Zamanı Durduran Şehirler – I

Rheinland‘ın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri de Monschau. Buraya gelen her ziyaretçi, yaklaşık 100 yıl önce yabancıların şehir hakkında yazdıklarını duyunca, şaşırıp kalıyor. Bana da ilginç, hatta eğlenceli geldi gezginlerin Monschau yöresini nasıl gördükleri ve tanımladıkları…

Eifel “Almanya’nın Sibiryası” imiş sözde. 20. yüzyılın başlarında bile bu dağlık bölge hakkında yaygın bir görüş. Yakındaki Aachen, Köln veya Trier şehirlerinden Eifel‘de birkaç gün geçirmek için yola çıkan zamanın gezginleri, Kuzey Eifel’in özellikle korkunç ya da ürkütücü bir yöre olduğunu düşünmüş olmalılar. Şimdi sınırın her iki tarafında bulunan doğal zenginlikler sayesinde genellikle “göller bölgesi” olarak adlandırılan KRV eyaletine bağlı dağlık bir alandan söz ediyoruz. Bugün, burası Almanya ve Belçika’ya ait Milli Park olarak bilinmektedir.

Uzun, upuzun bir zaman önce, Kuzey Eifel‘e bir dev uğramış. Elinde, baston olarak kullandığı, büyük bir çapa tutuyormuş. Dev, sırtında oyuncakların olduğu büyük bir çuval taşırmış: Evler, kiliseler, kaleler, değirmenler ve köprüler…

Birgün dev yoluna devam etmek istemez. Islak bir yamacın eteğine oturur, oyuncak dolu çuvalını yere atar ve çapasıyla derin oluklar kazmaya başlar. Açtığı oluklar yeterli derinliğe ulaşınca demirden suyu bu oluklara yönlendirir ve akarsuların ortaya çıkmasına izin verir! İki büyük dere bir yerde kavuştuğunda, dev o kadar çok sevinir ki içinden şöyle der: “Buraya oyuncaklarımı serpmek ve oynamak istiyorum!” ve öyle de yapar. Çuvalını boşaltır, iki oyuncak kaleyi bozkayalar üzerine yerleştirir; vadiler içinden akan ırmakların soluna ve sağına kiliseler, evler ve değirmenler dağıtır, akarsu ve yamaç arasında yeni evlerin inşa edilebilmesi için geniş bir alan bırakır. En sonunda akarsuların üzerine köprüler kurar…

Elbette bu söylediklerim Monschau’lu annelerin küçük çocuklarına anlattıkları bir masalda geçiyor. Lakin Monschau şehri gerçekten yaratılmış olabilir! Sevgili devimiz uzun zamandır kayıp, ama oyuncakları kasabanın tam ortasından el ele akan Rur ve Laufenbach kıyısında yerli yerinde duruyor. Ve bu devasa oyuncaklar her yıl onbinlerce ziyaretçiyi kendine çekiyor, elbette onlar Monschau’nun nasıl yaratıldığını (veya yaratılabileceğini) bilmiyorlar; sadece oyuncakların attığı neşeli kahkahaları işitiyorlar.

Monschau ismi ilk olarak 1198’de kayıtlara “Mons Ioci” olarak geçmiş ancak ismin kökeni hakkında kesin bilgi bulunmuyor. Haçlı Seferleri ile bağı olduğunu düşünenler var. Şehir ünvanı kullanması yönünde resmi bir belge de mevcut değil ama 1476’dan beri bu yönde çeşitli resmi onaylar olmuş. 1815 Viyana Kongresi ile ilçe Prusya’ya bağlanmış. 1918’de Kayzer II. Wilhelm‘in emri ile ismi değiştirilir. Eski adı Montjoie bir kenara atılmaz. 1644 Din Savaşı’nda olduğu gibi 1944 II. Dünya Savaşı’nda da şehir yıkıma uğramaz. Savaş alanlarına uzak olması sebebiyle mimarisi büyük ölçüde muhafaza edilir.

Muhtemelen 13. yüzyılın başında, Monschau Kalesi, Limburg Dükü tarafından Munioie’de bir üs olarak inşa edilmiş ve 14. yüzyılda genişletilmiştir. Laufenbach deresinin Rur’a aktığı vadinin üzerinde yer alır. Bugün Monschau’daki gençlik hosteli restore edilmiş bu kalede bulunmaktadır.

1618-1648 yılları arasında süren Mezhep Savaşları sırasında Protestan mültecilerin akımına uğramasıyla birlikte şehir nüfusu hızla arttı. Monschau şehrine dokumacılık sanatını getiren, Aachen çevresindeki din kavgasından kaçarak buraya göç eden Protestan kumaş üreticisi Arnold Schmitz‘dir. Ki dokuma atölyesi ‘Schmitz Han’ olarak hâlâ ayakta duruyor. Yine eskiden elle dokunan kaba kumaşların yerine ince kumaşların dokunabilmesi için yurtdışından kaliteli yün iplik ithal edilmesi gerekiyordu. Bu görevi de Protestan iş adamları üstlendi ve İspanya ile iş bağlantıları kurdular. Bu sayede kaliteli ürünler Avrupa ülkelerine ihraç edildi ve üreticiler yüksek kazançlar sağladı. Yine ‘Bergisches Land’ bölgesinden kaçarak Monschau’ya gelen Protestan papaz Johann Heinrich Scheibler, ekonomik açıdan kenti zirveye taşıdı. 18. yüzyılda Tekstil endüstrisinin başkenti yaptı.

Bugün bu yükselişin görülebilen tek simgesi, Scheibler ailesi tarafından 1760 yılında yaptırılan “Kırmızı Ev”. Laufenbach deresinin Rur ırmağına aktığı noktaya hâkim bu bina; konut, ofis, depo ve üretim yeri olarak çok yönlü hizmet vermiş. Scheibler de yünleri Antwerpen ve Rotterdam üzerinden İspanya’dan ithal eder, kendi atölyelerinde iplik haline getirir.

1794’ten 1814’e kadar Fransızlar bir kez daha idareyi ele alırlar. Şehri bir kanton merkezi haline getirirler. Ki Roer, Rur’un Fransızca söylenişidir. 1816 yılında Monschau tekrar kasaba konumuna düşer.

Ancak Prusya Devleti’nin yanlış gümrük politikası ve şehrin demiryolu ağına geç bağlanması yüzünden sanayi 19. yüzyılda gerilemeye başlar. Monschau’daki son tekstil fabrikası, Rheinische Wollwerke, 1982 yılında kapanır. Ve şehir mecburen turizme açılır…

Görüleceği üzere; küçük sapmalar dışında, bu bölge Caroling döneminden beri Fransa-Almanya siyasi ve askeri çatışmasının kurbanı olmuştur. En son 1 Ocak 1972’de çıkarılar Belediyeler Kararnamesi ile Monschau Bölgesi dağıtılır, Monschau ilçe olarak da işlevini kaybeder ve yönetim Aachen şehrine geçer. Bu reform 1000 yıllık bir süreçte gelişen tüm yapıları silindir gibi ezdi. Çevre köyler kasabanın yeni semtlerine dönüştü. Tuhaf biçimde bu yeni idari yapılanmanın amacı yöre halkına hiçbir zaman açıklanmadı…

Bir yıldır gittiğim şehirlerin yerel tarihini de okuyorum. Bu sayede öğrendiğim genel tarih bilgilerini ‘revize’ etme imkânı buluyorum. Son gezim bu yaklaşımımı doğruladı. Örneğin siyasi erkin aldığı ekonomik kararların toplumsal ve siyasal hayatı doğrudan etkilediğini tekrar müşahade ettim. 1794 Fransız işgali ile piyasaya müdahaleler başlıyor. Üreticilere zorla satılan karşılıksız devlet tahvilleri yüzünden Fransa Devleti’ne güven sarsılıyor. Şirketlere yönelik müsadereler ekonomik bir çöküşe yol açıyor, ancak 1800’lü yıllardan itibaren ayakta kalan şirketlerin modernizasyonu hızlanıyor. Başarılı şekilde yürütülen konsolidasyon bu kez Prusya Devleti’nin hatalı uygulamaları nedeniyle ciddi kesintiye uğruyor. Şehir ekonomisinin ara sıra düzelmesine rağmen, 19. yüzyıldaki üretim 18. yüzyılın çok gerisinde kalıyor. En önemlisi girişimciler Doğu Avrupa’ya kaçıyorlar.

Kısaca, 19. yüzyılın ortasında Monschau yöresi sınai kalkınma ile temasını büsbütün kaybetti. Şehrin demiryoluna bağlanması (1885) bu eğilimi durduramadı. Nüfus sürekli düştü, hatta 20. yüzyılın başında yarı yarıya azalmıştı. Tekstil endüstrisi 20. yüzyıl ortasında varlığını tamamen yitirdi.

Birinci Dünya Savaşı’na kadar Belçika sınırları içinde kalan bu şirin kasaba Alman sakinlerine rağmen ‘Montjoie’ olarak cazibesini devam ettiriyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Arden Dağları ve Hürtgen Ormanları’nda cereyan eden savaşların kasaba üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Monschau evleri sağlam kaldı. Eski yarı ahşap binalar, Ortaçağ’dan kalma şehir surları, Barok cemaat kilisesi ve kale bugün Rur vadisine turist çekmektedir. Yapımı Büyük Karl’a uzanan ünlü Reichenstein Manastırı ise kasabanın hemen dışındadır. Ama Napolyon’un ‘sekülarizm’ inkilabından beri orada hiçbir keşiş yaşamıyor. Şimdi, 21. yüzyılda Reichenstein yeniden gündeme geliyor ve Fransız keşişler o manastıra tekrar yerleşmek istiyorlar. Bu olay siyasi deprem yaratırken Fransa – Almanya arasındaki tarihi çekişmeyi bir kez daha gün ışığına çıkarıyor.

Alaattin DİKER

Derkenar: Şehir nüfusu halihazırda 12.500. Corona salgını nedeniyle kasaba kadınları evlerinde gönüllü olarak 12.500 adet maske diktiler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir