Şiir Devleti… Şairler İktidar Olunca…

I. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa genelinde siyasal iklim tamamen değişti. Özellikle monarşilerin çöküşünden sonra, yeniden kurulacak toplumsal düzen için Almanya dâhil her yerde fırsat kollanıyordu. Almanya’da işte bu tam da bu zamanlarda, tarihte her şeyin mümkün olduğunu gösteren kısa bir dönem yaşandı. Yazar Volker Weidermann, “Hayalperestler & Şairler İktidar Olunca” adlı yeni kitabında bu tarihi anlardan birini anlatıyor…

Her şey 1918 sonbaharında başladı. Rusya’dan Avrupa’ya, özellikle Almanya’ya bir kıvılcım sıçradı: Tüm siyasi gelişmeler bir devrime işaret ediyordu. Evet, yeni bir dünya kurmak gerekmektedir, çünkü eski dünya savaşla tamamen yok edildi. Büyük savaşa inanılmaz sayıda kurban verilmiş, politikacılara duyulan güven büsbütün kaybolmuş ve insanların kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamış. Kısaca; eski dünya çökmüş ve yeni bir dünya inşa etmenin zamanı gelmiştir! Ortaya çıkan imkânlar harikaydı; tarihi boş bir sayfa gibi yeniden yazmak, akıldan geçenleri gerçekleştirmek mümkün gözüküyordu.

Şairler Devrimi (7-8 Kasım 1918, Münih)

Volker Weidermann, “Hayalperestler” isimli kitabında, Kasım 1918 ile Mayıs 1919 arasında, Münih‘teki bir avuç cesur idealist şairin daha iyi bir dünya yaratmak için yönetime el koyduğu dönemi anlatıyor. Ve başlarına gelen akıbeti yüzyıl sonra tekrar hatırlatıyor.

Kitabın ilk bölümünde olayın en etkileyici sahnelerinden birini okuyoruz: Yazar Kurt Eisner, gecenin tam ortasında şair arkadaşları ile Bavyera Eyalet Parlamentosu‘nu işgal ediyor! Neredeyse kimsenin olmadığı, derme çatma, boş toplantı salonuna girilir ve Cumhuriyet’in ilanı için bildiri hazırlanır. Sabahın erken saatlerinde Eisner, kendini bu yeni devletin hükumet başkanı olarak ilan eder. Kasım 1918’de sokaklarda sadece kaos hâkimdir. Savaş kaybedilmiş, Bavyera kralı -tıpkı Alman imparatoru gibi- kaçmıştır. İnsanlar açlıktan ölmekte ve sert geçen kış yüzünden sokaklarda donmakta, mağlup ordunun askerleri başıboş dolaşmakta, işçi grevleri her yerde yayılmaktadır. Özetle; dağılan bir ülke durmaktadır önümüzde…

Şair Başbakan Mitingte

Bu iktidar boşluğunda hayalperest Alman şairleri, özgür ve demokratik ülke idealini gerçekleştirmek için artık zamanın geldiğini düşünürler. Olay bir şairler devrimidir; Kurt Eisner, Gustav Landauer, Ernst Toller ve Erich Mühsam devrimin elebaşlarıdır. Ancak işin içinde sadece onlar değil, Thomas Mann, Herrmann Hesse veya Rainer Maria Rilke gibi devrim girdabına kapılmış başka tanınmış isimler de vardır. Ancak ünlü şairler varlıklarını kaybetmek korkusuyla olayı şimdilik uzaktan izlemeyi yeğlerler.

Kitabın alt başlığı “Şairler İktidar Olunca” daha iyi bir dünya kurabileceklerini hayal eden şairlerin sonuçta ortak bir ülkü etrafında bir araya geldiklerini belirtmektedir. Acaba özgürlük ve adalet için şiirler yazan şairler ütopik bir çabanın içerisindeler miydi? Volker Weidermann özellikle bu soruyu irdeliyor. Olağanüstü ütopik ama gerçekleşme şansı olan bir girişim olduğunu savunuyor! O yıllarda Moskova ve Münih‘te cereyan eden olaylar arasındaki en büyük fark, örneğin Kurt Eisner gibi ateşli bir şairin kurtuluşu parti siyaseti yerine edebiyat ve müzikte aramasıydı! ‘Başbakan’ olarak ilk konuşmasında “Beethoven’ın Dokuzuncu Senfonisini harekete geçirdik. Hölderlin’i harekete geçirdik, Goethe’yi harekete geçirdik!” söylemine tutunur Kurt Eisner! Ve bu adamları birleştiren ütopya yalnızca şiir idi; Alman ruhu ve Alman müziği belki ona ilave edilebilirdi. Kitapların gölgesi altında yeni bir Almanya düşlüyordu hepsi…

Şair Ernst Toller (1893-1939)

Ancak bu girişim en baştan başarısızlığa mahkumdur. Çünkü şairlerin hiçbir politik tecrübeleri olmadığı için siyasi programları ve kadroları da yoktu. Heybelerinde sadece büyük bir yürek, çok fazla sevgi ve inanılmaz miktarda naiflik vardı. Bugün geriye dönüp baktığımızda onlar hakkında söylenebilecek tek şey şudur: Şairler çıldırmışlardı! Ama bu tespit eksik, çünkü halkın aş ve can derdine düştüğü bir zamanda bir şeyler yapalım diyen ilk kişiler yine onlardı. Ancak krallık yıkılınca her şey iyi olacak ve düzelecek sanıyorlardı. Kurt Eisner ise bu konuda çok yalın ve naif düşünmektedir: “İnsanların ne istediklerini zaten biliyorum”.

Ya da, örneğin, ‘Bakan’ olarak atanan Ernst Toller‘e bakalım: Onun yaptığı ilk şey herhangi bir yasa çıkarmak değil, Wittelsbach Sarayı‘nı halka açmak oldu! Fikirleri olan insanlar gelip ona söylemeli ve o da onu yapmalıydı! Ve tabii ki ertesi gün yapılan icraatın hiçbir işe yaramadığını fark ediyordu. Fakat bir noktada, yaptığı ve sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda olduğu işlerin esiri olmuştu. Aradan henüz bir hafta geçmiştir ve ‘Başbakan’ Eisner’den kendisine bir bilgi notu ulaşır: “Tüm icraatımız başarısız oldu, yapılanlar galiba hiçbir işe yaramayacak!”. Ama bu aşamada görevi bırakmak onlara zor geliyor ve ayrılmayı kendilerine bir türlü yediremiyorlardı…

şair Gustav Landauer

Ve sonra somut planlar ortaya çıkmaya başlar. Asi şair Gustav Landauer, üniversiteleri eşitlikçi bir anlayışla işçilere ve kadınlara açmak istemektedir. Bazı şairlerin daha gerçekçi ama aynı zamanda modern fikirleri vardır.

Ama bu fikirler ekseriyetle masa başında konuşuluyor ve orada kalıyordu. İcraatı yürütecek kimse bulunamıyordu. O fikirler üzerine hiçbir şey inşa edemedikleri için siyasi tehlike büyüyordu.

Şair Başbakan Kurt Eisner

Söylemler artık işe yaramıyor, insanlar açlıktan ölüyor, idealizm bir ülkeyi yönetmek için yeterli olmuyordu. Şairler Hükumeti yalnızca Münih şehri ile sınırlı kalmış ve taşradaki çiftçi ve esnafın sorunlarıyla ilgilenememiştir. Giderek durum kötüleşir, Kurt Eisner öldürülür, şairler hareketi parçalanır. Bavyera Devleti, Sovyet tarzı bir cumhuriyete dönüşür. Radikallik arttıkça, hükumetin etkisi ve gücü azalır.

Olaylar ve gelişmeler, en azından o zamanlar, toplum için yazdıklarına inanan şairler arasında devasa bir yanlış anlamanın hakîm olduğunu gösteriyor. Mesela, Kurt Eisner gibi ateşli bir şair, halkın eğitimi için tiyatronun gücüne inanıyordu! İşçi sınıfının edebiyat ve operaya özlem duyduğunu sanıyordu. İşçiler ise sadece daha iyi yaşam sürmek, daha fazla para kazanmak, daha geniş yaşam alanına kavuşmak dışında başka bir meseleyle ilgilenmiyorlardı. Şairler hayatın bu somut olgusunu hafife aldılar. Halktan kopuk bir şekilde halkçılık peşinde koştular.

Paramiliter Birlikler Şairler Hükumetini Deviriyor

Bu sırada sosyal demokrat Berlin hükumeti, Münih olaylarını ağır tahrik saymaktadır. Çok geçmeden aşırı sağcı, paramiliter birlikler ile desteklenen askeri güçler bu ürkütücü tabloya son verirler. Talihsiz bir ittifak Münih üzerine yürür ve çok kan akar. Alman tarihine geçen bu toplumsal deney, şiddet ve yıkım kasırgaları arasında kaybolur gider. Adil bir toplum için ayağa kalkan şairler, hayallerinin birer birer yıkıldığını görür. Yine kimsenin bugüne kadar kim olduğunu tam olarak bilmediği devrimci Ret Marut da dâhil olmak üzere birçok şair ülkeden kaçmayı başarır. Örneğin; Marut Meksika’ya gitmiş, orada B.Traven takma isim altında dünyaca ünlü bir yazar olur. Asıl kimliğini hiçbir zaman açıklamaz. Hâlâ bir resmi yoktur.

Görüldüğü üzere Volker Weidermann kitabı için sayısız bilgi ve kayıt toplamış. Mektupları, günlük girişlerini, hatıraları, raporları ve diğer birçok kaynağı birbirine bağlayarak bu olağanüstü devrin son derece canlı bir resmini çizmiş. Ancak bu bir tarih kitabı sayılmaz. Zira birçok eylem o anlarda şairlerin aklına gelebilecek görüşler olarak yorumlanıyor. Bu kitabı çekici kılan ve okuyucuyu, yeryüzünü yaşanabilir kılmak için, hayatlarını tehlikeye atan bu insanlara yaklaştıran şey belki roman tarzında yazılmış olması. Yaşananlar gerçek olsa da…

Volker Weidermann

Alaattin DİKER

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir