Tufantoz: “Kürt Harbuhti Oymağı, Mervanoğulları’nın Kurucu Kadrosudur”

Abdurrahim Bey, “Ortaçağ’da Diyarbekir Mervanoğulları/990-1085” adıyla değerli bir kitabınız yayınlandı. Mervanoğulları bölgede önemli bir unsur olmasına rağmen çok fazla tanınmıyor. Mervanoğulları’nı araştırma ve konu hakkında kitap yazma düşüncesi nasıl oluştu? Neler söylersiniz?

Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde Tarih eğitimi aldım (1979-1983). 1982 senesinde Marmara Üniversitesi’ni açılması ile idari yapıda görev almış olan merhum hocam Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız’ın daveti üzerine Prof. Dr. Coşkun Alptekin ve Prof. Dr. Mustafa Çetin Varlık hocalar Erzurum’dan Marmara Üniversitesi’ne gelmişlerdi.   

Mervanoğulları’nı araştırma çalışmam 1988 yılında başladı. Rahmetli hocam Prof. Dr. Coşkun Alptekin yüksek lisans tezini bitirdikten sonra doktora için konu arama sürecini başlattı. Ne çalışabiliriz diye yola çıktık. Hocam, “Mervanoğulları’nı çalışır mısın?” dedi. Bunda en büyük etken Arapçaya vakıf olmam idi. O yıllarda Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun siyasî yapısı da oldukça karışık idi. Buna rağmen çalışılmamış bir konu olması beni cezbetti. Biraz ön hazırlık çalışmasından sonra konu ile ilgili iyi bir çalışma yapabileceğime kanaat getirdim. İstanbul kütüphaneleri Mervanoğulları hakkında yeteri kadar Arapça kaynak ihtiva ediyordu. İlk çalışmalarım Milli Eğitim Bakanlığı’nın İslâm Ansiklopedisi’nde, Minorsky’nin yazdığı “Kürtler” maddesini okuyarak başladı. Minorsky’nin faydalandığı kaynaklara ulaştım. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin kütüphaneleri bu konuda zengindi.

6 yıl süren doktora tezimi 1994 senesinde teslim ettim.

Mervanoğulları’nın kökeni hakkında neler söylersiniz?

Kürt Harbuhti Oymağı, Mervanoğulları’nın kurucu kadrosudur. Bu oymak Hakkâri civarındaki Botan Çayı dolaylarında meskûn idi. Mervanoğullarının Kürt kökenli olması beni ayrı bir mecraya yönlendirdi. Kürtlerin menşei üzerinde bir buçuk yıl kadar çalıştım. Fakat hocam “Ben senden Kürtlerin kökenini değil, Mervanoğullarını çalışmanı istiyorum,” demesi üzerine ben de Kürtlerin menşeine dair yaptığım çalışmamın kaynaklarını tezimin 108. dipnotunda verdim.

Mervanoğullarının egemen olduğu topraklar nerelerdi?

Muaz Bey, Mervanoğulları’nın temellerini atan kişi olan Bad bin Dostık ilk önce Erciş, Ahlat taraflarını ele geçirir. Bu sıralarda takvimler 980’leri göstermektedir. Daha sonra Musul’a doğru beyliğini genişletir. Mervanoğulları; Meyyâfârikîn (bugünkü Silvan) merkezli olup ikinci önemli şehir bugünkü Diyarbakır olan Âmid idi. Bunlardan başka çeşitli zamanlarda Mardin, Nusaybin, Resulayn, Erzen, Bitlis, Tell Fâfân, Siirt, Maden, Hizan, Hettah, Ergani, Tell Hûm, Hısn-ı Keyfâ, Fenek, Dara, Düneysir gibi şehir ve kasabalara hâkim olmuşlardı.

Yaptığım araştırmalar bu emirliğin/beyliğin 990 yılında kurulduğunu göstermektedir. Bad, 983 yılında Meyyâfârikîn’i zapt etti. Böylece beyliğin temelleri atılmış oldu. Tabii bu zaman diliminde Büveyhoğulları ile çetin mücadelelere girişti. Arap Hamdanoğulları ile savaşırken Bad ölür (990).

Yerine yeğeni Ebu Ali Hasan bin Mervan geçer. Mervanoğulları Ebu Ali Hasan’ın babasının adıyla anılır.

Hocam, Mervanilerin varolduğu dönemde İslam coğrafyasındaki dağınıklık ve Müslümanların kendi içlerindeki mücadeleler söz konusu. Hem Bağdat’ta Abbasi hem de Mısır’da Fatimî halifelikleri söz konusu. Bu dağınıklık ve Mervaniler’in bu durum karşısındaki tutumları nasıldı?

Mervanoğulları ve hâkim olduğu coğrafyada Şafiî mezhebi çok yaygın idi. Bu yüzden Şiî Büveyhoğulları (945-1055) en büyük düşmanları idi. Bad’ın Şafiî mezhebinden olması Bağdad’a hâkim olan Şiî Büveyhoğulları’na karşı cephe almasına sebep oldu.  Ki Büveyhoğulları, Hazar Denizi’nin güneyindeki Deylem bölgesinde teşekkül etmişti. Fakat daha sonraları hâkimiyet sahalarını Sünnilerin merkezi olan Bağdad’a doğru genişlettiler. Böylece Abbasî Halifeliği (750-1258) onların kontrolü altına girdi. Bu durum 1055’te Büyük Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’in Bağdat’a hâkim olup Büveyhîleri ortadan kaldırmasına kadar sürmüştür. Bu yüzden Bad, Sünnî İslâm halifeliğinin merkezinin Şiilerin eline geçmesinden oldukça rahatsız idi.

Mervanoğulları Halep merkezli Hamdanoğulları ile Musul merkezli Ukayloğulları ile de mücadele halinde idi. Bu sırada Kahire’de Şiî Fatımî (909-1171) hâkimiyeti vardı. Fatımîler İslâm dünyasındaki iki başlılığın merkezi olarak görülüyordu. Fakat Mervanoğulları Fatımîlerle ciddi bir mücadeleye girişmemişlerdir. Çünkü Mısır ve Meyyâfârikîn arasında yukarda bazılarının da ismini zikrettiğimiz irili ufaklı birçok beylik vardı.

Abdurrahim Bey, Mervaniler’le ilgili araştırma yaparken Diyar-ı Bekr’in bugünkü anlamda bir şehir isminden ziyade içine Amid, Erzen, Ahlat, Mardin, Hısn-ı Keyf, Dunaysır, Maden, Atak, Ergani gibi yerleri içine alan bir bölge ismi olduğunu gördüm. Bu hususta neler söylersiniz?

İran coğrafyası, Orta Doğu ve Mısır bölgesindeki Müslümanlar arasında çok başlılık vardı. Türk tarihinde iki Türk-İslâm devleti Karahanlılar ve Gazneliler de yine bu döneme denk gelir.

Fırat ve Dicle nehirleri arasına Yunanlılar Mezopotamya derlerdi ki bu iki nehir arası demektir. Arap coğrafyacıları ise bu bölgeye ada mânâsına gelen el-Cezire ismini vermişlerdir. Mezopotamya/el-Cezire bölgesinin kavmî olarak teşekkülü Hazreti Muhammed’e nübüvvetin verildiği yıllarda oluşmuştur. Mezopotamya coğrafyası üç bölgeden teşekkül eder. Bunların ilki Musul merkezli Diyar-ı Rebia, ikincisi Mudar Araplarının meskûn olduğu Harran, üçüncüsü ise Diyar-ı Bekr bölgesine adını veren Bekir Araplarıdır. Harran ile Musul arasında yaşayan diğer bir Arap kabilesi ise Tağliboğullarıdır. Bunlar Basra Körfezinden İslâmiyet’in zuhuru sıralarında Mezopotamya’ya göç etmişlerdir. Bütün bu yer isimleri belli bir sınırı değil, bir bölgeyi ifade etmektedir. Irkî olarak da bu coğrafyada Araplar çoğunluktadır. Bu durum bugün için dahi geçerlidir.

Bizanslılar’la Mervaniler arasında her hangi bir ilişki var mıydı?

Mervanoğulları’nın İslâm dünyasının Bizans sınırında olması onlarla da mücadele etmesini gerektiriyordu. Bizans’la en büyük mücadele Nasruddevle Ebu Nasr Ahmed’in saltanatı sırasında 1011-1061 yılları arasında olmuştur. 95 yıllık Mervanoğulları hâkimiyetinin 50 yılı bu emire aittir. Hatta bu emîr Siirt, Bitlis, Van taraflarındaki Ermeni taifesi ile de mücadele halindeydi. Abbasî halifeleri Mervanîlere Şafiî mezhebine mensup vaizler göndererek buradaki cihat anlayışının canlı kalmasını teşvik etmişlerdir.   

Mervanilerle Büyük Selçuklular arasındaki ilk ilişkiler ne zaman başladı? Bu ilişki hakkında neler söylenebilir?

1038 yılında Selçuklular Nişâbur’da Tuğrul Bey adına hutbe okutunca İslâm dünyasında Hanefi Türklerin güçlü bir hâkimiyeti başlamış oldu. 1048 yılı 18 Eylülü’nde Bizans’la Selçuklular arasında Erzurum yakınlarındaki Hasankale’de gerçekleşen savaşta Bizans komutanı Liparit esir edilmişti. Bizans Liparit’i kurtarmak için Selçuklulara barış yapılması için heyet gönderdi. Mervanoğulları’nın Selçuklular nezdindeki itibarını gayet iyi bilen Bizanslılar Bizans’ın barış çabalarında Mervanoğulları’ndan hep yardım talep etmişler ve Meyyâfârikîn’den İslâm âlimlerini de yanlarına alarak Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’in huzuruna gitmişlerdir. Bizans arabuluculuk yapmalarını istedikleri Mervanoğullarına birçok hediyeler göndermişti.

Nasruddevle ile Tuğrul Bey’in araları 1044 yılında Arslan Yabgu’ya bağlı Oğuzların Musul ve Diyarbekir taraflarında giriştikleri yağmalar neticesinde Nasruddevle’nin onlardan şikâyeti üzerine başlamıştı.  Bu sırada gelen Mervanî elçilerini Tuğrul Bey çok iyi karşılamış ve başıboş gezen bu Türkmenlere gerekli cezayı vereceğini söylemişti. Bu yıllarda başlayan yakınlık Tuğrul Bey’in Mervanoğullarına itibar etmesinin en önemli sebebiydi.

Mervaniler bölgedeki egemenliklerinden yıkılma dönemlerine kadar üzerinde bulundukları coğrafyada önemli misyonlar üstlenmişler. Abbasiler’in desteğinden yoksun kalan Diyarbakır bölgesindeki halka yardım ediyorlar. Mervanilere en parlak dönemini yaşatan Son Mervani emirlerinden Nasrüddevle etrafındaki Şii beylerin varlığına rağmen kendi topraklarını Sünnilerin sığınağı haline getirmiş. Neler söylersiniz bu konuda?

Nasruddevle’nin 1061’de vefatı üzerine oğulları Nizameddin ve Said arasındaki taht mücadelesi beyliğin çöküşünü hazırlayan sebeplerin başında gelir. Hatta bu karmaşadan istifade eden Bizans 1063 yılında Âmid’e dahi saldırmıştı. Nizameddin, kardeşi Said’i bertaraf ederek (1072) tek başına kaldı. O da 1080’de ölünceye kadar hüküm sürdü. Nizameddin’in yerine büyük oğlu Mansur geçti (1080) fakat Mansur’un dirayetsiz yönetimi, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın dikkatini çekti. Bölge insanlarının birçoğu bu sıradaki kötü yönetimi sultana iletiyordu. 1083 yılında daha önce bir süre beyliğin vezirliğini yapmış olan Fahrüddevle ibn Cüheyr, Melikşah tarafından Diyarbekir valiliğine tayin edildi. Bölgedeki başıbozukluğu sona erdirmek isteyen Sultan Melikşah Diyar-ı Bekr bölgesinin metbu statüden çıkarak doğrudan imparatorluk topraklarına katılmasını istedi. 1083-1085 yılları arasında Mervanîler’in hâkimiyetindeki şehirler Selçukluların eline geçti. 1085 Ağustosu’nda Meyyâfârikîn Selçuklular tarafından alınmasıyla emîrlik yıkıldı.

Mervanilerin bilim, sanat, şiir, mimariye katkıları nasıldı? Özellikle Emir Nasrüddevle döneminde…

Mervanoğulları’nın en parlak dönemi Nasruddevle zamanıdır. Sanat ile de ilgili olan Nasruddevle zamanında fen bilimleri üst düzeye çıkmıştı. Özellikle tıp ve astronomi alanında çok faal idiler.

Son olarak neler söylersiniz?

Son olarak şunları eklemek isterim. Benim doktora çalışmamın bittiği yıl 1994 idi. O tarihe kadar Mervanoğulları hakkında Türkiye’de doğru dürüst makale dahi çıkmamıştı. 2000’lerden sonra baktığımızda bölgenin siyasî tarihi ve coğrafyası hakkında birçok yüksek lisans ve doktora tezinin yapıldığını görmekteyiz.

Takip edebildiğim kadarıyla bunlar içinde Adnan Çevik, Mustafa Alican, Songül Dumlupınar Alican gibi akademisyenlerin bölge coğrafyasını çalıştıklarını görüyoruz.  Thomas Ripper, Yusuf Baluken, Adnan Demircan, Arafat Yaz gibi bölgenin siyasî tarihi üzerine yoğunlaşan akademisyenler de dikkat çekmektedir. Bu dönemi anlatan birçok makale de bulunmaktadır.

Meyyâfârikînli tarihçi İbnül-Ezrak’ın el yazması olarak British Museum’da 5803 numarada bulunan eseri Tarihu Meyyâfârikîn ve Amid Yusuf Baluken ile Kerim Faruk el-Hulî tarafından 2014’te Arapça olarak neşredilmiştir.

Teşekkür ederim Mervanoğulları’nı tekrar hatırlatan söyleşi dolayısıyla.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Abdurrahim TUFANTOZ

    • 1960 yılında Tekirdağ’da doğdu.
    • Yeşilsırt köyünde ilkokulu bitirdi.
    • Sakarya İmam Hatip Lisesi’nde parasız yatılı okudu.
    • Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü bitirdi. (1979 -1983)
    • Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. (1986 -1988)
    • Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda doktora yaptı. (1988 -1994)
    • Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.

2 Comments

  1. Osman Reply

    Amma da sallamisiniz yahu! Bu araştırmanız bilimsel değil. Alakasiz sekilde baglanti kurmaniz da cok komik! Mervaniler, bir Arap hanedanlığı idi. Kürt dili, Hint- ari dil grubuna ait, yani aryan. Madem Kürt hanedanı, neden tarihte Mervaniler olarak geçiyor? Mervani, Arapça bir isim. Kürtler, ya Farslilarin ya da Ermenilerin egemenliğinde dağlarda yasayan bir kavim olduğu gibi, Farslilarla da akraba. Bu durumda Mervanilerin, Fars kültürüne ve inancına sahip olması gerekir. Hz. Ömer’ in Sasanilere son vermesiyle, o bölge Bizans sınırı olduğu için, müslüman Araplar o bölgeyi Islamlastirsin diye ozellikle bolge iskan edilmislerdir. Dolayisiyla Mervaniler Araptır, Kürt deģil. Kendi kendinize sahte tarih uydurmayin!

  2. Abdurrahim Tufantoz Reply

    Muhterem Osman, siz böyle dediğim dedik derseniz bir şey öğrenemezsiniz ki!
    Önce bu konu hakkındaki bilginizi ya da yeterli olup olmadığınızı öğrenmek karşılıklı konuşmak için elzemdir! Mervanîler benim doktora tezimdir ve 1988-1994 yılları arasında 6 yılda hazırladığım bir çalışmadır. Hala onun üzerinde bir çalışma yapılmadı. Aynı zamanda Kürtlerin menşeini de özellikle Arapça kaynaklar olmak üzere 1,5 yıl araştırdım. O tezimde meşhur bir 108. dipnot var ve orada Kürtlerin menşeine dair Arapça kaynakları sayfalarına kadar yazdım. Muhtemelen sizin o çalışmadan haberiniz bile yok! Bu doğrultuda sizinle konuşmanın gereği var mı? Bence yok!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir