Savaşın Simetrisi

Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.
Jean Paul Sartre

 

Çocuklar için garip bir oyuncaktır taş ve çamur. Küçüklüğümde tabiatın bana hediye ettiği bu nesnelerde hep bir hayal derinliği yakalamışımdır. Taşları acımasızca birbiriyle çarpıştırırken kişileri, grupları hatta ülkeleri savaştırdığımı hiç unutamam. Ebrulî, beyaz taşlarım iyi olurken karşısındaki siyah, şekilsiz taşlarım hep kötü olurdu benim için. Niçin başka oyunlardan değil de taşları birbirine vurarak savaş çıkarmaktan keyif almış olabilirdim? İhtimal bunun da bir temeli olmalı. Fakat bana öyle geliyor ki, 1980’li yıllarda izlediğim savaş filmleri ve özellikle de her gün siyah beyaz ekranlarda babamla izlemek zorunda kaldığım İran-Irak savaşıydı belki de beni bu şiddet oyununa meylettiren. Yaklaşık yarım asır aştıktan sonra bugün de değişen bir şeyin olmadığını görebiliyoruz. Bizim taşlarla oynadığımızı bugünün çocukları telefonlarla daha da tehlikesini oynayabiliyorlar. Üstelik sadece bedenlerini değil ruhlarını da hırpalayarak. Savaşın belki de en masum simetrisiydi biz çocukların bu yaptıkları oyunlar. Oysa çocuklarda basit oyunlarla başlayan bu işlemin yetişkinlerin elinde gelişmiş bir mitralyöze dönüştüğüne şahit oluyoruz.

Adı korkunçtur savaşın. Siren sesleri, bomba sesleri ve çığlıklar karışır birbirine. Dönüşü olmayan bir çıkmaz sokaktır savaş. Gerçi çocuklar annesiz; anneler çocuksuz kaldıktan sonra kazananın da bir ehemmiyeti yok. Savaş insanlığa ne verdi? En fazla tartışılması gereken bu sorunun yerine savaşın neden çıktığına yoğunlaşıyoruz.  Oysa “Neden” sorusu müspet olduğu kadar menfi neticeler için de kullanılan bir argümana dönüşebilir. Zorba bir devletin elinde savaş nedeninin kurt-kuzu hikâyesinden bir farkının olmadığını hepimiz biliyoruz artık. Yer altı, yer üstü kaynaklarından, sermaye yüzünden, kandan, petrolden ya da herhangi bir sebebin hırsımızı törpülemekten başka bir işe yaramadığını anlamamız gerekir.

Savaş insanlığa ne verdi? Sorusu madalyonun iki yüzü gibi iyi ve kötü. Bir yüzünde kan ve gözyaşının öbür tarafında ise huzurun resmi var. Savaş pahalıya mal olsa da özgürlükte bahşetmiştir insanlığa. Haksızın hakkının verildiği, haklının hakkının geri alındığı adaletin kılıcıdır savaş. Anadolu topraklarında biz bu mücadeleyi vermeseydik ne Çanakkale’den bahsetmiş olurduk ne de Kurtuluş Savaşından. Özgürlüğümüze yapılan müdahaleye ses çıkarmamış olsaydık bu diyarlara barışı kim getirebilirdi? Fakat bizim medeniyetimizde savaş karşısındakine saldırmak üzerine değil halkın dinini, iffetini, vatanını korumak anlayışı üzerine bina edilmiştir. Biz medeniyetimizde gaye nizam tesis etmektir. Osmanlı Devletinin fethettiği topraklarda yaşayan insanların kültürlerine, inançlarına ve ibadetlerine karışmaması bize gayenin neticesini gösteren önemli bir ispattır.

“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh
Hazır ol cenge eğer istersen sulh-u salâh”

Vatan hariç yapılan her savaş cinayettir. “Sadece vatan mı?” dediğinizi duyar gibiyim. Her kutsal değer ancak vatanla daim olduğuna göre bu noktada başka bir söze gerek yok sanırım.  Madalyonun diğer yüzüne bakalım şimdi.

Savaş insanlığa acıdan başka ne verdi? Moğollar, Asya’yı ve Anadolu’yu istila ettiklerinde taş üstünde taş, omuz üstünde baş koymamışlardı. Tarihin bu en korkunç savaşlarında akla hayale gelmeyen zulümler yapıldı. Milyonun üzerinde insan öldürüldü. Sadece insan mı? Kedi, köpek dâhil diğer canlılarda yok edildi. Nehr-i Fırat günlerce kan ve mürekkep aktı. Yaktıkları kütüphanelerin sayısı belli değil. Sanata, estetiğe ve mimariye düşman bu barbar kavimin yaptıklarından saraylar, camiler, medreseler, köprüler ve şehirlerdeki daha nice tarihi yapıtlarda nasiplendi. İslam dünyası bu tramvayı uzun süre unutamadı. Kuşkusuz daha sonraki süreçte Avrupa’da da nice savaşlar yaşandı.

Savaş barışı eritiyor. Keşmir, Afganistan, Bosna, Irak, Libya, Suriye ve şimdiler de Ukrayna çalkalanıyor. Günümüzün de şık giyimli, kravatlı yahut papyonlu savaşa karar veren modern Moğolları var. Bunların kimler olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Hiroşima’da, bir atom bombasıyla bir anda yetmiş bin insan korkunç ısı dalgasıyla eriyor. Olayın olduğu yerin 4 kilometre uzağında bile insanın derilerini eriterek muma dönüştürmesi savaşın sunduğu armağanlardan sadece biri. Hitler gibi ırkçı bir caniyle başlayan 2. Dünya savaşı kıtalar dolaştı. Almanya’dan yayılan ateş İngiltere’den Sovyetler Birliği’ne, Hindistan’a, Çin’e Japonya’ya oradan Kuzey Afrika’ya ve Filipinler’e kadar elliden fazla ülkeyi sarmıştı.  İnsanlık tarihinin bu en vahşi savaşında 70 milyona yakın insan hayatını kaybetti. Savaşla insanın nasıl bir canavara dönüştüğünü anlatmaya kelimeler yetmez.

Şimdilerde başlayan bu savaşta aynı kanı, aynı dini ve bazı ufak farklılıklarla aynı dili konuşmalarına rağmen bu iki Slav milleti birbirini boğazlamakta hiçbir beis görmüyor. Bu patolojik ruh hali her toplumda olabiliyor aslında. Ukrayna’da sivil bir aracın üzerinden geçen Rus tankının görüntüsü bana her nedense 15 Temmuz’da tanklarla biçilen araçları hatırlattı. Bir kutsalı kullanarak cinayet işlettirme dünyanın en basit işi. Yeni Zelanda’da sapkın bir Hristiyan’ın Cuma namazında Müslümanların üzerine ateş açması neticesinde 49 kişi şehit edilmişti. Katliama “Uk the British Grenadiers/ Büyük Britanya Marşı’nı” dinleyerek gitmişti. IŞİD örgütü de “Allahu ekber” diyerek insanları boğazlarken bu bir cihat uğruna yapıyor. Oysa bir kutsal için yola çıkan hiçbir insan zulüm işleyemez. Vereceği savaşını da insanlık onuruna yaraşır bir tarzda ve savaş hukukuna riayet ederek yapar.

Ukrayna’da evinden, yurdundan olan insanların sefaleti yüzlerinden okunabiliyor. Sığınaktaki çocukların ağlayışları hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Ancak. Suriye’den gelenler için kapıyı kapatan Batı, gözlerimizin içine bakarak Ukrayna için kapılarını ardına kadar açmak da herhangi bir sakınca görmüyor. “Savaşa Hayır” pankartları nedense Ortadoğu için hiç kaldırılmadı. Batı, Rusya’ya karşı silahlı müdahalede bulunmasa da ekonomik, siyasi, kültürel, sportif ve benzeri alanlarda yaptırımlar uygulamaya başladı. Avrupa Birliği ve NATO Rusya’yı kınadı. Ukrayna lideri Zelenski, Birleşmiş Milletler toplantısında dakikalarca ayakta alkışlandı. Özellikle Rus ekonomisine büyük darbe indirilmeye çalışıldı. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını sürdürmesi üzerine Batı ülkelerinin yaptırımları artırıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Kanada, İtalya, İngiltere, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu ve Almanya, bazı Rus bankalarının uluslararası ödeme sistemi SWIFT’ten çıkartılmasına karar verdi. Rusya kültürel ve sportif faaliyetlerden de men edildi. Sadece yaptırımlarla yetinilmedi. Ukrayna’ya gıda yardımının yanında askeri teçhizat ve silah sağlamaya devam ediliyor. Haksız bir işgalin neticesinde yapılan bunca yaptırıma ve yardıma diyeceğim yok. Fakat daha bir hafta geçmeden Batı, Ukrayna-Rusya Savaşında gösterdiği hassasiyeti niçin Ortadoğu’da göstermedi? Irak’ta, Suriye’de, Sudan’da, Yemen’de, Libya’da, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da hâlâ devam eden zulümlere neden ses yükseltilmiyor? Barış şarkıları niçin Müslüman kanı dökülünce söylenmiyor? Sebebi çok açık bizi hiçbir zaman sevmediniz. Sevmeye de niyetiniz yok. Zira nizam köpüren medeniyetimizden korkuyorsunuz. Şarkılarınız yalan, gülücükleriniz sahte. Alkışlarınız sadece sizden olanlar için. Savaş için barışı sakız yapmışsınız ağzınızda. Kaç hanenin harap olması, kaç çocuğun babasız kalması, kaç annenin bağrının yanması umurunuzda bile değil. Esmer çocuklar sizi hiç ilgilendirmiyor. Boşuna uğraşmayın biz sizi alnınızdan tanıyoruz. “Barış, özgürlük” diyerek yutkunduğunuz sözlerinizden. Medeni görünen suretinizin altında ne bedevilikler yattığının hepimiz farkındayız.

Amerika’nın, Çin’in, Rusya’nın birini ötekine, ötekini berikine tercih edecek kadar bile masumiyetleri yok. Çevremiz ateş çemberi. Türkiye’nin merkezde olduğu bir haritayı gözlerinizin önünden bir geçirmenizi isterim. Güney doğumuzda 2003-2011 yıllarında Irak Savaşı yapıldı. Orası henüz huzura kavuşmuş değil. Biraz daha aşağılara indiğimizde Körfez Savaşı (1991) çıkıyor karşımıza. Yine tam güneyimizde hâlâ devam eden ve nereye evirileceği belli olmayan Suriye Savaşı var. Güney batımızda İsrail-Lübnan Savaşı (2006) Kaddafi’nin devrilmesiyle başlayan Libya iç savaşı 2011 yılında yapıldı. 2013 yılındaki kanlı Mısır darbesini de unutamıyoruz. Kendimi bildim bileli hiç bitmeyen Filistin Savaşını da bir hatırlayalım. Gelelim Kuzey sınırımıza. Kuzey doğumuzda Azerbaycan-Ermenistan Savaşı (2021) Yine Rusya-Çeçenistan Savaşı, (1994-2009) Donbass Savaşı. (2014) Kuzey batımızda Kosova Savaşı yaşandı. (1998) Müslümanların soykırıma maruz kaldığı ve hafızalarımızdan hiç silinmeyen Bosna Savaşı görüntülerini nasıl unutabiliriz? (1992-1995) Nihayet Ukrayna-Rusya Savaşı. (2022) Bu savaşların birçoğu Müslümanlarla yapıldı. Yaklaşık 30 yıl içerisinde çevremizde ölen insan sayısı 10 milyondan fazla. Sakat kalanları, tecavüze uğrayanları, evsiz yurtsuz kalanları saymıyorum hiç. Bütün bu istatistiki bilgiler bize bir şey hatırlatıyor:

Vatan…

Birlik içerisinde olmamız gerekiyor. Vatan denen annenin kıymetini bilinmediğimiz takdirde topyekûn kıymetten düşeceğimiz kesin. Güçlü olmak zorundayız. Son dönemlerde savunma sanayide yaptıklarımız koltuklarımızı fazlasıyla kabartmaya yetiyor. Milli sanayi atılımının arkasında durulmamış olsaydı geçmişte iyi niyetle yapılan tüm çalışmalar gibi bunlarda yok olup gidecekti. Nuri Demirağ’ın kurduğu uçak fabrikasına ne oldu? Türkiye’nin ilk yerli uçağının tasarımını yapan Vecihi Hürkuş sabotajlarla, çeşitli entrikalarla girişimciliği bitirildi. Sadece mühendislik alanında değil sağlık alanında da nice bilim adamlarımız harcandı. O yüzden siyasi düzlemden bağımsız olarak söylemek gerekirse bu toprakların evlatları her zaman ve mekânda her şart altında desteklenmelidirler.

Komşumuz olan iki ülke savaşının simetrisine bir mercek tutalım. Rusya ve Ukrayna harbi egemen güçlerin görünürdeki bir yansımasından ibarettir. ABD’nin ve NATO’nun Rusya’ya karşı konsolide olması, silah sanayisinin güçlenmesi ve en önemlisi de silah baronlarının büyük paralar kazanması ancak savaşlarla mümkündür. İşin uzmanları tarafından belirtilen böyle bir savaşta Türkiye, Rusya tarafında yer aldığı takdirde NATO’yu, Avrupa Birliğini ve Amerika’yı karşısına alacağı, aynı şekilde Ukrayna’yı desteklediğinde ise Rusya ile başımızın dertten kurtulamayacağıdır. Bu komşu ülkeler ile ithalat ve ihracatımız var. Petrol ve doğal gaz fiyatları daha da artabilir. İthalat ve ihracat yapan şirketlerimiz zarar görebilir. Rusya ile gerginlik Suriye sınırımızı daha da çıkmaza sokabilir. Fakat Ukrayna kartını doğru kullandığımız takdirde Suriye’de işimiz kolaylaşabilir de. Rusya’nın uluslararası hukuka aykırı olarak bir işgal hareketine giriştiği ortada. Bu, soğukkanlı milletin geçmişte yaptıkları hafızamızdan silinmişte değil. İvan, Deli Petro, Stalin ve daha nice feci yüzler hem kendi ülkesinde hem de başka yerlerde birçok fecaate sebebiyet verdiler. Tüm bunlara rağmen bir denge siyasetiyle iki komşumuza barış dilemek ve hadiseye insani destek noktasında yaklaşmak çok daha mantıklı gibi duruyor. Bizim için asıl önemli olan bu iki ülkenin savaşından alacağımız derslerdir. Ukrayna din ve anlayış olarak Batı düşüncesinde olduğu halde büyük bir güç olan Rusya’ya karşı silahlı güç olarak yalnız bırakılmıştır. Bu da gösteriyor ki aynı durum bizim başımıza geldiğinde yalnızlığımız çok daha fazla olacaktır. O yüzden her dalda özellikle de eğitim, ekonomi ve askeri alanda tam bağımsız olmamız şart. Nitekim Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayide gösterdiği atılım tartışmasız önemli bir zaferdir. Savaş yanlısı olduğum anlaşılmasın ancak rehavet toplumları çürütür. Şair boşuna söylememiştir:

“Düşmanım sen benim ifade ve hızımsın
Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.”

Yerine göre savaş bir kamçı, bir itici gücü olabilmiştir. Yüzyıllık geçmişi olan yeni devletimizin askeri alanda güçlü oluşunu, harp sanatını iyi yönetmesini, savunma sanayisinde yaptığı atılımları bir bakıma etrafımızın ateş çemberi oluşuna borçluyuz. Terörle olan mücadelemizde ABD’nin bize silah vermemesi İHA, SİHA, Altay tankı, SARP, çok namlulu roketatar sistemi ve değişik modellerde silahlar üretmemiz “Kötü komşu insanı hacet sahibi yapar.” Sözünün bir nevi tezahürüdür. İsterdim ki insanlık tarihi ile hep var olmuş olan savaşlar yerini barış şarkılarına bırakabilsin. Şairler hep aşk şiirleri mırıldansınlar. Yazarlar çiçekten, böcekten bahsetsinler hep. Hiç ağlamasın çocuklar. Bombalar patlamasın şehirlerin üstünde. Maalesef bu pembe tablo hiçbir zaman olmadı.

“Gâh safâ bulduğu gönül âyinesi gâhi keder
Böyledir hâli cihân böyle gelmiş, böyle geçmiş böyle gider.”

Hayatlarımız savaşlar üzerine kurgulandığına göre devlet ve milletçe güçlü olmak zorundayız. Mazlumların iniltisini böyle dindirebiliriz. Nizam-ı Âlem ancak böyle gerçekleşir. Aksi halde barışı dillendirip de barışı öldürenleri daha çok dinlemeye devam edeceğiz.

Necati İLMEN

Kaynak: İrfan Mektebi Dergisi(Nisan)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir