Hazreti Hak melûl etmeye. Hazreti Hak mes’ûd ve mesrûr eyleye. Dil, şirazesinden çıkmaya. Vakit yapraklarını koparmaya, edebiyle kala. İnsan kalbinden fethola. İnsan başını kalbinden dışarı çıkarmaya. İnsan vaktiyle birlikte mirac eyleye. İnsan Hazreti Hak’tan kendine tenezzül eyleye. İnsan kendinden Hazreti Hak’ka mirac eyleye. Toprağı teyemmüm toprağı ola, suyu abdest suyu. İnsan hazreti Âdem hırkasından hazreti zaman manasına vasıl ola. İnsan şol insan ola. İnsan insanda insanı bula. İnsan insanda insan ola.
Benim Güzel Efendim,
Vaktim titrektir. Zamanın dudaklarından bir sürü kelimeyle birlikte havalandığımda, seyr u seferimin menzilinin, o mübarek yüzünüzle makamlandığını gördüm. Sizi sabahın ulu, ikindinin masmavi kapısında gördüm. Bir rengi dokuyordunuz dilinizle, bütün vakitlerin sayfasına. Bir harf eksiğimle vardım huzurunuza. Bir harf eksikliğimin bin insan eksikliğine denk bir cürüm olduğunu gördüm. Ben nasıl bir insan eksiğiydim Efendim. Ama menzilim yüzünüzdü. Olacaktım. Olmakla, sadece olmakla emrolunmuş bir olmaklıktı bu. ‘Ya da’sı yoktu. Çünkü dediniz, Hak’kın muhalifi yoktur. Hak’tan sadır olanın da muhalifi olamazdı tabii ki. Çünkü dediniz, Hak tek manalıdır, o da Hak’tır. Hak’kın karşısına varlık iddiasıyla dikilen ‘muhalif’, fani olma illetiyle bekalanmıştır. Siz ne dediyseniz ben O’ydum Efendim. Olduğum şey olacaktım evet, çünkü O’ydum.
Sabahın o ulu kapısında tutmuştunuz elimi. Eliniz buram buram insandı. İnsan sıcağıydı. Eliniz Hak’tan bir nurdu Efendim. Elim, elinizde insana dönüştü. Dilimse, dilinizde Hak manasını vatan bildi. Sakarya havzasında gezdirdiniz beni ilkin. Toprağınız toprağımdı eyvallah. Fırat suyu içirdiniz sonra. Bir Dicle akşamında yıkanıp, Yesevî semasına, Nakşıbend sofrasına, Kübrevî ahlakına vüsûl eyledik birlikte. Kalbimizle rızıklanıp, ruhumuzla sefer eyliyorduk. Ben sizden ne çok şey öğrendim Efendim. Ben sizden insan tahsil ettim. Hak telaffuz ettim Efendim. Ben sizden ‘ben’i tahsil ettim Efendim.
Ve bir ikindi vakti, Ulu Dergâh burasıdır sana dediniz. Vakit masmaviydi, vakit ikindi. Herşeyin rengi maviye akıyordu. Mavileşiyorduk birlikte. Vakit ‘Yasin’leşiyordu. Yasin okuyorduk o ulu Pîr’in huzurunda. Konevî’deydik. Konevî’nin içindeki manalardan bir mana olarak Konya’yı temaşa ediyorduk. Konevî’deydik. Konevî’ydik. Konya’ydık. Konya’m. Sevgili şehrim benim. Sevgilim. Saçları efil efil Şam kokularıyla taranmış mübarek beldem. Kalbi Şam, ruhu Medine olan hazreti şehrim… Konya’m…
Yunus Emre’m. Efendim. Dilde maksûdum. Şiirde makamım. Gönülde yârim. Seni çok sevdim. Sana olan muhabbetimi kaderim bildim. Sen kalbimin şükürlerinden birisin Efendim. Hamd o Rabbe ki, beni ‘ben’ çukurunda bırakmadı. Hamd o Rabbe ki, beni ‘ben’ çukurunda Efendim Yusuf’un rengine boyadı, çukurumu da Efendim Yusuf’un kuyusunun rengine.
Hamd, Hazreti Allah’a, salat ve selam şerefli Resûlü Muhammed Mustafa’yadır.
Erdal ÇAKIR

Son Yorumlar