“İnsan sevilmek için yaratıldı, eşya kullanılmak için…
Kaosun nedeni; eşyaların sevilmesi ve insanların kullanılmasıdır!”
Cemil Meriç
Hukuk sosyolojisi, insanın kendi kontrolü dışında, çevre ve sosyal faktörler etkisi altında suç işleyebildiğini bize anlatır. Gerilim teorisi yaklaşımı bu sebeple, “suç işleyen kişi, suçtan doğrudan sorumlu tutulmamalıdır” der. Asıl etken faktörleri; aile (kötü ebeveynlik), okul (yanlış davranış ve değerler eğitimi), mahalle baskısı (ayrımcılık ve tabakalaşma), ekonomik koşullar (sınıf çatışmaları) ve devlet siyaseti(devletin ideolojik ve baskı aygıtları ile bireyi kuşatması) olarak görür.
Emile Durkheim’e göre eski, küçük ve homojen mekanik toplumdan heterojen, büyük ve karmaşık organik topluma geçişle birlikte, toplumsal normlar ve değerler aşınmaya başlamıştır. Ona göre, sosyal kontrol mekanizmalarının tam olarak işlevini yerine getiremediğinde “anomi” denen kuralsızlık ortaya çıkar. Merton (1938), “Sosyal Yapı ve Anomi” başlıklı makalesinde, Durkheim’den biraz farklı olarak, “Anominin sadece kuralsızlık zamanlarında değil, istikrarlı zamanlarda da oluşabileceğini” savunmuştur. Merton, toplum üyelerinin yüksek yaşam standartlarına ulaşmaları için sürekli teşvik edildiği fakat hedefe giderken herkesin aynı imkânlara ve fırsatlara sahip olmadığı durumlarda, “imkân ve fırsatlardan mahrum olan alt sınıf üyeleri, ortamdan dolayı gerilim hisseder ve hedefe ulaşabilmek için suça ve diğer sapma davranışlarına daha fazla karışır,” demiştir.
Merton’a göre, kapitalist Amerikan rüyası; çok servet elde etmeyi öncelikli hedef haline getirir, rahat yaşamayı başarı olarak gösterir ama bu hedefe ulaşmak için izlenecek meşru yolu ve kullanılacak doğru araçları göstermez. Yani kültürel hedeflere giderken izlenmesi gereken yolun eğitim, çok çalışma, doğruluk ve dürüstlük gibi değerler olması gerektiği yeterince açıklanmaz. Bu şekilde toplumda bir boşluk ve dengesizlik meydana gelir. Nasıl ve hangi yollarla maddi zenginliğe, saygınlığa, statüye, itibara ulaşıldığının önemli olmadığı toplumsal ortamlarda, hedefe ulaşamayanlar hor görülürler. Alt tabakada kalanlar artık amaca ulaşmada meşru olmayan yöntemleri kullanırlar. İllegal yollarla, kanunsuz yöntemlerle amaca ulaşmaya çalışırlar ve ortaya toplumsal gerilim çıkar.
Merton “Suç veya sapma davranışları, bireylerin hissettikleri gerilime karşı geliştirdikleri bir tür cevap verme şeklidir” demektedir. Merton’a göre, bu kişiler ya da toplumsal gruplar gerilimlerini suç işleyerek veya sapma davranışlarla dindirmiş olurlar ve değişik tepkiler verirler: “Yenilik getirme” yolu ile kültürel hedefleri kabul edip, kabul edilen, bilinen yol ve kurumsallaşmış araçları reddederek, yeni yollara ve yöntemlere başvurarak amaca ulaşmak isteyebilirler. “Başkaldırı” tutumuyla, mevcut kurumsallaşmış araçları tümden reddederek, yerine yenilerini getirme arzusu taşırlar. Siyasi ve terör suçlarında, gerilime karşı isyankâr tutum geliştiren insanlar, daha çok başkaldırı tarzında suçları işlerler. Yani var olan toplumsal yapıda ve düzende değişiklik yapmak suretiyle, yeni bir toplumsal yapı ve sosyal düzen inşa etme peşine düşerler.
Bu halde toplumsal gerilimin yarattığı sonuçlardan biri olarak, “ezilmiş alt toplumsal gruplar” her türlü şekilde üste çıkmayı amaç ve meşru görürken, “baskın toplumsal gruplar” sözkonusu gerilim içinde, ‘gücü kaybetmemek, alta düşmemek, sırtı yere gelmemek’ için bu alt gruplarla çatışma içine gireceklerdir.
Merton burada bir noktaya dikkat çeker: Toplumsal eylemlerin hem kasıtlı hem de kasıtsız sonuçları olur. Kasıtlı sonuçları herkes fark eder, bu açık işlevdir; ancak kasıtsız sonuçların yani gizli işlevlerin farkına varılamayabilir. Merton, sosyolojinin asıl görevinin belirlenenin ötesine geçerek, farklı istenmeyen sonuçları da görebilmek olduğuna vurgu yapar:“Sosyolojik bakış, kasıtsız sonuçları da ortaya koymalıdır.”
Cohen (1955) toplumsal gruplar arasında yaşanan gerilimin nedenini, maddi zenginliğe ulaşma hedefinden kaynaklı değil, “Kişilerin içinde yaşadıkları toplum içerisinde saygınlık ve statü sahibi olmak istemelerinde” bulmuştur. Toplumsal ve devletin imkânlarından mahrum kalan kişiler ya da gruplar, “Kendilerine bu mağduriyeti yaşatan sosyal yapıya karşı intikam duygusuyla hareket ederek tepki” gösterirler. Cohen “Alt sınıftaki gençler, bir kez toplumsal üstünlüğü elde edemeyeceklerini anlayınca, statü yoksunluğun oluşturduğu stres ve gerilim yüzünden, üst sınıfa karşı olumsuz tavır geliştirip, onları inkâr ile ters yüz etmek ve durumu değiştirmek isterler” demiştir. Böylece bu ortak duygu ve düşünce ile bir araya gelen alt kültürler, “suç kümesi” oluştururlar. Küme üyeleri, şiddet, gasp ve hırsızlık gibi suçlara bulaşır. Ancak “işledikleri hırsızlık, gasp ve şiddet gibi suçlarda faydacılık ya da çıkarcılık amaçlarından daha çok, üst sınıf değerlerle alay etmek ve onları küçük düşürmek esastır,” demektedir. Merton’un bahsettiği gizli işlev durumunu, bu noktada Cohen ifade etmiş gibidir. Agnew (1992) ise bireysel açıdan suça ve suçluya yaklaşmış ve suçun “insanın ulaşmak istediği hedeflere ulaşmasının engellenmesi, bazen de kendisine kaba ve saygısızca davranılması neticesinde gelişen hayal kırıklığı, kızgınlık ve öfke sonucu ortaya çıktığını” söylemiştir.
Şu halde düşünürlerin görüşlerinden ortaya çıkan bir başka sonuç, toplumsal anominin ve gerilimin oluşmasına toplum ve devlet yöneticilerinin de ‘aşağılama, ötekileştirme ve ayrımcılık siyasetiyle’ katkıda bulunduğu gerçeğidir.
O halde toplumsal gerilimi önleyici çözümler neler olmalıdır?
Anomi ve gerilim teorilerinin önerdiği çözüm önerileri gayet basittir: Suçla ve suçlularla mücadele ancak “doğru siyasetle” azaltılabilir. Kültürel hedeflere ulaşma yarışında, fırsatların ve imkânların toplum bireyleri arasında eşit dağılımını sağlamak ve bunların önündeki engelleri kaldırmak siyaset için birincil görevdir. Mahrumiyet ve mağduriyet yaşayan gruplara sunulacak eşit imkânlar, en iyi çözüm yoludur.
Bu noktada Agnew gerilime karşı iki basit çözüm üretmiştir: “Birincisi insanların birbirleriyle olan sosyal ilişkilerinde saygıyı yerleştirerek, gerilim ve strese neden olan kötü ve kaba şekilde davranışlarının önüne geçmek; ikincisi ise gerilim ve stres yaşayan insanların, gerilimle suç işleyerek cevap verme olasılıklarını en aza indirmek,” demiştir.
Ülkemizde de ne yazık ki gerilim teorisini destekleyecek sonuçlar elde edilmiştir. Yapılan araştırmalarda, tuhaf bir şekilde, “sosyal sınıflar ve gruplar statülerini artırdıkça, daha fazla suç işledikleri(!)” belirlenmiştir. Ayrıca anomi ve gerilim teorileri üzerine sosyolojik kültürel çalışmalar da yetersiz durumdadır.
Sonuç olarak, sözümüz odur ki toplumsal gruplar arasında gerilimin sebepleri üzerinde etkin çalışmalar yapılmalı, devlet siyasetinde, farklı toplumsal gruplar arasındaki sosyal engellemeler, fırsat eşitsizlikleri ve ayrımcılıklar -liyakat gözetilerek- ortadan kaldırılmalıdır. Bu sosyal adalet sağlandığında, suçlarda ve suçlularda önemli azalmalar meydana gelecektir. Ülkemizde bu sorunların büyüklüğünü herkes bilmekte, ancak uygulamada ‘alttan üste çıkmak’ yeterli bir başarı görülmekte ve ‘altta kalanın canı çıksın’ der gibi önceki zaman mağdurları, yaşadıkları toplumsal gerilimleri ‘rahata erdiklerinde’ unutmaktadır. Oysa ki çoğu haksızlıkların, adaletsizliklerin ve zulümlerin arkasında, toplumsal gruplar arasında devam eden “gerilim sorunları” vardır. Bize düşen, vicdani hatırlatmalardır. Sorunları doğru algılayarak, çözüm bulma yönünde sağlam adımları atma görevi devleti yönetenlerin sorumluluğundadır.
Metin KAZAN

Son Yorumlar