“Tırmandığımız Tepe”

ABD Başkanı Joe Biden’in yemin töreninde genç siyahi şair ve aktivist Amanda Gorman’ın okuduğu şiirin adından aldım bu başlığı. Amerikalı akil adamların resmi tören ve sunumlarda her ayrıntıya dikkat ettiğini bildiğimden seçilen şiir ve isim hakkında genel ağda arama yaptım. Şiiri, Talha Yılmaz çevirmiş Türkçeye, İzdiham dergisi için. Wikipedia anında güncellemiş genç şairin İngilizce biyografisini.

Böyle bir tercihi Obama yapmış olsaydı başka anlamlar yüklenebilirdi. Ahir ömründe USA başkanı olmuş bir beyazın, nenemin deyişiyle appacık (bembeyaz) Trump’tan devraldığı koltuğa oturmak üzereyken yaptığı bu tercihin özel bir anlamı var mıdır? Halefine bir reddiye mi? Amerika’nın geleceğinde siyahilerin önlenemez yükselişini takdir mi? Yoksa yine önlenemez yükselişleri hızla devam eden kadınları alkışlamak mı?

Görüntülere bakıldığında kuşkusuz bu soruların cevabı evet olacaktır. Ama şiirin detaylarında bu eveti destekleyecek somut bir şeyler bulmak zor. Biden’in ekibinden herhangi bir telkin ya da yönlendirme yapılmadığını söylese de neticede sipariş edilmiş bir şiirden bahsediyoruz. Muhataplarını memnun etme çabası, bir dereceye kadar anlaşılsa da bu, şiirin eleştiriden masun olacağı anlamına gelmez, tabi ki…

İstisna bir iki satır dışında, tipik bir Amerikalı beyazın söylediklerini tekrar ediyor, şiir. ‘Zor günlerden geçen bir ulusa tanık olduk.’ ‘Ancak bu birliğe olan inancımızdan vazgeçtiğimiz anlamına gelmez/Çabamız birliğe ve dirliğedir.’ ‘Çünkü Amerikalı olmak bir gururdur.’ ‘Eski günlere doğru yürümeyeceğiz.’ ‘Geçmişteki kötü günlere yüz çevireceğiz.’… Doğrusu, insan sormadan edemiyor: Peki neden siyahi genç bir kadın seçildi? Görüntüyü kurtarmaktan başka neye yarıyor, bu tercih?

Siyahi, kadın ve genç bir aktivistten başka şeyler de duymayı beklediğimi ama bu beklentimin boşa çıktığını söylemeliyim. Amerika’da onlarca siyasetçi ve sanatçının ayakta alkışladığı, üstüne bir de sosyal medyada paylaştığı bu şiir, eski klişelerin tekrarından başka ne söylüyor ki! Sanki kimsenin haberi yok, siyahilerin her gün maruz kaldığı -bir kısmı resmi görevlilerce gerçekleştirilmiş- şiddet olaylarından:

‘İnsan nasıl olursa olsun
Kültürü, ırkı, renkleri, koşulları, karakterleri
Aramızdaki farka değil ileriye bakıyoruz.
Uçuruma değil geleceğimize bakıyoruz.
Kollarımız birbirine uzansın
Dostluktan zarar gelmez.

Kederliyken bile büyüdük.
İncinsek de içimizde hep bir umut
Yorgunduk ama bu engel olmadı dostluğumuza.
Bozgunun değil birliğin peşine düştük.’

‘Ülkemizi yok edecek şey demokrasiden uzak durmaktır
Bazen sekteye uğrasa da demokrasi asla yenilmez.’

Bu dizeleri bir siyaha söyletmek, sadece maktul yakınları tarafından affedilme değil aynı zamanda tarih önünde aklanma çabası değil de nedir? Hele şiirin bazı bölümleri, kiliselerde okunan ama gerçek hayatta karşılığı olmayan vaazlardan alınmış gibi:

‘Vahiyler bize,
Herkesin kendi asma ve incir ağaçlarının altına oturacağını ve
Bundan kimseye zarar gelmeyeceğini dile getirir.
Güzellikler içinde yaşayacaksak bu kılıçla değil
Aramıza kuracağımız köprülerle olacak.
Bunu yaptık.’

‘İçimizdeki bozgunculara karşı
Merhametle bir araya geleceğiz
O zaman çocuklarımıza aşkı miras bırakabiliriz.’

Kölelikten geldiğini, yalnız bir anne tarafından yetiştirildiğini söyleyen ve bir gün başkan olmayı hayal eden genç şair, belirsiz bir adaletsizliğin altın çizer, ‘Adaletin kendisinde her zaman adalet yok.’ dizesiyle.

Şiirde Afro-amerikalıların hazin serüvenine vurgu yapan dizeler şöyle:

‘Atalarımızın devrimi ilk gerçekleştirdiği rüzgârdan
Yukarılara çıkıp yükseleceğiz.
Orta Batı Eyaletleri’nde
Güneyi kavuran güneşten doğacağız.’

Bilindiği üzere Afro-amerikalıların belleğinde Kuzey-Güney ayrımı, coğrafi değil siyahi kimliğe özgü bir vurguya sahiptir. Zira kölelik, 1804’te Kuzey eyaletlerinde yasaklandıktan sonra bile Güney’de acımasız biçimde devam etmiştir. Kuzey’e kaçmaya çalışan Güneyli kölelerin yaktığı özgürlük ateşinin, bir süre sonra bütün Amerika’yı sardığı da bilinmektedir. Gorman’a göre bu yangın, esasında bir güneştir ve Amerikalılara bu güneşten doğmayı vadeder.

2019’da ölen Nobel ödüllü ilk Afro-amerikalı yazar Toni Morrison, bu dizeler için ne derdi acaba? Bütün hayatını Afro-amerikalılara adayan Morrison, atalarının Güney’de yaktığı hürriyet ateşinin, Kuzey’de özgürlükler içinde küle döndüğünden şikâyet eder. Zira özgürlükler, siyahileri kökeni belli olmayan Amerikalılara dönüştürmüştür. Ona göre siyahiler, kökenlerini kendilerine lütfen verilmiş olan özgürlüklerde değil Güneyli soydaşlarının acı dolu mücadelelerinde aramalıdır. Dilini, destanını, masalını, dansını, müziğini kısacası renginden başka her şeyini kaybetmiş insanlar için başkasının verdiği özgürlük ne kadar değerli olabilir? Morrison kendi sözcükleriyle de söyleyelim: Özgürlüğümüz var ama kendimiz yokuz!

Türkçeye ‘En Mavi Göz’ adıyla tercüme edilen romanında horlanmaktan, ayrımcılıktan ve dışlanmışlıktan kurtulmak için simsiyah gözleri yerine beyazlar gibi mavi bir göze sahip olmak isteyen küçük bir kızın trajedisini anlatan Morrisson’a göre bu değişim talebi, esasında siyahi kimliğin yok olması demektir. Ne diyordu Sezai Karakoç ‘Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var: Karşınızdakini değiştirmek.’

İster kızıl ister siyah derili olsun Amerikalıların hepsi, tırmandıkları tepenin zirvesine vardıklarında galiba biraz beyazlaşıyor. Morrison’un kızdığı da siyahi kimliği felakete sürükleyen bu beyazlaşmaydı, işte.

Mustafa SARI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir