‘Kadın sözcüğünün Anadolu’da ‘güzel’ anlamında kullanıldığını söylesem şaşırır mısınız? Nenem kız çocuklarına seslenirken ‘güzel kızım’ anlamında gadın anam derdi. Ana zaten dişil bir sözcük olduğundan bu ifadede geçen kadın sözcüğü cinsiyeti işaretleyen bir unsur olamaz. Anadolu ağızlarının söz varlığını kaydeden Derleme Sözlüğü’nde de kadın sözcüğü ‘Güzel ve sevimli (canlılar için)’ biçiminde anlamlandırılmış ve ‘pek kadın bir inek’, ‘kadın oğlum’ ve ‘kadın Allahım’ örnekleri verilmiştir. Ayrıca bu anlamların Afyon, Denizli, Samsun, Niğde, Çanakkale, İstanbul, Muğla ve Aydın’da kullanıldığı eklenmiştir. Antalya ve Burdur Yörükleri ise çok beğendikleri bir iş için ‘Pek kadın oldu.’ der. Isparta yöresine ait gadınım türküsünde de sözcük ‘güzelim’ anlamında olmalıdır.
Kadın sözünün güzellik için kullanılması standart Türkçeye geçememiş sadece ağızlarda sınırlı kalmıştır. Öte yandan kadın güzelliğini anlatmak amacıyla mah, (meh) ve türevleri mehpare, mehtap mehveş ile büt (put) ve sanem gibi onlarca kelime kullanılmıştır, klasik şiirimizde. Mesela Naili’nin berceste haline gelmiş olan şu beytinde meh (ay) sözcüğü ay yüzlü sevgiliyi anlatmaktadır:
Kadem kadem gece teşrîfi Nâ’ilî o mehün
Cihân cihân elem-i intizâra değmez mi (Ey Nâilî! O ay yüzlünün gece vakti adım adım meclise teşrif edişi, dünyalar dolusu bekleyiş sıkıntısına değmez mi?)
Benzer biçimde, Fuzuli de aşağıdaki beyitte sevgilinin güzelliğini anlatmak için büt (put) sözcüğünü kullanmıştır:
Demâdem cevrelerdir çektiğim bȋ-rahm bütlerden
Bu kâfirler esiri bir müselmân olmasın yârab (Merhametsiz güzellerden her zaman çektiğim, eziyettir. Ya Rabbi hiçbir Müslüman bu kâfirlerin esiri olmasın.)
Bu konuda verilebilecek yüz değil binlerce örnek kayıtlıdır divanlarda. Mehpare, Mehveş Mehtap, Gonca gibi sevgilinin güzelliğini anlatan birçok kelime bugün özel ad olarak kullanılmaktadır. Bu tür kullanımların klasik şiirimizde çok yaygınlık kazanması ve kabul görmesi bu sözcüklerin genel addan özel ad statüsüne geçişine zemin hazırlamıştır. Ne var ki şairlerimizin geliştirdiği bazı metaforlar bunlar kadar kabul görmediği için yaygınlaşmamış ve zaman içinde unutulup gitmiştir. Mesela güzelliği anlatmak için tuz sözcüğü ile oluşturulan metafor (mecaz) bugün unutulmuştur. Artık çoğumuza anlamsız gelen bu metaforu açıklamaya çalışalım.
Herhangi bir sağlık sorunu olmadığı halde yemeğini tuzsuz yemeyi tercih eden kaç kişi vardır? Doktorlar sağlıksız olduğunu söylese de çoğumuz tuzu kararında olmayan yemeği beğenmeyiz. Babasını tuz kadar seven prenses masalını hatırlamayan yoktur, galiba. Kral kızlarının sevgisini ölçmek için ‘Beni ne kadar seviyorsunuz?’ diye sorar. Ablaları ‘Babacığım sizi dünyalar kadar seviyoruz.’ derken küçük prenses ‘Babacığım seni tuz kadar seviyorum.’ der. Bu cevaba içerlenen kral küçük kızını cezalandırır. Küçük prenses babasına işin içyüzünü gösterebilmek için bir akşam bütün yemekleri tuzsuz olarak hazırlatır. Yediklerinden hiçbir lezzet alamayan kral, küçük kızının aslında ne demek istediğini anlar ve onu bağışlar. Kısaca özetini verdiğim bu masal esasında önemli bir hakikate işaret eder: Yediklerimizin lezzetini tuza borçluyuz. Tabi hayatımızdaki lezzeti de anne babamıza.
Bugün yaygın olarak kullandığımız ‘tadı tuzu yerinde’ ifadesi sadece tuzlular için değil tatlılar için de geçerlidir. Yine ‘canımız sıkılmasın bu yüzden de ufak tefek sorunları büyütmeyelim.’ anlamında ‘Tadımız tuzumuz kaçmasın.’ ifadesini de yaygın olarak kullanırız. Karahanlı Türkçesinin en önemli eserlerinden Divanu Lügat’it-Türk’te, yani bundan bin yıl önce yazılmış bir eserde, tuz sözcüğünün ‘güzel kadın’ anlamında metafor (mecaz) olarak kullanıldığı kaydedilmiştir.
Elimizdeki tarihi kayıtlara göre tuz sözcüğü ilk olarak eski Uygur Türkçesine ait metinlerinde geçer. Ancak sözcüğün kullanım sıklığı, Karahanlı Türkçesinde artmıştır. Aşağıda Divan-ü Lügati’t-Türk’ten taranan şu örneklerde tuz sözcüğü gerçek anlamda kullanılmıştır:
er tuz sokdı. ‘Adam yuz döğdü’ (II/18)
tuz aşıg tatıttı. ‘Tuz aşı tatlandırdı.’ (II/2299)
tuzlug et meni usıttı. ‘Tuzlu et beni susattı’ (I/209)
Tuza- : tuzlamak ol et tuzadı. ‘o et tuzladı’ (III/263)
Benzer biçimde iktisatlı olmayı öğütleyen şu atasözünde de tuz sözcüğü gerçek anlamdadır:
‘Aş tatıgı tuz, tuz yogrın yemes ‘Aşın tadı tuz, tuz çanakla yenmez. Bu sav işlerde iktisatla hareket etmesi gereken kişi için söylenir.’ (III/31)
Kaşgarlının derleyip sözlüğüne aldığı şu dörtlükte ise tuz sözcüğü ‘güzel ve şirin (kadın için)’ anlamındadır:
Bering manga sözkiye
Menglig kara tuzkıya
Yalwın tutar közkiye
Mungum mening bilinge ‘Bana sözceğiz veriniz, ey benli esmer, tatlı yüzlü, gözleri büyüleyici, çektiğim sıkıntıyı bilesin’ (III/359)
Besim Atalay’ın aktarmasını biraz şerh edecek olursak şunları söyleyebiliriz: Büyüleyici bakışları olan kara benli güzel, lütfen bana güzel sözler söyle ve çektiğim sıkıntıları lütfen anla. Aktarmayı kelime kelime takip edenler tuzkıya sözcüğünün mecaz olarak ‘güzel kadın’ anlamında kullanıldığını fark etmiştir. –kıya eki, bugün kullandığımız –cIk eki gibi (anneciğim ya da babacığım örneklerinde olduğu gibi) hem küçültme hem de sevgi ifade eden bir ektir. Bu mecaz anlamın, Arapçadan ödünçlenmiş olduğu söylenir. Arapçada melahat sözünün mecaz anlamı ‘tatlılık ve şirinlik’tir. Gerçek anlamı ise ‘tuzu tam ayarında olan, lezzetli.’ demektir. Türkçede beğendiğimiz bir yemek için ‘tadı tuzu yerinde olmuş’ deriz. Bu durum Arapçada melahat sözü ile karşılanır ki aynı kökten türetilen milh sözü tuz demektir. Başka bir ifadeyle Arapçada ‘tuzluluk’ anlamındaki melahat sözcüğünün mecaz anlamı olan ‘güzellik ve şirinlik’ Türkçe tuzkıya sözcüğüne yüklenmiştir. Yani Örnekteki Tuzkıya sözcüğü biçimce Türkçedir ancak anlamı Arapçadan ödünçlemedir. Bu tür kullanımlar dil ilişkilerinde oldukça yaygındır. Bugün kullandığımız yıldız sözcüğü de biçimce Türkçedir ancak sözcüğün ‘bir spor ya da sanat (özellikle sinema) başarılı olan kimse’ anlamı Batı dillerinden (star sözcüğünden) ödünçlemedir.
14. yüzyılda Hoca Mesut tarafından Farsçadan Türkçeye tercüme edilen Süheyl ü Nev Bahar’da da aynı metaforun (mecaz) kullanıldığı görülür:
Boyu vü huyu vü gözü vü yüzü
Bakışı, yürüyüşü, görkü, tuzu
Gören diye ol sen veya sensin ol
Bulunmaya farkeylemekliğe yol
İlk olarak Kaşgarlının kaydettiği bu metafor (mecaz), Anadolu sahasına da taşınmış ancak zaman içinde unutulmuştur. Burada dil ve kültür tarihimiz açısından üzerinde asıl durulması gereken soru, bu metaforun Arapçadan ödünçleme olup olmadığı sorusudur. Yukarıda değindiğim gibi gerçekten Arapça melahat sözcüğündeki (tuzluluk / güzel kadın) metafor, Türkçe tuz sözüne mi yüklenmiştir. Yoksa bu metafor zaten Türkçe midir?
Diller arasında bu tür metafor aktarmalarının her iki dili iyi bilen çoğu zaman iyi eğitimli insanlar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Kaşgarlının derlediği dörtlüğün yazarı hakkında maalesef herhangi bir bilgiye sahibi değiliz. Ama Divan-ü Lügat’it-Türk’ü oluşturmak için Kaşgarlının Türk boyları arasında gezip derlemeler yaptığını biliyoruz. Kuvvetle muhtemel ki bu dörtlük de anonim bir eserdir. Ve yine kuvvetle muhtemel ki hiç de Arapça bilmeyen bir halk ozanı tarafından dile getirilmiştir. Bu durumda Arapçadan böyle bir ödünçlemenin gerçekleşmesi uzak bir ihtimaldir. Bu nedenle de tuz sözünün Türkçede güzel kadını anlatmak üzere mecaz anlam kazanmasını Arapçaya bağlamak doğru değildir. Zaten 11. yüzyılda böyle bir aktarmanı gerçeklemesi, dili ilişkilerinin genel prensiplerine de aykırıdır. Bu tür deyim tercümelerinin gerçekleşmesi için iki dil arsında yoğun bir ilişki kurulmasına ihtiyaç vardır. Dil ilişkilerinde önce kültürel söz varlığına ilişkin anlamlı kelimelerin ödünçlenmesi, ardından görevli sözcüklerin aktarılması, daha sonra da edebi dile özgü tercümeler beklenir ki Osmanlı Türkçesinde bu tür aktarmalar oldukça yaygındır. Başka bir ifadeyle Karahanlı Türkçesi bu tür aktarmalar için erken sayılır. Kaldı ki her dilde tuz’un değerine ilişkin deyim bulunmaktadır. Örneğin İngilizcede ‘the salt of th earth’ deyimi, dünyanın tadı tuzu olan iyi ve güvenilir insanlar için kullanılır.
Mustafa SARI

Son Yorumlar