Yaman Bir Serdengeçti: Yarbay Süleyman Askeri Bey

“… Süleyman Askerî,
vatanı için, vatanından başka her şeyini isteyerek ve gülerek
feda etmiş bir Osmanlı idi”
Eski Bağdat Valisi Süleyman Nazif

KISA ÖZ YAŞAMI

Bugün Kosova Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan Prizren’de doğmuş olan (1884) Süleyman Askerî 14 Mart 1900 tarihinde Harp Okulu’na girmiş, 6 Aralık 1902 tarihinde başarıyla ve mülâzım-ı sânî (teğmen) rütbesiyle Harp Okulunu bitirmiş ve meslekî gelişim planı kapsamında Harp Akademisinde eğitim görmek üzere planlanmıştır. 4 Ocak 1904 tarihinde mülâzım-ı evvel (üsteğmen) rütbesine terfi etmiş, 5 Kasım1905 tarihinde de mümtaz [1] yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisinden mezun olmuştur. Akabinde karargâhı Selanik’te olan 3. Ordu’ya bağlı olarak Manastır’a atanmıştır. Manastır’da kaldığı günlerde İttihat ve Terakkî Cemiyeti (İvTC)’ne girmiş, Filibe’deki önemli ailelerden birine mensup olan Fadime Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten Fatma ve Dilek isimli iki kız evladı olmuş, Jön Türk Devrimi olarak da bilinen II. Meşrutiyet Devrimine katılmıştır. Osmanlının son dönemindeki seçkin gayrı nizamî harpçilerinden Kuşçubaşızâde Eşref‘in en yakın arkadaşıydı. Kız kardeşi de Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün yakın arkadaşlarından Mehmet Nuri Conker ile evliydi.

4 Eylül 1909 tarihinde kolağası (kıdemli yüzbaşı) rütbesi ile Bağdat Jandarma Birliklerinin yeniden yapılandırılması ve ıslahatı ile görevlendirilmiştir. İtalya’nın 29 Eylül 1911 tarihinde Trablusgarb’a saldırması üzerine başlayan Trablusgarp Savaşı münâsebetiyle Trablusgarb Cephesi’ne görevlendirilmiştir. 21 Ağustos 1912 tarihinde Bingazi ve Havalisi Komutanlığı Kurmay Başkanlığına atanmıştır. Burada savaş devam ederken 8 Ekim 1912 tarihinde Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri (Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ) arasında I. Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine 18 Ekim 1912 tarihinde Uşi Antlaşması imzalanınca Trablusgarp Savaşı’na son verilerek yurda geri dönmüştür.

Yurda döndükten sonra 1913 yılında bir süre Bağdat’taki Jandarma Okulunda öğretmenlik yapmış olan Süleyman Askerî Bey [2] aynı yılın ikinci yarısında başlayan II. Balkan Savaşı üzerine İstanbul’a döner. Bu dönemde I. Balkan Savaşı’nın galipleri arasında Osmanlı Devleti’nden ele geçirilen toprakların paylaşımında yaşanan ihtilaf üzerine Bulgaristan Krallığı ile Sırbistan Krallığı, Yunanistan Krallığı ve Karadağ Krallığı ve savaşa sonradan müdâhil olan Romanya Krallığı ve Osmanlı Devleti arasında gerçekleşen ve Bulgaristan kesin yenilgisi ile sonuçlanan II. Balkan Savaşı’nda (29.06-10.08.1913) Edirne de dâhil olmak üzere  Doğu Trakya’yı kaybetmiş olan Bulgarlar, işgâli altında olan Batı Trakya’daki Müslüman Türk ahâliye zulme başlayınca Süleyman Askerî Bey, gayrı nizamî harpçi Eşref Kuşçubaşı’nın[3] komutasındaki gayrı resmî bir müfrezeyle Batı Trakya’ya geçmiş, bölge kısa sürede Bulgar çetelerden temizlenmiş, Eşref Kuşçubaşı, kendisi ve yörenin ileri gelenleri ile beraber Batı Trakya‘da “Batı Trakya Bağımsız Hükûmeti” adıyla ilk Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasında rol oynamış, daha sonra Osmanlı ve Bulgar yönetimi arasında süren görüşmeler ve bunun ardından yapılan her iki ülke arasında 29 Eylül 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşmasına[4] göre bölgenin Bulgarlara bırakılması üzerine yanındakiler ile beraber İstanbul’a dönmüştür. 13 Ekim 1913 tarihinde Dâhiliye Nezâreti (İçişleri Bakanlığı) Muhâcirin (Göçmen) Md.lüğüne müdür olarak görevlendirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin Kasım 1914 ayı başında girdiği I. Dünya Savaşı’nın ik ayında 22 Kasım 1914 tarihinde Basra’nın işgâli üzerine, Enver Paşa, Trablusgarb ve Batı Trakya’da teşkilatçılığını ispat eden Teşkilat-ı Mahsûsâ’nın[5] kurucularından Binbaşı Süleyman Askerî Bey rütbesi yarbaylığa yükseltilerek (13.12.1914) 20 Aralık 1914 tarihinde Basra Valiliği ve Irak Cephesi Komutanlığına atar. Süleyman Askerî Bey 20 Ocak 1915 tarihinde I. Rota Muharebesi’nde İngilizleri mağlup etmiş, ancak bu muharebede iki bacağından da yaralanmıştır. 12-14 Nisan 1915 tarihlerinde yapılan Birinci Şuayyibe Muharebesi’nde muharebeyi sedyesinde yaralı olarak yönetmiş, muharebenin üçüncü günü genel gidişatın mağlubiyete dönüşmesine olan üzüntüsü nedeniyle intihar etmiştir.

SÜLEYMAN ASKERÎ BEY’İN IRAK CEPHESİNDEKİ FAALİYETLERİ

– İngiliz – Hint Kuvvetlerinin Irak’a Asker Çıkarması

İngiltere’nin 5 Kasım’da Osmanlı Devleti’ne savaş ilanını takiben Irak Cephesi’ndeki muharebeler de başladı. Nitekim 6 Kasım’da 6. İngiliz-Hint Tümeninden oluşan Hint Sefer Kuvveti “D”, Şattülarap[6] yakınında (Nehrin Osmanlı yakasında bulunan) Fav Adası’na asker çıkardı ve Ada’yı işgâl etti.

– İngilizlerle Yapılan İlk Muharebeler

14 Kasım 1914 tarihinde karaya çıkmış olan Korgeneral Arthur Barret’a [7] aynı gün Hindistan’dan gelen emirle hedeflerinin Bağdat [8] olduğu, General Walter S. Delamain[9] ile görüştükten sonra kendisinden emir ve komutayı teslim almasını, mevcut kuvvetlerin yeterli olduğu takdirde Basra’ya hareket edebileceğini, 6. İngiliz-Hint Tümeninin[10] diğer birliklerinin Şattülarap’a hareket etmek üzere 19 Kasım’da Bombay’dan gemilere bindirileceği bildirilmiştir.

İngilizlerin, Fav Adası’ndan Şattülarap deltasını ele geçirmeye yönelik harekât kapsamında gerçekleşen ilk muharebe Seyhan Muharebesi’dir. 15 Kasım’da Basra’nın güney doğusunda bulunan Türk mevzilerine İngilizlerin taarruzuyla başlayan Seyhan Muharebesi’nde Türk mevzilerinin sağ kanadını tutan aşiret gönüllülerinin kaçması ve bunun ardından da bu cenahın İngilizler tarafından ele geçirilmesi üzerine burasını savunan Türk müfrezesi daha gerideki Kutüzzeyn’e[11] geri çekilmek zorunda kalır. İngiliz birlikleri (12.000 kişi, 24 top, 20 makineli tüfek) ile mevcudunun 700-800’ü gönüllü aşiret kuvvetlerinden ibâret olan 1.300-1.500 kişilik Türk kuvveti arasında 17 Kasım’da gerçekleşen Kutüzzeyn (Harâbe) Muharebesi sonucu da Türk birlikleri kuzeybatıya çekilir.

22 Kasım’da Basra’yı işgâl eden İngiliz kuvvetleri Kurna (Kuveyt) istikâmetinde yeniden ileri harekâta başladı. 4-7 Aralık döneminde Türk ve İngiliz kuvvetleri arasında I. ve II. Mezira Muharebeleri gerçekleşmiştir. İngiliz taarruzu sonucu başlayan, Kurna ve Mezira bölgelerinde yapılan bu muharebelerde Türk kuvvetleri aleyhine ciddî bir orantısızlık söz konusuydu. Türk birliklerini geri çekilmek zorunda bırakan İngiliz birlikleri ileri harekâta devam ederek Fırat ile Dicle Nehirlerinin birleştiği yerde bir yerleşim merkezi olan Kurna’ya geldiler.  Burada 3-8 Aralık’ta gerçekleşen Kurna Muharebesi’nin ardından 9 Aralık’ta da burasını işgâl ettiler. Kurna’nın kaybedilmesi üzerine 38. Tümenin arta kalan birlikleri Dicle Nehri’nin 13 km kadar kuzeyinde bulunan Rota mevkiine çekildiler.

– Türk Tarafında Komuta Değişikliği

Kurna Muharebesi’nde 38. Tümen Komutanı Albay Suphi Bey ile 45 subay ve 989 er İngilizlere esir düşmüştü. Bunnun öncesinde Basra’nın düşmesi de İstanbul’da deprem etkisi yaratmıştı. Irak ve Havalisi Genel Komutanı Cavit Paşa,[12] Kurna’nın düşmesinden sonra Başkomutanlık Vekâletine müracaatta bulunarak daha önce Irak’ta Jandarma Tabur Komutanı olarak görev yapmış Binbaşı Süleyman Askerî Bey’in acîlen Basra Valiliğine ve 38. Tümen K.lığına verilmesini istemiştir.

Rütbesi yarbaylığa yükseltilen Süleyman Askerî Bey 13 Aralık’ta Basra Valiliği ve 38. Tümen K.lığına atanmış, 17 Aralık’ta Bağdat’a gelmiş, 20 Aralık’ta da Irak ve Havalisi Genel K.lığına atanmış, 2 Ocak 1915 tarihinde de bu görevi Cavit Paşa’dan devralmıştır.

– Yarbay Süleyman Askerî Bey Döneminde Yapılan Muharebeler

**  Birinci Rota Muharebesi

Süleyman Askerî Bey görevi devraldıktan sonra, Batı Trakya’da kendisiyle beraber savaşmış olan genç subaylardan oluşan bir birliğin yanı sıra, gönüllülerden topladığı ve Osman Gazi’ye ithâfen “Osmancık Taburu” adını verdikleri yerel kuvvetlerle karşı harekât için hazırlıklara başlar.

Yarbay Süleyman Askerî Bey komutasında oluşturulan kuvvetin ilk hedefi, İran’ın Ahvaz kasabasına yönelerek, İngilizler için büyük önemi olan petrol boru hattını tahrip etmek olur. Ancak komutasındaki gayrı nizamî kuvvet, bu operasyon esnasında (20.01.1915) tarihinde, Dicle kıyısında keşif yapan İngiliz birlikleriyle karşılaşır. Aynı gün Dicle kıyısındaki Rota mevkiinde gerçekleşen ve I. Rota Muharebesi olarak adlandırılan muharebede 3.000 kadar askerden oluşan Korgeneral Arthur Barret komutasındaki İngiliz-Hint birliğinin taarruzu Süleyman Askerî Bey’in komutasındaki kuvvetler tarafından başarılı bir şekilde püskürtülür. Böylece Yarbay Süleyman Askerî Bey komutasındaki Osmanlı kuvveti gelecekte yapacağı karşı taarruzlar için buradaki durumlarını muhafaza etmeyi başarır. Bu muharebede iki bacağından birden yaralanan ve tedavi edilmek üzere Bağdat’a götürülen Yarbay Süleyman Askerî Bey tedavisinin sonucunu beklemeden tekrar cepheye birliklerinin başına döner, cephe gerisinde dinlenmesi gerektiğine ilişkin yapılan tüm telkinlere rağmen birliklerinin başından ayrılmaz.

İngiliz Hindistan Hükûmeti tarafından daha Hindistan’da iken (24 Mart 1915 tarihinde) General John Nixon’a[13] verilen tâlimatta; Basra’yı kapsayan aşağı Irak coğrafyasına hâkim olunması, İran petrol bölgesi ile petrol boru hatlarının güvenliğinin sağlanması, durum yerinde incelendikten sonra Bağdat üzerine yürünmesi için bir plan hazırlanarak gönderilmesi ve İran’ın tarafsızlığına mümkün mertebe dikkat edilmesi yer alıyordu.

** Ahvaz ve Basra’ya Yapılan Akınlar

1915 yılının ilk aylarında Yarbay Süleyman Askerî Bey komutasındaki bir gayrı nizamî birlik İngiliz kuvvetlerine karşı akınlar ve sabotaj eylemleri düzenlemiştir. I. Rota Muharebesi’ne katılan birlikten ayrı bir Osmanlı kuvveti de Dicle Nehri’ni geçerek İngiliz-Hint kuvvetleri tarafından işgâl edilmiş olan topraklara akın yapmış, bu kuvvetin hedefinde bulunan ve İngiliz petrol kuyularının önemli bir merkezi olan Ahvaz mıntıkası da tahrip edilmiş, mahallî güçlerden derlenerek oluşturulan 10-12.000 kişilik bir üçüncü kuvvet de Fırat Nehri yakınlarında bulunan Nasıriye taraflarından ileri harekâta geçerek Basra tarafına doğru akınlarda bulunmuştur. Durumun gittikçe kötüleştiğini gören İngilizler mevcut kuvvetlerini Hindistan’dan getirilen ve Basra Limanı vasıtâsıyla bölgeye aktarılan yeni kuvvetlerle takviye ettiler. İngilizler böylece geniş imkânlarını seferber ederek sayısal üstünlüklerini sürdürmeyi başarabilmişlerdi. Nisan 1915 ayına karşılık gelen bu dönemde İngiliz kuvvetlerinin Irak’taki asker mevcudu 30.000 civarındaydı.

**  Şuayyibe Muharebesi

Bölgedeki 6. İngiliz-Hint Tümeninin Komutanı olan Korgeneral Arthur Barrett, Basra Limanı’nın 15 km. kadar güneybatısında ormanlık bir mıntıkada bulunan Şuayyibe’de, Basra şehri üzerine yürümekte olan Osmanlı kuvvetlerine karşı koymaya karar verir ve Şuayyibe’de 7.000 kadar İngiliz-Hint askerinden oluşan savunma gücü oluşturur.

Muharebe (20 Ocak 1915 tarihinde gerçekleşen I. Rota Muharebesinde iki bacağından yaralanan, bu yarası da iyileşmeden Bağdat’tan cepheye dönen ve daha önceki başarılarından cesaret alan) Yarbay Süleyman Askerî Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetlerinin taarruzuyla başladı (11.04.1915). Yarbay Süleyman Askerî Bey’in amacı İngiliz kuvvetlerine büyük bir yenilgi yaşatıp psikolojik üstünlüğü tamamen Osmanlılar lehine çevirmek ve böylece yerel halktan aldığı desteği artırarak İngilizleri büsbütün yalnızlaştırmaktı.

Muharebenin ilk saatlerinde üstünlük Osmanlı kuvvetleri tarafındayken İngiliz kuvvetleri takviye almaları nedeniyle ilerleyen saatlerde muharebede dengeyi sağladı ve ardından da dengeyi kendi lehine çevirdi.

20. Rota Muharebesinde (20.01.1915) bacaklarından yaralanan Süleyman Askerî Bey muharebe sonrasında tedavisi tamamlanmadan tekrar cepheye dönmüş, Şuayyibe Muharebesini de (11-14.04.1915) sedyede yönetmiştir.

İngiliz kuvvetlerinin, Osmanlı kuvvetlerinden daha fazla kayıp vermesine rağmen sürekli takviye alıyor olmalarına karşın Osmanlı kuvvetleri kayıplarını telafi edemiyordu. Yerel aşiretlerden temin edilen gönüllü milisler de muharebenin ikinci günü kaçmışlardı. Muharebenin başlangıcında asker ve milis toplam 9.000 kadar muharipten oluşan Osmanlı kuvvetinin önemli bir kısmının kaybedilmesi 14 Nisan günü muharebenin sonucunu da belirgin hâle getirmeye başladı. Muharebeyi artık kaybedilmekteydi. Bu süreçte kuvvetlerinin geri çekilme önerileri ile karşılaşan ve yaralı hâlde sedyesinden muharebeyi idare etmekte olan Yarbay Süleyman Askerî Bey, arabasına bindirilmesini emreder. Kaçınılmaz gözüken yenilgiyi hazmedemeyen Yarbay Süleyman Askerî Bey’in arabası hareket etmek üzereyken tabancasıyla hayatına son verir. Devam eden muharebede top ve tüfek seslerinin müthiş gürültüleri arasında bu silah sesi pek de dikkat çekmez. Ancak biraz sonra arabaya yaklaşıp içine göz atanlar tabancası elinde bulunan Süleyman Askerî Bey’in ağzının kanlar içinde olduğunu ve cansız yattığını görürler. Türk birlikleri bu durumdaki araba ile komutanlık karargahınında bulunduğu Nuhayle’ye doğru ricât etmeye başlarlar. Ricât esnasında Türk birlikleri güzergâh üzerindeki yerel Arapların kanlı saldırılarına da maruz kalırlarsa da akşamleyin Nuhayle’ye varırlar. Merhumun silah arkadaşları geceleyin Nuhayle’de kurdukları bir çadırda merhumun cesedi yıkarlar ve ardından da çadırın içinde eşilen mezara büyük bir üzüntü ve saygı ile defnederler.

Şuayyibe Muharebesi’nde yenilgiye uğrayan Türk birlikleri Nasıriye’ye doğru geri çekilir. Ocak 1915 ayından beri taarruz üstünlüğünü elinde tutan Türk kuvvetleri Şuayyibe Muharebesi sonunda bu üstünlüğü İngiliz kuvvetlerine bırakmış olur.

ONUN ARDINDAN…

1913 yılında Musul Valiliği, 1914 yılında da Bağdat Valiliği görevinde bulunan Osmanlının son dönem şair, yazar ve bürokratlarından olan Süleyman Nazif (1870-1927), cengâver ruhlu Süleyman Askeri Bey’in ardından şunları dile getirmiştir:

“Bazen tek bir adam, koca bir orduya ruh olmak itibariyle başlı başına bir ordu olabilir. Bu (durum) nâdir fakat vâkidir. İşte Süleyman Askerî Bey o nâdir olan vakâlardan birini gerçekleştirmiştir. İngilizleri Kurna kasabası önünde aylarca tutan kuvvet, Süleyman Askerî Bey’in şahsı, pervasızlığı ve yine kendisinin seçmiş olduğu bir avuç kahramandı. Süleyman Askerî Bey, Kurna önünde ve gayet vahim surette iki bacağından yaralandı. Fakat kahraman komutanlara yakışacak bir metanetle taa Basra’ya kadar gitti ve şehrin 15 kilometre yakınındaki Şuayyibe müstahkem mevkiine taarruz ettti. Süleyman Askerî Bey açısından maksat hâsıl olmuş, durdurulamayacağı ve yenilemeyeceği zan olunan düşmanın durudurulması, tehdit ve hatta mağlup olabileceği imkâı fiilen gösterilmiş idi. Süleyman Askerî vatanı için vatanından başka herşeyini isteyerek ve gülerek feda etmiş bir Osmanlı idi”.

14 Nisan 1915 tarihinde Basra’da vefat eden Süleyman Askerî Bey’i ölüm yıldönümünde rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun…

İrfan PAKSOY

© 2022. Bu makalenin / yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.

DİPNOTLAR

[1] 1848 yılında Harp Okulu içinde “Erkan-ı Harbiye Sınıfları” adı ile kurulan Harp Akademisi, Albay Esat (Bülkat) Bey’in 1899 yılında Mekteb-i Harbiye (Harp Okulu) Öğretim Başkanlığı’na atanmasından sonra (Mustafa Kemal’in Harp Okulunda öğrenime başladığı sırada) yeni bazı düzenlemeler yapılmıştır. O zamana kadar Harp Okulu’ndan “erkan-ı harp (kurmay) sınıfları”na geçen öğrencilere “erkan-ı harp” (kurmay) deniliyordu. Esat Paşa, bunu değiştirmiş, “erkan-ı harp namzedi” (kurmay adayı) şekline çevirmiştir. Bundan sonra Harp Akademisi öğrencileri kısaca “namzet” (aday) olarak anılmaya başlanmıştır. O zamana kadar Harp Akademisi’nin on beş kişiyi geçmeyen öğrenci sayısı, yine Esat Paşanın çabalarıyla kırka kadar yükseltilmiştir. Fakat, bu öğrencilerden ordunun ihtiyaç fazlası kısmına kurmaylık hakkı verilmemiş, bunlar “mümtaz” unvanıyla ve yüzbaşı rütbesiyle kıtalara çıkarılmışlardır. 18 Eylül 1899 günlü İkdam Gazetesinde çıkan bir haberde bu değişikliğin temel sebepleri ve uygulamanın nasıl olacağı konusu şu şekilde anlatılmaktadır: “Şimdiye kadar, Harbiye Okulu’nun en başarılı mezunları kurmay sınıflarına ayrılıyor ve üç yıl eğitim gördükten sonra buradan doğrudan yüzbaşı olarak çıkıyordu… Ancak bazı subaylar, kurmay sınıflarına ayrıldıktan sonra dersleri ihmâl ediyordu. Diğer yandan, çok iyi derece alamamış olan Harbiye mezunları arasında da kurmaylığa yatkın kimseler bulunabilir. Bu sebeple nizamnâmenin değiştirilmesi kararlaştırılmıştır… Bundan böyle şu usul uygulanacaktır: Harbiye Okulu’ndan teğmen olarak mezun olanların en iyilerinden sınıfın mevcuduna nazaran % 5 -10 arasında subay seçilecek ve onlara “kurmay namzedi (adayı)” namı verilecektir. Namzetler özel bir işaret olarak yakalarına sarı bir yıldız takacaklardır. Üç yıl süre ile derslerinde ve hareketlerinde başarılı olamayan namzetler, sarı yıldızı koruyarak “mümtaz subay” sıfatını / unvanını taşıyarak orduya katılacaklardır. Başarılı olanlar ise kurmay yüzbaşı olarak okuldan mezun olacaklardır. İki yıl kıtalarda staj gördükten sonra da kolağası rütbesine yükselecek ve Genelkurmayda görev alacaklardır…” Bu nizamnâme esaslarına göre mezuniyetin 1902 yılından itibaren başladığı görülmektedir. Bu yıldan itibaren Erkan-ı Harbiye Sınıflarından “çok iyi” derecede başarı sağlayanlara “kurmay” ve “iyi” derecede derece ile bitirenlere “mümtaz” unvanı verilmeye başlanmıştır. Bu usul, 1909 yılına kadar devam etmiştir. Mümtazlar arasında “kurmay” ihtiyacını karşılamak üzere sonradan “kurmaylıkları” onananlar da çoktur. Bu dönemde, Erkan-ı Harp Sınıfı öğrencileri, “kurmay yüzbaşı” olarak mezun olmuşlar ve iki yıl sonra da “kıdemli yüzbaşılığa” yükselmişlerdir.

[2] Osmanlı Ordusunda mülazım-ı sânî [teğmen], mülazım-ı evvel [üsteğmen] ve kolağası [yüzbaşı] rütbesindeki şahısların isimlerinin sonunda “efendi”; binbaşı, kaymakam [yarbay] ve miralay [albay] rütbesindeki şahısların isimlerinin sonunda “Bey”; mirlivâ, ferik ve müşir rütbesindeki şahısların isimlerinin sonunda da “paşa” unvanları / sıfatları kullanılmaktaydı.

[3] Eşref Sencer Kuşçubaşı ya da bilinen adıyla Kuşçubaşı Eşref (1873-1964), Çerkes asıllı Türk istihbaratçı ve gayri nizamî harpçidir.

[4] Bulgaristan’ın II. Balkan Savaşında yenilgisinin ardından bu savaş 10 Ağustos’ta Balkan Devletleri arasında imzalanan Bükreş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşma ile Bulgaristan Dobruca’yı Romanya’ya, Kavala’yı da Yunanistan’a veriyor, Makedonya’dan da küçük bir toprak parçası alıyordu. Bu antlaşmayı takiben Osmanlı Devleti de 29 Eylül’de Bulgaristan ile İstanbul Antlaşması’nı, 14 Kasım’da Yunanistan ile Atina Antlaşması’nı, 14 Mart 1914 tarihinde de Karadağ ile barış antlaşması imzalayacaktır. Bulgaristan, Osmanlı Devleti ile imzaladığı İstanbul Antlaşması ile Edirne’yi Osmanlı Devleti’ne iade ediyordu.

[5] Teşkilat-ı Mahsusâ: Osmanlı Devleti ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914 tarihinde imzalanan gizli Osmanlı-Alman Savunma ve İşbirliği Antlaşması ile aynı gün seferberlik de ilan edilmiş, aynı gün akşam İvTC Genel Merkezinde önemli bir toplantı yapılmış ve bu toplantıda en kısa sürede uygulanmak üzere çok kapsamlı bir karar verilmişti. Bu karar, Osmanlı Devleti ister genel savaşa katılsın, isterse de katılmasın Osmanlı Ordularının gelecekte düşman topraklarındaki hareketlerini kolaylaştırmak için bir Teşkilât-ı Mahsûsânın kurulmasını hedefliyordu. Bu teşkilât sâyesinde oluşturulacak milis gruplar, Osmanlı Devleti’nin herhangi bir ülkeye karşı savaşa girmesi hâlinde savaşın başında düşman topraklarına akınlar yapacak, düşman kuvvetlerini şaşırtacaklar, onların hareketleri ve miktarları hakkında bilgi edinerek bunları Osmanlı Ordularına bildireceklerdi.

[6] Şattülarap; Fırat ve Dicle nehirlerinin Basra Körfezi’nde denize dökülmeden önce birleştikleri yer olup, bu su yolunun uzunluğu 193 km’dir.

[7] Mareşal Arthur Barret (1857-1926). Hindistan Ordusundaki bir İngiliz subayıydı. 1875 yılında İngiliz Ordusuna katılmış, 1879 yılında İkinci İngiliz-Afgan Savaşı’na, 1888 yılında Hazara Seferi’ne, 1891 yılında Miranzai Operasyonları’na ve Hanza Naga Seferi’ne katılmıştır. 1907 yılında tümgeneral olmuş, 1912 yılında da 6. İngiliz-Hint Tümenine komutan olarak atanmıştır. İngiltere’nin 5 Kasım 1915 tarihinde Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesi üzerine tümeniyle birlikte Mezopotamya’ya görevndirilmiş ve Basra’ya intikâl etmiş, 1914 yılı sonlarında birlikleriyle İran Körfezi ile Kurna arasındaki bölgenin tamamını işgâl etmiştir. 1915 başlarında Mezopotamya’daki birliklerin Korgeneral John Nixon komutasındaki bir kolordu altında yeniden teşkilatlanmasını takiben bu kolorduya bağlı olarak 6. İngiliz-Hint Tümen Komutanı olarak kalmıştır. Ancak çok geçmeden sağlık problemleri nedeniyle görevinden ayrılınca yerine Tümgeneral Charles Townshend atanmıştır. 1915-1917 döneminde Hindistan’da askerî görevlerde bulunmuş, 3 Kasım 1917 tarihinde de İngiltere’ye dönmüştür. Afgan Emirliği ile İngiliz Hindistanı kuvveleri arasında 1919 yılında III. Afgan Savaşı (06.05-08.08.1919)  çıktığında Kuzey-Doğu Sınır Kuvveti Komutanlığına atanmış ve bu savaşın kıdemli komutanı olmuştur. Mayıs 1920 ayında Hindistan Ordusundan emekli olmuştur. Nisan 1921 ayında mareşalliğe terfi ettirilmiştir.

[8] I. Dünya Savaşına dek Osmanlı egemenliğinde bulunan Irak coğrafyası Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerinden oluşmaktaydı.

[9] General Walter Sinclair Delamain (1862-1932). Hindistan Sefer Kuvveti D’yi taşıyan deniz konvoyunun komutanı olarak görevlendirilen General Delamain 16 Ekim 1914 tarihinde Bombay’dan Basra Körfezi’ne hareket etmiştir. Görevi, Bahreyn’deki İngiliz petrol kuyuları ve rafinerilerinin emniyeti ve Basra’daki stratejik petrol kuyularının güvenliğini sağlamak, bölgede  İngilizler   tarafından   desteklenen   yerel   Arapların Türklere karşı emniyet altına alınması şeklindeydi.

[10] 6. İngiliz-Hint Piyade Tümeni 16., 17. ve 18. Piyade Tugayları olmak üzere üç tugaydan oluşmaktaydı. Her bir tugay da üç Hint taburu ve bir İngiliz taburundan oluşmaktaydı.

[11] Kutüzzeyn, Basra ile Fav adası arasında ve Muhammara’nın da karşısında bulunan bir bölgedir.

[12] Cavit Paşa (1871-1932). 1883 yılında Harp Okulundan teğmen olarak, 1885 yılında da Harp Akademisinden kurmay yüzbaşı olarak mezun olmuştur. 14 Eylül 1908 tarihinde mirlivâ (tümgeneral) olmuştur. 25 Ocak 1914 tarihinde emekli olmuş, ancak 2 Ağustos 1914 tarihinde ilan edilen seferberlik çerçevesinde 3 Ağustos 1914 tarihinde 4. Ordu Komutanı, 29 Ağustos 1914 tarihinde de Bağdat, Basra ve Musul Havalisi Genel Komutanı olarak atanmıştır. 25 Ocak 1915 tarihinde tekrar emekli olmuştur.

[13] Korgeneral John E. Nixon (1857-1921). İngiliz-Hindistan Ordusunun üst düzey generallerindendi. I. Dünya Savaşında Bağdat’a yönelik ilk İngiliz seferinde sonu felâket olan emirler vermiştir. Sandhurst’taki Kraliyet Askerî Akademisinden mezun olduktan sona İngiliz Hindistanı Ordusuna katılmış ve düzenli olarak terfi etmiştir. 1914 yılından önce korgeneral rütbesinde ve Hindistan’da Güney Ordusunun komutanıydı. Komutasında birlikler Hindistan dışında olan dört tümen ve iki intikâl tugayıydı. Osmanlı Devleti Kasım 1914 ayında Birinci Dünya Savaşı’na savaşa girdiğinde İngiliz Hindistanı Ordusuyla Osmanlı egemenliğindeki Basra’yı işgâl etmelerinin Müttefikler lehine savaşa katkı sağlayacağını düşündü. İngilizler, Basra’ya ulaşabilmek için öncelikle Abadan’daki petrol sahalarını hemen ele geçirdiler, ardından da Osmanlı direnişinin zayıf olması nedeniyle Basra’yı hızla aldılar. Nixon bu bölgeyi kontrol etmek için 1915 yılı başlarında bölgeye birlikler göndererek imkânlar elverdiğince Mezopotamya’ya kadar olan bölgeyi ele geçirmek için bir taarruz planı yapmaya koyuldu. Mezopotamya’da yapılan İngiliz ilerlemeleri başlangıçta başarılı oldu. Bölgedeki iyi teçhiz edilmemiş Osmanlı birliklerinin iaşesi de iyi değildi. Ocak-Kasım 1915 döneminde İngiliz-Hint Birlikleri Dicle ve Fırat Nehirleri boyunca Bağdat’a doğru ilerledi.Bu çerçevede en ileri hedef olan Kut 26 Eylül 1915 tarihinde General Townshend komutasındaki 6. İngiliz-Hint Tümeni tarafından ele geçirildi. Burada, Tümgeneral Townshend komutasındaki 6. İngiliz-Hint Tümeni birlikleri Basra-Bağdat güzergâhının tam ortasındaydılar. General Nixon sefere devam edilmesini ve bu çerçevede 6. İngiliz-Hint Tümeninin Dicle Nehri’nin yukarısı istikâmetinde ilerlemesini emretti. Bu esnada bölgedeki Osmanlı birlikleri takviye aldılar. Karargâhıyla Dicle Nehri’nin yukarısına doğru ilerleyen Korgeneral Nixon, Noel’de Bağdat’ta olmayı ümit ediyordu. Ancak, Kasım 1915 ayı sonlarında Tümheneral Townshend komutasındaki birlikler Selmân-ı Pâk Muharebesi’nde başarılı olamadı ve Kûtü’l-Amâre’ye çekildi. Kut’a gelen Osmanlı birlikleri İngilizleri kuşattı. Bu noktada Townshend, Kut’tan geri çekilmek için müsaade istediyse de Korgeneral Nixon bunu kabul etmedi. Kut’ta savunma yapmakta olan İngiliz-Hint birliklerinin ikmâl ve iaşesi kritik bir konuydu. Bu problem, Nixon’un, Kut’taki Türk kuşatmasını kırmak için aceleyle bir çaba başlatmasına neden oldu. Dicle Kolordusu Komutanı General Aylmer komutasındaki yardım kuvvetleri, Ocak 1916 ayının başlarında harekete geçti. Ocak-Nisan 1916 döneminde Türk birlikeri ile birçok yaptıkları muharebelerde İngiliz kuvvetleri başarılı olamadı ve Kut’a da yardım götüremediler. Yaşanan yenilgiler ve Kut Felâketi nedeniyle suçlanan Korgeneral Nixon, sağlık sebepleri gerekçe gösterilerek görevden alınmış, yerine de Korgeneral Percy Lake atanmıştır. 1917 yılında, resmî bir komisyon, Kut’ta başarısızlık olduğunu bildirmiş ve Nixon’u da kusurlu bularak suçlamış, bu da Nixon’un askerî kariyerini sonlandırmıştır.

KAYNAKLAR

—; Balkan Savaşına Katılan Komutanların Yaşam Öyküleri, Gnkur.Bsmv., Ankara 2004,

—; Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi İran – Irak Cephesi 1914 -1918 C. III / I, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yay., Gnkur.Bsmv. Ankara 1979.

Aydemir, Şevket Süreyya; Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, C. III, Remzi Kitabevi, İstanbul 1972.

Balcıoğlu Mustafa; “Teşkilat-ı Mahsusâ’nın İlk Başkanı Süleyman Askerî Hakkında: Bir Fedâinin Biyografisi”, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Cumhuriyete, 1. Baskı, Nobel Yayın Dağıtım, İstanbul 2001.

Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılâbı Tarihi, C. III, Kısım I, TTK Bsmv., Ankara 1983.

Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılâbı Tarihi, C. III, Kısım II, TTK Bsmv., Ankara 1983.

Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılâbı Tarihi, C. III, Kısım III, TTK Bsmv., Ankara 1983.

Belen, Fahri; 20 nci Yüzyılda Osmanlı Devleti, 20 nci Yüzyılda Osmanlı Devleti, Remzi Kitabevi, İstanbul 1973.

Denker, Arif Cemil; Birinci Dünya Savaşı’nda Teşkilât-ı Mahsusa, (Yayına haz.: Metin Martı), 2. Baskı, Arma Yay., İstanbul 2006.

Earle, Edward Mead; Bağdat Demiryolu Savaşı, (Türkçesi: Kasım Yargıcı), Milliyet Yay., Birinci Baskı, İstanbul 1972

Eraslan, Cezmi; “I. Dünya Savaşı ve Türkiye”, Türkler, C. 13, 7. Baskı, Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002.

Erickson, Erik Jan; Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu, (Çev.: Kerim Bağrıaçık), Türkiye İş Bankası Yay., İstanbul 2009.

Görgülü, İsmet; On Yıllık Harbin Kadrosu (1912-1922), TTK Bsmv., Ankara 1993.

Güler, Ali; Askeri Öğrenci Mustafa Kemal’in Notları (Arşiv Belgelerinin Işığında), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2000.

Hart, B.H. Liddell; Strateji Dolaylı Tutum, (Çev.: Selma Koçak), Doruk Yayımcılık, İstanbul 2003.

Kösoğlu, Nevzat; Şehit Enver Paşa, 1. Baskı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2008.

McGuire, John Thomas; “Nahr-Al-Kalek, Battle of”, World War I: The Definitive Encyclopedia and Document Collection, Vol. III, (Ed. Spencer Tucker), 2nd edition, ABC-CLIO Inc., Santa Barbara – California – USA 2014.

Paksoy, İrfan; Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 2018.

Riddick, John F.; The History of British India: A Chronology”, Preager Publishers, Westport – Connecticut – USA 2006.

Sabis, Ali İhsan; Birinci Dünya Harbi Harp Hatıralarım, C. I, Nehir Yay., İstanbul 1990.

Shaw, tanford J. ve Shaw, Ezel Kural; Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, C. 2, Üçüncü Baskı, İstanbul 2000,

Tucker, Spencer C.; “Nixon, Sir John (1857-1921)”, The Encyclopedia of World War I, Vol. III, (Ed. Spencer Tucker), ABC-CLIO Inc., California – USA 2005.

Zürcher, Erik Jan; Savaş, Devrim ve Uluslaşma Türkiye Tarihinde Geçiş Dönemi (1908-1928), 1. Baskı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2005.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir