Yağmurlu bir gündü. Lise döneminden on beş yıl sonra bir tren istasyonunda karşılaşınca gözlerinde nedamet, yüzünde zoraki bir tebessüm; “Hatırladın mı?” diye sordu. Bir an heyecanıma yenik düşmemem gerektiğini fark ettim. Gayet soğukkanlı bir edayla “Hatırlamadım!” dedim. Buz kesildi o an. Oysa hatırlamak için önce unutmak gerekir dedim. Biraz rahatlar gibi oldu. Yutkundu, yutkundum… Bakıştık bir süre. İki yıl boyunca baş başayken bile konuşmaktan çok bakışırdık. O giyotin gibi keskin bakışları çıkardı da gün yüzüne… Sonra geveze bir sükût çökerdi üzerimize. Sessizce sohbet eder, sessizce anlaşırdık. Aynı sessizce ayrıldığımız gibi. Yine sessizce söylemişti son sözünü; “Biraz zamana ihtiyacım var.” diye. “Biliyorsun işte! Üniversite sınavına hazırlanmam gerekiyor. Ailemin baskısı var üzerimde.” Oysa benim de en çok sana ihtiyacım vardı, diyemedim; gitme diyemediğim gibi.
Hiç çağırmazdık birbirimizi mesela. Birbirimiz için çağrılınca gelen değildik çünkü çağrılmadan gelirdik. Gel demezdik birbirimize, gitme diyemediğimiz gibi. Son gidişinde de gitme diyememiştim. Gitme deseydim de gidecekti çünkü. Gözleriyle anlatmıştı bana “Gitme, kal!” dememem gerektiğini. Ağlamamak için bir taraftan dudaklarını ısırırken diğer taraftan bunu belli etmemeye çalışıyordu. Etrafımızdaki koşuşturmayı fark ettik o an. Sesini işitmediğimiz tren yanaşmış istasyona. Bir diyeceğin var mı diye sordu, gözlerini gözlerimden kaçırarak. Sanki kaçıp gidecekmiş gibi sımsıkı tutuyordu valizini. Niye dikkatimi çekmişti valizi, bilmiyorum. Vücudu titriyordu. Biraz ıslanmış, üşümüştü sanki. Sonbahardı haliyle. Saçlarından süzülen yağmur taneleri yanaklarına dökülüyordu. Kış günlerinde buluştuğumuz günler geldi aklıma. Yanakları üşürdü. Avuçlarımla ısıtırdım yanaklarını. Buğulanırdı gözleri. Yağmur kaçakları gibi otobüse binerdik. Ben başımı cama yaslardım. O da başını omzuma yaslardı.
Gayriihtiyari parmağındaki alyansı ilişti gözüme. Tren kalkmak üzere, gecikme, yolun açık olsun diyebildim. Sen binmeyecek misin trene, diye sordu. Yok dedim. Yıllar önce son trenin son vagonunu da kaçırdım. Yağmura yakalanınca istasyona sığınayım dedim. Ben buralıyım. Sen gecikme. Biletin yanmasın, güle güle, diyebildim. Yine gitme diyemedim.
İlyas DİRİN

Güzel bir hikaye. Yüreğinize sağlık…