Develisi, Süpürgesi Yoncadan, Bağlar Gazeli, Fadime’m, Karadır Kaşların Gözlerin Mestan, Nar Ağacı Budam Budam, Sebep, Ceylan, Kara Tevfik, Berber Gelin, Mezar Arası, Ürgüp Develisi, Odana Serdim Hali, Aziziye, Köprüden Geçti Gelin, Gurbet Elleri, Gece mi Geçtin Kayalık Özü, Aslan Karam, Bana Derler Neden Deliyim, Devran-ı Felek Bize Gam Yutturdu, Davran Kırat, Fettah Kardeşim, Gurbet Bir Ateş, Kozan Dağı, Köprüler Yaptırdım, Nazmiye, Sürmeli, Yemenimin Beyazı, Habib, Hacılar Köyü, Bacacılar Yüksek Yapar Bacayı, Karşı Dağda Sıra Sıra Bademler, Kayseri Mektebinde Oldum Candarmagibi yüzlerce türküsü kaldı bizlere.

Ruhu şadolsun…

Muaz ERGÜ 

Dipnotlar

 * https://dogankaya.com/fotograf/refik__basaran.pdf
** https://dogankaya.com/fotograf/refik__basaran.pdf

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir